yeterliydi

Teşekkürler düştüğümde vurduğunuz için, Teşekkürler ağladığımda gelip güldüğünüz için Teşekkürler söylediğimi ''anladım'' deyip geçin, Bir dua etmek emin ol yeterliydi benim için.
“Ne?” diye sordu genç kız onun yakınlığının yarattığı eşsiz etkiyle titrerken, “ Ne için çıldırıyorsun?”
Genç adam kollarında titrediğinin farkında olduğunu kızın burnuna küçük bir öpücük bırakırken, “ Seni öpmek için,” diye fısıldadı. Yüzünü iki yanından sıkıca kavradı ve dudaklarından sızan ılık nefes kendisininkine karışırken biraz daha yüzünü yaklaştırdı. “Nefesinin nefesime karışması için…” diyerek devam etti ve yalnızca bir kez, çıldırtan, daha fazlası için kıvrandıran bir temasla dudaklarını onun dolgun, pembe dudaklarına sürterek uzaklaştı. “Tadını alabilmek için,” dedikten hemen sonra parmağıyla onun dudaklarını aralayarak ıslaklığını hissetmeye çalıştı. Ve onun dudaklarının bir kuyuyu andıran ıslaklığıyla nemlenen parmağını kendi dudaklarının arasına bırakıp hafifçe emdi. Gözlerini kapattı ve kendi yaptığı hareketin bedenini nasıl kaskatı bir hale getirdiğini hissederken istemsizce inledi. Bunu çok daha farklı şekillerde yapmayı arzulasa da şimdilik yeterliydi. Ardından dudaklarını onun çenesinde ve yanağında ıslak ama ateşle kavrulan yollar çizerek dolaştırdı. Ve nihayet boynuna, kalp atışının bile hissedilebildiği şah damarının üzerine ulaştığında, o hassas noktaya dili ve dudağıyla minik bir darbe bıraktı. “ Yalnızca bana ait olabilmen için… Sana benim diyebilmek için çıldırıyorum,” diyerek son sözlerini söylediğinde, genç kızın kollarına sokuluşunu kopkoyu bir tutkuyla karşılamıştı.
—  Bir Günah Gibi - Burcu Büyükyıldız

anonymous asked:

Sen hep güzel kal olur mu iyinin kotusu..

ben hep uykusunu almış olarak kalayım bence anonim. hani 8 saat yeterliydi insana!? diye sorduğum zamanlardayım.

çocukluktan ilk gençliğin bir kısmına kadar uzanan bir dönem. hayatım neredeyse sadece odamda geçti. fazlaca internet üzerine entegre edilmiş bir hayat. kodlama falan biliyordum mesela. ama çoğunlukla oyun oynuyorum tabii. gerçeklik algım sapıtmış durumda. şahane zamanlardı, ayrı. arkadaşlarımın yüzde doksanı falan sanal. hah bence onlar da çok gerçeklerdi. yüz on kiloydum on beş yaşımdayken. bir tek kız arkadaşım yoktu. aslında dış dünyadan bir arkadaşım olduğunu bile söyleyemem sana. yalnız bir çocuktum. yalnızlık melankolizmindense bir o kadar uzak. ben ve benim dünyam. ne eksik ne de fazla, yetiyormuşuz birbirimize düşününce. odasında kendi ülkesini kurmuş bir çocuk, imparatordur, tanrıdır, babadır, çocuktur ve daha çok şeyler. öyle zamanlar işte. o kadar odamın içindeyim ki, lavabo dışında çıkmıyorum zaruriyet gerekmedikçe. yemekleri bile içeride yiyorum, genellikle bilgisayar başında. odamdan iki-üç saatte bir çıkardım. anneme ve ikizlere bakmak için. orada olduklarını görmek yeterliydi. konuşmak, dokunmak, sarılmak, öpmek ya da başka şeyler değildi sevgi ve güven ihtiyacımı karşılayan; oradalarsa iyiydim. oradalarsa dokunuyordum, konuşuyordum, aman bir sarılışım vardı ki bilseniz dünyayı kucaklıyor derdiniz; lakin sadece ben biliyordum. yeterliydi kısaca. sonra bambaşka bir insana dönüştüm. sırasıyla beni oradan alıp şu an gördüğün adama getiren küçük büyük tonla hikâye. işte buradayım, yüz on kilo da değilim gördüğün gibi. (burada ufak bir sırıtış) bambaşka biri olmuştum anlayacağın, çok acayip. ama bu bahsettiğim kaldı. mesela annemi arardım. alo anne, efendim mert. tamam orada, iyiydi. sonra bir gün, birinin orada olmadığını fark ettim. sonra başka birinin. daha sonra orada olmasını en çok istediğim kişinin. ölüm gibi bir şeydi bu, insanların gidebildiğini görmüştüm, hem de yaşarlarken. öpmek, sarılmak, konuşmak olmamıştı çoğunlukla dilediğim, bunları yapabilme ihtimali güzeldi. freudyen freudyen inceleriz de gerek yok yani. çok sonraları, yani şimdileri, belki biraz önce fark ettiğim bir şey var. sevginin işleyiş prensibinde bayağı bir yanılmışım. alo anne, seni seviyorum sabahlarım var artık benim. hey, orada olmayan kişi, neredeysen önemli değil seni seviyorumlarım var. ne kadar insan güldürebildim, o kadar mutluyum mesela. ne kadar seni seviyorum dedim, o kadar karşılığını aldığımı biliyorum. ama işte, bir de dudağa düşüp düğümlenen laflar var. orada olmayanlar. galiba en güzel manzara resmi bu, bakıp da göremediğiniz. kayıp ihtimallerin bir çekiciliği şu olsa gerek, kafanda sayısız son uydurabiliyorsun, uyandığındaysa kaldığı yerden devam ediyor. aman yani etmiyor. özetle odadan kafa uzatmayla olmuyor abi bu işler. sevin, öpün, koklayın. yanınızdaysa, bir sonraki an olmayacakmış gibi yaşayın. çünkü bir sonraki an abi, olmayacaklar. iyi geceler.

Aşk zor degil ! Sosyal medyada ask paylaşimlari ve romantizme gosterdiginiz ilgiyi eslerinize gostermis olsaydiniz kimse aşka bukadar hasret kalmazdi ! Erkekler kadinlarina tebessum edip sevdigini soyleseydi ladinlar onlara itaatte hic zorlanmazdi ! Bir kadinin size itaat etmesi icin sevmeniz yeterliydi fakat dogru uslup ile sevmeniz ! Öyle olmuş olsaydi kadinlar buladar ruhsal bosluga dusmemis yipranmamis olurdu . Erkek olmak sert olmak kadina mesafeli davranmak degildir ! Keske cihad hadislerini ornek aldiginiz peygamberin kadinlara davranis seklindende ornek alabilseydiniz … 5 uslupsuz davranista kaba sevgide yetersiz erkeklerin kadina kusur bulmalarini acinasi buluyorum !

uniquesadclouds asked:

Şuana kadar bisürü rimel bitirdim ama Maybelline one by one var (dogrumu yazdım bilmiyorum) tek tek kirpikleri ayırıyo zaten özelligi de o fırçası falan efsane pembe renkte kesinlikle tavsiye ediyorum güzelim denemelisiin🐰

Ya maybelline'in siyah olanini kullaniyorum şu an ilk aylarda çok güzel ayırıyordu.Benim kirpiklerim zaten uzun olduğu için kirpiklerimi ayırması yeterliydi.Alalı 6 ay oldu bilmiyorum o yüzden mi şu an kirpiklerime rimeli süremiyorum bile aşırı topaklanıyor, dağılmıyor.Ama rocket maskarayı kullandım 1 yıl kadar şu mavi olan en memnun kaldığım rimel o.Senin dediğinin fırçası ona benzediği için aklımda o var 2. Sırada.Çok teşekkür ederim canımınici 😚

RENKLER

Artık bir kalabalık değildi sancılarım.Kimse için dökülmüyordu incilerim. Bir kalabalıktan ziyade bir insan için bile susmuyordum.Gözlerim,aklımın aynası gibiydi. Herkesin olduğu gibi. Hayat ne siyahtı ne beyazdı benim için. Kimi zaman bir portakal turuncusu,kimi zaman okyanus kadar derin bir mavi,kimi zaman içimi ısıtan bir güneş ve kimi zaman içimi yakan bir ateşti. Neticede monoton renkler yaşamıyordum ve elimde boya kalemleri vardı.

Hayatı boyamak bana kalmış gibiydi.Bir merhaba ve bir tebessüm turuncu 🌻 olmak için yeterliydi benim için. Barka yeşili bile üzmüyordu beni.Benim için bir renkten öte değildi. Sayfalarımı boyayacak mutlu bir renk değilmiş,hepsi bu.Sayfamda yer almayan bir yeşili elbette dışlamam.

Acı vermeyecek olan bu renk,yakılmayacak bir çimendir artık.

Hiçbir şey bu kadar anlamlı olmamıştı.Olmaz da.

Çünkü her şeyin anlamını yitirdiği bu karede şekiller renksizdi.Rengi olmayan duygularımla  bu anlamsız şekilleri anlamlaştırarak hata yapmayacaktım bu sefer.

Pastel,kuru,guaj ve sulu boyalarım var ! 🎨

Kaybedecek şeklim yok.

///

Metin fonu : Bowsprit (Balmorhea)

Bir insan, bir insanı ne kadar sevebilirdi ki? Her istediğini yapacak kadar mı? Ona sürekli süpriz yapar mı? Şarkılar şiirler yazılacak kadar mı?
Hiç biri.
Bir insana yalan söylemeyecek kadar dürüst, yarı yolda bırakmayacak kadar cesur bir şekilde sevebilsek yeterliydi aslında.
Yetmedi.
Sürekli hediyelerle, temaslarla sevdiniz.
Sevdiğinize temas etmeniz çok çok normal tabii ki lakin cinselliğe bulaştırdığınız her temas bir ilişkinin gururunu ve onurunu düşürüyor, en azından benim gözümde. Sevdiğiniz insanlar sevişin, öpüşün tabii ki bundan doğal ve güzel bir şey yok ama sizin ilişkileriniz ‘genellikle’ bunlara dayanıyor. Ellerini tutmak neden yetmez ki? Saçlarıma dokunmak, yanağından öpmek, burnunu sıkmak neden yetmez? Neden cinselleştiriyorsunuz her şeyi? Yazık değil mi bu ilişkilere, sevdalara?