bu gerçekten acıtıyor. ona gerçekten çok ihtiyacım olduğunda ama onu göremediğimde; juliet'im, benim özel kızım.'
insan, yorgunluktur. çağlar aşar ama kendini aşamaz, bir kafes içinde kıvranır durur ama bir adım ileride dahi kendini bulamaz.
hislerim ellerimden kaydı. yolun başındayken kaybetmenin ağırlığı kaldı kaburgamda. nefes alırken, nefessiz kalmak ne demekmiş öğrendim. kendimden başka kimsem olmadığını, kendi yanımda bile yerimin olmadığını da farkettim. saatlerce o bomboş tavana baksamda içimdeki kırıkları hiçbir yere sığdıramazmışım. halledilmezmiş işte. başladığın noktanın bile gerisine gidermişsin bazen.
niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? niçin yanımda değilsin?
gitmeyi istedim defalarca kez. kendimden, kafamın içinden, odamdan, evimden, şehrimden hatta ve hatta ülkemden. gitmeyi istedim ama bak öyle lafta değil. pılımı pırtımı toplayarak. sanki hiç doğmamış hiç var olmamış gibi gitmek istedim. adımı, kokumu, bakışımı, gülüşümü kimse bilmesin; hiç tanınmamış olmayı istedim. daha doğmadan anne rahminde ölü kalmayı, anne rahminden cesedimi alsınlar istedim.
sancılar içinde, kırıkların ellerinde gidebileceğin her sokak yıkıldı. sığındığın her ev kalbine devrildi. sen altında kaldın. taşıyamadın. içindeki dünyayı taşırdın. kendini hiçbir yere de sığdıramadın. büyüdün. yaşamayı hiç beceremesende büyüdün. büyüdükçe de soldun. sen çok güzeldin, paramparça oldun çiçeğim.
belki bir kitabın yan rolünde küçük bir kız çocuğunun kalbinde yangın olursun. belki bir şehire küser, her kıtada o şehrin izlerini yakarsın. kurtulmak isterken kendini söndüremez, kül olursun. kalbin sızlar, terkettiğin sokaklar zihninde parçalanır. kırıkları seni kanatır. ve sen dönmek isterken bir adım bile atamazsın. bilirsin, rüzgârlar uçurumda şiddetlenir. tutunamazsın.
tüm yaşananlara rağmen ayakta durmanın verdiği acı sancıyı yaşıyorsun. döktüğün her yaşın bedeninden süzülüşünü gördüğünde bile sesin çıkmıyor. gözlerin bir noktaya çakılı hâlde dururken tek yaptığın benliğini savurmak. unutma, güçlüsün. her şeye rağmen güç içinde. yıkılmaz, inatçı ruhunun huzuruylasın. şimdi bu satırları yazarken buruk bir tebessüm yer aldı kırık dudaklarından. gülümse. çünkü en çok sana yakışıyor gülmek. -
-1944/ 21723.
Onu kollarımın arasına alır almaz hissettiğim huzuru nasıl anlatmalı? Kalabalığın kafamın içinde dur durak bilmeden dolanan uğultusu, orkestranın tangırtısı ve şehrin iniltisi sandığım amansız gürültü, ondan uzak olmanın huzursuzluğuymuş yalnızca. Gözyaşları ancak tek bir kişinin kucağında dinen bebeklerde olduğu gibi, içimi derin, yumuşacık ve kadifemsi bir mutluluk sessizliği sarmıştı.




