yakas

Merkezde işim bitti, bindim otobüse eve gidiyorum. Karnımda bir ağrı başladı. Fazla dayanamadım, daha önce yapmadığım bir şey yaptım ve sessiz bi şekilde osurdum. Ortama yayılan kokunun farkındaydım ama kimse benim yaptığımı bilmiyordu. Kulaklıklarımı taktım ve çevreyi süzdüm. Yüzü ekşiyen kızlar, suçu birbirine atan liseliler, eşarbıyla ağzını kapatan teyzeler… Cam açanlar, daha çok rüzgar gelsin diye gaza basan şoför, nefesini tutmaktan mosmor olmuş bi kaç amca… En sonunda bu zevki katlamak istedim ve allaaaaahhhhh nidalarıyla koltuğa sıçtım. Bu olaydan sonra bir müddet bu tür araçlara binmeme kararı aldım. Fakat bir gün şehir dışına çıkmam gerekti. Otobüse bindim, her yer dolu olduğundan bir kızın yanına oturdum. 12 saatlik yolculuk boyunca, kızın sağ diz yanının benim sol baldırıma her teması titrememe sebep oldu. En sonunda dayanamayıp çek şu ayağını sapık diye bağırdım. Muavin gelip kızı yaka paça dışarı attı. Sonra oluşan sessizliği alkışlamalar bozdu. Herkesle tek tek kucaklaştım. işte gerçek birlik beraberlik kültür anane bu. Otobüsten indim, bir minibüse el ettim ve bindim. Yine bir kızın yanına oturdum. Beş dakika sonra yanımdaki kız feci bir şekilde osurdu. Feryat etti adeta. Benden başka kimse anlamadı onun osurduğunu çünkü yan yanaydık ve kendi kıç bölgemde titreşimi hissettim. Çok güzel kızdı aslında böyle bir şey yapması beni üzmüştü. Daha sonra koku hafiften yayılmaya ve kız da bunun farkında olduğu için kızarmaya başladı. Tabi Sis Reyis durur mu? Hemen camı açtım ve ayağa kalkarak; hanımlar beyler, az önce talihsiz bir şekilde minibüsün içine osurdum. Burnunuza çürük kavun kokusu gelebilir, aldırış etmeyin. Siz hiç osurmadınız mı? Sen şoför amca, akşam televizyonun karşısına yatıp ntv sporu açtığın zaman, burnunu karıştırırken hiç inletmedin mi ortalığı? Çocukların odada gülmedi mi hiç? Sen, şişman olan kız. Sen hiç deprem etkisi yaratmadın mı zeminde? Klozeti parçalamadın mı hiç? Beni hor görmeyin arkadaşlar, evet osurdum, ama bilinçli değildim. Sadece, osurdum, diyerek gözyaşlarımla beraber oturdum. Yavaştan bir alkış sesiyle beraber yıkıldı minibüs. Şoför deli gibi kornaya basıyor ve herkes zart zurt osuruyordu. Sonra yanımdaki kızla göz göze geldik. Gözlerini kapatıp bana doğru eğildi. Heyecandan kalbim çıkacak gibi olmuştu. Ben de gözlerimi hafif kapatıp eğildim. Ağzını uzattı hafif araladı, yaklaştık,,, gargh diye bi geğirdi amk kevaşesi kendimden geçtim. Direkt gömdüm kafayı, müsait bi yerde indim. İniş o iniş…

Sis Reyis is Back !

“20 yaşında ergenlik çağını bitirip, erkeklik çağına giren genç bir çocuk düşün. Kahpelik denilen şeyi "Ka” sına kadar anca öğrenebilmiş, daha naif, daha saf.

Bu çocuk kalbi ile vatanı görevini yerine getirmek için Mehmetçik oluyor. Ona diyorlar ki, askeriye emir komuta zincirine göre yönetilir, üstlerin ne derse o olur.

Mehmetçik, üstleri ne derse onu yapıyor. Başarılı olmak ve bulunduğu mevkinin, talimatlara uyarak hakkını vereceğinin farkında.

Bir gece bir talimat geliyor. 40 arkadaşı ile köprüyü kapatmak zorunda kalıyor. Anlamıyor, ama sorgulamıyor da.

Olaylar kontrolden çıkıyor,
20 yaşında çocuk ve silah arkadaşlarının yanlarında hiçbir üst rütbeli yok. Tek başlarınalar, Emniyet güçleri geliyor. Halk isyanda. Bir anda emir komuta zincirinin en altında olan çocuk, darbeyi planlayan General gibi muamele yapılıyor.

Korkuyor, amacı sadece vatanını korumak olan bu çocuk sabah saatlerinde teslim oluyor. Korumaya çalıştığı halkı, “Orospu çocuğu” diye bağırıyor. Tekmeler, yumruklar, yaka paça çekmeler. Neden? Vatani görevini yapmak için askere gitti ve sadece emir komuta zincirine bağlı kaldı.

Ve o çocuk, halkını milletini korumak için o üniformayı giyen çocuk, korumaya çalıştığı halk tarafından boğazı kesilerek öldürülüyor.

Ve biz 3. dünya ülkesi olmuyoruz.
Öyle mi?

Darbeyi savunacak halim yok. İyi bir tarafı da yok.
Ama bu öfkeni 20 yaşındaki çocuktan neden çıkartıyorsun?
Sadece üstünün emrini yerine getirdi.“

Bir yere gidelim isterdim, dilini bilmediğimiz, kültürünü bilmediğimiz, sokaklarını bilmediğimiz. Nasıl olsa anlaşırız biz. Nasıl olsa en iyi ben anlarım seni, çünkü böyle demiştim, yalan olamazdı.

Kafamda seninle birlikte yaşayacağımız bir dünya yaratmıştım, salaklığın güzelliğine bak. Kimse kafasında senin için bir dünya yaratmaz, içine seni mutlu edecek şeyleri koymaz. Kaybettiğin sevginin büyüklüğüne bak.

Yürümeyi seçtin. Çok güzel. Çok güzel yürürsün sen, yürürken sırtından hayatın güzelliklerini okurdum. Sahi hiç fırsatım olmadı sormaya, yüzünden okuyabildi mi o, hayatın güzelliklerini? Hiç bana dönmediğinden bilmiyorum bunu.

Merak ettiğim çok şeyler var bir çoğunu siktir edelim. Bir tanesini etmeyelim. Arkanda bıraktığın dağ gibi sevginin gölgesinde yaşamak nasıldı? Yanmadın, yakamazlardı seni ama erittiler. Kanmadın, ne yalana ne sevgiye ne nefrete. Acımadın. Bir tanesini siktir etmeyelim dedim; pişman mısın?

Pişmanlık çok farklı bir hikayenin ana fikri olur çünkü. Pişmanlık seni yakar, kanatır, acıtır. Pişmanlık senin için bana sevgisizliği anlatan kitaplar yazdırır. Pişman mısın?

Geri dönmek istemezsin bilirim, zaten o köprülerin hepsini yaka yaka gittin. Geri dönmeni istemem bilirsin, yaktığın köprülere attım bu kalbimi.

Mutlu değilsin. Bunu görüyorum. Buna üzülmem artık. Başka şeylere üzülürüm mesela kafamda seninle birlikte yarattığım dünyaya. Bunu sen anlamazsın bunu başka herhangi biri anlamaz. Anlamasınlar da zaten.

Ben durmayı seçtim. Çok güzel. Çok güzel dururdum ben, sen görmedin. Bir hayatın gidişini izledim sahilde bir bankta, sen gittikten sonra. Sahi hiç fırsatım olmadı sormaya, dönüp bir kere bakmak istedin mi arkana?

Bunun cevabını siktir edelim.

Portakal suyumu yudumlarken polislerin evimi basmasını istiyorum yaka paça dışarı çıkarken hizmetçime dönüp AVUKATIMI ARA demek istiyorum

Imagine the turtle of your choice knocking at your window lightly in the morning. His nerves are at their peak and he holds onto his breath as you approach the window, rubbing your eyes. Your eyes widen and you smile a bit. After the whole almost annihilation of Earth the previous day, you’re glad to know he’s okay. You open your mouth, ready to say something, but he suddenly swipes you into his tight embrace, his face in the crook of your neck.

“H-hey, what’s—”

“I missed you,” is all he says, his hold tightening, like if he let go, you’d disappear. His voice is full of emotion yet it sounds tight, like he’s holding back some tears. You don’t ask— you figure it’s best not to for the moment— instead, you hug him back, holding onto him tightly with one arm as you rub the back of his head gently with the other.

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.
Ben de öyle.
Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime.
Kılığıma kıyafetime…
Çorapsız da basıyorum artık yere.
Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle.
Nâne limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de.
Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime.
Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem, hepsi hepsi bir kaç gün gene.
Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama…
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana..
—  Câhit Sıtkı Tarancı
Traditional religions: Nganga (plural: Banganga)

Nganga is a Bantu term used to refer to someone who is a traditional doctor and/or diviner, spiritual healer in traditional Bantu religions and spiritualities. Words like “witch doctor”  “medicine man” are all colonial racist terms. Due to Islamisation and Christianisation there are Bangnga (not all) who practice traditional religions and/or spiritualities that have syncretised Islam and Christianity. Nganga is used as an umbrella term for different types of diviners, spiritual healers and traditional doctors in some Bantu cultures and there are around 600 Bantu ethnic groups so, there are variations of the word Nganga. 

Yaka culture/Yaka people

Nganga Mahunda Malaku with her divination drum, Democratic Republic of Congo

Luba culture/Luba people

Woman Nganga, Katanga, Democratic Republic of Congo

Nganga, Katanga province, Democratic Republic of Congo

Bilumbu Nganga

Kongo culture/Kongo people

Nganga Mama Marie Kukunda performing a divination, she conducting an inter-clan reunion to find out the causes of the client’s disease by Chika Okeke. Democratic Republic of Congo or Angola?

Shona people/Shona culture

N'anga from Zimbabwe (source)

N'anga from Zimbabwe (source)

Swahili people/Swahili culture

Mganga from Tumbatu Island, Zanzibar (source)

Mganga ( performing spiritual healing?) Pemba Island, Zanzibar (source)

cultural and ethnic group unkown,Ng'anga treating a patient,  Zambia Ndola Rural Area (source)

Yaka Sword of the 19th Century

MEDIUM Iron, leather
DATES 19th century
DIMENSIONS 1 15/16 x 27 ¾ in. (5 x 70.5 cm)  (show scale)
COLLECTIONS Arts of Africa
MUSEUM LOCATION This item is not on view
ACCESSION NUMBER 22.390
CREDIT LINE Museum Expedition 1922, Robert B. Woodward Memorial Fund
RIGHTS STATEMENT Creative Commons-BY
CAPTION Yaka. Sword, 19th century. Iron, leather, 1 15/16 x 27 ¾ in. (5 x 70.5 cm). Brooklyn Museum, Museum Expedition 1922, Robert B. Woodward Memorial Fund, 22.390. Creative Commons

Read more: http://sword-site.com/thread/1314/yaka-sword-19th-century#ixzz3sVZyNVwk

Sword-Site - The World’s Largest Sword Museum - Free & Online!