"Tehlikeli sayılmam artık. Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum…"

Sabahattin Ali hapis yatmamak için memleketini terk etmek zorunda bırakıldı ve başına sopa vurularak öldürüldü.Bir romanı yarım kaldı.
Orhan Veli Yaprak Dergisi’nin son sayısını çıkarabilmek için ceketini sattı.Belediyenin kazdığı çukura düştü ve beyin kanamasından öldü.
Nazım Hikmet vatan haini ilan edilip ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı.Yazdıkları 40 dilde basıldı,kendi dilinde yasaktı.Vatan hasretiyle gözlerini yumdu.
Ahmed Arif posta pulu için hamallık yaptı.Yazdığı şiir yüzünden dövüldü ve bir çöplükte ölüme terk edildi.
Nilgün Marmara’nın eşi intiharından sonra “Nilgün'ün şiir yazdığını bile bilmezdim.Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı." dedi.
Stefan Zweig, “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık.” der ve ekler: “…ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."
Nedenini bilmiyorum ama artık hissizleştim. Boğucu yalnızlık duygusundan kimse beni çekip çıkarmıyor.
ben bu yolu hiç tamamlayamayacağım. fakat hayalimde bu yolun sonunda sen hep beni bekliyorsun.
“Birinin yokluğu en çok istediğin an ona gidemeyeceğini, gecenin herhangi bir saatinde özledim diye aramayacağını anladığın an başlıyor.”
Tuhaf bir şeydin sen, yangınların ortasında kalıp yanmamak kadar tuhaf…
Sen yangın olmayan yerde yanmak gibiydin fire in the body…
sana çok ihtiyacım var çok. sanki her şeyi sen iyi edecekmişsin gibi.
giderek unutuyordum seni, yoruldum gidemedim daha fazla.
“Seni, beni hiç incitmeyecek biri sanmıştım.”
Yaşarken anlamadım ama şimdi bakınca kendime,diyorum ki; “sen bu kadar şeye nasıl sabrettin.”
Elimin değdiği her şeyi güzelleştireceğim. Sadece bana ait olanları, en sade haliyle. Uzun uzun bakıp ne güzel oldular diye seveceğim. Kimsenin şahit olmasına gerek yok. Ben biliyorum, bana kalsınlar.




