Sen yuvamsın ve ben o yuvanın en güzel yerinde kendimi astım.
hiçbir şey değişmeyecek. herkes kendi düzenini kuracak ve istediği bir hayatı yaşayacak. pişman olduğunla kalacaksın. bir şeylerin düzeleceğine dair kendine olan inancını sikeyim, hiçbir şey düzelmeyecek. sen kahrından ölsen de, görmek isteyen istediğini görecek. senin mahvolmanın hiçbir anlamı yok insanların gözünde. değerleri, yargıları, duyguları siktir et. sen olduğun gibisin ve öyle kalacaksın. yalnız doğdun, yalnız öleceksin. pişmanlarını söylesen dahi, seni duymayacaklar. fazla üstelemeye, irdelemeye, izole etmeye gerek yok: herkes gidecek, sen de sik gibi ortada kalacaksın. eyvallah.
Lan bu çok acıtıyo ya
Seni hiç kötü bahsetmedim ama yüz yüze gelirsek ağır konuşacağım.
Gideceğim güzel yerlerin, sıcak sevişmelerin ve gelecekteki çocuklarımın hayalleri içindeyim...
Bir ilişkimde defalarca kalbim kırılmış, ağlayarak uyumuştum. Karşıma baktığım zaman ise bir duvar görüyordum. İnsan bir şeyleri böyle öğreniyor. Şimdi duvara konuşuyor gibi hissettiğim an kapıyı çarpıp çıkarım.
her şeye inat. en çok kendime, gülmekten gözlerim yaşarana kadar mutlu olucam bundan sonra. filmin sonu mutlu bitiyor.
Ömer iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı. İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf seviyor diye onları tanıdığını zannediyordu. Eğer geriye dönüp söyleyebilsem söylerdim. Ömer derdim, her ihanet sevgiyle başlar.
kendime not; özür dilerim, kendin olman insanların seni sevmesi için yeterince iyi değil.
Don’t worry about who wants me if I want you.
Kendi kendine yetmeyi, yalnız kalmaktan korkmamayı öğren.
Size bir tavsiye vermek istiyorum. Birini sizden istediği zaman gidip, istediği zaman dönecek kadar çok sevmeyin. Mahvolursunuz.
Seninle benim konuşacağımız çok şey var ama tekrar aynı masaya oturmam. Başka masalarda sana kadeh kaldırırım ama yüz yüze gelmem.
Geceleri aşamıyorum, gündüzler de ağır gelmeye başladı.

