ydi

lise 2'ydi galiba bahçede dolanıyordum. gözlüklü bir kız yanıma yanaştı, gergin bi bakar mısın dedi. kızı tanımam etmem. bir şey mi oldu, dedim. meğer bir kız varmış beni seven. dedi ki; bizim sınıfta bir kız var seni seviyor. ama öyle böyle değil. belki sana göre güzel bir kız değil ama inan çok seviyor. senin için gece boyu ağladığına gözümle şahit oldum. annesi 2 yıl önce öldü babası da şehir dışına gidip geliyor iş için, yalnızlıktan olmasa da sevgisizlikten içi kurudu. ben dayanamıyorum onun bu haline. bir hafta olsun onun sevgilisi ol ne olur. dünya gözüyle onun mutlu olduğunu göreyim. kendisi sana gelemez, e sen zaten ona gitmezsin. ben yapmak istedim, sana söylemek istedim. eğer istemezsen anlarım ama yaparsan bir insanı gerçekten ve tam manasıyla mutlu etmiş olacaksın. kim olsa şok olurdu. ben de oldum. önce inanmadım. kıza arkadaşının ismini ve sınıfını sordum. biraz araştırdım kendi çapımda. sessiz sakin içine kapanık bir tipti. çok düşündüm bir insana yalan söylemek onun mutluluğu için bile olsa doğru mu diye. sonra onun mutluluğunun daha önemli olduğuna karar verdim. ve bir sabah sınıfının bulunduğu koridorda dalgın dalgın yürürken çarptım ona. kafasını kaldırıp karşısında beni gördüğünde yüzünün ifadesi öyle bir değişti ki beni sevdiğine o an inandım. özür dilerim görmedim, dedim ve gülümseyerek sınıfıma indim. daha sonra kantinde sırada tam arkasına kaynak yaptım. kantinci abiye seslendim kız beni fark etsin diye, sesimi duyar duymaz arkasını döndü. yüzünde yine aynı ifade vardı. sevgi ve hayranlık yüklü nemli gözleriyle bana bakıyordu. onun bakışları içimi delip geçmiş ve üzmüştü beni. yanlış mı yapıyordum? kalbim hayır diyorsa da mantığım evet diye haykırıyordu! fakat ok yaydan çıkmıştı artık. bana gelip durumu anlatan kız arkadaş sınıfıma uğradı, sen ona çarptın ya hala onun etkisinde belki yüz kere anlattı daha şimdiden onu çok mutlu ettin dedi. beraber plan yaptık. okul çıkışı onlar bir kafeye gidecekler, tesadüf bu ya ben de aynı kafede olacaktım. sonra selamlaşacaktık ve ben masalarına oturacaktım. sonra ne olacaktı bilmiyordum. planımız işledi. harfi harfine hem de. bir tiyatro oyuncusu gibi sahneler planladım ve onları hayata geçirdim...tanıştık konuştuk. inanılmaz bir mutluluk ve şaşkınlıkla, ne yapacağını şaşırmış bir halde bana bakıyordu konuşurken. güldürdüm onu birkaç kere, utandırdım. muhabbet öyle koyulaştı ki saat geçmiş fark etmedik. onu evine bırakabileceğimi söyledim. evet demedi ama hayır da demedi. kızardı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. diğer arkadaş bizden ayrıldıktan sonra beraber yarım saat yürüdük. ben konuştum o dinledi. o zaten az konuşan ve sustuklarını içinde yaşayan bir kızdı. vedalaşırken yanağına bir buse kondurdum. utanarak ve hızla eve girdi. o gece yatağımda dönüp durdum. acaba şimdi ne yapıyor dedim. mutlu mu? neler düşünüyor? içi kıpır kıpır mı? sırıtıyor mu sebepsiz yere? ne yapıyor şu an... tabi o dönem cep telefonumuz olmadığı için haberleşme imkanı sınırlıydı. nasıl olduğunu görmek için ertesini günü beklemek zorundaydım. bu şekilde tam on gün beraberce gezdik konuştuk tanıdık birbirimizi. artık ona sevgili olalım diyecektim. sonra fark ettim ki ben de heyecanlıyım. elim ayağıma dolanıyor. oyun yaparken gerçekten etkilenmiştim ondan. evet görece güzel değildi ama muhteşem bir kalbi vardı. okul bahçesinde karşılaştık. beni öptü yanaklarımdan ve yürümeye başladık. sonra duvarın orada durup susuştuk. lafa nasıl gireceğimi bilemedim. sonra gözlerine baktım ve onunla sevgili olmak istediğimi söyledim. gözlerinden yaşlar döküldü. sustu tek kelime etmedi. sonra hızla uzaklaştı yanımdan. öylece kalakaldım. onu o gün bir daha görmedim. ertesi gün de görmedim. arkadaşı beni buldu ve o hafta okula gelemeyeceğini söyledi. çok telaşlanmış ve korkmuştum. sebebini sorduğumda da biraz rahatsız olduğunu söyledi. ama öyle değildi biliyordum. gidip ziyaret edelim dedim, bence iyi bir fikir değil şu an dedi. üzüntüden çökmüş bir halde sınıfa döndüm. ne derse kendimi verebiliyordum ne de neşeli o halimden eser kalmıştı. her teneffüste arkadaşlarım başıma toplanıyor "neyin var, bir şey mi oldu, gergin kesin bir şey oldu ben hiç seni böyle görmedim" gibi şeyler söylüyorlardı. evet bir şey olmuştu ama ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. neyi yanlış yapmıştım bilmiyordum... tam altı gün boyunca ondan haber almadım. ne yüzünü gördüm ne sesini duydum ne de evine gidip sormaya cesaret edebildim. içim içimi kemirdi günlerce. kötü bir şeye sebep olmaktan ölesiye korkuyordum. hani bir kere görsem, iyi olduğunu bilsem, bir iki kelam etsek karşılıklı o zaman dinecekti içimdeki sebepsiz fırtına. sonraki haftanın pazartesi günü istiklal marşı için sıraya girerken gözlerim hep onu aradı. yine yoktu. hayatımda kendimi hiç bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum. sınıflara dağıldıktan sonra ben onun sınıfına gittim ders başlamadan önce. arkadaşını buldum. allah rızası için bana güzel bir şey söyle dedim, iyi mi o? neden gelmiyor? omzuma bir el dokundu ben onunla konuşurken. arkamı döndüğümde tam karşımda duruyordu. yüzüne utangaç bir hüzün çökmüş, gözleri yine nemlenmiş, gülümsemesindeki coşku yerini dudak kenarlarına gizlenen bir umutsuzluğa bırakmıştı. birkaç saniye konuşmadan bakıştık. "nasılsın" dedim sesim titreyerek. iyi olduğunu söyledi. kısa cümleler kuruyordu. öğle arasında buluşmak üzere sözleştik ve ben sınıfıma döndüm. izafiyet teorisi işte tam da o sıralarda kendini hissettirdi. öğleden önce 45'er dakikadan 4 ders vardı. bir de 10'ar dakikalık teneffüsler. allahım bu zaman ne menem bir şeydi neden geçmiyordu. dakikaları bıraktım saniyeleri saydım. karnıma ağrılar girdi, kalp atışlarım en yüksek seviyedeydi, parmak uçlarım uyuştu, avuçlarım karıncalandı, yanaklarım al al oldu. sanki 3 buçuk saat değil de bir o kadar yıl geçti aradan. öğle tatili zili çalınca sınıftan ışık hızında çıktım. her zaman konuştuğumuz duvarın önünde onu beklemeye başladım, heyecandan buz gibi olmuş uyuşuk avuçlarımı birbirine sürttüm. yüzümü ellerimin arasına alıp yanaklarımdaki ateşi söndürmeye çalıştım. uzaktan geldiğini gördüm ve toparlandım. yarım saat sonrasını çıldırasıya merak ediyordum. ne olacaktı, nasıl bir konuşma geçecekti aramızda? samimi bir şekilde elini sıktım ve yanaklarından öptüm onu. neler olduğunu sordum, neden okula gelmediğini, neden bu kadar üzgün göründüğünü, neden sevgilim olur musun dediğimde cevap vermediğini... - sen harika bir insansın. ama ben senin sevgilin olamam. ne yapmaya çalıştığını biliyorum, neden çırpındığını biliyorum. ama yapamam. senin sevgilin olup bir süre sonra benden ayrılacağını bilerek yaşayamam. seni sevmek, uzaktan da olsa yetiyor bana. sırf ben seni seviyorum diye beni mutlu etme çabanı takdir etsem de yapamam. ben böyle mutluyum, sensizliği bile seviyorum inan. beni çok mutlu ettin biliyor musun, hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşattın. ama burada kalalım. senin önce sevgilin ayrılınca da arkadaşın olamam. ben senin bir şeyin olmadan da mutluyum. gözlerimde biriken yaşları tutmakta çok zorlandım. boğazım düğümlendi tek kelime edemedim. şimdi ben ona "ama ben de seni seviyorum, artık gerçekten seviyorum, bir kor oldun göğsümde" desem inanmazdı. çünkü bir yalanla başlamıştı her şey. kendime kızdım, hem de çok kızdım. üzüntüm tarif edilemeyecek boyutlardaydı. sarıldım ona, kafasını göğsüme yaslayıp ağladı, beni de ağlattı. bir süre öylece bekledik. o an ölmek istedim. kahır denen şey gelip çöreklendi içime. öğle tatilin bittiğini haber veren zil yankılandı bahçede. ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana bakıp son kez elime dokundu ve uzaklaştı. uzunca bir süre birbirimizi görmedik. korkumdan bahçeye bile çıkmıyordum görürüm de elim ayağıma dolaşır diye. aylarca düşündüm, üzüldüm, ara sıra gözlerim doldu. bana tarifi imkansız bir duyguyu yaşatmıştı o süre boyunca. hayatıma değer katmış, kalbimde iz bırakmıştı. sene sonunda tiyatro gösterimizde arka sıralarda otururken görmüştüm onu sahneden. kalbim delicesine çarpmıştı. kendini ne kadar gizlemeye çalışmışsa da başaramamış, sandalyeye gömülmüşse de nemli gözlerinin parıltısı onu ele vermişti. oyun sonrası usulca kapıdan çıkıp giderken gördüm. bu onu son görüşüm oldu. arkadaşıyla görüştüğümde babasının işi sebebiyle bir başka ile taşındıklarını öğrendim. uzaklarda bir yerlerde hala beni seviyor, hala kendini sevdiriyordu. şimdi nerede ne yapıyor, bilmiyorum. bir kere daha görmeyi, o güzel gözlerine bakmayı, kocaman yüreğine dokunmayı isterdim. belki buraları okursa diye yazıyorum; seni gerçekten sevdim...

Alıntıdır.

FF  Hikayesi #4

@kagtgemiler in denizlerde okyanuslarda yüzme şansı olmadığını @katrankarasi-geceler den sonra öğrendim. Önce içimi kararttım ve kalbimde @melalikalp oldu sonunda. @sukalemi ile göğe yazdığım yazılar yağmur olup aktı ve indi gözlerimden. En acısıda @yagmurun-sesi ydi. Her bir yağmur tanesinin sesi birer kurşun gibi ağırdı. Gitgide dengesiz ve @hisssiz-adam ın teki oluyordum. Hatta bir gün yolda giderken önünde @yesequilibre  yani dengesiz yazan bir tshirt aldım ve günlerce çıkarmadım. Aynı gün rus yazar @cesendev e ait olan @hastabipolar kitabını da aldım. Kitabın bir sayfasında “ @buzungunesi erimez buzun güneşini ancak yakabilirsin ve bunu sadece ruhun ile yapabilirsin” yazıyordu. Evet @ruhun-ile-yak bu cümle artık sloganım olmuştu. Bütün zalim dertlerime artık @layezalimm diye haykırarak bir nevi ruhumla dert yakıyordum. @ozgurcemavi sokaklar @tipiitip insanlar görüyordum artık @kayipsehir de. Belki de @yalnizliginiyiolani bu şekildeydi. Herşeyi mavi görme çabasındaydım artık.  @istanbulunbeyfendisi gitti ve hiçlikle yaşan bir @hicadam geldi. Eskiden bak şu @ortadakiadam ne güzel şiir yazıyor derlerdi. Şiirleri @mavimsibulutumsuu yazılar yazıp @sonikikelime si hep akılda kalır da derlerdi. @hayalperesd likten gitgide uzaklaşmıştım. Akşam eve geldiğimde bilgisayarımda ilk işim @nemrudunkizi türküsünü dinlemek oluyordu. Bir gün yine dinlerken bir mail geldi. Mail tanımadığım birindendi. İsim kısmında @fyorucu yazıyordu. F harfinin adının baş harfinin olduğunu düşünerek F ile başlayan tanıdıklarımı düşünmeye başladım ama bulamadım. Attığı mail de ben @morkadin ile baslayan bir şiir göndermişti. Şiir çok egzantirik ve düşündürücüydü. Not olarakda bu şiiri okurken @pastoral-senfoni orkestrasından bir müzik açmamı yazmıştı. Öyle de yaptım. Daha sonrasında bu tuhaf kişiye kim olduğunu sordum fakat hiç bir cevap alamadım. Şiirde ki son cümle “ @kelimelerinsonnefesi geldiğinde gözlerin hep @kayipmisra lara dalacak” idi. Şiiri araştırdığım da şiir @bosborus un @kafkasizkalanmilena adlı kitabında olduğunu öğrendim. Ertesi gün ilk işim kitabı bulmak oldu. Uzun süre aradıktan sonra @minyaturce adlı bir sahafta buldum. Kitabı biraz karıştırayım derken içinden bana ait bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafın arkasında @topragadusenekadar seveceğim seni yazıyordu. Beynim donmuştu. Altında @byzssvr gibi bir şey yazıyordu. Bu şifreyi çözmeye çalışırken bi yandan da kitabı karıştırmaya devam ediyordum. Kitabın son sayfasına baktığım da bir not daha gördüm. Notda @nnightwalker dan @birnefeslikask şarkısını dinle yazıyordu. Eve gittim hemen müziği aramaya başladım. Şarkı @hosgeldinhuzun diye başlayınca birden duruldum. O an kapı çaldı kapıda @gamzeli161 boylarında @maskelikadin kapıda duruyordu. Buyrun dedim ve bana @belkidebirmasalbu akşam olanlar ama ben @dilsizalfabe mde olanları anlatmaya geldim dedi. Ben şok oldum ve elinde tuttuğu @mor-gazoz gösterdi, sever misin diye sordu. Kekeleyerek severim dedi ve içeri girdi. Ben hala olayın şaşkınlığında üzerinde ki tshirtde yazan @achildlikewomen yazısına takılmıştım. Ve işin özünün bu olduğunu anlamıştım. Bütün şifre oradaydı ve birden aklıma bir şey geldi. Ve hemen @siirce35 isminde bir cafenin meşhur pastası @siiraze den istedim. Pastayı beklerken bir yandan ona bakıyordum ve bir yandan düşünüyordum. Ruhumun evin içinde sanki @ozgur-beden gibi dolaştığını hissediyordum. Ona @lalgibi sessiz kalmıştım. O arada pasta geldi Ve gazozlarımızla beraber yemeye başladık. Bana o arada ben yıllarca seni bekledim. Aslında sende beni bekledin. Anlamadım dediğim de bana @umuthalavar yaşanılacak güzel günler var dedi.  Sonra kalktı ve bilgisayardan bir şiir açtı ( https://www.youtube.com/watch?v=ZxsmHmH-GY0 ) Şiiri dinledikçe ne demek istediğini anlamıştım. Beni benden daha fazla tanıyan ve beni benden daha mutlu etmek isteyen kişiydi. Rüyalarıma giren kişin o olduğunu anladım. Aynı rüyaları da o da gördüğünü söyledi. Gözgöze uzun bir süre sadece bakıştık. Kendimi onunla el ele @gelinciktarlasi nda yürüyorum zannettim. Sanki bu da rüyaydı. Sabaha kadar hiç konuşmadan sadece birbirimize baktık. Ve hayatımın insanını bulduğum için içimde ki heyecanı şiirlere şarkılara döktüm. Ve bu hiç bitmesini istemediğim bir rüyaydı. Dua ettim bitmesin diye. Sabır ve duanın getiremeyeceği bir mutluluk olmadığını bir kez daha anladım. Yoksa siz hala mutluluğa @atanamayanlardanmisiniz ?

Mad At The World
YDI
Mad At The World

Look into my eyes and see, I’m not normal. You can believe. Savage fury, uncontrollable rage. I’m gonna put you in the grave. Visions of murder run rampant through my mind. Death to all humankind!

I’m mad, mad, mad at the world!

No money, no family, no home, no job, no life, no nothing!

I’m mad, mad, mad at the world! 

I’m ugly, I’m poor, I’m awkward, I’m nothing!

youtube

YDi - Live In Philadelphia (1983)

anonymous asked:

Ff kankaaa

@anolhw @uyuyangirlxx @zeplinnn @evvelzamaniicinde @birisiolmaklazim @siyahbedenlibiri @kubraaozerrr @deli5411 @delidolupanda @narniayagidenyol @mavidusunensiyahyasayan @mavigezegeninprensesi @aymel03 @grinchgibi @aysenhalaolmedinmi @mentholcigarette @heavenwithus @hissiz-bedenler @hicmiyiz @likeafanfare @yakinhayallerisondumutlar @ece-kaypakk @desiktirlol @drinkwithgod @baldanrina @bitmeyenkumsaati @biumutvar @delidolupanda @papatyakokulummm @pandaleynam @pamuk-cuceyi-yedi-prensesler @psikologolamayanpanda @mandalinkizi @kimseningitmedigiyerler @paristebiz @untilthedayend @asidiklipanda @prisonerofyoureyess @princessvenusella @vazgecemeyensubatkizi @varoslarindansi @antipatikhayaller @ahududuluvodka @aksamtanrisi @anlamsizblogg @haftaninsonubinakaratgibi @huzurludalgalar @hiperaktiffkoala @hicmiyiz @haziransevmeleri @gokyuzukanatlari @edatgibii @marshanfendisi @sananebe-slk @19siyahbedenler03 @birazseniozledim @galaksileradina @aldirmagonul @komiksindemek @url-bulamaaadim @sevebilirim @uyutsungecebeni @uykusuzbiuykucuu @uzayliailesinden @uykuluuzayli @uykukoliktelepat @xhopetym @ceneninyayinisikeyim @cennetenbirmelekk @emptyyhandsheavyhearts @kabulediyorumdeliyim @toosadbutfab @ingilizusulu @shamshiel @tekumudumyaztatili @1allamedegilsin @bisngecebilirmiyim @differentchangees @beyazbidegogu @siyahsevenkedicik @ilkleriliklerde @rapintanricasi @sarisinmayonez @risuss @bilemedimyanii @kitaptutkunubayan @mandalinkizi @gokyuzukanatlari @gokyuzukadarsevsen @ruhumunyedirengi @ruhusolmushatun @ruhunukirletme @bordosokaktavani @queenehir2319 @wecouldbeheroessss @esraningunlugu @renkli-ydi-hayallerr @ruzgarinellerinde @tamamtamamentatlibenim @tequilalinargile @tambircerkeskizi @yagmurluhava @yesilgozlualfa @umutsuzbiiri @idonthavecoolname @icimdekitirtillar @im-a-brooklyn-bae @onsuzolmaz @ovshittman @olmustepetaklak @ozledimseniharbiden @papatyakokulummm @psikologolamayanpanda @pandasaturnluu @ahududuluvodka @aksamtanrisi @anlamsizblogg @sadecepek @daddysexylittlegirl @desperatesongs @drinkwithgod @fecixox @fazlapsikopat @godofheart @gelberabersarhosolalim @hayalkurankedi @justpunchs @kimdokunduysasana @kivirciktursu @kasimadair @zeynepsx @zenginamagurursuz @zeynooderlerbana @xtambirveletx @xwhiteskin-blacksoul @cikolatakokankitaplar @comewithhorse @viskigde @bulutlarevim @bordosokaktavani @birkackadehsarapp @niktofili @negatifpolyannaaaaa @never-dont-go @mutlulukkelebegii @maialogy @muzlukahve
Yeter sanırım bu kadar

Venezolanos!!!

Para los que me dicen que no consiguen ningún venezolano acá:

@its-zquad @hugerlpb @alc0hol-and-cigarettes @taquicardiaeterna @alanys2103 @venezuelan-young @venezolanita @me-pica-la-qk @smilenownow @arrechisimo @j-e-s-u-s-b-r-o-w-n @wtf-ajelet @halloidiots @josefcastillo7 @jooosee94 @gabrieloictus @w-alternatives @ahvergacion @alanaluyu22 @carloosalejndro @peeero-bueeno @venezolandro @venec0 @luiskartujo @luistheis @dadd–y @luisdft @basyco @dreamsoftruths @feralia @anag027 @javierreyesp @imyourkilljoy @blckng @ihaveahipsterurl @my-name-is-miclos @juancarls @nothing-only @argte @ydi-el @thedemonh @algoconpez @sweet-adiction @jossmiles @whiskyconghiello @cacao-amargo @ladelasmandarinas @arepaconquesollanero @faded-ugh @kerencolina @dsskoob @wxdress @simple-y-diferente @bestoj @jesusmlart @soyunsensualpandamorado @fritanga-visual @fluffelpuff @comocualquierotro @burdeloguatafak @venezolanisimo @insidiosoxd @estoyafuerasal @insane-idiot @im-king-of-gods @pintala @istarted @bitethehappiness @albilla @contigo-me-siento-completo @boymx69 @helenmbc @u-always-will-be-my-summer-love @unnegronotannegro @tmyap @thevenezolanoo @dnncrs @rebellawyer @mindandsilence @smilingnicky @jonaro @queenjedai @luisernestolpez @sirenasdeazucarmorena @marituing @flashesofrainbow @idea-para-pizza @venezuela-mahomies @venezuela-is-new-idealist @mente-loca-es-brillante @manydreamsonereality @unlindouser @anomalia-perfecta @ramgdesign16 @just-mysoul-responding @ppouring @tengotatuadalaluna @insertanombreaqui @making-peoples-day @nacdrak  @salimahbicharara-comun @no-soy-lo-que-tu-ni-nadie-desea @lasjirafascomenlibros @valeryhaha @guavavenezolana @iamnegraaa @isbelovesfreckles @javosicktoy @andreaofficial1 @aye-oropeza @gabupoes @pauvxn @lovingwholemyworld @corolarios @moiseswhatthefvckareyoudoing @kngze @ve-ne–zuelaa @itsmejota @babydont-forgetmyname @eldiarioderachel @en-un-mundo-blanco-y-negro @queenjedai @ouryellowhearts @vodkradioactive @nonsensicaaal @whatithing 

      deben faltar muchos más, si eres venezolano y faltas acá, me escribes y te agrego

anonymous asked:

Bak bugun soruyorum ff?😂

@anolhw @zeplinnn @birisiolmaklazim @uyuyangirlxx @narniayagidenyol @sekilsizkartanesi @thatswreck @bngstrk @imkani-olan-delirsin @cokmugariplibisey @haftaninsonubinakaratgibi @holdingsahibi @antipatikhayaller @mutlulukkelebegii @vazgecemeyensubatkizi @sonkadehvotka @beyazbidegogu @kocagotlumavihipopotam @kimseningitmedigiyerler @gokyuzundekinot @desperatesongs @sananebe-slk @olmazlarameylimvarr @marshanfendisi @cikolatakokankitaplar @ceneninyayinisikeyim @cemadriankedisi @huzurludalgalar @hayalkurankedi @siyahin-tek-tonu @siyahsadist @icimpopibeniiim @mavisinikaybedensiyah @mavidusunensiyahyasayan @pandaleynam @mars-sa @siyahbeyazbirblog @ruhumunyedirengi @olmustepetaklak @bulutsukarakter @renkli-ydi-hayallerr @uykusuzbiuykucuu @uyutsungecebeni @uykukoliktelepat @bidepazarvertesi @ayolunicornumben @kubraaozerrr @kabulediyorumdeliyim @yarenruya @sadecehissizkiz @aliensareeverywhere @amigoquerida @altinvuruss @alkolluimam @aldirmagonul @marjinalsarisin @mavigezegeninprensesi @maandalinakokusuu @mandalinkizi @mavisinikaybedensiyah @dondurmamkaramel @icimdekibirisine @pandasaturnluu @gokyuzukadarsevsen @visnelicurukkek @siyahhaay @sevebilirim @papatyakokulummm @avucumuzdakikelebek @martabevacquaphotos @cokmugariplibisey @kafamdabiryerdeyim @likeafanfare @galaksileradina @asidiklipanda @xhopetym @deli5411 @desiktirlol @delidolupanda @ovshittman @never-dont-go @piskopatolmayanpsikopat @piskopatkurukafa @diedeisy @dieewithme @antipatikhayaller @url-bulamaaadim @unutamadiklarimizdanmisiniz @uykucukirpii @19siyahbedenler03 @brokoliyebenzeyenagac @senizliyorumadamol @nedensevmedinbeni @the-wild-world-and-bad-people
Aklıma gelen bunlar unuttuklarim varsa simdiden ozur dilerim

4

Yeryüzünün muhteşem yeri;
Tek hayran kaldığım Kabe'ydi gerisi muazzam üzücü.
Peygamberimin O'nun etrafındaki putları kırdığı gibi, şimdiki vazifemizde o yükselen kuleleri,binaları yıkmak mı?İslamın özünü arıyorum,doğallığı nerde,kimde?
Müslümanlar aynı mekanda birleşti ama,aynı kalpte,aynı düşüncede birleşemedi,bu çok acı.Araplar Müslüman mı diye düşünmeden edemiyorum (Estağfirullah)
Ahlakı göklere değen Peygamberim
Müslümanların ahlakını görse dehşete mi düşerdi,ağlar mıydı.Çok üzülürdü.
Kabe'yi büyük zevkle izlerken ne düşünürdü bilmiyorum ama onun gördüğü yeri gördü gözüm,bastığı yerlerden geçti ayaklarım
Elhamdulillah…

2

Ar y funud mae fy mheintiadau ar ddangos yn Amgueddfa Gwynedd. Os ‘da chi efo diddordeb gweld nhw, mae gena fi flog Tumblr a Instagram ychwanegol o dan enw Caren Morys.

Pan o'n i yn yr amgueddfa, nes i sbio o gwmpas y lle achos dwi rioed ‘di bod yn yr amguedda fel mae o rwan. Blynyddoedd yn ôl mi ‘oedd o mewn adeilad gwahanol ac yn lot llai hefyd. Rwan mae o mewn adeilad newydd a mae o'n edrych yn llawer mwy modern a golau.

Dyma ddau beth ‘naeth ddiddori fi fwyaf. Y cyntaf ydi'r wisg traddodiadol Cymraeg, a'r ail ydi llechan o chwarel yng Ngwynedd a gafodd'i cerfu gan y chwarelwyr ei hunain. Mi ‘naeth y chwarelwyr gerfu ‘hein i addurno'i llefydd tân .

*********************

At the moment my paintings are on show in Gwynedd Museum. If you are interested in seeing them, I have additional Tumblr and Instagram accounts under the name of Caren Morys.

When I was at the museum, I looked around the place because I’ve never been to the new museum as it is now. Years ago it was in a different building and a lot smaller too. Now it’s in a new building and it looks a lot more modern and lighter.

Here are two things which interested me the most. The first is the traditional costume of Wales, and the 2nd is a slate from a quarry in Gwynedd that was carved by the quarrymen themselves. The quarrymen carved these to decorate their fireplaces.

*********************

Notes -

Pan o'n i yn yr - abbreviated ‘pan oddewn i yn yr’

llawer/lot - a lot. I’ve deliberately used both of these. Native speakers use both. 'Lot’ is one of those English words that are 'allowed’. You will probably hear it being used a lot instead of 'llawer’.

'gafodd'i gerfu’ - this is abbreviated 'gafodd eu cerfu’, which is the grammatically correct way of writing it. However, in reality, informal, spoken speech replaces 'eu’ (their) with 'ei’ (his or its), and you’ll often only hear the tail end of it with just 'i’ tagged on to the end of whatever it’s used with.

mheintiadau - mutated version of 'peintiadau’ (paintings).

Nath/naeth - sometimes I use both. You will hear 'nath’ in spoken Welsh instead of 'gwnaeth’.

Ben kavga etmem. Beni bilen bilir hanım hanımcık, sessiz sakin bir insanımdır (yersen). Hayatım boyunca tek bir kavgam oldu, onun da bir itibarı, bir şekli, bir metodolojisi, efendime söyleyeyim bir sevimliliği var!

Ergenliğimin derininde olduğum senelerde Ecem diye bir kız vardı. Devamlı arkamdan konuşur, yok küçüklük arkadaşımla sevgili olur “Selcan’la görüşmeyeceksin” der, saçıma laf söyler gider saçımın aynısından yaptırır, yazılarımı çalar, cümlenin ögelerinin yerini değiştirerek kendi yazmış gibi yapar falan - öyle bir bela düşünün. Yine çok iyi sabrettim. Aylarca sabrettim, kuulluğumdan ödün vermedim, zaman zaman arkamdan değil de yüzüme bulaşsın diye çabaladım, olmadı; bu hep böyle sürdü gitti.

Neyse bir gün eskiden Dip Bar diye bir yer vardı ve gündüz kendi çapındaki amatör punk grupları peş peşe konserler verirdi. O konserdeyim. Kamkilerimin çoğu sahneye çıkacağı için yanımda değil; ağzımda lolipop takılıyorum tek başıma ortalıkta. Karşıdan Ecem bakıyor bana. Yanında bir sürü arkadaşı var, ben de tekim ya bana bakıp bakıp kahkahasıyla çalan müziği falan bastırıyor. Yanındaki kızlardan bir tanesi üzgün üzgün bakıyor bana ama, suratında bir “:/” ifadesi, o da bana bakıyor hep. Sabrımın son damlası o günmüş meğer. Sonrası facia.

Yavaş yavaş, usul usul yanaştım Ecem’in yanına. Vücudu dikleşti ben onun yanına gidince, bildiğin dalacağız yani. Ağzımdan lolipopu çıkardım, kızın sol saç dibinden bir daldım o lolipopla çevir allah çevir, çevir allah çevir; en sonunda asılarak geri çektim lolipopumu. Ben hayatım boyunca öyle bir çığlık işitmedim, hala kulaklarımda o ses ve üzülüyorum aq. Çığlığına müzik durdu, organizatör falan koştu yukarıdan. Organizatörü de güya tanırdım ama ismini bile bilmiyorum, “Çirkin Abi”ydi o hep benim için.

O çığlıktan sonra “aha Selcan” diyenler bana koştu, onun arkadaşları Ecem’e koştu derken ortada felaket bir hengame oluştu. Öyle ki ben Kıvanç diye bir arkadaşımı teklemişim bol bol farkında olmadan. Kendime geldiğimde sağ elim kanıyordu ki hala iz var o elimde, Kıvanç “tamam da bana niye vurdun, niye vurduuuun” diye bağırıyordu, bir de Ecem’in yanından bana üzgün üzgün bakan kız yanımda “ben ona söyledim, uğraşma dedim beni hiç dinlemedi ki” falan diyordu. (Dilara, onunla sonradan çok yakın arkadaş olduk. Gazeteye falan çıkmıştık ama o başka bir yazının konusu =D) O günden sonra çok çirkin geyikler döndü. “Ecem’e hasta ziyaretine gidiyoruz, süslü tokalar aldık ki kelini örtsün” gibi. Nasıl güzel saçları vardı, nasıl kıydım hala düşünür düşünür şoka girerim. O pembik lolipopun üzerindeki saç topluluğunu düşünürüm, üzülürüm. Çok samimiyim yarın bir yerde karşılaşsam sarılır özür dilerim üzerinden çok seneler geçmesine rağmen.

Ama hani şu vicdandaki bir insanı lolipopla saldırtacak kadar çığrından çıkarabilmişse hak etmiştir diye düşünmeden de edemiyorum. Silahı lolipop olan insandan nasıl bir kötülük bekleyebilirsin aq? İlk ve son oldu. “Selcandy” ibaresini çok seviyorum çünkü “candy” denen objelerle çok çeşitli anılarım var. Bu da onlardan biriydi. Güldük mü? Üzüldük mü?

“Galiba mesafeler kısaldıkça insanlar birbirlerinden daha fazla uzaklaşıyorlar.”
— John Katzenbach, Tabu (sf. 121)

Bundan 6 yıl önce, sanki seninle iki eski sevgili değilmişiz gibi buluşup sinemaya gitmiştik bir akşamın sekizinde. Filmin adı “Romantik Komedi”ydi hiç unutmam, yan koltuğunda otururken senden yola çıkarak aşkların ve hayatın aslında böyle olmadığı düşünmüş, filme karşı hemen başında yitirdiğim inancımı hemen oracıkta bir önyargıya çevirmiştim. Evet, bu filmi izleyip izlemediğimi soran insanlara direkt “saçma, çok saçma” diyecektim. “Hiç beğenmedim, hayat bir Jane Austen romanı değil ve öyleymiş gibi davranan filmlerden nefret ediyorum.”

Yanyana bulunmamız, her gün yanyana bulunuyormuşuz gibi gülüp eğlenmemiz, sıradan iki arkadaşmışız gibi sohbet edip dertleşmemiz; yine sıradan iki arkadaşmışız gibi kucaklaşarak vedalaşmamızın absürd olmayacağı yönünde esinlendirmişti beni. Bizim evin önünde arabadan salt benim değil, senin de inişin, senin de beni kucaklama niyetinde olduğuna inandırmıştı beni, kandırmıştı. Kollarımı uzattığımda bir adım geri çekilişin de gözümün önünden gitmez, bir kadının, özellikle de sık kucaklaşmayan bir kadının kollarının boşlukta asılı kalması ne demektir, bilemezsin.

Hiçbir şey olmamış gibi gülümsemiştim sana hemen o an, ama yemin ederim bunun son görüşüşümüz olduğunu, o günden bugüne bir kere daha yüzünü, o yeşil mi ela mı olduğunu hala henüz çözemediğim, belki de hatırlamadığım gözlerini göremeyeceğimi bildiğimden kaynaklanan bir aktris edasıyla değil, içimden geldiği için, trajedilere güldüğüm için gülümsemiştim. Sonra arkamı dönüp gitmiştim. Öğren, bunun arkamı son dönüşüm olduğunu o an bilmemiştim, hiç düşünmemiştim, ummamıştım ve tahmin etmemiştim.

İnsan bazen dışarıdan bakanı çıldırtabilecek bir duygu karmaşasına sürüklenebiliyor; hemen o gece, evine gidince gönderdiğin mesajın içeriği can yakıcı olsa da sevindirmişti beni, tıpkı kolları havada kalan bir kadının gülümsemeyi başarabilişi gibi. “Sarılırsam koklardım, koklarsam gidemezdim anla” demiştin, özür dilemiştin, bu ne büyük bir trajedi öyle ya; ama ben o gün Titus Andronicus’u bile komedi bellemiştim.

O an o komedinin içerisinde gizlenen “eğer sana sarılmamayı başarabiliyorsam, demek ki yeteri kadar istemiyorumdur” motifini görememiştim. Demek benim elimde olmayan şey senin elindeydi, ha sevgilim? Şimdi şimdi düşünüyorum, sen bu kadar bencilsin diye mi o arkamı dönüşüm hala son arkamı dönüşüm acaba? Yine mi korkuyorsun benim kokumdan, korku mu kokuyorum ben hala, burnuna? Yine mi bütün derdin sarılırsan edineceğin kederlerin ve aklına hiç gitmemekten evvel “nasıl giderim” uğruyor? Benim havada asılı kalan kollarıma rağmen gülümseyen dudaklarım kadar cesaretin yok diye mi hep görüşmek isteyip görüşemiyor, hep sarılmaktan bahsedip sarılamıyoruz ki biz? Bil, düşünüyorum.

Peki sen hiç düşünmüyor musun?

Mesela, hiç düşünüyor musun, hemen yarın ölsem? Yarın değil, ondan sonraki herhangi bir gün ölsem ben? Bir drama daha soyunsam ve başka bir adamı seni tahtından edip ilham perim yerine koyacak kadar çok sevsem? Sen artık istesen de bana sarılamayacak, sarılsan da kokumu alamayacak, kokumu alsan da kalması istenmeyecek bir adama dönüşsen? Hiç mi korkmuyorsun komedi kostümü giyen trajedilerden? O kadar mı çok gidesin var, bana o kadar çok yakınken?

“Sarılsam koklardım, koklarsam gidemezdim” süslü bir cümle değil. Bu cümle ancak aptal bir aşığa mutluluk verebilir, bana artık vermiyor. O yüzden korkma, ne olursun korkma, içimde kollarımı uzatıp sana sarılma isteğim yok hala, geçemezsin koku çekme aşamasına.

Korkma, gel buraya, korkusuzca yaklaş,
Yaklaş ki dilediğin kadar uzaklaşalım oracıkta.