Leyla, sen gönlünü hangi çivilere taktırdın da ilmek ilmek sökülüp gittin böyle karşımda? Tekrar aynı hevesle öremeyiz bu kalbi. Biliyorsun.
benim geceleri sancıyla karışık adını sayıklamalarım varken sen başkasının seslenişine ‘efendim’ diyordun. seni unutsam, bunu unutmam.
Bileniyor yürek delen kelimelerin, ben gitsem de bakışların sırtımda kalıyordu. Ucunda yaşıyordum bir metro merdivenlerinde. Bir şarkı çalıyor.. Sesinden çok sözleri aklımda şarap etkisi, kalbimde açık bir yara acısı bırakıyordu. Anıların çelmelerine takılıyorum.. sonraları yanlızlığın koltuk altında kalacak olan omuzlarım. Dilim de kesik bir iz bırakan adın Ellerin Sigaraların ilham kaynağı.. dudakların akıl alır gibi.. deliyim biliyorsun beni. sonra bir öpsem diyordum. Sevmeyi öğrendik şiirlerde “gitmek” yokken aklımızda. Şehirler arasında giden otobüslerin camlarının ardında seyrettim dünyayı, Vapurda öpüşmeyi. Martıların çatı dansı vardır güvercinlerin ölüm kaygısı eşliğinde. Bir gidişim vardı.. Seslenişlerim zelzeleye uğrar gibi kelimeler boğazıma devriliyordu. Ölmekte olan bir insanın son bakışı gibi kalıyordu gözlerim yüzünde. Sıkça ve dönmeliydi kipriklerin, dönmeliydim. Fakat sana gelişlerimin hep dönüşlerinde can veriyordum.
Biliyorum, kimimiz bir şarkının boşluğundan atlıyor.. Kimimiz bir şiirin satırlarını geçirmiş boynuna sallanıyor, kimimiz de bir bir bıçak olmuş sözü taşıyor yüreğinde. Diyeceğim odur ki intiharlarımız farklı olsa da ortak yanlarımız hep Sol yanımızdakilerdi.
Unutuyorum dediğime bakma aslında sana dair herşey duvara çakılı bir çivinin üstünde ki o güzel çerçeve de ki fotoğraf gibi aklımda. Çerçeve kırıldıktan sonra bile sökseler o çiviyi.. o çukur unutturmaz, çukuru doldursalar, duvar unutturmaz ve hiç bir çerçeve de oraya yakışmaz.
Bu yorgunluk ve çaresizlik beni dar sokaklara sürüklüyordu. İçimi açıp perdeleyemediğimden, ciğerlerime tutunuyordum. Kirli dünya da, geniş ferahlığında nefesimin izi kalıyordu. Soğuk, ıslak ve yalnız.
Açsan gözlerini. güneş teslim olacak geceye. Kipriklerine takılıp düşmek için bahanem olurdu göz bebeklerin. Şimdi uyuyorsun ve diğer ay küre gündüzü yaşıyor, ben ise ışığını hala ayın yansıttığı. Tüm tabloları yaktıracak güzelliğin, değmedikçe fırçası ressamın. Şair olunur mu ? ölünür mü ? Bir kadın, bir adama yeter mi ? Sorusuna varlığın en büyük delili.. Çöl düzgünlüğün de tenin, gül ağacı ellerin, iğne oyası kirpiklerin, Değmedikçe ellerim, Dilime, “ne bağsızmışım"dedirtiyor.
Eğer ki benden gidersen. Bayram nedir bilmeyecektir sensiz günlerim. Son sigaram yanmayacaktır. Muhtemelen tütün tarlaları kökten yok olacaktır. Beyaz wiston iflas edecektir, o kibritler bir daha yanmayacaktır. Gidersen iskambil kartlarından dizili evim de fırtınalar kopacak, sonrasında en ufak rüzgara bile dayanamayacak dır kalbim. Dikişleri atacaktır konfeksiyonların ve enflasyon hızla yutup ülkeleri tüm dünya fakirleyecektir. Gitme. Gidersen yaban arıları bal üretmeyecek dir. Halkların sağlığıyla oynama ey hat. Oyuncakları elinden alma yavrucakların, Ah.. Hayatım ellerinde. Gidersen şayet bir gün, Bir içim yanacaktır mangallar da kalbim, Sökümlü bir vedanın son ipliği en klişe raflarda çürüyecek dir. İdam hükmü giymişlerin hatrına, gitmezsen tüm hapishaneler kapatılacak dır. Tüm yetimhaneler şenlenip hepsine yuva kuracaktır kucağım. Son bir hayal bıraktığımı sanmıştım kursağımda, Gidersen, seni görmek mümkün olmayacaktır.

