yamamaya

24. Bölüme Dair...

-Azize’nin vatanperverliği inandırıcı gelmiyor, üzerinde sırıtıyor demiştim ama bu bölüm bayrağı öperken öyle içtendi ki tüylerim diken diken oldu. Azize’nin vatanperverliğini daha inandırıcı yapan bir detay da bu sefer işleri tehlikeye atmaması ve daha dikkatli davranmasıydı. Ayrıca Stavro’ya yaptığı çıkış da muhteşemdi. Cevdet’in karşısında da kendini çok iyi savundu. Bu bölüm muhteşemdin Azize, ne olur değişme böyle kal. İlk defa gözlerimi ayırmadan sahnelerini izledim. 

-Cevdet’in düşmekte olan kutuları fark edip düzeltmesi, bunu gören Azize’nin de şaşırıp bakması da çok başarılı bir ayrıntıydı.

-Cevdet Hilal’le Leon’u anlayacak diye düşünmüştük ama o çok daha güzel bir şeyi anlamış bence. Leon’un vicdanını! Arkadaşları infaz edilirken Leon’un gözyaşlarını gören Cevdet bunu unutmamış ve Leon’u çok iyi tanımış. Bu nedenle onunla konuşurken onun karakterini çok iyi bildiği için acayip başarılı bir psikolojik baskı uyguladı. “Senin gibi vicdanlı askerleri sağ koymazlar, sen yol yakınken bu üniformayı bırak” dedi. Leon ise Cevdet’in tahmin ettiğinden de derbeder bir haldeydi, bunlar daha da vicdanına işledi ve dediklerini daha farklı yorumladı.

-Hilal’in bu bölüm giydiği morlar, eflatunlar, beyazlar… Aman aman… Darısı o lanet eşarbın başına olsun diyelim mi? Senaryonun gidişatıyla, karakterlerin yaşadıklarıyla kıyafetler de değişiyor. Bu bölüm silahların gönderilmesinden dolayı aileye bir bayram havası hakimdi. Hasibe Ana’nın baş örtüsü, Azize’nin yeşil-mavi elbisesi, Yıldız’a giydirilen Hilal’in yeşil gömleği, silahları gönderdikleri sahnede anne ve kızlarının eşarplarının lacivert-koyu mor-eflatun olarak sıralanması gibi gibi… Böyle düşününce önümüzdeki bölümlerde Hilal’in Leon’a kalbini açmasıyla birlikte eşarp ve manto renkleri de değişir diye düşünüyorum ve umut ediyorum.

-Leon ve Ali Kemal’in meyhane sahnesi… “Kimseye Etmem Şikayet” çalmaya başladığında ve Leon eşlik ettiğinde kalpten gideceğim sandım. İyi ki devam etmedi, vallahi bölüm sonunu getiremeyebilirdim! Leon Ali Kemal’e “Bu şarkıyı bilir misin?” diye sorduğunda Ali Kemal “Senin gibi elin Teğmen’i bilecek de ben mi bilmeyeceğim peh!” der gibi baktı, bir küçümsedi ama sonra Leon bir anda şarkının hikayesini anlatmaya başlayınca Ali Kemal orada bir kalakaldı. Leon’un orada belirttiği düşünceler, o hikaye, çektiği acı, çaresizlik, vicdan azabı o kadar naifti ki, Leon o kadar ince ruhlu, kibar ve güzel bir adamdı ki orada Ali Kemal her zamankinden daha odun, daha sert köşeli, daha düz mantıklı bir adam olarak kaldı. Ama Ali Kemal zaten böyle ve en yakınlarına bile çok darda kalmadığında, duygu patlaması yaşamadığında hislerini belli etmeyen bir adam. Şimdilik Leon’un gerçek kişiliğini görmesi bile yeterli. Giderken kadehe şarap koymasını ise “Sen de haklısın be” olarak yorumladım ben.

-Yakup’un ölüme giderken bile bir hamleyle Cevdet’in gizli kimliğini koruması ve Tevfik’e “Oyunu ben kurdum” demesi müthiş bir zeka ürünüydü -hem Yakup için hem de senaristler için. Böylece Tevfik’in de Charles’la çalıştığını öğrenmiş oldular.

-Azize-Cevdet sahnesi muazzam mıydı ne! Sarıldılar ya birbirlerine, Azize ben seni sevmekten hiç vazgeçmedim dedi ya resmen ben rahatladım yahu! Ayrıca “Bebek Tevfik”in ayaklarına girmemelerine nasıl sevindim… Bu bebek Cevdet’e bir umut oldu, sevdiği kadının hala onu sevdiğini öğrendi ve şimdi eskisinden de daha güçlü. 

-Azize’nin yalancıktan vatan haininden boşanıp gerçek vatan hainiyle evlenmesi… Azize bu gerçekle nasıl baş edecek? Baş etti diyelim Tevfik’in çocuklarıyla aynı evde kalmasına nasıl göz yumacak? Durum fena!  Abbas Jr’a zeval gelmese bari. 

-Yıldız’ın Leon’a müsibet demesi… Aman sevdiğim adam demesin de ne derse desin! Leon anca Yıldız’ın gözünde müsibet olabilir zaten. Ayrıca Yıldız Hilal’i ne kadar Leon’a karşı doldurursa doldursun Hilal Leon’un Yıldız’ı neden o hale düşürmek zorunda kaldığını, ablasının dediği gibi biri olmadığını ve kendisini ne kadar sevdiğini biliyor. Bunlara kulak asmaz. Nitekim Yıldız bunları der demez Hilal anlaması gereken yeri anlayıp geri kalanını bırakarak Leon’la buluşmak için mektup yazdı. Yıldız bir zahmet Hilal’e laf sokacağına kırsın dizini otursun “Ya ben bunların birbirini sevdiğini bile bile kendimi Leon’a yamamaya çalıştım püh bana” desin. Bak o zaman gözümde yükselebilir. 

-İçimizdeki düşmanların gösterilmesi… Kuvvacılarla padişah yanlılarının ayrımının yapılması, Tevfik’in herkesin kanına girememesi çok iyiydi. O dönemdeki Milli Mücadele’ye isyanları göstermesi, halkın iç yapısını yansıtması açısından önemliydi. Mustafa Kemal’in mücadelesine bir kesim tarafından “Kemali İsyanı” deniyordu, böyle gören ve geçiştiren bir taraf da vardı. Bu gerici düşüncelerin ortaya çıkması için de tek bir kişinin gazı vermesi yetti. O tek bir kişinin de “Kuvvacılar dinsizdir, Kuvvacıların katli vaciptir” demesi yetti! Bazı zihniyetler neden hiç değişmiyor?

-Ayrıca… İmam Efendi <3

Kültürel bir lanet olan bilgi birikimsizliğinin sonucu; duyduğu herhangi bir fikri, öneriyi, bir kalıbı veya bir gerçeği, cehaleti ile gördüğü her şeye yamamaya çalışan beyin müsveddeleri, düzeltilmeyi kabul edemeyecek kadar zayıflar. Çünkü buralarda neredeyse herkes bilmediği şeyler hakkında konuşmakta birinciliğe oynamak istiyor gibi. Ve bunun getirdiği zayıflığın gülünçlüğünün farkında olduklarını sanmıyorum.

Ay bak sinirim geçmiyor… Şarladığın çocuk kızının ve oğlunun hayatını kurtardı, hem de ölüm döşeğindeyken. Ayrıca senin kızın kendini zorla çocuğa yamamaya gitti, napsaydı “Aman üzülür” diye evlense miydi? Tübe tübe… Bölüm sonunda da sizi kurtaracak, belli. Leon? Atina'ya mı gitsen? Sensiz bu aile gerçekten çok müşkül duruma düşer… “Ailemizin Teğmeni” olmadan ne yapacaklar çok merak ediyorum.

Ben artık Yıldız'ı kal-dı-ra-mı-yo-rum. Bu ne mağdur gösterme çabası canım? Gerçekten bir karakterin hiç mi seyir zevki olmaz? Kötü karakter desen kötü değil, iyi desen zaten o da değil. Mağduuurrr, bedbaaahhttt, tek isteği mutlu olmak olan Yıldız küçük hanım! Bir bakıyoruz kuvvacı, bir bakıyoruz düşmana kendini yamamaya çalışıyor, bir bakıyoruz aşık, bir bakıyoruz nefret ediyor, bir bakıyoruz abla, bir bakıyoruz kardeşini tokatlıyor!! Teğmenle evlense hayatı çok güzel olacakmış. Ya akıl var mantık var adam başkasını severken ve sen de bunu biliyorken o neden seninle evlensin? Hayır bir de şunu çıkıp demiyor ya demiyor! Hakikaten düşün şu Yıldız'ın yakasından, o da rahatlasın, siz de rahatlayın, biz de… Tıs tıs tıs saatlerdir… Hah, bir de benim Yıldız'la ilgili ümitlerim vardı değil mi bir zamanlar? Yanlış ümitmiş o!! Karakter giderek batağa saplanıyor ve onu mağdur göstererek aklayamazsınız. Bir kere de kendine dön be… İnsan hiç mi kendini sorgulamaz? Haydi diğer karakterlere karşı suçunu kabul etmesin, hiç mi içten içe kendine kızmaz? Sevmeyi bırak empatiden de uzak artık.

youtube

Funny moment from Episode 24. Spanish subs xD