zeytinim

yosunlarla bir çeşmeden su içiyorum
o derinliklerde bir mağarada buldum kendimi
önce garipsedim çıplaklığımı
Utandım
sonraları alıştım güzelliğime
bir elim sendin
bir elim ben
ayaklarımı göremezdin
öyle uzaktaydı
sağ kolumu mekke‘de kestiler şafak vakti
utanmaz yalnızlığımla kaldım çaresiz

bitmez
haçlı seferleri boyunca anlatsam maceramı
yakına gel
dört yanımız iri ıstakozlarla dolu
yalnız değiliz
tuk ki bu tuzlu balıklarda benim yüreklerim çarpıyor
tut ki gözümün yarısı elmada yarısı kapanık
tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
al
ekmeğine katık et beni

dufy ‘nin bir sokağı vardı bilir misin
ilkin seni o mor sokakta gördüm
temmuzun ondördüydü
bütün itliği üzerindeydi güneşin
bir deri ceketin vardı
bir siyah ayakkabın vardı
bir gözlerin vardı
bir dudakların vardı
ama ben yoktum o sokakta
tahiti adalarında
gaugin ‘le seni düşünüyordum
absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
dufy ‘nin sokağı aklıma nereden geldi

bir çift zar aldım
attım gökyüzüne
adis-ababa şehrine düştü
adis-ababa şehrinde kadınlar
hepyek bakıyordu yüzüme
yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
sen baksan görürdün
her gözüme bir düşeş oturmuştu
sen görsen anlardın
titanyum beyazı yalnızlığımı
budapeşte köprüsünün üzerinde
bir çingene falıma baktı
dedi üç günde öleceksin
ben üçbin yıldır seni arıyorum
kapılara sığmıyor umutsuzluğum
lağım kokuları gibi çirkef gibi kederliyim
içimden dünyayı ipe çekmek geliyor

hamamatsu ‘da bir geyşa kızı yüzüme tükürdü
pyong-yang ‘da kurşuna dizdiler beni
tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
trampetler başımda zonkluyordu
kederliydim
çaresizdim
canım tchaikovski ‘yi dinlemek istiyordu
ah o keman konçertoları öldürdü beni

kim bu şarkıları söyleyen
karcığar faslından düm tek üzere
aklım bir yere erişti durdu
bir model kız geldi soyundu karşımda
saçlarından üç fırça yaptım
üç tüp boyan vardı
verenoz yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
hepsini kattım birbirine
senin yeşilini buldum
senin yeşilinde orkestralar debussy ‘den çalıyordu

şanghay‘da orospular benimle yatmadı
çirkinsin dediler
pissin dediler
yıkandım arındım
afyon yüklü mavnalar geçiyordu çin denizinden
birisi geçmişime küfretti
tuttum öldürdüm
geçmişim seninle güzeldi temizdi aktı
kirlettim
affet beni

ganj’ın sularında yıkandım üç gün üç gece.

ganj’ın suları pisti, bulanıktı.

3200 metre derine indim

arınamadım senden.