*kitaplarım elimden alınacak olsa, tecrübesizliğimi hesaba katarsak, harap ve bitap düşerdim. işte kitaplarda yazılanlara bu denli bel bağlamıştım. bir kitabı okuyunca, tamamen o kitabın delisi olur, ona güvenir, onu özümser, onunla empati kurar ve dahası, kitabı hayatımın bir parçası haline getirmeye çalışırım. sonra, bir başka kitap okuyunca, bir anda değişip ona odaklanırım. başkalarının tecrübesini çalıp sanki benim başımdan geçmiş gibi yeniden canlandırmak, işte bu sinsilik var ya, bu gerçekten sahip olduğum tek meziyet. sahiden diyorum, hangisinin gerçek ben olduğunu kestiremiyorum. artık okuyacak kitap kalmaz ya da taklit edecek bir model bulamaz olursam ne yaparım acaba? en iyisi hiçbir şey düşünmemek. *
*kalbimi kırdıktan sonra eline geçen şeylere bakıyorum da, baya bir zavallı ve acınası bir durumdasın.*
*"bu dönemin insanı değilsin sen." demiştin. haklısın. ama sen öylesin. aramızdaki fark bu olsa gerek ? sorun değil alışığım yalnızlığa, bırak beni ve yoluna bak. her zaman kalbimde olacaksın, ne kadar kalbinde değersiz olsam da. anılarımız canlanacak içerisinden bir hüzün doğacak ama endişe etme, ah doğru etmezsin değil mi unutmuşum. ben o vakte kadar hayatta bile olmayacağım. bu bir veda mektubu mu ? ah hayır, hayır, hayır yanlış anladın. ben seni bırakmam, bırakamam.*
*"onu her gün görmezsem mutsuz oluyorum. onsuz yapamıyorum." "inanılmaz! sanatın dışında hiçbir şeyi umursamadığını düşünürdüm." "bundan sonra benim sanatım o."*
*herkese baktıkça "neden bende bunu yaşayamıyorum" ya da "bunu bende neden hak etmiyorum" gibi söylemlerim çoğalıyor. insanlık mı? gördüğüm en mide bulandırıcı şey. herhangi birisini sevmek ya da değer vermek artık midemi bulandırıyor. sol gözüm fazla içmekten görmez oldu. sorun değil ama değil mi? hep sorun değil olarak kalmaya devam edecek her şeyim için tekrardan nefret ettim. her zerremle. akşamdan kalma sarhoşluğum sayesinde intiharımı planlıyorum. yaşasın insanlık!!! (!)*
*"neyse" çok basit bir kelime gibi gelse de aslında anlatamadığım her şeyi içinde barındırıyor. kabuğu yırtılmış yara gibi durmadan kan kaybediyor, kendime gelemeden soğuk karanlığın içinde kayboluyorum.*
*gerçek aşk sadece dokunmak değildir, gerçek aşk sadece konuşmak değildir. gerçek aşk, gittiğinde bile varlığını hissedip onu sonsuz özlemektir.*
*hislerim basit bir hoşlantı olmadığını biliyorum. onun sevgilisi olması ihtimali yahut benden hoşlanmama ihtimali beni öyle korkutuyor, öyle üzüyor beni. benim olayım onu sevmek. gülüşünü, saçlarını, yürürken kafasını öne eğişini, umursamazlığını, sinirlenince konuşma şeklini, mimiklerini, parmaklarını, çene hattını… düşünüyorum ki tanımadan sevilir mi ? eğer öyle olmazsa benim göğsümü ne yakıp kavuruyor ? benim kalbimin çarpması için onu görmeme gerek bile yok, aklımdan geçsin yeter. hoş, çıkmayı bilmiyor zaten aklımdan. rüyalarımda, aklımda, gerçekliğimde, hayalimde… öyle bir bağ hissediyorum ki onunla aramda. bir insan o üzgünken hastalanır mı ? ateşler içerisindeyim efendim. ne yapacağımı bilmiyorum…*
*içimde kalan insanlığın son çırpınışları. nazik olmaya çalışmanın getirdiği kırılganlık ile aile baskısının getirdiği daha niceleri beni her zerreme kadar parçalıyor. insanlık. ne israf.*
*'intihar etsem ne yapabilirsin ki ?' lafta kalmadı bu sözü. kırıldım, kanadım, parçalandım. öyle batıyor ki bu durum ve öyle sert çarpıyor ki yüzüme gerçekler. ne diyebilirim. acizliğimin her zerresi tenimin altında sinirlerime vuruyor, dilim hareket dahi edemiyordu. kuru ağzımla sanki becerebilecekmişim gibi yutkunmaya çalıştım. olmadı. olmuyor, olmuyor, olmuyor. ellerimi belime götürüp parçalarcasına kazıdım. rahatlamıyorum. beynim susmuyor, susmayacak, bana inanmıyorlar.*
*istemediğin şeylerde olacak. ağlayacaksın mahvolacaksın. sürekli. mutluluğun elinden sıyrılıp gidecek, sesini bile çıkaramayacaksın. yalnızlığın ve gözyaşların olacak yanında. hıçkırıklarına gömülüp oturacaksın karanlıkta. arkandan sadece iyi bir insandı diyecek, dedikodun dillerden düşmeyecek. toprağı üstüne attıkları zaman her şey geç, sen ise göremiyor olacaksın. işte o an huzura kavuşacak, insanlığın acımasız ellerinden, sevgilinin kollarından sıyrılmış halde herkesi dinliyor olacaksın.*
*bazı insanlar çok şey yaşardı, kaldıramayacağı kadar. sorunları yaşlarına böldüğümüzde bölüm ne kadar büyükse, öyle bir şiddete depreme maruz kalırdı hayat bağları. bazıları dans ederdi. bazıları okurdu. bazıları izlerdi. bazıları yazardı. bazıları uyurdu. bazıları ise…*
*eninde sonunda yalnız başıma karar verip yine yalnız başıma hareket etmek zorundayım. başka çarem olmadığını düşününce gözyaşlarıma hakim olamıyordum. ilk defa bu kadar perişanım... merak ediyorum herkesin onayını almamın bir yolunu var mı diye. yere yığılmamaya çalışarak direkten destek aldım. gülüyordum. hayır hayır, kahkaha atıyordum ama içim kan ağlıyordu. göğsüm ağırlaştı, acı içerisinde tekrar ağlamak istedim ancak bu sefer ağlayamadım. insanlık onuru dedikleri şey bu olmalıydı. kımıldayamıyordum. orada öylece dikilirken kaskatı kesildiğimi hissettim.*
*kararlılıktan yoksunum, feci kusurlarım var, gelecekte ne yapacağım konusunda kesinlikle hiçbir fikrim yok. herkese rahatsızlık verdim ve yük oldum. intihar edecek enerjimi dahi kaybetmiştim.*
*babamın yüzünün nasıl göründüğünü hayatım boyunca unutmayacağım. gülüşünde, yetişkin yaşamından bir kareyi saniyelik görebildiğime eminim. hayır, hayır, hayır, olmaz böyle, en ufak azim göstermiyorsun, tekrar düşün, bu gece otur ve dikkatlice düşün. hayatta kalmak istiyorsan yozlaşmak zorundasın, diyerek beni eleştirenlerdense gidip gebermemi söyleyen insanları tercih ederim. en azından dürüstler. bunun gibi akıl vermeler eşliğinde arkamda kovalayan varmışcasına hızla üst kata çıktım. yatakta uyanık vaziyette, bir şey düşünmeden tavana boş boş bakındım. ağlamak istedim.*
Seninle hiç konuşmadım ama sanırım senden hoşlanıyorum yazarsam cevaplar mısın ?
*bir o kadar narsist olup bir o kadar da anksiyetesi olan birisiyim. benim gibi iğrenç ve rezil birisini sevebilecek kimsenin olmadığına emindim ki. şuan ki durumuma, sevgilimin beni bu kadar sevmesine hayret ediyorum. sevgilimin sevgili kızı, tek cadısı, zırlayıp duran bebeği ve asla susmayan kuşuyum. onu seviyorum. hayır hayır, ona aşığım. bu cevabın size yeterli olduğunu düşünerek iyi günler diliyorum.*
*Я устал, не могу ни о чем думать, и все, что я хочу, это положить голову на колени, Милена, почувствовать твои руки на моей голове и остаться таким навсегда. ах Милена, у меня сегодня дождь на веках...*
*dört duvarın karanlığı arasında çaresizce kapana kısılmış gibiydim. sanki nefes alamıyordum. panjurun hafif aralığından içeriye giren sokak lambasının ışığı gözlerimi alıyordu. duvarların soğukluğu ve griliği içimde yaşayan gölgeleri, düşünceleri ve karakterlerimi isyana sürüklüyordu. güçsüz biriyim demek ki. demek ki bende feci bir kusur var. lekeli çarşafımı düzeltip ayağa doğruldum. hastane sarısı panjuru hafiften aralayıp sokak lambasının karanlığı altında hafif kömür kokulu rüzgardan, beline gelen sarı saçları savrulan genç bir kadını gördüm. gecenin kasvetine ve soğukluğuna uymayan yeşil mini eteğini titreyen bacaklarına doğru çekiştiriyordu. ağır parfümünün kokusu rüzgarın kömür kokusuna karışmıştı. yüzündeki ifade dokunsan bozulacak gibiydi. nefes almayı kestim, o naif görüntünün bozulmasını istemiyordum. bir süre kadının ince zarif bacaklarını, kollarını kıvırışını ve yoldan birisi geçerken ki hafiften sarsılmasını izledim. basık otel odasının balkonuna çıktım. sonbahar gecesinin parlak yıldızları ve ayağımın dibinde kıvrılan, kimin kedisi olduğunu bilmediğim bir kedi, gri ve kömür kokulu gökyüzü altında bana eşlik ederken ağlamaya devam ettim. gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken daha fazla orada durmaya dayanayamayıp içeri, lekeli çarşaflarımın arasına kıvrılmaya geri gittim. soğuk odanın içerisinde, sokak lambasının içeriye vuran ışığı altında bir ileri bir geri oynayan gölgelere göz gezdirdim. yılanı andıran gölge incecik ve zarif olduğuna göre dişi olmalıydı. yılan usulca bir gül demetini andıran gölgeye doğru ilerledi, gülün ardına varınca durup boynunu kaldırdı ve kırmızı bir kurdeleyi andıran dilini çıkardı. etrafa bakınıp çiçeklerin arkasına sindi. lekeli çarşafımı düzelttikten sonra yılana doğru baktığımda çoktan ortadan kaybolmuştu.*

