zeynep hande dogandemir

9

Nerede olursan ol, güneş senin için orada doğar .

Şayet seninle karşılaşmasaydım, kendimi bulamazdım , dost olamazdık, aşkı tadamazdık Bu yolda birlikte yürüdük. Birlikte sevdik. Birlikte kaybedip, birlikte bulduk kendimizi. Şayet benim için seçme fırsatı olsa, başka bir günde de senin ile olmayı seçerdim.

#elvedagüneşibeklerken

9

Magnificent Century : Kösem - female cast on magazine covers

3

Eskiden, nasıl bir insan olduğumu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Sonra hayatıma çok özel bir insan girdi.Ve o anda bir takım şeyler değişti. Çünkü benim yüzüme bir ayna tuttu ve ben ilk defa nasıl bir insan olduğumu, gerçekten nasıl bir kişi olduğumu gördüm. Ve şunu fark ettim ki aslında tek bir şeyden mahrum kalmışım ve o da karşılıksız sevgi. Benim o güzel arkadaşım, karşılıksız sevginin ne olduğunu gösterdi. Ve beni olmam gereken kişi yaptı. Ve o yüzden ben de şuanda ondan bir şans daha istiyorum. Ne dersin?” Kerem Sayer

10

Neye tahammül edemezsiniz?


Kerem: İkizler burcuyum o yüzden bayağı fazla… Bazen aynaya bakmaya bile tahammül edemiyorum.Ben çok takıntılı bir insanım. Her şeyi düzeltmem lazım, pisliği sevmiyorum, bazen stres olduğumda bulaşık yıkıyorum.
Hande: Çabuk sinirlenip, buna göre ani karar verebiliyorum. Çok çabuk sakinleşebiliyorum.

Hangi Türk filmi favoriniz?


Hande: Yeşilçam filmlerine bayılırım. Şener Şen ve Demet Evgar’ı bıkmadan izleyebilirim.
Kerem: Çocukluğumda çok büyük bir “Hababam Sınıfı” fanıydım. Cem Yılmaz’ı çok seviyorum. Mert Fırat’ın oyunculuğunu da…

Diziden sonra hiçbir şekilde hayatınız kısıtlanmadı mı?


Kerem: Ben metroya binmeyi çok severdim, seviyorum ama metroya binemiyorum. Buna da üzülüyorum.
Hande: Bazen ineceği durağı kaçırıyor. (gülüyorlar) Özellikle Kerem insanlara hiç “Hayır” diyemeyen biri. O yüzden de ineceği durağı kaçırıyor.
Kerem: Levent’te ineceğime Hacıosman’da iniyorum. Biri fotoğraf çektirmek isteyince kıramıyorum.

Diziye ve size gençler bayılıyor. Kaçıncı bölümden sonra “Anne ben ünlü oldum” dediniz?

Hande: Öyle bir şey yapmadım. Sadece işimize odaklandık.
Kerem: Ünlü olduğumu da düşünmüyorum. Derdimiz ünlü olmak değil. İyi oyuncu olmak.

Siz burada yaşamıyordunuz ve birden ciddi bir hayran kitlesi… Neye alışamadınız hâlâ?

Kerem: Hayranlar beni görünce heyecanlanıyor. İçimden “Beni tanısan heyecanlanmayacaksın” demek geçiyor…
Hande: Bizi bazen karakterlerimiz ile karıştırıyorlar. Onlardan başka bir hayatımız var ve başka kimlikleriz. Bunu unutmamaları gerek.

Aşk hakkında nasihat verseniz?

Hande: Aşklarına sahip çıksınlar. Aşklarına sırtlarını dönmesinler.
Kerem: Günümüze bakınca aşk çok kullanılan ve harcanılan bir kelime. Aşk duygusu başka hislerle karıştırılıyor. Günümüzde ne yazık ki aşk kolay harcanılıyor. Aşk çok önemli bir şey. Sanki gün geçtikçe anlamı ve manası değersiz kalıyor. Aşka saygı duymak gerekiyor.
Hande: Aşk, insanın kolay kolay karşısına çıkacak bir şey değil. Birine aşık olmak kıymetli bir şey.
Kerem: Sahip çıkmak ve o duyguyu yaşamak da lazım. Sonuçta bir risk. Kendini bayağı veriyorsun o duyguya.

Hayranlarınız senaristlere baskı yapıp daha fazla öpüşme sahnesi görmek istiyormuş… Bu sizi sıkıyor mu?

Hande: Çok güzel bir şey anlatmaya çalışıyoruz ve bunu herhangi bir şey üzerinden göstermeyi doğru bulmuyorum. Kerem ile Zeynep zaten aşık. Bir bakışla bile bunu yansıtabiliriz. Öpmeden de birbirlerini sevdiklerini anlatabiliyoruz. Bu yüzden öpüşmeye çok takılmamak gerekiyor.

Oynadığınız çay reklamdan yola çıkarsak en son kimi öptünüz? Kerem: Kerem karakteri Zeynep’i öptü.
Hande: Kerem ile sahne çektiğim için onu.

Aşk mı sevgi mi?
Hande: Sevgi bence. Aşk yanıltıcı bir şey olabilir. Ama sevmek çok fazla şey barındırıyor içinde. Doğru bir aşksa bir süre sonra kendini sevgiye dönüştürür zaten. İkisi bir aradaysa ne güzel.
Kerem: Ben aşk diyorum. Ama bilmiyorum belki aşk yaşarsam sonradan fikrim değişebilir.

‘Rahatlamak için çay içiyoruz’

Hande: Çay içmeyi çok severim. Papatya çayı mesela beni çok rahatlatıyor. Çocukluğumdan beri her yemekten sonra o çay demlenir ve her akşam siyah çay içilirdi. Bu alışkanlık bana da kaldı.
Kerem: Türkiye’ye geldiğimden beri çay içmeye alıştım. Özellikle set aralarında içiyorum.

Türkçe kendinizi iyi ifade edebiliyor musunuz?

Kerem: Bunu bana geçen sene sorsaydınız kesinlikle İngilizce derdim. Ama artık Türkçe ile bir sıkıntım yok.
Hande: Bütün hayatı bizimle geçiyor mecbur…
Kerem: İngilizce konuşurken dili bilmek önemliydi. Şimdi de öyle. Zengin bir dil Türkçe küfürlerimize kadar. (gülüyorlar) Sonuçta çoğu insanın daha kuvvetli kelime haznesi var benim yanımda. Benim için güzel bir hedef Türkçeyi geliştirmek. Ben Amerikalı değilim Türküm. Ama Türkçeyi düzgün konuşamıyorum bu utanç verici bir şey olabiliyor.

Kendinizi google’da arattınız mı?

Kerem: Hayır, korkuyorum.
Hande: Neden korkuyorsun?
Kerem: Bakmayacağım. Ekşi sözlükten korkuyorum özellikle.
Hande: Bu çok baş edilebilecek bir şey değil. Biz hassas ve duygusal insanlarız bir de. Tabii ki eleştirilere açığız, bu bizi geliştiren bir şey.
Kerem: O eleştiriyi nereden alacağın da önemli.

9

“Bir yolculuktu o, Sonunu bilmeden çıktığım. Son durakmış benim için. Fark etmeden indim. Şimdi anlıyorum geldiğimde küçük bir kız olduğumu. Şimdi anlıyorum içimdeki çocuğun gülümsediğini. Her birimiz yeni bir hikayenin kahramanıyız artık, kendi yazdığımız hikayenin. Peki ya sen sevdiğim? Yine elimden tutacak mısın? Yine bana bakıp, ‘Beraber yazalım bu hikayeyi.’ diyecek misin?” Zeynep&Kerem Sayer