Avrupalılara kendinizi sevdirmeye çalışmayınız. Zira bizi sevmelerini sağlayacak kadar kudretli bir Stockholm sendromu henüz keşfedilmiş değil.
Postların Kralı bildiğin.
Adamın anasını sikeriz anasını.
post dediğin böyle olur
göte geldiler

Avrupalılara kendinizi sevdirmeye çalışmayınız. Zira bizi sevmelerini sağlayacak kadar kudretli bir Stockholm sendromu henüz keşfedilmiş değil.
Postların Kralı bildiğin.
Adamın anasını sikeriz anasını.
post dediğin böyle olur
göte geldiler
> 13yaşındaki KüçükEdaKayıp Çogaltalım canlar
Çok düşündüm sen yokken, kavgalar anlamsızmış Çok fazla zamanım oldu, bağırmam aptalcaymış Hiç düşünmemiştim sensiz bu kadar eksilere düşeceğimi Geri dönmeyi düşünürsen ileride, döndüğün gün sana sarılırken kırabilirim kemiklerini
Hiç tahmin edemezsin seni ne kadar özlüyorum Aklına bile gelmez gülüşüne kaç şiir yazıyorum Bilmezsin günde senin için kaç sigara içiyorum Gülüşmelerimizi hatırladıkça anlamsızca ağlıyorum Tutmayacaksın artık elimden biliyorum Bu yüzden kendi başıma yaşıyorum Derdimi kimseye anlatamıyorum Gördüğün gibi durmadan şiirler yazıyorum Yokluğun veya gidişin değil Verdiğin onca sözden birini tutamaman koyuyor Gelsen, “özlemedim” desen inanırım Ama kalp bu işte Ne dersen de laf anlamıyor, bildiğini okuyor Sadece seni seviyor.
bir tek seni özlüyor, bir tek sana hasret bu yürek. parmak uçlarım, yüzüne, gözlerim, gözlerine, dudaklarım, boynuna hasret. nolursun, çık gel, yetmedi mi bu özlem?
nasıl böyle hissedebiliyosunuz, cidden sorun bende mi arkadaslar ya
Oha ya, çok güzel😻😻
İçimden söküpte alamazlar ya, Hayalini aklımdan çalamazlar ya.
Geçenler de duydum, Başkasını seviyormuşsun. Başkasını. Beni değil. Başkasına 'aşkım' diyormuşsun. Bana değil. Başkasına 'seni seviyorum' diyormuşsun. Bana değil. Oysa verdiğin sözler vardı, 'senden başkası olmicak' demiştin bana. Ulan ben her engeli yıkıp çıktım karşına sever dedim. Bu onlar gibi değil, her kahrımı çeker, gitmez, hep sever sandım. Benden başkası ona benim gibi dokunamaz, buna dayanamam sandım. Ama noldu biliyor musunuz? Benden başkası da oldu, sevdiğime de değmedi, herkes gibi çıktı, kahrımı da çekmedi, en acısı da gitti. Benden başkası ona dokundu, ve ben buna dayandım. Darbe aldıkça daha da güçlendim. Bak şimdi eskisi kadar susmuyorum sevdiğim, bak şimdi hiç susmuyorum. Sana kadını da şair eden bir adam çıkar elbet demiştim ya, o adamı sen sanmışım, kusura bakmayasın, "adam olmayanlar" şair etmezmiş kadını. Sövgülerimle.
Söylesene kirli sakallı adam: 'Öldürebildiğin kadına,ardından şiir yazılabilirmisin'
Yazabilirim!Yazıyorum şuan…
Ona biraz konuşalım dedim ama, konuşmasını istemedim."Son kez aynı masada oturup, karşısına geçip; ”Cinayet gibisin kadınım, göğüs kafesimde işleniyorsun.” dedim.Aldırış etmedi ama o an iş bitmişti.Geç dönülen mesajlar, telefonu yüzükoyun bırakmalar, boşverilen iyi geceler, günaydın mesajları.Bir boka benzemeyen iki insan olup çıkmıştık.Sonunda hepsinden kurtulmuştum.ve aşk bir daha hiçbir savaşlakurtarılmayacak ülke haline gelmişti.
Waow
Oysa ben senin için, gökyüzümden vazgeçerdim
Amına koduğumun malı
Sövdüm, sövdüm ben dünyaya.
çaki baba
Nerde lan o djndjdj
Bırakmıyor, acıtmadan.
Ediz Çağıran, Yabancı (via piercing-lover)
YABANCI kadar güzel bir şey var mı be
⚫
İşte sevgilim💕
Tatlılığa bak abi ya :D
Affetmem yerim 😎
I'm a panda🐼
Gelişine vurasım geldi o nasıl geliş
Paytak paytak fkkgkdkfls
Ahanda ben :Dd
çok güzel be
Karı güzel
aşk nedir? Kaslı yakışıklı bedenlere duyulan hayranlık mı? Tatlı kızların kırmızı rujlarına duyulan ilgimi?
Aşk nedir biliyor musun?.. Ben henüz bildiğimden emin olamıyorum…
Ben bir Nietzsche hayranıyım, çok severim. Bu yüzden ondan ve onun fikirlerine, kısmen de hayatına değinen Nietzsche Ağladığında adlı romandan aldığım alıntılarla aklımdaki aşk anlayışına kendi hayatımla da ilişkilendirerek kısaca değineyim dedim…
(Edit: Dedim de duramamışım sanki, uzun olmuş biraz. Kusura bakma…)
En başta şunu söyleyeyim; daha önce Nietzsche’ye kesinlikle katılırdım.
Der ki Nietzsce romanda:“Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz, ama daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil.”
Bunu gördüğümde aklım, yine aynı kitapta geçen Nietzsche’nin şu sözüne gider:“Daha derinlere inip motivasyonlarınızın kaynağını bulun! Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine-hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir.”
Buna göre aşk, ben-merkezci bir oluşumdu. İnsan ihtiyaç duyduğu duygulara başkalarını kullanarak ulaşmak istiyordu. Aşk, bir insanın diğerini kullanmasının yolunu açıyordu, bunu meşru kılıyordu.
Buraya kadar her şey iyiydi. Hani derler ya, “mantık” adamıydım. Duyguların bir önemi yoktu, kafam rahattı. Ama yine de ödüm kopardı sevmekten, “aşık” olmaktan filan. Herhangi birini herhangi bir şey için kullanmak bana göre değildi. Yalnızdım. Ya da öyle olduğuma inandırmıştım kendimi, bilemiyorum.
"Aşk Tek Kişiliktir" demişti Yılmaz Odabaşı. Buna inanmıştım. Kazara seversem bile, sırf o kişiye zarar ver(e)meyeyim diye, açılmayacaktım. Sonra başka bir şey daha gördüm. Ona cevap vermişti Ataol Behramoğlu. Ve demişti ki: “Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk iki kişiliktir.”
Mahvolmuştum…
Ardından da yapıştırmıştı Nietzsche:“Benim hayalimdeki aşk, iki insanın birbirini sahiplenmesinden çok daha öte bir şey…”
İşte bu cümleden sonra mükemmel bir kafa karışıklığı yaşadım. Ve az önce bahsettiğim rahatlık, beni rahatsız etmeye başladı. Rahat resmen battı. Derken birini seviverdim. Daha doğrusu o, bana kendini sevdirmeyi başarmıştı. Olay onu sevmem değildi tabiki, benim de onu sevdiğimi bilmesini istiyordum bu kez.
O an ne anladım biliyor musun? Ne ben Nietzsche’ydim ne de o Lou Salome. Sonuçta Nietzsche’nin aşkla ilgili düşünceleri yaşadıklarıyla paraleldi. Nefretle yoğrulmuş bir aşk söz konusuydu onun için. Çünkü o, Lou Salome tarafından kullanıldığını düşünüyordu. Aşka atfettiği ben-merkezci yaklaşım da bu yüzdendi.
Neyse ne işte… Onunla mutluydum, aşk vardı sahiden. Ve sahiden bir boka yarıyordu. Sonra klişeler sıkışmıştı aramıza belki, bilemiyorum. Ayrıldık. Ve ben, sevdiğim için kesinlikle pişman değildim.
Şöyle arada kafamı kaldırıp etrafıma bakayım diyorum, sonra adam gibi sevmelerin hasretini çekiyorum. “Aşk denen şey ancak bu kadar basite indirgenebilir.” diyorum her seferinde. Ve çıta, her seferinde biraz daha aşağılara çekiliyor sanki.
Şiir okumayan ve tabiri caizse arkadaşım Hakkı Taşğın’ın da dediği gibi “popülizmin kulu” olmuş insanların oradan buradan topladıkları küçük şiir kesitleriyle hava atmalarını izliyoruz şimdi.
▪ Çaya tapıyoruz hepimiz. (Eyvallah)
▪ Papatya seviyoruz hepimiz. (Pekala)
▪ Mavi ya da siyah zaten vazgeçilmezimiz. (Amenna)
▪ Bir de sevgilimizle el ele tutuşup yağmurun altında sırılsımlam ıslanmışsak “tamam” oluyoruz işte… (Bu nedir ya?!)
Mikro ölçekteki kişisel deneyimleri makro ölçeğe uyarlayıp “Ahh beee… Ne kadar da romantikmiş…” diyoruz. Yetmezmiş gibi bir de bunların kabul edilmek zorunda olduğuna inanıyoruz, bunları savunuyoruz.
Bakın, oturup acı çekelim demiyorum. Rol yapmaktan vazgeçsek kâfi…
Kendimizi kandırmayalım muhterem cemaat…
"Aşk" bazında bunun adına ben, POPÜLİZM KAKAFONİSİ diyorum.
👏👏