ydi

lise 2'ydi galiba bahçede dolanıyordum. gözlüklü bir kız yanıma yanaştı, gergin bi bakar mısın dedi. kızı tanımam etmem. bir şey mi oldu, dedim. meğer bir kız varmış beni seven. dedi ki; bizim sınıfta bir kız var seni seviyor. ama öyle böyle değil. belki sana göre güzel bir kız değil ama inan çok seviyor. senin için gece boyu ağladığına gözümle şahit oldum. annesi 2 yıl önce öldü babası da şehir dışına gidip geliyor iş için, yalnızlıktan olmasa da sevgisizlikten içi kurudu. ben dayanamıyorum onun bu haline. bir hafta olsun onun sevgilisi ol ne olur. dünya gözüyle onun mutlu olduğunu göreyim. kendisi sana gelemez, e sen zaten ona gitmezsin. ben yapmak istedim, sana söylemek istedim. eğer istemezsen anlarım ama yaparsan bir insanı gerçekten ve tam manasıyla mutlu etmiş olacaksın. kim olsa şok olurdu. ben de oldum. önce inanmadım. kıza arkadaşının ismini ve sınıfını sordum. biraz araştırdım kendi çapımda. sessiz sakin içine kapanık bir tipti. çok düşündüm bir insana yalan söylemek onun mutluluğu için bile olsa doğru mu diye. sonra onun mutluluğunun daha önemli olduğuna karar verdim. ve bir sabah sınıfının bulunduğu koridorda dalgın dalgın yürürken çarptım ona. kafasını kaldırıp karşısında beni gördüğünde yüzünün ifadesi öyle bir değişti ki beni sevdiğine o an inandım. özür dilerim görmedim, dedim ve gülümseyerek sınıfıma indim. daha sonra kantinde sırada tam arkasına kaynak yaptım. kantinci abiye seslendim kız beni fark etsin diye, sesimi duyar duymaz arkasını döndü. yüzünde yine aynı ifade vardı. sevgi ve hayranlık yüklü nemli gözleriyle bana bakıyordu. onun bakışları içimi delip geçmiş ve üzmüştü beni. yanlış mı yapıyordum? kalbim hayır diyorsa da mantığım evet diye haykırıyordu! fakat ok yaydan çıkmıştı artık. bana gelip durumu anlatan kız arkadaş sınıfıma uğradı, sen ona çarptın ya hala onun etkisinde belki yüz kere anlattı daha şimdiden onu çok mutlu ettin dedi. beraber plan yaptık. okul çıkışı onlar bir kafeye gidecekler, tesadüf bu ya ben de aynı kafede olacaktım. sonra selamlaşacaktık ve ben masalarına oturacaktım. sonra ne olacaktı bilmiyordum. planımız işledi. harfi harfine hem de. bir tiyatro oyuncusu gibi sahneler planladım ve onları hayata geçirdim...tanıştık konuştuk. inanılmaz bir mutluluk ve şaşkınlıkla, ne yapacağını şaşırmış bir halde bana bakıyordu konuşurken. güldürdüm onu birkaç kere, utandırdım. muhabbet öyle koyulaştı ki saat geçmiş fark etmedik. onu evine bırakabileceğimi söyledim. evet demedi ama hayır da demedi. kızardı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. diğer arkadaş bizden ayrıldıktan sonra beraber yarım saat yürüdük. ben konuştum o dinledi. o zaten az konuşan ve sustuklarını içinde yaşayan bir kızdı. vedalaşırken yanağına bir buse kondurdum. utanarak ve hızla eve girdi. o gece yatağımda dönüp durdum. acaba şimdi ne yapıyor dedim. mutlu mu? neler düşünüyor? içi kıpır kıpır mı? sırıtıyor mu sebepsiz yere? ne yapıyor şu an... tabi o dönem cep telefonumuz olmadığı için haberleşme imkanı sınırlıydı. nasıl olduğunu görmek için ertesini günü beklemek zorundaydım. bu şekilde tam on gün beraberce gezdik konuştuk tanıdık birbirimizi. artık ona sevgili olalım diyecektim. sonra fark ettim ki ben de heyecanlıyım. elim ayağıma dolanıyor. oyun yaparken gerçekten etkilenmiştim ondan. evet görece güzel değildi ama muhteşem bir kalbi vardı. okul bahçesinde karşılaştık. beni öptü yanaklarımdan ve yürümeye başladık. sonra duvarın orada durup susuştuk. lafa nasıl gireceğimi bilemedim. sonra gözlerine baktım ve onunla sevgili olmak istediğimi söyledim. gözlerinden yaşlar döküldü. sustu tek kelime etmedi. sonra hızla uzaklaştı yanımdan. öylece kalakaldım. onu o gün bir daha görmedim. ertesi gün de görmedim. arkadaşı beni buldu ve o hafta okula gelemeyeceğini söyledi. çok telaşlanmış ve korkmuştum. sebebini sorduğumda da biraz rahatsız olduğunu söyledi. ama öyle değildi biliyordum. gidip ziyaret edelim dedim, bence iyi bir fikir değil şu an dedi. üzüntüden çökmüş bir halde sınıfa döndüm. ne derse kendimi verebiliyordum ne de neşeli o halimden eser kalmıştı. her teneffüste arkadaşlarım başıma toplanıyor "neyin var, bir şey mi oldu, gergin kesin bir şey oldu ben hiç seni böyle görmedim" gibi şeyler söylüyorlardı. evet bir şey olmuştu ama ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. neyi yanlış yapmıştım bilmiyordum... tam altı gün boyunca ondan haber almadım. ne yüzünü gördüm ne sesini duydum ne de evine gidip sormaya cesaret edebildim. içim içimi kemirdi günlerce. kötü bir şeye sebep olmaktan ölesiye korkuyordum. hani bir kere görsem, iyi olduğunu bilsem, bir iki kelam etsek karşılıklı o zaman dinecekti içimdeki sebepsiz fırtına. sonraki haftanın pazartesi günü istiklal marşı için sıraya girerken gözlerim hep onu aradı. yine yoktu. hayatımda kendimi hiç bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum. sınıflara dağıldıktan sonra ben onun sınıfına gittim ders başlamadan önce. arkadaşını buldum. allah rızası için bana güzel bir şey söyle dedim, iyi mi o? neden gelmiyor? omzuma bir el dokundu ben onunla konuşurken. arkamı döndüğümde tam karşımda duruyordu. yüzüne utangaç bir hüzün çökmüş, gözleri yine nemlenmiş, gülümsemesindeki coşku yerini dudak kenarlarına gizlenen bir umutsuzluğa bırakmıştı. birkaç saniye konuşmadan bakıştık. "nasılsın" dedim sesim titreyerek. iyi olduğunu söyledi. kısa cümleler kuruyordu. öğle arasında buluşmak üzere sözleştik ve ben sınıfıma döndüm. izafiyet teorisi işte tam da o sıralarda kendini hissettirdi. öğleden önce 45'er dakikadan 4 ders vardı. bir de 10'ar dakikalık teneffüsler. allahım bu zaman ne menem bir şeydi neden geçmiyordu. dakikaları bıraktım saniyeleri saydım. karnıma ağrılar girdi, kalp atışlarım en yüksek seviyedeydi, parmak uçlarım uyuştu, avuçlarım karıncalandı, yanaklarım al al oldu. sanki 3 buçuk saat değil de bir o kadar yıl geçti aradan. öğle tatili zili çalınca sınıftan ışık hızında çıktım. her zaman konuştuğumuz duvarın önünde onu beklemeye başladım, heyecandan buz gibi olmuş uyuşuk avuçlarımı birbirine sürttüm. yüzümü ellerimin arasına alıp yanaklarımdaki ateşi söndürmeye çalıştım. uzaktan geldiğini gördüm ve toparlandım. yarım saat sonrasını çıldırasıya merak ediyordum. ne olacaktı, nasıl bir konuşma geçecekti aramızda? samimi bir şekilde elini sıktım ve yanaklarından öptüm onu. neler olduğunu sordum, neden okula gelmediğini, neden bu kadar üzgün göründüğünü, neden sevgilim olur musun dediğimde cevap vermediğini... - sen harika bir insansın. ama ben senin sevgilin olamam. ne yapmaya çalıştığını biliyorum, neden çırpındığını biliyorum. ama yapamam. senin sevgilin olup bir süre sonra benden ayrılacağını bilerek yaşayamam. seni sevmek, uzaktan da olsa yetiyor bana. sırf ben seni seviyorum diye beni mutlu etme çabanı takdir etsem de yapamam. ben böyle mutluyum, sensizliği bile seviyorum inan. beni çok mutlu ettin biliyor musun, hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşattın. ama burada kalalım. senin önce sevgilin ayrılınca da arkadaşın olamam. ben senin bir şeyin olmadan da mutluyum. gözlerimde biriken yaşları tutmakta çok zorlandım. boğazım düğümlendi tek kelime edemedim. şimdi ben ona "ama ben de seni seviyorum, artık gerçekten seviyorum, bir kor oldun göğsümde" desem inanmazdı. çünkü bir yalanla başlamıştı her şey. kendime kızdım, hem de çok kızdım. üzüntüm tarif edilemeyecek boyutlardaydı. sarıldım ona, kafasını göğsüme yaslayıp ağladı, beni de ağlattı. bir süre öylece bekledik. o an ölmek istedim. kahır denen şey gelip çöreklendi içime. öğle tatilin bittiğini haber veren zil yankılandı bahçede. ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana bakıp son kez elime dokundu ve uzaklaştı. uzunca bir süre birbirimizi görmedik. korkumdan bahçeye bile çıkmıyordum görürüm de elim ayağıma dolaşır diye. aylarca düşündüm, üzüldüm, ara sıra gözlerim doldu. bana tarifi imkansız bir duyguyu yaşatmıştı o süre boyunca. hayatıma değer katmış, kalbimde iz bırakmıştı. sene sonunda tiyatro gösterimizde arka sıralarda otururken görmüştüm onu sahneden. kalbim delicesine çarpmıştı. kendini ne kadar gizlemeye çalışmışsa da başaramamış, sandalyeye gömülmüşse de nemli gözlerinin parıltısı onu ele vermişti. oyun sonrası usulca kapıdan çıkıp giderken gördüm. bu onu son görüşüm oldu. arkadaşıyla görüştüğümde babasının işi sebebiyle bir başka ile taşındıklarını öğrendim. uzaklarda bir yerlerde hala beni seviyor, hala kendini sevdiriyordu. şimdi nerede ne yapıyor, bilmiyorum. bir kere daha görmeyi, o güzel gözlerine bakmayı, kocaman yüreğine dokunmayı isterdim. belki buraları okursa diye yazıyorum; seni gerçekten sevdim...

Alıntıdır.

Mad At The World
YDI
Mad At The World

Look into my eyes and see, I’m not normal. You can believe. Savage fury, uncontrollable rage. I’m gonna put you in the grave. Visions of murder run rampant through my mind. Death to all humankind!

I’m mad, mad, mad at the world!

No money, no family, no home, no job, no life, no nothing!

I’m mad, mad, mad at the world! 

I’m ugly, I’m poor, I’m awkward, I’m nothing!

“Yerim destanınızı!”

Birinci dünya savaşı 4 yıl sürdü, tekrar ediyorum, 4 yıl. Yani 16 mevsim, 208 hafta, 1460 gün.. Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen, Makedonya, Galiçya, Romanya cepheleri açıldı. İtilaf devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.

Kafkas cephesinde Sarıkamış’ı rus ordusundan almak için savaştık. 90 bin asker donarak öldü Sarıkamış’ta. Dok-san-bin asker! Lojistik destek gelmemişti çünkü. Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler. Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı. Bir daha uyanamadılar.

Çanakkale cephesi….!
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insan ölümü oldu. 253 bini asker, gerisi sivildi. Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler. Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini. Galatasaray, Konya ve İzmir liseleri… Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi… Dönemediler, tarihe ‘meçhul çocuk asker’ olarak geçtiler. Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale'de yatıyorlar.

Kurtuluş Savaşı…!
Doğu cephesinde Ermenilerle, güney cephesinde Fransızlarla savaştık. Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı. Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık. Fransızları yurttan temizledik. Şehirlerimize gazi, kahraman, şanlı isimlerini verdik.

Batı cephesi daha kanlıydı.
Birinci ve İkinci İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya savaşı yaşandı. Sakarya savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi. İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi. Mustafa Kemal Atatürk, büyük taarruz başlattı. Dumlupınar meydan muharebesinden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz, ileri!” dedi.

Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı. İzmir düşman işgalinden kurtarıldı. Batı Anadolu düşmandan tamamen temizlendi. Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar… Kurtuluş Savaşı’da 4 yıl sürdü. 16 mevsim, 208 hafta, 1460 gün… Binlerce şehit verdik. O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.

Yıllardır Pkk’ya verilen şehitlerimizi saymıyorum bile…

Ve 15 Temmuz….
1 gün bile sürmedi, tekrar ediyorum, 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü! Limana yanaşan düşman gemilerinden değil, sağ olsun Erdoğan’ın eniştesinden öğrendik. Ama hazırlıksız değildik. Lojistik destek tamdı mesela. Nedense 4 farklı noktada beliren uçaklar-helikopterler, 3g bağlantıları, televizyonlar, radyolar…

Düşman bu kez ne İngiliz, ne de Almandı… Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, istedikleri her şeyi verilen, “Muhterem Hoca Efendileri”ydi. Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı. Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler. Kardeşi kardeşe kırdırdılar! Kurtuluş yine bizimkilerden, Fetö’nün kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle darbe püskürtüldü. Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı.

Kısaca…

Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar, kocasını toprağa verip cepheye koşan kara Fatmalar… Çocuk, yaşlı, kadın demeden…
Atamızın önderliğinde bizlere, 19 Mayıs’ı, 23 Nisan’ı, 30 Ağustos’u, 29 Ekim’i bıraktılar. Amma…
Geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…  
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 mayıs’lar….
Ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!

Velhasıl,
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”

Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer, binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken… Darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri, Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler, bir türlü temizleyemediğiniz, kovalayamadığınız ve düşmandan kurtaramadığınız vatan varken, size de hiçbir gerekçe göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?

Destan 3g ile yazılmaz.

İmza; Yeliz Koray

Yerim destanınızı!

1.Dünya Savaşı
4 yıl sürdü
Tekrar ediyorum 4 yıl
Yani 16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.

Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
90 bin asker DONARAK ÖLDÜ.
Dok-san-bin asker…
Lojistik destek gelememişti çünkü.
Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
Bir daha uyanmadılar…

Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!

Kurtuluş Savaşı..
Doğu Cephesi’nde Ermenilerle
Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.
Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.
Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik.

Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi.

Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen TEMİZLENDİ.
Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar…
Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü.
16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Binlerce şehit verdik.
O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.

YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…

Ve 15 Temmuz…
1 gün bile sürmedi.
Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
sağ olsun Erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik.
Lojistik destek tamdı mesela.
Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…

Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.
Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.
Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
Kardeşi kardeşe kırdırdılar!
Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…

Kısaca…
Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar…
Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!

Amma…geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar
ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!

Velhasıl
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”

Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…;

Darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri,
Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ,
KOVALAYAMADIĞINIZ ve
Düşmandan KURTARAMADIĞINIZ vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…
Destan 3G ile yazılmaz.

Kendi halinde, mütevazı bi hayat süren iki güzel insanın birbirlerini kaybediş hikayesini anlatacağım. Hüzünlü olacak. Biranızı ve ya çayınızı hazır bekletin. Altı Ocak 2013 yılında emekli Mümtaz bey her sabah yaptığı gibi alt katında ki dükkanının kepenklerini açmaya çalışırken kendi kendine homurdanıyordu. Balkon demirlerinden sarkan çocukların, terlik ve eşofmanla sokakta gezen semtimizin güzide ablalarımızın, Üç Günlük Dünya kahvesinin önünde yetmiş beş yaşında amcaların pişpirik oynadığı, Salça ekmeğin meşhur olduğu, kedi gözü misketin birlik sayıldığı zamanlardan kalma eski bi mahallenin, en eski esnafı Mümtaz amca. Yine kepenklerini açarken zorlandı. Yine gözüne dokunana saydırdı, sövdü. Dükkana her zaman ki gini sağ ayakla girdi. Kasayı açıp besmele çekti. Akşamdan sinirli Mümtaz amcanın derdi hiç bitmedi. Erimedi. Ne zaman kurtuldum dediyse başına türlü sıkıntı geldi. Mümtaz amca hiç sigara içmezdi ama oğlu sigaradan vefat etti. Mümtaz amca kumsr bilmezdi ama kızı serseri kurşunla bi gece eğlencesinde vefat etti. Yaşayan kendine dair tek insan, yine onu evinde bekleyen, çorbasını pişiren, evini çekip çeviren. Varı, yoğu, herşeyi. Selma teyze. Mümtaz amcayla beraber tam 52 yıl geçirdiler. Mümtaz amca her sene evlilik yıl dönemlerini unuturdu. Selma teyze de hiç bu günün kavgasını etmezdi. Hediye beklemezdi. Mümtaz amcanın en büyük hediyesi sadakatiydi. 52 yıl boyunca sevdiği kadından-Selma teyzeden- başka hiç nir kadının eline değmemiştir. Hiç kimseyi sevmemistir ondan başka. Hemde hunu önünde fırsat varken yapmamıştır. Herneyse! Bu konuları irdeledikce daha çok konuşurum ama şimdi mesele bunlar değil. Dün gece Mümtaz amca dükkanı kapatıp eve geldiği zaman,Selma teyze televizyon da gördüğü koltuk takımını aldırmak istedi Mümtaz amcaya. Tabi ne mümkün. Saatlerce kavgası edildi bu koltuğun. Mümtaz amca para yok kadın! Dedi. Selma teyze, 'kırk yılda bir şey istedim, bi istediğim de olsun' diye dertlendi. Koca evde iki kişi olunca, söylenen sözler tekrar tekrar geldi birbirlerine. Tartışma büyüdü, kavga oldu. Kavga büyüdü, sevgi oldu. Selma teyze yatağa girdi. Söylenmeyi hâlâ bırakmamıştı. Mümtaz amca yatağa girdi. Dinlemeyi çoktan bırakmıştı. O gece Selma teyze yarım saatten uzun sayıkladı o takımı. Daha fazla dayanamayıp bitkin düşene kadar demediğini bırakmadı Mümtaz amcaya. O gece Mümtaz amca yatağa girer girmez uykuya teslim olmuştu. Almayacaktı o koltuk takımını. Lüzumsuz para harcanmayacaktı. Sabah saat yedi de uyandı, üzerini giyindi. Mutfağa girdi. Salona gitti. Yatak odası. Lavabo. Evden çıkarken son bi sefer Selma teyzeye baktı. Hala uyanmamış gudubet kadın. Iyi ki bi istediği olmadı. Kahvaltı ettirmeden yol ediyor bir de. Diye tane tane yatağı seyrederek söylendi. Ayakkabılarını giyerken çekecekten yardım aldı. Merdivenlerden indi. Kapıdan çıktı ve alt kattaki dükkanının kepenklerini kaldırırken gözüne dokunan herşeye saydırdı, sövdü. Dükkana her zaman ki gibi sağ ayakla girdi. Kasayı açıp besmele çekti. Akşamdan sinirli Mümtaz amca! Bir kaç müşteri karşıladı. Dükkanı çırağa bırakıp park, bahçe, sahil, ne bulduysa yürüdü. Yavaş yavaş soluklana soluklana ilerlerken, yanından olabildiğince hızlı akıp gitti zaman! HAYAT. Öğlen dört gibi dükkana geldi. Etrafı kolaçan etti, kasayı kontrol etti. Çırağa giydirdi biraz. Yan dükkanın yeni sahibine sövdü. En büyük derdi, "Orospu çocuğu dükkanının önündeki bütün pisliği benim dükkanımın önüne süpürmüş yine"ydi. Akşam on buçuk gibi kapattı dükkanı. Bu gün eve geç gitmek için biraz daha geç kapattı dükkanı. Kepenklerini indirdi. Sövdü, saydı, gelene gidene giydirdi. Aksi ihtiyar! Merdivenlerden çıkarken ölüyor gibi hissetti ama inadından yaşadı. Kapıya geldi. Ayakkabılarının arkalarına basa basa çıkarttı ayakkabılarını. Kapıyı anahtarıyla açıp içeri girdi. Ne televizyon sesi. Ne musluk sesi. Ne çamaşır makinesi. Hiç birinden ses gelmiyordu. Salon boştu. Mutfak boş. Oturma odası boş. Yatak odasına girdi. Işıkları yaktı. 52 yıllık Hayat arkadaşı hala uyuyordu. Selmam, hasta mısın? Diye seslendi, horultulu sesiyle. Cevap alamayınca yatağa iyice sokuldu. Omuzlarına dokundu. Selma, hatun kalk hadi çok açım. Dedi ama tepki alamadı. Yorganı kaldırmak istiyordu ama korkusu ona engel oluyordu. Bütün cesaretini toparladı ve yorganı hışımla havaya savurdu. Selma teyze, Mümtaz beyin yarım asırlık hayat arkadaşı. Can Yoldaşı. Hüzündaşı. Huzurdaşı. O sabah uyanmamak şartıyla uyumuştu. Mümtaz amca yatağın kenarına oturdu. Dizlerine söz geçiremediğinden. "Selmam, Ciğerimin sol köşesi, canparem, huzur verenim. Canına yandığım beni yalnız koma. Bi koltuk takımı için bana bunu yapma kurbanın olayım Selma'm.

Bu gibi şeyler yaşanıyor. Her gece ve her sabah. Nice Selmalar ölüyor ve nica Mümtazlar gömülüyor.
Henüz ölmediniz diye umuda kapılmayın. Elinizdeki şansların kıymetini bilmediğiniz için bu hayatı hak ettiğiniz gibi yaşamadığınız için sizi ilk ve son kez uyariyorum.
Unutmayın! Yaşasanız da öleceksiniz.
Yaşamasanız da!
Peki ya şimdi. Siz nasıl ölecek yada öldürüleceksiniz ?

youtube

YDi - Live In Philadelphia (1983)

Sonuna kadar okuyun…!!!
15 Temmuz'un bir “Destan” olduğuna çok inanan ve bu durumu savunan arkadaşlarım olduğunu biliyorum. Paylaşımlarından ve profil fotoğrafı çerçevesinden anlaşılıyor nihayetinde… Lütfen biraz daha “objektif” bakmaya çalışın ve aşağıdaki yazıyı ön yargısız okuyun. Ne demişler, “Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”
Yeliz Koray yazmış, buyrunuz, okuyalım:
“Yerim destanınızı!
1.Dünya Savaşı
4 yıl sürdü
Tekrar ediyorum 4 yıl
Yani 16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.
Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
90 bin asker DONARAK ÖLDÜ.
Dok-san-bin asker…
Lojistik destek gelememişti çünkü.
Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
Bir daha uyanmadılar…
Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!
Kurtuluş Savaşı..
Doğu Cephesi’nde Ermenilerle
Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.
Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.
Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik.
Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi.
Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen TEMİZLENDİ.
Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar…
Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü.
16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Binlerce şehit verdik.
O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.
YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…
Ve 15 Temmuz…
1 gün bile sürmedi.
Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
sağ olsun Erdoğan’ın "eniştesi"nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik.
Lojistik destek tamdı mesela.
Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…
Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.
Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.
Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
Kardeşi kardeşe kırdırdılar!
Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…
***
Kısaca…
Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar…
Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!
Amma… geriye Sarıkamış’ta ölenler için "halay” çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar
ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!
***
Velhasıl
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”
Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…;
Darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri,
Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ, KOVALAYAMADIĞINIZ ve düşmandan KURTARAMADIĞINIZ vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…
Destan 3G ile yazılmaz..
#YelizKoray

anonymous asked:

ff 💘

 @anolhw @hzseren @kubraaozerrr @kucukafayicik @esraningunlugu @ruzgarinellerinde @yagmurluhava @ozledimseniharbiden-deactivated @pandaleynam @shamshiel @desperatesongs @fena-haldebela @fazlapsikopat @hiperaktiffkoala @kaztuyluyastigim @ahududuluvodka@ahududuluvodka @kankasendehaklisin @renkli-ydi-hayallerr @mutlulukkelebegii @winstonicenqueen @hospitall-for-soulss @ballarisi @belirxsiz @birazseniozledim @birkackadehsarapp @youhalfofmyheart @differentchangees @youngdetectivewolf @marstadelirenartemis @zin-nn @thatswreck @asidiklipanda @ruhumunyedirengi @denizkedicigi @boynumdakimorluk @mavidonludomuz @hayalkurankedi @huzurludalgalar @hepkaranfil @niktofili @mavidonludomuz  @sarisinmayonez @gokyuzukanatlari @sarhoskensariiliriz @evlatlikpanda @mars-sa @dancefucking @sekilsizkartanesi @url-bulamaaadim @heysenicilgin @causeimbroken @sendegittinlavinia @aldirmagonul @papatyakadarkirilgan @papatyagetirdim @toosadbutfab @sananebe-slk @sanalserseri@sanalhayalet @geceninbiryarisi @gelberabersarhosolalim @geceninsiyahkralicesi @geceninmuzluviskisi @geceninbirinde @laciverthanim @paralelevrendebirruh @dieewithme @tramvayduragi @olmazlarameylimvarr @kankasendehaklisin @deathofthenemy  @musaitsenkavusalim @bizeedemilololo @sancaksarkilariicinde @beneath-the-sparks @serenadefur @morliv @sarhosacilar @biuyutmadinizamk @ayavurgunkutupyildizi @frambuazliwaffle @denizinparkasi @prisonerofyoureyess @gelgidelimburalardan @aliensareeverywhere @hirkaminuzayankollari @elmaliturrta @elmalipalinka @dancefucking @amorporvoce @heaqheaq @psikologolamayanpanda @maandalinakokusuu @mandalinkizi @fotogrimsi @kimdokunduysasana @detevlin @differentchangees @siyahhaay @mezarliktakikiz @desiktirlol @@piercingli-panda  @sonradanfarkettim @siyahiornitorenk @birkackadehsarapp @im-a-brooklyn-bae @zorsevgileer @xhopetym @niktofili @worned

Yerim destanınızı!

1.Dünya Savaşı
4 yıl sürdü
Tekrar ediyorum 4 yıl
Yani 16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.

Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
90 bin asker DONARAK ÖLDÜ.
Dok-san-bin asker…
Lojistik destek gelememişti çünkü.
Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
Bir daha uyanmadılar…

Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!

Kurtuluş Savaşı..
Doğu Cephesi’nde Ermenilerle
Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.
Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.
Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik.

Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi.

Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen TEMİZLENDİ.
Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar…
Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü.
16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Binlerce şehit verdik.
O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.

YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…

Ve 15 Temmuz…
1 gün bile sürmedi.
Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
sağ olsun Erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik.
Lojistik destek tamdı mesela.
Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…

Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.

Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.
Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
Kardeşi kardeşe kırdırdılar!
Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…

***

Kısaca…
Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar…
Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!

Amma…geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar
ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!

***
Velhasıl
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”

Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…;

Darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri,
Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ,
KOVALAYAMADIĞINIZ ve
Düşmandan KURTARAMADIĞINIZ
vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…

Destan 3G ile yazılmaz.

Venezolanos!!!

Para los que me dicen que no consiguen ningún venezolano acá:

@its-zquad @hugerlpb @alc0hol-and-cigarettes @taquicardiaeterna @alanys2103 @venezuelan-young @venezolanita @me-pica-la-qk @smilenownow @arrechisimo @j-e-s-u-s-b-r-o-w-n @wtf-ajelet @halloidiots @josefcastillo7 @jooosee94 @gabrieloictus @w-alternatives @ahvergacion @alanaluyu22 @carloosalejndro @peeero-bueeno @venezolandro @venec0 @luiskartujo @luistheis @dadd–y @luisdft @basyco @dreamsoftruths @feralia @anag027 @javierreyesp @imyourkilljoy @blckng @ihaveahipsterurl @my-name-is-miclos @juancarls @nothing-only @argte @ydi-el @thedemonh @algoconpez @sweet-adiction @jossmiles @whiskyconghiello @cacao-amargo @ladelasmandarinas @arepaconquesollanero @faded-ugh @kerencolina @dsskoob @wxdress @simple-y-diferente @bestoj @jesusmlart @soyunsensualpandamorado @fritanga-visual @fluffelpuff @comocualquierotro @burdeloguatafak @venezolanisimo @insidiosoxd @estoyafuerasal @insane-idiot @im-king-of-gods @pintala @istarted @bitethehappiness @albilla @contigo-me-siento-completo @boymx69 @helenmbc @u-always-will-be-my-summer-love @unnegronotannegro @tmyap @thevenezolanoo @dnncrs @rebellawyer @mindandsilence @smilingnicky @jonaro @queenjedai @luisernestolpez @sirenasdeazucarmorena @marituing @flashesofrainbow @idea-para-pizza @venezuela-mahomies @venezuela-is-new-idealist @mente-loca-es-brillante @manydreamsonereality @unlindouser @anomalia-perfecta @ramgdesign16 @just-mysoul-responding @ppouring @tengotatuadalaluna @insertanombreaqui @making-peoples-day @nacdrak  @salimahbicharara-comun @no-soy-lo-que-tu-ni-nadie-desea @lasjirafascomenlibros @valeryhaha @guavavenezolana @iamnegraaa @isbelovesfreckles @javosicktoy @andreaofficial1 @aye-oropeza @gabupoes @pauvxn @lovingwholemyworld @corolarios @moiseswhatthefvckareyoudoing @kngze @ve-ne–zuelaa @itsmejota @babydont-forgetmyname @eldiarioderachel @en-un-mundo-blanco-y-negro @queenjedai @ouryellowhearts @vodkradioactive @nonsensicaaal @whatithing 

      deben faltar muchos más, si eres venezolano y faltas acá, me escribes y te agrego

Hissetmeyi en sevdiğim şeylerden biri; dışarıda yağmur, fırtına, şimşek, gök gürültüsü bolken içeride bir yerde olup, güvende hissetmektir.

Küçüklüğümden beri en nefret ettiğim his ise, şimşekten sonra göğün gürlemesini beklemektir. Korktuğun bir şeyin gelmek üzere olduğunu bilerek beklemek ne büyük eziyettir?

Bugün ilk kez dışarıda yağmur, fırtına, şimşek ve gök gürültüsü bolken içeride değil ama güvendeydim. Gözümüzün içine çakan şimşek, her an tepemize yıldırımın ineceğine inandırır gibi şiddetliyken kafamı Yağmur’un göğsüne gömüp histerik kahkahalar atıyordum. Ankara’yı alarma geçiren, anamızın babamızın “televizyonlar bas bas bağırıyor, siz neredesiniz!!” diye telaşla bizi aramasına neden olan bir yağmurun ortasında yalnızca üstümüz kapalıydı ve önümüzde iki tane minik oralet duruyordu, ince belli çay bardağında. Ama sanki ölümsüzlüğün iksiriydi o oraletler o an, Yunan mitolojisinin “nektar”ıydı falan! Bilmem-kaçıncı gök gürültüsü susunca “şu an garip bir şekilde çok huzurluyum” dedim, “ben de meleğim ben de ya, manyak mıyız neyiz” dedi..

Bildim sonradan ben onu, “yanındaki insana güvenme güvendeliği”ydi onun adı. Tüm pencereleri kapalı bir dört duvarın yerine, en az senin kadar etten ve kemikten ama, ama melekten bir insan gelince tüm pencereleri kapalı bir dört duvarın içinde hissettiğinden - o his en sevdiğin his olsa bile - daha güzelini hissedebiliyordun işte!

Ne güzeldi her şey, her şey ne güzeldi…

Ufacık şeylerle Selcan olduğuma şükredebildiğimi hatırlamak - çok iyi geldi!

Yerim destanınızı!
1.Dünya Savaşı
4 yıl sürdü
Tekrar ediyorum 4 yıl
Yani 16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Kafkas, Kanal, Filistin-Suriye, Çanakkale, Hicaz-Yemen,
Makedonya, Galiçya, Romanya Cepheleri açıldı.
İtilaf Devletlerinin 42 milyon askerine karşı 2 milyon 850 bin kadardık.
Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış’ı Rus ordusundan almak için savaştık.
90 bin asker DONARAK ÖLDÜ.
Dok-san-bin asker…
Lojistik destek gelememişti çünkü.
Zaten açlardı, üşüyerek, uykuya dalarak öldüler.
Kimi anasını, kimi sevdiğini hayal ederek uykuya daldı.
Bir daha uyanmadılar…
Çanakkale Cephesi…
Zafer kazanıldı ama bedeli 500 bin insanın ölümü oldu.
253 bini asker, gerisi sivildi.
Tarihçiler, hastalıktan ölenlerin bu sayının iki katı olduğunu söyler.
Bir de o dönem üç lisenin mezun veremediğini.
Galatasaray, Konya ve İzmir Liseleri…
Çünkü elleri silah tutuyordu, çocuklardı, dönmeyi düşünmemişlerdi…
Dönemediler, tarihe “meçhul çocuk asker” olarak geçtiler.
Çoğunun ismi de mezarı da yok, Çanakkale’de yatıyorlar!
Kurtuluş Savaşı..
Doğu Cephesi’nde Ermenilerle
Güney Cephesi’nde Fransızlarla savaştık.
Doğu Anadolu tamamen kurtarıldı, TBMM resmen tanındı.
Maraş, Urfa, Adana ve Sakarya’da zafer kazandık.
Fransızları yurttan TEMİZLEDİK.
Şehirlerimize; Gazi, Kahraman, Şanlı isimleri verdik.
Batı Cephesi daha kanlıydı.
1. ve 2. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Savaşı yaşandı.
Sakarya Savaşı, tarihe en çok subayın şehit olduğu savaş olarak girdi.
İtalyanlar Muğla ve Antalya’dan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Taarruzu BAŞLATTI!.
Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra
“İlk hedefiniz Akdeniz ileri” dedi.
Yunan ordusu İzmir’e kadar kovalandı, İzmir düşman işgalinden KURTARILDI!
Batı Anadolu düşmandan tamamen TEMİZLENDİ.
Konferanslar, kongreler, ateşkesler, anlaşmalar…
Kurtuluş Savaşı da 4 yıl sürdü.
16 mevsim,
208 hafta,
bin 460 gün…
Binlerce şehit verdik.
O binlercenin yine iki katından fazlası bulaşıcı hastalıktan öldü.
YILLARDIR PKK’YA VERİLEN ŞEHİTLERİ SAYMIYORUM BİLE…
Ve 15 Temmuz…
1 gün bile sürmedi.
Tekrar ediyorum 24 saat bile değildi; 15 saat sürdü!
Limana yanaşan düşman gemilerinden değil,
sağ olsun Erdoğan’ın ‘eniştesi’nden öğrendik.
Ama hazırlıksız değildik.
Lojistik destek tamdı mesela.
Nedense 4 farklı noktada bekletilen uçaklar-helikopterler,
3G bağlantıları, televizyonlar, radyolar…
Düşman bu kez ne İngiliz, ne Fransız, ne de Almandı…
Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,
istedikleri her şey verilen “muhterem hoca efendileri”ydi.
Amaç devleti ele geçirmekti ama nedense birkaç tankla darbe yapmaya çıkmışlardı.
Her şeyden habersiz masum erlerle polisi ve vatandaşı karşı karşıya getirdiler.
Kardeşi kardeşe kırdırdılar!
Kurtuluş yine bizimkilerden; FETÖ’nun kumpas kurduğu Kemalist askerlerden geldi.
Ve milletin direnişiyle birlikte darbe püskürtüldü.
Sonuç 248 şehit, yüzlerce yaralı…
***
Kısaca…
Evladını beşikte bırakan Nene Hatunlar
Kocasını toprağa verip cepheye koşan Kara Fatmalar…
Çocuk, yaşlı, kadın demeden..
Atamızın önderliğinde bizlere
19 Mayıs’ı,
23 Nisan’ı,
30 Ağustos’u,
29 Ekim’i bıraktılar!
Amma…geriye Sarıkamış’ta ölenler için ‘halay’ çektiğimiz anmalar…
“Yağmur yağıyor çocuklar üşümesin” diye yasaklanan 23 Nisan’lar…
Her sene hastalık bahanesiyle iptal edilen 19 Mayıs’lar
ve güvenlik gerekçesiyle yasaklanan 30 Ağustos’lar kaldı!
***
Velhasıl
“Elin tokadını yemeyen kendi tokadını yumruk sanırmış!”
Tarihe altın harflerle yazılan onca zafer,
binlerce şehit ve ders alınacak yüzlerce hikaye kalmışken…;
Darbenin araştırılmasını istemediğiniz meclis önergeleri,
Muhterem hoca efendinizi değil de masum askeri karşınıza alarak bastırdığınız afişler,
Bir türlü TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ,
KOVALAYAMADIĞINIZ ve
Düşmandan KURTARAMADIĞINIZ vatan varken
Size de hiçbir güvenlik gerekçesi göstermeden 1 hafta bayram yapmak komik gelmiyor mu?
Gelmiyorsa yukarıdaki satırları tekrar okuyun beyler, bayanlar…
Destan 3G ile yazılmaz.
—  Yeliz Koray
Kocaeli Koz Gazetesi

anonymous asked:

Ff kankaaa

@anolhw @uyuyangirlxx @zeplinnn @evvelzamaniicinde @birisiolmaklazim @siyahbedenlibiri @kubraaozerrr @deli5411 @delidolupanda @narniayagidenyol @mavidusunensiyahyasayan @mavigezegeninprensesi @aymel03 @grinchgibi @aysenhalaolmedinmi @mentholcigarette @heavenwithus @hissiz-bedenler @hicmiyiz @likeafanfare @yakinhayallerisondumutlar @ece-kaypakk @desiktirlol @drinkwithgod @baldanrina @bitmeyenkumsaati @biumutvar @delidolupanda @papatyakokulummm @pandaleynam @pamuk-cuceyi-yedi-prensesler @psikologolamayanpanda @mandalinkizi @kimseningitmedigiyerler @paristebiz @untilthedayend @asidiklipanda @prisonerofyoureyess @princessvenusella @vazgecemeyensubatkizi @varoslarindansi @antipatikhayaller @ahududuluvodka @aksamtanrisi @anlamsizblogg @haftaninsonubinakaratgibi @huzurludalgalar @hiperaktiffkoala @hicmiyiz @haziransevmeleri @gokyuzukanatlari @edatgibii @marshanfendisi @sananebe-slk @19siyahbedenler03 @birazseniozledim @galaksileradina @aldirmagonul @komiksindemek @url-bulamaaadim @sevebilirim @uyutsungecebeni @uykusuzbiuykucuu @uzayliailesinden @uykuluuzayli @uykukoliktelepat @xhopetym @ceneninyayinisikeyim @cennetenbirmelekk @emptyyhandsheavyhearts @kabulediyorumdeliyim @toosadbutfab @ingilizusulu @shamshiel @tekumudumyaztatili @1allamedegilsin @bisngecebilirmiyim @differentchangees @beyazbidegogu @siyahsevenkedicik @ilkleriliklerde @rapintanricasi @sarisinmayonez @risuss @bilemedimyanii @kitaptutkunubayan @mandalinkizi @gokyuzukanatlari @gokyuzukadarsevsen @ruhumunyedirengi @ruhusolmushatun @ruhunukirletme @bordosokaktavani @queenehir2319 @wecouldbeheroessss @esraningunlugu @renkli-ydi-hayallerr @ruzgarinellerinde @tamamtamamentatlibenim @tequilalinargile @tambircerkeskizi @yagmurluhava @yesilgozlualfa @umutsuzbiiri @idonthavecoolname @icimdekitirtillar @im-a-brooklyn-bae @onsuzolmaz @ovshittman @olmustepetaklak @ozledimseniharbiden @papatyakokulummm @psikologolamayanpanda @pandasaturnluu @ahududuluvodka @aksamtanrisi @anlamsizblogg @sadecepek @daddysexylittlegirl @desperatesongs @drinkwithgod @fecixox @fazlapsikopat @godofheart @gelberabersarhosolalim @hayalkurankedi @justpunchs @kimdokunduysasana @kivirciktursu @kasimadair @zeynepsx @zenginamagurursuz @zeynooderlerbana @xtambirveletx @xwhiteskin-blacksoul @cikolatakokankitaplar @comewithhorse @viskigde @bulutlarevim @bordosokaktavani @birkackadehsarapp @niktofili @negatifpolyannaaaaa @never-dont-go @mutlulukkelebegii @maialogy @muzlukahve
Yeter sanırım bu kadar