zilzurna

Sıradan bir gündü cuma sabahıydı ve tam üç yıl önceydi, neler yaşayacağımdan bihaber kalktım bir çay koydum. Kapıcı ekmeği ve gazeteyi getirmişti, kapının önünden aldım. Çay olana kadar kahvemi yapacaktım, fakat kahve bitmişti. Her sabah kendime gelmek için içmem gerekiyordu. Çay kaynadıktan sonra üç kaşık çay döktüm, çökmesini bekledim o sırada, bir dal sigara yaktım ve ekmeğimi kızartıyordum. Kahvaltıyı yaptıktan sonra, işe gitmek üzere kıyafetimi giydim. Giyimime fazla dikkat etmezdim, anca özel günlerde falan, ayda yılda bir yani. Aynı takımdan birkaç tane vardı zaten, işe giderken hangisi temizse onu giyiyordum. Çocukluktan gelen bir şey bu, aynı kıyafetten birkaç parça alırım ve sürekli onları giyerdim. Fakat planlı biriydim, plan/programımın dışına asla çıkmazdım. İstisnai durumlar hariçti, o yüzden planlarımda hep beş/on dakika gecikme süresi ayarlardım. Hazırlandım ve evin kapısını kilitleyip dışarı çıktım. Apartmanın girişinde kapıcı Rüstem’i gördüm, selamlaştık, havadan sudan muhabbet ettik. Arabama binmek üzere garaja gittiğim sırada apartmanın yanında bi köpek gördüm, bacağı kırılmıştı, şerefsizin biri çarpıp yol kenarına bırakmıştı muhtemelen. Hayatta en haz etmediğim durumlardan birisidir bu. Arabayı apar topar getirip, köpeği arka koltuğa koydum, veteriner arkadaşım vardı Necati, onu aradım
-Neco, oğlum büroda mısın?
+Aynen Murad, bürodayım. Hayırdır la ne oldu?
-Tamamdır geliyorum, huur evladının biri köpeğe çarpıp yol kenarına atmış gitmiş, hayvanın ayağı kırık, canı yanıyor.
+Tamamdır kardeşim, hazırlanayım ben, sen hemen gel.
-Yoldayım, 5/10 dakikaya ordayım.
Telefonu kapattıktan sonra, kafamı çevirip birkaç saniye köpeğe baktım, o kadar tatlıydı ki aynı zamanda eğitimliydi tahminimce. Birkaç kırmızı ışık geçip, hemen vardım Neco’nun büroya. Köpeği ona bıraktım, haberdar etmesini söyleyip işe gitmek üzere, tekrar arabaya bindim. Sunum yapılacaktı, dosyaların hepsi arabadaydı. Şirketin önüne geldim, dosyaları çantaya koyup apar topar bir şekilde ofisime çıktım, ardından müdür Ahmet beyin yanına gittim. Ofiste her gün olan muhabbetler, selam/nasılsın faslı yani. Ofistekilerin hiçbirinden haz etmiyordum, hepsi gereksiz samimi geliyorlardı. Sunumu yaptım, iş halledildi ve anlaşma imzalandı. Ahmet bey yanıma geldi. Biraz konuştuk.
+Murat, yorgun gözüküyorsun, iyi misin?
-İyiyim Ahmet bey, sabah kahve içemedim, ondandır sanırım.
+İşler halloldu, burada pek yapacağın şey kalmadı. Haftaya seni burada görmeyeceğim, izinlisin!
-Teşekkür ederim, efendim.
Bütün plan listem bozuldu, ne yapacağıma karar veremedim. Liseden arkadaşları aradım sırayla, önce Muhammed’e öncelik verdim. Çünkü; hep planları o yapardı.
-Mami, napıyon la? nerdesin?
+Evdeyim, yatıyorum.
-Başka bir bok yaptığın olmaz zaten, neyse akşama boş musun? Bizimkiler falan buluşalım?
+Boşum, saat kaçta ve nerede buluşalım?
-Sen diğerlerini ara, ayarlarız saati, yeri.
+İlk beni aradın demi? Tamam ben ayarlarım, sen yeri falan ayarla saati mesajla.
-Tamamdır, hadi görüşürüz.
+Görüşürüz.
Beni aramasına fırsat vermeden Necati’nin yanına gittim. Asistana, Necati’nin nerede olduğunu sordum. Getirdiğiniz köpeğin yanında efendim, isterseniz siz Necati beyin ofisine geçin, birazdan gelecektir.  Oturdum Neco’nun ofisine, 5/10 dakika sonra geldi, yanında köpek de vardı. Adı Floki’ymiş. Floki çok uysaldı, geldi sırnaşmaya başladı, o kadar tatlıydı ki, insan git diyemiyordu bu köpeğe.
-Neco, la akşam müsait misin? Bizim arkadaşlarla buluşacağız sende gel.
+Olur, planım yok, gelirim.
-Tamamdır, şimdi bu köpeği n’apacağız?
+Al evinde besle olum, yalnız ayyaş gibi dolaşıp durma ortalıkta.
-Fena fikir değil aslında da ben ne anlarım oğlum köpek bakmaktan?
+La bi şeyi yok, sabahları yürüyüşe çıkacaksın, zaten hayvan eğitimli. Mamasını vereceksin, oldu bitti. Kendine baktığın gibi bakma, hayvancağız ölür kalır. Öyle yapacaksan bende kalsın.
-Yok, yok ben alırım. Kocaman evde tek başımayım zaten, iyi gelir.
+İyi bakalım, benim biraz işim var. Akşam nereye gideceğiz? Söyle, ben gelirim.
-Mesaj atarım, daha belli değil.
+Tamamdır, bekliyorum.
Muhabbet böyle sürdü, Floki’yi alıp çıktım. Bir alış-veriş merkezine gidip, arabayı dışarıya park ettim. Floki’yi arabada bıraktım, cam biraz aralık kaldı. Birkaç torba yem ve birkaç kutu kahve alıp, parasını ödeyip eve gittim. Saat 18:25’di eve gittiğimde. Floki’yle beraber eve girdik. Televizyonun karşısındaki, genelde kitap okurken veya televizyon izlerken uyuya kaldığım koltuğun soluna yattı. Akşam gideceğimiz yeri düşünecektim, tamamen aklımdan çıkmış. Tam o sırada Mami’den mesaj geldi, ‘’barın birinin adını yazmıştı 20:00’de orda ol.’’ Duşa girip hızlıca çıktım, saçlarımı kurutup Floki’nin mamasını bir kaba koydum. Ardından üstümü giyinip, saatime baktım. 19:30’du arabaya atlayıp mekâna gittim. Rezervasyon yaptırmış, girdim söylediği yere oturdum. O sırada biri geldi, Asuman’dı bu. Lise aşkım… Geldi oturdu, selam/nasılsın faslı geçti, bekledik diğerlerini. Saat 20:35 falan oldu, baktım gelen yok. Asuman’ın doğum günüydü bugün. Onu çağıracağını tahmin etmemiştim. Asuman’ın biraz morali bozuk gibiydi.
-Asuman, iyi misin, dalgın gibisin?
+Şey evet, biraz moralim bozuk, köpeğim kayboldu da. Başına bir şey gelmesinden korkuyorum.
(O an aklıma Floki geldi.)
-Adı neydi bu köpeğin?
+Floki’ydi.
Gülümsedim, bana o şaşkın ve tatlı bakışını attı.
-Sabah, evimin yakınında bir köpek buldum, ayağı kırıktı. Birisi çarpıp, yolun kenarına atmıştı muhtemelen. Adı Floki’ydi.
+Ciddi misin sen?
-Evet, evimde şu an, dinleniyor.
Yüzünde çok tatlı bir tebessüm oluştu ve saat iyice ilerledi. Acıkmıştım, yemek yedik. Birer bira söyledim, içerken muhabbet muhabbeti açtı. Aklıma lise günlerimiz gelmişti, hayatımın en güzel günleriydi onunla geçenler. Geçmişi yad ettik, içtikçe kafası çakır olmaya başladı. Birkaç saat sonra zilzurna sarhoş oldu, evini bilmiyordum ve köpeği de zaten bende deyip, evime götürmek üzere arabaya bindirdim. Arka koltukta, sayıklıyordu. ‘’Murad, Murad, Özür dilerim Murad, Seni seviyorum.’’ Falan filan dedi, başka şehre taşınması yüzünden ayrılmıştık. O zamanlar ulaşma imkânım yoktu, unutmak için aramadım zaten. Eve varmıştık, kucağıma alıp asansöre gittik, evim 6. kattaydı asansör geldi ve çıktık. Kapıyı açtım, Floki geldi sırnaşmaya başladı Asuman’a. Kendi yatağıma yatırdım Asuman’ı, o sırada telefonuna mesaj geldi Mami’den. ‘’Asuman, özür dilerim. Tüm sınıf olarak bir plan yaptık, sizin için, tekrar birleşmeniz için. O yüzden gelmedik.’’ Bana da benzer bir mesaj attı. Gülerek okudum. Asuman’ı yatırdım, üstünü örtüp, tekli kanepeme gidip oturdum. Kitaplığımdan bir kitap aldım ve televizyondan kısık sesle klasik müzik açıp okumaya başladım. Kitap okurken uyuya kalmışım, sabah burnuma gelen kahve kokusuyla uyandım. Asuman kahvaltıyı hazırlıyormuş, hemen toparlanıp elimi yüzümü yıkadım. Yanına gittim, günaydınlaştık, kahvemi dökmüştü. Tam 10 sene geçti, ama kahveyi nasıl içtiğimi hala biliyordu. Sade, şekersiz. İstem dışı bir şekilde gülümsedim, o da gülümsedi.
+Akşam olanlardan haberin var mı?
-Şey, evet var bizimkiler plan yapmış, işin içine müdürümü de katmışlar.
+Benim huysuz patronum da izin vermişti, bu yüzdenmiş demek…
Aynı anda, ‘’Ben, sana bir şey söyleyeceğim.’’ dedik. Gülümsedim.
-Önce sen söyle.
+Yok, hayır hayır, sen söyle.
-Hayır, lütfen, sen söyle ardından ben söylerim.
+Murad, o lise 2’nin ortasında senden ayrılmak zorunda kalmıştım, hatırlıyor musun?
-Evet.
+Ben 10 senedir senden başkasını düşünemiyorum, hayatıma giriyorlar ve hemen çıkartıyorum. Senin yerine kimseyi koyamadım. Seni de aramaya korkuyordum, evlenmişsindir diye düşündüm. Yanında çocukların olmasından korktum, bir de gittiğimde söylemişsin sanırım. Kızına adımı verecekmişsin, planın buymuş. Öyle söyledi arkadaşlar.
-Şey, evet. Senin yerin bende başkaydı, kızıma adını vermek istedim. Onun gözlerine baktıkça seni hatırlayacaktım. Planım buydu yani…
+Peki, evlenmedin mi? Hayatına kimse girmedi mi?
-Hayır, evlenmedim. Hayatıma birçok kişi girdi, hatta onlarca kişi girdi diyebilirim. Ama bir şeyler eksikti, sanki her insanda bir şey eksikti. Anlıyor musun? Hiçbirisi sen değildi. Sen o gün gittin, benim toparlanmam yıllar sürdü. Unutmak zorundayım diye düşündüm, mesafeden korktum. Gelmeye korktum yanına, biliyorsun, ailemin durumu da iyi değildi. Üniversiteye hazırlanmam gerekiyordu, ailemi kurtarabilmek için. Sen gittikten sonra tek amacım ailemi kurtarmaktı. Yangın çıkmıştı, dededen kalma evdi. Ve yanıp kül olmuştu, bana Cemil amcam haber verdi, vize haftasındaydım. Apar/topar bir bilet alıp eve gittim. Gittiğimde, evin o görüntüsünü gördüm. Sordum, annem nerede, babam, abim? Neredeler, Cemil amca? Cevap verememesinden anladım, öldüklerini… O an yere yığılıp kalmıştım. Nefes bile alamadım. Sadece ağladım, hem de saatlerce. Bir başımaydım. Bizimkiler aradı, arkadaşlar falan. Teselli vermek için yanımdaydılar. Hiçbir halta yaramıyordu, ama yanımdaydılar. Ailem gitmişti, dostlarım vardı yanımda sadece. O an senin de yanımda olman için Tanrı’ya dua etmiştim. Ama yoktun…
+Amerika’daydım Murad. Gitmem gerekiyordu, gitmek zorunda kalmıştım. Üzgünüm.
-Önemi kalmadı artık. Geçti gitti, öldüler. Peki neden döndün Amerika’dan?
+Seni bulmak için. Seni beş dakika bile olsa görmek için…
-Neden, görmek için?
+Hala seni seviyorum be adam! N’apayım ha? Unutamıyorum.
O an gidip ona sarıldım. 10 senenin özlemini dindirecek kadar sarıldım. O sırada Floki geldi, ayağımın etrafında dolaşıyordu, Asuman eğildi, başını okşadı. Sonra dudağıma öpücük kondurdu ve soru sordu.
+Gitmemi veya kalmamı istiyorsan söyle.
-10 sene önce gitme diyemedim Asuman sana, şimdi diyorum. Gitme be. Seni hala seviyorum…
Tekrar sarıldı bana, oturduk geçmişi biraz daha yad ettik. Ve sürekli sarılıp/öpüp duruyorduk birbirimizi. Özlem geçen bir duygu değildi. Sarılırken anladım. Kalacak yeri olup olmadığını sordum, otelde olduğunu söyledi. Eşyalarını alıp, geldik. Arkadaşlara fotoğraf attık, altına teşekkür ettiğimizi yazdık. Hepsi sırayla, kutlamak için aradı falan. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. 10 sene önceki halimiz gibi davranmak saçma olurdu, otelden eşyalarını aldık, parayı girerken ödemiş. Öyle çıktık gittik, tüm arkadaşları toplayıp akşama aynı barda buluşma ayarladık. Konuştuk, ettik. Ama Asuman duraksadı.
+Köpeğime çarpan kimdi?
-Harbi lan Floki’ye kim çarptı?
Herkes Neco’ya baktı o sırada.
+(Neco) Valla onu bende bilmiyorum ama çarpan sayesinde oldu bütün bunlar. Numaranı o sayede buldum Asuman, tasmanın arkasında adın soyadın telefonun yazıyordu, bu sayede planı kurduk, ayarladık.
-Ulan deli herif! (Herkes kahkaha attı)
Birkaç saat konuştuk öyle, muhabbet muhabbeti açtı ve iyice koyulaştı. Gece 11 civarı, evli olanlar gitti. Birkaç kişi kaldık 2/3 saat sonra bizde dağıldık. Asuman benle geldi, eve girdik. Odama gitmişti, dayanamadım birer fincan kahve yapıp yanına gittim. Konuşmadık bu sefer, birbirimize baktık durduk birkaç saat oldu bu. Bakışlarımızla seviştik ve sonra sabaha kadar seviştik. Birkaç hafta her akşam, sabaha kadar deliler gibi sevişiyorduk, saatlerce… Sonra, evlenme teklifi etmeye karar verdim Asuman’a nasıl yapacağımı bilmiyordum. Ama sürpriz yaptım, hiç beklemediği bir andı ve beklemediği bir yerdi. Şaşırdı, gözlerinde mutluluk vardı. ‘’EVEEET!’’ diye bağırdı. Etraftaki herkes alkışlamaya başladı, ne olduğunu şaşırdım ama umursamadım. Gözlerim Asuman’daydı. Nikah tarihi aldık ertesi hafta, ondan sonraki hafta büyük bi kır düğünü yaptık. Evlenmiştik, hala inanmıyorum. 10 sene önceki hayalim gerçek olmuştu lan! Böyle devam ettik. Çocuk yapmayı falan planlamıyorduk, Floki vardı, onu çocuğumuz gibi seviyorduk. Balayına da bizimle gelmişti, Floki. Mutluyduk, iki sene sonra falan Floki ölmüştü ama yanında güzel bir haber vardı. Asuman hamileydi. Floki’ye cenaze düzenlemiştik. Apartmanın bahçesine gömdük. Çocuğumuz olacağı bizi toparlamıştı biraz. Zaman geçti, hamileliği nazlı oldu. Fakat doğum yaklaşmıştı. Ultrason sonucunda, ikizimiz olacağı söylendi. Bir kızımız ve bir oğlumuz olacaktı. Asuman’ın doğum günü için sürpriz hazırlıyorduk arkadaşlarla birlikte. Tam Asuman ile mekâna giderken, suyu geldi. Doğum başlamıştı, ani fren yapıp hastaneye gittim. Doğumhaneye girdi, bende yanındaydım, elini tuttu. Çocuklarımı gördüm, mutluluktan ağlıyordum. İnanın bana bu duygu bambaşkaydı, hayatımın en güzel hissiydi. Çocuklarım, anneleriyle aynı gün doğmuştu. Her insanın başına gelmez herhalde. Arkadaşları aramıştım, hepsi hastaneye geldi birkaç saat içinde. Hemşire, kuvöze koydu çocuklarımı. Şimdi Asuman’la aklımızda tek bir şey vardı. ‘’Çocukların adı ne olacaktı?’’ Yanımıza o zamanlar müdürümüz olan Ahmet bey bile geldi ama şu an müdürümüz değildi. Firmayı satın almıştı ve müdür bendim. Kızımızın adını Sema, koyduk. Oğlumuzunkini Ahmet. Böyle eve gittik ve devam ettik, şuan onlar içerde uyuyorlar, ben onları izliyordum. Şuan bakıyorum, Hayat çok güzel, zorluklar yaşasan da güzel, çünkü güneş illa doğuyor. Peki gecenin bu saatinde bunları neden yazdım? Bilmiyorum, anlatmam gerekiyordu sanırım. Sizlerden tek ricam var, sevginizden vazgeçmeyin. Bir insanı sevmek çok zor, ve her daim sevebilmek başka bir şey, çok güzel bir şey. Sevin, asla vazgeçmeyin!

Ölüyorum dedim ve güldü, en az benim kadar sarhoştu, ne allaha ne kula tapardı, en son zilzurna sarhoşken seni seviyorum demişti. İnandığım en güzel yalandı.

Aşkı yaşa

___________

Her şeye boşver ve aşkı yaşa… İlle de büyük aşk olması gerekmez; yaşanan her aşk büyüktür, yeter ki tadını çıkarmasını bil
Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden, günü gününe sev, sevginin tadını çıkar… Sevgide geleceği düşünürsen aşkı, bombok edersin. Sakın haaa… 
Sonsuz, monsuz diye karşındakinin başını yeme… 
Her şeye boşver; öylesine sev ki, sevdiğini bile umursama, salt kendin için sev, bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle…

Aslolan aşktır yaşamda

Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye aşkı yaşayarak sev…İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme…İster sürer, ister sürmez… Sen o anı yaşa yeter ki…
Yüce şeyler düşünme severken, sevgiyi berbat edersin; çünkü sevginin kendisinden daha yüce bir şey olamaz.. Sakın kuşkulara kapılma. Karşındakini didikleme, yiyip bitirme… Severken yirmi yıl sonrasını değil, yirmi dakika sonrasını bile düşünme, sevginin içine edersin… 

An an yaşa, derin derin hem de…
Afferin sana…
Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev!

Hadi, sevgiyle öperim.
Yaşa sen!..

Aziz Nesin, Yarım Kalmış Öyküler

bunları kendime hiç yakıştıramasam da; sabahlara kadar içesim, deliler gibi sevişesim var. zilzurna sarhoş olmak için bir miktar para yeter fakat sevişmek için sadece beden yetmez, ruhta lazımdır. bir de kendimi iyi tanırım. ve biliyorum ki ruhsuz asla sevişemem. çünkü daha önce denedim, mağlup çıktım. burda bir çok insan çıkmaza girdiğinde bana geldi, yazdı, çizdi, döktü içindekileri. hiç gocunmadan elimden geleni yaptım. bir söz var: “herkese yetişir, kendine geç kalırsın.” sanırım öyle oldu. şimdi ben içimi döküyorum. lütfen birisi bana yardım etsin, kendime gelemiyorum. ben nerdeyim? burası neresi? bu hayat benim değil!