yendis

Erzurum'da düzenlenen 2017 Avrupa Gençlik Olimpik Kış Festivali'nde (EYOF 2017) curling kızlarda grup müsabakalarında Türkiye'nin A takımı, Rusya'yı 6-4 yendi. Ben bu sporu temizlik sporu olarak addediyorum. Bizim Türk kızlarının en güzel yaptığı şey temizlik olduğundan dolayı bu maçı kazanmamıza şaşırmadım. Rus kızlar ne anlar temizlikten. :)

6

Tomris Hatun: Saka hükümdarı. Bilinen ilk kadın hükümdarlardan. Sakaların ezeli düşmanı olan Persleri defalarca yendi. Oğlunu, bir pusu sonucu öldüren Pers İmparatoru Büyük Kiros (Cyrus the Great) için “Yaşarken kana doyamadı, ölüsünü kana doyuracağım.” şeklinde yemin ettiği rivayet edilir. Büyük Kiros’un başını kesip kan dolu bir sunağa atmıştır.


Mete Han: Büyük Hun İmparatorluğu kağanı. İlk sistemli ordunun kurucusu ve “Onluk Sistem” adı verilen askeri düzenin mucidi. Genç yaşta hükümdar olmuştur. Çin’e düzenlediği akınlar sonucunda Çin Seddi inşa edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen Zülkarneyn olduğu söylenir. Ülkesi; Roma İmparatorluğu, Göktürk Kağanlığı, Moğol İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, İspanya İmparatorluğu, Büyük Britanya ve SSCB ile birlikte tarihteki en geniş sınırlara sahip ülkelerden biridir. Hakkında Oğuz Kağan Destanı yazıldı.


Attila: Avrupa Hun İmparatorluğu kağanı. Ülkesini Orta Asya’dan Kuzey İtalya’ya kadar genişletmiştir. Onun düzenlediği akınlar sonucunda Kavimler Göçü başladı ve Roma İmparatorluğu doğu ve batı olmak üzere bölündü. Daha sonra Roma şehrini kuşatmış ve yağmalamaktan ancak Papa ile yaptığı ve içeriği hala açığa kavuşturulamayan görüşmeler sonucunda vazgeçmiştir. Hristiyan misyonerlerden teslis (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) inancını duyması sonucunda “Siz şaşırmışsınız, Tanrı’nın oğlu mu olur? O tektir.” dediği rivayet edilir.


İlteriş Kutluk Kağan: II. Göktürk (Kutluk) İmparatorluğu kurucusu. Soyu, Çin İmparatorluğu tarafından yıkılan I. Göktürk İmparatorluğu hanedanına dayanmaktadır. Tamamen dağılmış bir devleti yeniden kurmuş ve sınırlarını genişletmiştir. Döneminde Çin İmparatorluğu defalarca mağlup edildi ve yağmalandı.


Fatih Sultan Mehmet: Osmanlı İmparatorluğu sultanı. Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olan Konstantinopolis’i fethetti ve Bizans’ın varlığına tamamen son verdi. İmparator olmasının yanında “Şahi” adı verilen dev topları tasarlayan bir mühendis ve “Avnî” takma adıyla çok başarılı şiirler yazan bir şairdir. Attila’dan yaklaşık 1100 yıl sonra İtalya yarımadasına girmiş ve Otranto şehrini zaptetmiştir. Gemileri karadan yürütmesi hemen hemen bütün Avrupalılar tarafından bilinen destansı bir olaydır.


Mustafa Kemal Atatürk: Osmanlı İmparatorluğu ordusunda komutan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti kurucusu. I. Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde savaşmış ve Çanakkale Savaşı’nın kaderini belirleyen çok kritik kararlar almıştır, ayrıca Kurtuluş Savaşı ile İtilaf Kuvvetlerini yurttan tamamen atan orduların Başkomutanıdır. Dağılmış ve çağın çok gerisinde kalmış Osmanlı İmparatorluğu’ndan modern bir Türk devleti oluşturdu. Anadolu’da sanayi faaliyetleri başlattı ve döneminde ilk Türk uçakları üretildi. Kurduğu Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu ile Türk tarih ve medeniyetinin araştırılmasını sağladı. Döneminde dünya barışını sağlamak için mücadele etmiştir. “Yurtta sulh, cihanda sulh!” sözünün sahibidir.

Şu an aşırı mutluyum.Beşiktaş yendi ve bütün rakiplerimiz puan kaybetti.Bugün işler iyi gitti ve yarın walking dead ve black sails yeni bölüm çıkacak.GÜN GİBİ GÜN BE

Umarım özgürlük ve güzel olan her şeyi kazanırsın. Benimle veya öyle.
Sahiden geri çekilişin bu. Yenmekten korkuşun bu. Seni bu hayatta her şey yendi ben oturup senin yenmeni izlemek istiyorum. Sana karşıyım ve seni destekliyorum.
Beni bu karanlığa sen attın onu gördüm ama lambayı senin kapattığına inanmıyorum. Dünyadaki en kendini kandırma.
Karanlıkta kalmış gözmüşsün de ne işe yararsın sen davranıldığın. Biliyor musun ellerinle, çenenle, gözlerinle göremezsin demekten geri durduğun en güzel cevapları kendine verdiğinmiş.
Tabun muymuş bilmiyorum her bir noktanda farklı bir şeyin savaşı var hücrelerinde.
Bu da benim sensizliğinmiş eşyasız evliğin ama evliğin. Cephanesizliğin, kurtuluş savaşınmış. Kime karşı kiminlesin bilmiyorsun ama umarım onun ayağına taş değmezinmiş.
Olmuyor olmuyor olmuyor olmuyor biliyor musun bu bir şarkı değil ve kesinlikle olmuyor.
Sen bu olmayanı oldurursun. Gerçekten.

  • - Sen hiç ateşböceği gördün mü?
    - Hayır, görmedim.
    - Göremezsin, göstermiyorlar ki. Herkes de göremez zaten. Edison doğayı yendi, hem de kendi sahasında; biz o ara yoğunduk, Ediz Hun'un filmlerini seyrediyorduk.
    - Anlamadım?!
    - Kıymetini bil; anlasaydın yalnızlık çekerdin.
  • - Bu sefer konu ne?
    - KAHROLSUN!!
    - Bizim duvara yazınca oluyo mu?
    - Bilmem ama yazmayınca hiç olmuyo? Hem sizin duvarı kamulaştırdık biz.
    - Allah allah kamu biziz ama hiç haberimiz olmadı.
3

yendy_s

Yeni bir gün, yeni umutlar, yeni hayatlar… Bugün bir bebek dünyaya geldi, bugün birinin hayatının son günüydü. Birileri bugün mutlu, birileri sevgilisinden ayrıldı, birileri evlenme teklifi aldı, birileri kanseri yendi, birileri baba olacağını öğrendi, birileri çok sevdi, birileri kavuşamadı. Hepimiz bir yerde, bir şekilde, iyi ya da kötü hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyorduk. Ben ise sanırım o iyi hayattaydım. Ailemle aram iyiydi, istediğim şeyler istediğim zaman oluverirdi. Babam mimar, annem de avukattı. 16 yaşındaydım ve gençliğimi istediğim gibi yaşayabiliyordum. Sevdiğim kız yanımdaydı ve bu benim mutlu olmama yeterdi. 16 yaşındaysanız âşık olmanızın pek mümkün olmayacağı düşünülür, tam tersine ben Melis'e âşık olmuştum. Melis esmerdi, saçları dalgalıydı ve çok güzel gülüşü vardı. Âşık olabileceğiniz cinsten bir gülüşü vardı. Gülünce gözleri ışıl ışıl olurdu. Çoğu zaman onu izlerken bulurdum kendimi. Onun yanındayken savunmasızdım, güçsüzdüm sanki. Onunla bir bankta otururduk, saatlerce anlatırdı. Bazen somurturdu, çoğu kez gülümserdi. Onunla olduğum zaman sanki dünya durmuş, her şey durmuştu. Ta ki o güne kadar.  12 Temmuz'du. Melis'in doğum günüydü ve ben ona sürpriz yapacaktım. Önceden birlikte aldığımız çift bilekliğini kaybetmişti ve çok üzülmüştü. Gidip yenisini, daha güzelini aldım. Ucuna demir taktırdım. Bir daha asla kaybetmeyecekti. Dolmuştan inip, yürüdüm. Sokağın sonunda çiçekçi görünce bir demet papatya aldım. Papatya bana Melis'i anımsatıyordu. Papatya görünce Melis'in güler yüzü aklıma gelirdi. Elimde duran papatyalara bakıp gülümsedim. Melis'in evine varmak üzereyken telefonum titredi. Arka cebimden çıkardım ve tuş kilidini açtım. Tanımadığım numaradan mesaj gelmişti. "Bil bakalım Melis şuan nerede?"  Bu kimdi bilmiyordum ama kalbimin teklemesine engel olamamıştım. Ellerim titremeye başlıyordu, terlemiştim. Neler oluyordu bana? Bir mesajla nasıl bu hale gelebilmiştim?  Titreyen parmaklarımın arasındaki telefona baktım. Yeni bir mesaj geldi. "Melis artık masum değil." Ne diyordu bu? Telefonu cebime tıkıştırıp, koşmaya başladım. Bacaklarım titriyordu ona inat koşuyordum. Melis'in evinin önüne vardığımda duraksadım. Nefes nefese kalmıştım. Etraftaki meraklı gözleri umursamadım. Zile defalarca bastım. Demir kapıya tekmeler savuruyordum. Apartmandaki herkes cama çıkmıştı. Ama Melis yoktu. Elinde poşetlerle yanıma doğru gelen teyzeye baktım. Bana anlamsız anlamsız bakıyordu. Melis'in oturduğu apartmanda oturduğunu anlayınca elindeki poşetleri kaptım. "Yardım edeyim teyze," dedim. Teyze demir kapıyı açınca teyzeden önce içeriye koştum. "Birinci katta oturuyorum evladım," dedi. Kapının önüne poşetleri bıraktım. Yukarıya, Melis'in evine doğru koşmaya başlarken "Sana su getireyim terlemiş görünüyorsun evladım," dedi yaşlı teyze. Aldırmadan yukarı koştum. Kapıya tüm gücümle vuruyor, bir yandan da zile basıyordum. Nihayet kapı açılmıştı. Karşımda geçen sene kavga ettiğim çocuk, Emre duruyordu. Bu ne demek oluyordu? Emre'nin yüzüne bakıyordum. Çenem seğiriyordu. Bunu görünce gülümsedi. Suratına indirdiğim yumrukla afalladı. Onun yere düşmesini seyredip, Melis'in odasına daldım. Gördüğüm şey karşısında donakaldım. Melis bana, ben ona bakıyordum. Bu kadar mıydı yani? Âşık olduğum kızın değeri bu kadar mıydı? Gözümün önünden film şeridi gibi geçen anılarımıza baktım. Sol gözümden yaşlar akmaya başladı. Papatya olan elimle, gözümü sildim.  "Mert" dedi cılız sesiyle. "Doğum günün kutlu olsun sevgilim," dedim ağlarken. Papatyaları suratına atınca korktu. "Papatyadan korkan birisi, bu yaptığından nasıl oldu da korkamadı sevgilim?" dedim arka cebimden bilekliği çıkarınca. Elinden tutup bilekliği taktım. Son defa âşık olduğum insana baktım, değer miydi?  Diğer bilekliği de ben taktım. "Elveda..." diyerek sevdiğim kızın odasından güçlükle kendimi dışarı attım.  Emre’yi görünce gülümsedim. Yakalarından tutup, duvara yasladım. Öylece kaldım. Elimi kaldıracak halim yoktu, bunun işini daha sonra bitirebilirdim. Öyle savunmasız olduğumu fark edince benim ona atacağım yumruğu o bana attı. Bizi izleyen Melis'e son kez baktım. Bu sefer sondu. Ağzım yüzüm kanlar içindeyken, kendimi toparlayıp üstümde olan Emre’ye kafa attım ve hızlıca o evden çıktım. Dakikalar öncesine kadar papatya olan elim şimdi ise kanıyordu. Papatya gitmişti, bana kalan tek şey kanayan yüreğimdi. Bu kadar mıydı yani? O, gülüşünde sıcaklık hissettiğim kız bu olamazdı. Hayır, hayır. Kesinlikle o Melis değildi. Melis, sevdiğim kız. Bunu bana yapamazdı. O, kıyamazdı ki bana. Bunları düşünürken meydana geldiğimi fark ettim. İnsanların dikkatini çekiyordum. Ellerim kanıyordu ve ağzım, yüzüm dağılmıştı. Gözlerimden akan yaşlar artık görmeme engel oluyordu. Buğulu cam gibi olan gözlerim pes etmişti. Otobüs durağına ilerlemek için karşıya geçtim. Kalabalığın sesleri yok olmuş, dünya kararmıştı. Korna sesi duyunca sağıma baktım ve sonrası karanlık... Ne kadardır bu hastanedeydim bilmiyorum. Belki yaz bitmiştir, papatyalar solmuştur belki de. Yerimden kalkamıyordum, kımıldayamıyor, hareket edemiyordum. İlk başlarda felç olduğumu sanmıştım ama öyle olmadığımı doktorlar teyit etmişti. Konuşmak istemiştim ama yapamamıştım. Konuşamamak işime gelmişti aslında. Bir süre hiçbir şey düşünemeyip, hiçbir şey konuşamamak beni yatıştırmıştı. Ya da ben öyle sanıyordum. Yakın arkadaşlarım ziyaretime gelmişti, Almanya'da oturan halam bile gelmişti. Öğretmenlerim bile merak edip gelmişlerdi. Ama o yoktu, beni böyle yapan, bu hale getiren, yüreğimi yakan kız gelmemişti. Gelmesini istiyor muydum bilmiyorum ama en azından ben bu haldeyken gelmesi gerekmiyor muydu? Aradan 1-2 hafta geçmişti. Kaç aydır olduğum yerdeydim. Uyumuyordum ama gözlerimi kapatmıştım. Yağmur yağıyordu, ilk defa huzurlu hissetmiştim. O anda kapı açıldı. Gözlerimi açmadım. Yatağıma doğru ilerleyen adımların kime ait olduğunu merak etmiştim. "Sevgilim, ben geldim. Biliyorum açıklaması zor ama böyle olsun istememiştim. Uyuyorsun değil mi? Hatırlar mısın bilmiyorum ama bir keresinde çimenlere uzanmıştık, bulutlara şekiller verirdik. Kediye benzetmiştim bir tanesini, kedileri ne kadar sevdiğimi bilirsin. O günün akşamında 'balkona çık.' diye mesaj atmıştın. Balkonda bir sepetin içinde siyah minicik bir kedi vardı. Aynı saçların gibi o da siyah demiştin."  Ağlıyordu, hissetmiştim. "Her neyse, o gün ve daha birçok gün bir kere daha çok sevdiğimi anlamıştım seni. Lütfen iyileş. Seni çok seviyorum, beni asla bırakma." dedi ve odadan çıkıp gitti. Gözlerimden akan yaşları sildim. Komodinin üzerinde bir mektup vardı. Mektuba uzanıp açtım. Mektupta açıklamasını yazmıştı. Okumak istemiyordum. Beni korumak için yaptığına dair bir şeyler yazmıştı. Mektubu yırttım, gözyaşlarımı sildim. "Hoşça kal Papatya’m..." Taburcu olmam iyileştiğim anlamına gelmiyordu sanırım. Çünkü sol elim felçti. Papatyayı tuttuğum elim felç kalmıştı. O günden sonra ne Melis'i ne de Emre’yi gördüm. Melis'in hastaneye geldiği gün yemin ettim kendime. Bir daha kimseye papatya almayacak, kimsenin Papatya’m olmasına izin vermeyecektim.

selanikgocmenii ile beraber yazdık.

+ sen hiç ateşböceği gördün mü?
- hayır, görmedim.
+ göremezsin, göstermiyorlar ki. herkes de göremez zaten. edison doğayı yendi, hem de kendi sahasında; biz o ara yoğunduk, ediz hun'un filmlerini seyrediyorduk.
- anlamadım?!
+ kıymetini bil; anlasaydın yalnızlık çekerdin..

3

“Mustafa Kemal padişaha rest çekip Kurtuluş Savaşını başlattı” yalanı.. 

“Atatürk yoktu, düşman çoktu. Atatürk geldi, düşmanı yendi!” tekerlemeleri ile yetiştirilen neslin kafasına sürekli empoze edilen meselelerden birisi Mustafa Kemal'in İstanbul'dan kaçarak Samsun'a çıktığı ve padişahtan bağımsız Kurtuluş Savaşını başlattığı yalanıdır.

Cumhuriyetin ilanından sonra laiklik kisvesi altında dinimizi yerlerde süründüren Mustafa Kemal bakın bakalım gücü elde etmeden önce “Padişah efendimize” nasıl övgüler yağdırmış. Gücü elde ettikten sonra “Padişah efendimizin” bütün aile efradını yurtdışına süren Mustafa Kemal öve öve bitiremediği hilafet makamını kaldırıp “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, hocalar devleti değildir” deme cür'etini dahi göstermiştir. 

Dinin istismar edilmesinin tartışıldığı şu günlerde biraz sorgulamak gerek olayları. Dini kullanmak, dini kullanarak insanlara zulmetmek midir, yoksa dini kullanarak zulmedilen insanlara, özlük haklarını vermeye çalışmak üzerine siyaset yapmak mıdır? Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca dini kullanarak rant elde etmeye çalışan birçok insan olmuştur. Bunların başında ise camilerde çıkıp vaaz verip gücü elde ettikten sonra aynı camileri ahıra çeviren Mustafa Kemal gelir. 

Uyan Ey Türk Gençliği! “Kur’an  bizim anayasamızdır!” diyenlerin dini kullandığını iddia edenleri bir kenara koy. Dini kavramlar ve vecibeler üzerinden toplumda söz sahibi olup bu dine ihanet edenleri gör!

KAYNAKLARLA KEMALİZM YALANLARINI ÇÖKERTMEYE DEVAM EDECEĞİZ!

-Sen hiç ateş böceği gördün mü?

- Hayır, görmedim.

- Göremezsin, göstermiyorlar ki. Herkes de göremez zaten. Edison doğayı yendi, hem de kendi sahasında biz o ara yoğunduk, Ediz Hun'un filmlerini seyrediyorduk.

- Anlamadım?

-Kıymetini bil; anlasaydın yalnızlık çekerdin

oysa hepimiz biliyorduk dünyanın nasıl bir yer olduğunu. sadece inanmak istemedik. yani inanmazsak, daha az yaralar diye düşündük. ama olmadı. daha beter oldu hatta. görmezden geldik diye çok daha fazla yaraladı. her defasında  acıyan yerlerimizden doğurdu güneşleri. ve yaşamak, öldürdü bizi.