yerlere

Validem dediki, “sen erken bin otobüse, biz babanla işleri halleder öğlen bineriz, ikindi gibi geliriz, sende biz gelene kadar şehri gezersin, yeni yerler görmüş olursun, değişiklik olur, yoksa napcan biz uğraşırken burada boş boş…”
“Hımm” dedim. Sonra sabah 5te uyandırdı, “kalk 6 arabasına bin” dedi. “Ben mi” dedim. “Sen” dedi. “Hımm” deyip çıktım evden. Otogara vardım, bilet aldım. Seyahat eylemimi tamamladım. İndim. Önce saate baktım 8 buçuklarda. Sonra soluma baktım. Sonra sağıma. “Merhaba şehir, nasılsın?” dedim, yandan geçen otobüs göz kırptı. “Bende iyiyim. Evet.” deyip, binaya gerisin geri döndüm. Mescidi buldum. Kenara uzandım. Alarmımı kurdum. Uyudum. Uyudum. Alarm çaldı. Kalktım. Üst baş düzenledim. Mescidden çıktım. Bi simit aldım. Yedim. Reyona yanaştım. Otobüste yanaştı. Validem el salladı. Babam gülümsedi. İndiler “beğendinmi güzel, sakin mi şehir?” dediler. “Rüya gibiydi :))” dedim. Validem gülümsedi. Bende gülümsedim. Sonra gittik. Bu kadar.

“Canı çıktı küçük kızın, yüzü yerlere düştü. Sevilmeye layık değilmiş gibi hissettiğinde 17 yaşındaydı. Bu yorgunluk acıdandı.”

artık aramızdaki şeyin ne olduğunu bile bilmiyorum füsun. uçurum mu yoksa duvar mı anlayamıyorum. bazen bir duvara çarpıyorum, bazen de düşmeye başlıyorum. zaten fark etmiyor, sonunda hep bir yerlere çarpıp dağılıyorum.

seni alıp şöyle odamın köşesine bir yerlere koymak istiyorum.
kelimelerimiz bitene kadar konuşalım, daha sonra saatlerce birbirimize bakalım ama bize beş dakika gibi gelsin istiyorum.
saate bir bakalım gecenin ikisi olsun,
ikimizinde gözlerinde sabahları en tatlı uykuya biraz daha devam etmek için yalvaran çocuk gibi “beş dakika daha” bakışı olsun istiyorum.
beş dakika sonra saate bakalım dört buçuk olsun, “bu saatten sonra uyunmaz” diyip balkonda güneşin doğuşunu izleyelim istiyorum.

Böyle hafif yağmurlu bi havada yürüyorduk, el eleydik ve benim sigaram bitmişti. Hatun bi dakika bekle şuradaki tekelden sigara alıp geleyim dedim ve cevabını beklemeden gittim. İçeri girdim ve sigaramın markasını söyledim. Parayı tezgahın üzerine koyup para üstünü beklemeye başladım. Parayı bozdursan olmaz mı diye sordu yaşı 50′den fazla olduğunu düşündüğüm bey amca. Tabii abicim dedim ve yakınlardaki diğer esnaflara girip parayı bozup bozamayacaklarını sordum. Sonunda iki üç dükkan solda kalan fırından parayı bozdurdum ve telaşla yürümeye devam ettim çünkü sevgilimi bekletiyor olmaktan nefret ediyordum. Hele ki sigara için bekletiyor olmaktan ilelebet nefret edecektim. Bunu her zaman yapardım. Bağımlıydım... Sigara parasını verdim ve kalan parayı alıp cebime koydum. Koşar adım sevgilime beni beklemesini istediğim yere gittim ama o yoktu. Önce yakın çevre de her hangi bir yere gitmiş olabileceğini düşünüp yakınlarda ki esnaflara ve kafe tarzı yerlere baktım. Ama yoktu, hiç bir yerde yoktu aramalarım önce cevapsız kalıyordu ancak ilerleyen zamanlarda meşgule atılmaya başlamıştı. Ben gün geçtikçe ümitlerimi ve heveslerimi asıyor kesiyor onları yok ediyorken onun neler yaptığını merak etmemek işten bile değildi. Gün içindeki her hangi bir zaman zarfında onu düşünmeden edemez olduğum sıralarda sigaraya zam geldi. İçimden gel ulan bi de sen gel zam dedim ama tekelci abiye hiç ses etmedim. O günden sonra tekele daha sık uğramaya başladım tabi. Onunlayken günde hatta iki günde bir uğrayıp bir paket sigara aldığım tekele şimdilerde günde dört hatta beş sefer uğrar olmuştum. İş başında çalışırken birden aklıma onun bana bunu neden yapmış olabileceği fikri düştü. Bununla yüzleşmekten ölüm gibi korkuyordum ama bu olmak zorundaydı. Dalıp gitmişim. Burhan abi son anda elimi tutup geri çekilmemi sağlamasa şu anda bu yazıyı yazdığım sağ elim olmayacaktı. -Teşekkürler Burhan Ağabey! Son zamanlarda onunla pek kavgamız yoktu, neden? Son zamanlarda beni bunaltan o tavırlarını hiç sergilemez olmuştu, neden? Son zamanlarda hiç sevişmemiştik, ben üstelememiştim ve oda bahsini dahi geçirmemişti, neden? Son zamanlarda ona kal lütfen biraz daha dediğim de hiç peki ama sadece beş dakika diyip saatlerce yanımda uzanmamıştı. Neden ulan neden? Ne hata yaptım? Nerede ne yaptım ? Anlamadan kalbini mi kırdım? İçinde tuttuğu eski bir mesele mi vardı ? Hayır aklıma en ufak bir cevap gelmiyordu mantık çerçevesi içindeyken. BAŞKASI? ‘’Başkasına mı gitti benden ulan?’’ Bunu kendime dört sefer tekrar ettim çünkü ilk üç seferde idrak etmek istememiştim. Ancak bununda mantıklı olmadığını düşündüm. Peki neden gitti? Hiç bilmiyordum ve bu şekilde ilerlemeye devam edersem asla da öğrenemeyecektim. Yine işten çıktım ve tekele gittim. Her gün olduğu gibi -tam 476 günden söz ediyorum- tekrarladım. Abi ordan bana iki paket sigara beş bira bir de şu antep fıstıklarından ayarlasana. Peki dedi adam. Parasını verdim ve poşeti alıp yürümeye dükkanın çıkışına ilerlemeye başladım. ‘‘Dur biraz’’ dedi. Bana mı diyor diye düşündüm önce yavaşlayarak. Efendim diyerek geri döndüm. Buyur abi para mı eksik diye sordum ama hayır dedi. Hayrola abi dedim. Gel hele bi bira da benden iç dertleşelim dedi. Eyvallah diyip kasanın arkasına oturdum. Bira açmasını beklerken kasanın altında hizada duran bardaklardan birini çekip rakı doldurmaya başladı. Abi bira demek için ağzımı açtım ama ‘’ Bazı dertlerin acısını bira alamaz evladım’’ dedi. Nerden anlamış olacak ki demek istedim ama aynada kendimi gördüğümde bile bitik ve nefessiz hayatımın farkına varabiliyordum. Benim anlayabildiğim bir şeyi başkasının anlamayacağını düşünmek kendi saflığımdandı. Sigara yakabilir miyim dedim, tabii oğlum iç dedi. Ben sigara yaktım, o rakısından yudumladı. Ben dumandan bir fırt daha aldım, o bir yudum daha aldı. Ben üçüncü dala geçtim daha rakıma el sürmemiştim ama amcamın maşşalahı vardı, dördüncü sek bardağı götürüyordu. Henüz hiç bir şey konuşmamıştık. Eyvallah amcacım dedim rakımdan bir yudum aldım, adettendir! Kalktım ve yürüdüm gittim. Gece yine demlendim biraz. Tekelde neden hiç konuşmadığımı düşüncelerimi neden paylaşmadığımı sorguladım tüm gece. Neden ihtiyacım olmasına rağmen yokmuş gibi davrandığımı sordum kendime. Yine cevap alamadım. Her akşam o amcanın yanında oturmaya başladım o akşam olduğu gibi, iki, üç, dört, beş derken, hiç konuşmadan muhabbeti epey ilerlettik. Öyle ki bi akşam sigaram orda otururken bitti ve bana sigarasını verdi. Bunun adı muhabbettir. Koyulaştık iyice günden güne. 483. günün akşamı yine iş çıkışı tekele gittim, amcanın oğlu olduğunu düşündüğüm bi genç duruyordu kasada. Selamın Aleyküm diyip bira dolabına ilerledim ama selamımı almadı. Kafasını kaldırıp bakmadı bile. Önce ön yargıma yenik düşüp öyle beyefendi bir adamdan böyle pislik birinin nasıl çıktığını düşündüm ama işin aslını sonra öğrendim. Bu arkadaşla da epey sıkı dost olduk. Her akşam birer büyük devirir ve muhabbetin dibine vururduk. 537. günün akşamı tekelden içeri girdim ve birinin kasadaki birine bir şeyler sorduğunu gördüm. -Saçları çok güzel görünüyor!- İşime bakmam gerektiğini tekrarladım kendime elalemin kızının saçından sana ne olum salaklaşma! Sesine dikkat edemedim dolabın gürültüsünden. Arkam ona dönük olmasına rağmen parfümünün kokusu çok ilgi çekiciydi ama bana bu acıyı çektiren bu hayatı bana reva gören insan kadar olamazdı. Gördüğüm bu kızın kim olduğunu sordum Ufuğa, -Tekeldeki genç- Bilmiyorum abi kızı hiç görmedim daha önce dedi. bende dedim. hayırdır inşallah. Sana ne sordu dedim. Bi adres sordu abi dedi. Neresiymiş? Senin adresini sordu abi. Bende ‘hemen arkanda bira dolaplarının orda gitmeni bekliyor dedim abi, ‘ Önce afalladım, ne olduğunu idrak etmeye çalışmak beni zor bir duruma soktu ama çabucak bu sersemlikten kurtuldum. Eeee dedim uzatırcasına. ‘’İşte yanına gelecek sandım, sende öyle bakmayınca falan eski bir tanıdık falan sandım abi.’’ dedi. Adı sanı kimmiş neciymiş bişey sormadın mı olum dedim. Abi direk seni gösterdim ne soracağım ev adresini soran gelir konuşur diye düşündüm dedi. Önce ona öfkeyle kükredim ama sonra haksızlık ettiğimi anlayıp özür diledim. Sigaramı vermesini istedim. Bi dal yaktım. 589. günün akşamı eve gittim ve rakımı doldurup balkona çıktım. Apartın kapısının açılıp kapandığını duydum kimin geldiğine bakmak için aşağıya 100 derecelik bir açıyla eğilip bakmak zorunda kaldım. Bu.. Bu oydu, içeri girdi. Merdivenlerdeydi ve hatta belki de benim katıma gelen yoldaydı. Önce heyecandan ne yapacağımı şaşırdım. Rakıyı sigaraları, içeri odada koni şeklinde dağ yaptığım bira şişelerini her şeyi bulduğum deliğe soktum. İçerdeki leş kokusunu bastırmak için ne bulduysam sıktım. Sigara küllüklerini boşalttım. Tv’nin tozunu dahi aldım. Kalın bir tabakaydı! Kapı çaldı kapıyı açtım ve o karşımdaydı. Ona binlerce soru sordum. Yüzlerce yanıt aldım. Binlerce kere özür diledim. Binlerce kere nefret ettiğimi söyledim yüzüne. Ama hep içimden. Hepsi içimde. Kapının eşiğinde durmuş beni süzüyordu ama ben sadece gözlerine bakıyordum. Gözleri gözlerime değmeden içeri girdi. Kollarını ilk okuldaki gibi çiçek yapmıştı. Üzerinde ten rengi paltosu vardı. Siyah botlar, şeftali aromalı ruju, Ch1 özel seri parfümüyle onu ilk sevdiğim haliyle karşımdaydı işte. Bakışları acımasızlaşmıştı biraz. Sigaraya başlamış. Dişleri biraz sararmış ve gülüşü anlam kazanmıştı. Bu olgun kadının benim sevdiğim kadın olup olmadığını anlamam çok uzun sürecek sanarken o olan biten hiç bişey yokmuşçasına ‘‘EE NASILSIN?’‘ diyene kadar sürdü bu düşüncem. Anladım ki bu kadın şu anda buraya öldürdüğü adamın hala neden gömülmediğini anlamaya gelmişti. Ortalığı süzüyordu gözleriyle. Sanki bir açık arar gibiydi beni küçümsemek için. Gidişim seni bitirmiş demek için bir fırsat kolluyor gibi bakıyordu. Bütün evi bir kaç oda hariç gezdikten ve kaf dağında ki burnunu biraz daha indirdikten sonra kollarının bağını çözdü ve ‘‘Seni özledim’‘ dedi. ‘‘Seni özledim ne ulan hayatımı siktin şimdi mi aklına geldim şeref yoksulu?’‘ diyemezdim. ‘‘Olabilir, ihtimaldir.’‘ dedim. Küfürlerimi acılarımı bana verdiği maddi ve manevi hasarı anlamasını sağlayacak binlerce şişe birayı rakıyı ve daha nicelerini onun gözüne sokabilirdim ama yapmadım. Gitmelisin dedim, gözlerime baktı ve evet dedi. Gitmeliyim ama sende gelmelisin dedi. ‘‘Peki bu sefer beraber gidelim, sen asansörle in bende geliyorum arkandan dedim. Kapıdan çıkışını seyrettim, bana baktı, seni hala seviyorum dedim. Ceketimi giydim, sigaramı yaktım. Komidin çekmecesinden aldığım pilot kalemle cebimden çıkarttığım paranın üzerine birşeyler yazdım. Sigaramın külünü dökmek için balkona çıktım. aşağıda onu gördüm bunca mesafeye rağmen hala çok güzeldi. Ayaklarımı balkon demirlerinden atlattım ve kendimi boşluğa bıraktım. İntihar notumda aynen şu yazıyordu. ‘‘Yarın sabah 590 gün olacaktı, benim yerime bir duble rakı ısmarla kendine. Hadi yine iyisin, beni az öldürmedin.’‘

Sonrası yok.
Hikayelerde kaybedenler kötüler olmaz ya da tersi.
Hikayelerde iyiler hep kazanamaz ya da tersi.
Ama mutlak gerçek vardır ki ihtimal geçirmez,
‘’Ölenler hep sevenlerden olur.’‘

Tumblr’dan Yüzler: Müjgan Özceylan

Tumblr’dan Yüzler’de bu ay analog gezi fotoğrafları ile birçok panoda yer alan genç fotoğrafçı Müjgan Özceylan ile sohbet ettik. Onunla @mujganozceylan adlı blogunda paylaştığı fotoğraflarından, gezme tutkusundan ve doğayla baş başa kalmanın öneminden bahsettik.

Merhabalar Müjgan, bizimle konuşmayı kabul ettiğin için teşekkürler! Klasik sorumuzla başlayalım : Nerelisin, neler yapıyorsun? 

Ben teşekkür ederim  20 yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. Hukuk 3. sınıf öğrencisiyim, aynı zamanda butik bir ajansta birkaç marka için görsel içerik üretiyorum; Kuzguncuk’ta çok güzel bir ofiste çalışarak. Bunun yanında Dubai, Paris, Los Angeles gibi dünyanın birçok yerinden dergilerle freelance fotoğrafçı olarak çalışıyorum. Bulduğum her zaman aralığında seyahat ediyorum; sokaklarda gökyüzüne bakarak yürüyen insanlardanım işte…

Keep reading

2

işte ayrılık saati geldi. bir akşamüzeri gittin bir daha gelmemek üzere.. ellerimi aldın, dudaklarına götürdün; hala sızlıyor gözyaşlarının değdiği yerler. oysa hiç istemiyordum gitmeni, hep benimle kalacağına öylesine inanmıştım ki.. geçici ayrılıklarına ne kadar uzun olsa katlanıyordum. çünkü; yine sana kavuşmak ümidi vardı içimde. biliyorum artık hiç gelmeyeceksin. daha düne kadar “yaşamak” diyordum, “senin için yaşamak..” nasıl, nasıl inanıyordum sana bilemezsin. yalansız bir sevgiydi verdiğin. öyle güzeldi ki..

boşluğa bırakılmış bir cisim gibi sıfıra yaklaşıyorum. yere çarpıp parçalandığım anda; anlayacaksın verdiğin acının dayanılmazlığını..sevmek istemektir. istemekse kalmaktır bir bakıma. her çaresizliğe karşı durabilirdim seninle, her şeye meydan okuyabilirdim. sevgin gücümdü, sevgimin acın olduğu kadar..

senden” diyordum. “seninle” diyordum. “senin için” diyordum. şimdi sensizim.. seninle olmamın haksızlığını öğrettin bana. artık senin için yazamam bile.

bana kendi idam hükmümü imzalattığın kalemi kırıyorum..