yahudi soykırımı

4

The Pianist (2002)

A Polish Jewish musician struggles to survive the destruction of the Warsaw ghetto of World War II.

IMDB Rating : 8.5

Director :  Roman Polanski

Writers : Ronald Harwood (screenplay), Wladyslaw Szpilman(book)

Stars : Adrien BrodyThomas Kretschmann,  Emilia Fox

Genre : War | Drama | Biography

Awards : Won 3 Oscars

-DAHA ÇOK İNSAN KURTARABİLİRDİM.

o kadar çok parayı sokağa attım ki, hiç bilmiyorsun. yaptıklarım yeterli değildi, bu araba, neden satmadım ki, 10 kişi ederdi. 10 kişi daha. (yakasındaki iğneyi tutarak) bu altın, buna karşılık bana 2 kişi daha satardı hiç değilse bir kişi. bir kişi daha. bir insan, stern… sadece şunun için. bir kişiyi daha kurtarabilirdim. ve kurtarmadım.

Holokost'un biricikliği

Bugün, dünya genelinde, “Holokost Kurbanlarını Anma Günü”. Holokost, kökeni itibariyle Yunanca bileşik bir kelimedir ve “tümünün” (hólos) “yakılması” (kaustós) anlamına gelir. Zamanla soykırımı ifade eden kelimelerden biri haline gelmiş. Ancak, günümüzde, özellikle, İkinci Dünya Savaşı esnasında Hitler Almanyası'nın Yahudilere uyguladığı soykırımla özdeşleşmiş bir terimdir. Tek başına ve büyük harfle “Holokost” dediğimizde Yahudi Soykırımı'na atıfta bulunmuş oluruz.

Başka bir deyişle, bugün soykırım (holokost) demek, ilkin ve öncelikle, Yahudi Soykırımı demektir. Yahudi Soykırımı, soykırım kavramını tüketen bir şekilde kuşatır, çünkü onun son haddine varmış halidir, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir felakettir, dehşetiyle biriciktir. Adorno'nun meşhur, “Auschwitz'ten sonra şiir yazılamaz,” sözü bu yıkımın biricikliğini ima eder. Çünkü artık iyi ve hakikat adına söylenecek sözün (logos'un ve mitos'un) bittiği yerdeyizdir.

Peki, gerçekten öyle midir? Yahudi Soykırımı, dehşetiyle tarihte eşine rastlanmaz bir yıkım mıdır? Bunu neye göre söyleyebiliriz, (insan hayatının sayıya vurulamaz olduğunu biliyorum, ama argümanın hatırına soralım,) ölenlerin sayısına göre mi? Söz konusu sayı ise eğer, aynı dönemde (2. Dünya Savaşı sırasında) Japonların öldürdüğü Çinli sayısı, Almanların öldürdüğü Yahudi sayısının iki katından fazladır (yani, yirmi milyondan fazla). Araştırılırsa görülür bu. Yoksa şöyle mi deniyor, “Yahu, onlar ne de olsa Çinli, onlardan milyar tane var, milyarda yirmi milyonun lafı mı olur?” Belki de onlar uzakta olduğu için farkedilmemiştir bu. Öyle ya, onlar “Uzak Doğu”da. Artık nereye uzaksa? (Moğolistan'a ya da Japonya'ya değil elbette, belli ki Avrupa'ya…)

Demek ki mesele sayı değil. Öyleyse nedir, Yahudilerin öldürülme biçimleri mi, uygulanan yöntemler mi Holokost'un dehşetini biricik kılıyor? Peki, bunu nasıl ölçeceğiz? Neye göre, sözgelimi, Belçika kralı Leopold'un Kongo'da yaptığı soykırımın (ki mesela şu fotoğraf oradaki dehşetin sadece bir zerresidir) ya da Kolomb'un Kızılderililere yaptığının veya 89'da Sudan'da gerçekleşen ve yüz kabileden altı milyon insanın hayatını kaybettiği  Darfur Soykırımı‘nın Hitler'in Almanya'da yaptığından daha hafif olduğunu söyleyeceğiz? Soykırımlarda yaşanan acıları sınıflayabileceğimiz bir ölçüt var mı? Hangi katliamın acısı daha “hafiftir”? Daha da önemlisi, bunu belirlemek kimin haddine düşer?

Gerçek şu ki, Holokost biricik filan değildir, tarihte eşi benzeri görülmemiş de değildir. Holokost, bildiğimiz soykırımdır ve tarihte geçmişte ve günümüzde sayısız örneği vardır bunun. İsrail halihazırda Filistin’de bir soykırım faaliyeti üstündedir mesela. Doğrusu, bugün dünyada hakim bir görüş olarak, “Yahudi Soykırımı'nın biricikliği” önkabülü İsrail’in resmi ideolojisinin bel kemiğidir; İsrail devletinin bizatihi kendisi Yahudilerin uğramış olduğu soykırımın “biricikliği”ni tartışılamaz bir ilke olarak ileri sürer ve oradan kendi “türü olmayan tek”liğini türetir.

Çünkü onlar kavim olarak biricik oldukları için (öyle ki onların dini bile yalnızca onlara gelmiştir) başlarına gelen her şey de biriciktir. Bunu söylerken, kesinlikle, Yahudilerin uğradığı soykırımı hafifsemiyorum. Aksine, Yahudilik ve Avrupa merkezli bu hakim bakışın kendisi (“Holokost'un biricikliği” önkabülü), aslında, tarihte yaşanmış ve yaşanan diğer bütün acıları ve yıkımları hafifsemektedir. Bugün dünyada “Holokost Kurbanlarını Anma Günü”… Sanki onun anılmadığı gün varmış gibi…

YENİ AKİT'İN SOYKIRIM BULMACASI: "BİZ YAPMADIK, AMA..."



Son günlerde kamuoyu İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına odaklanmış durumda. Geçmiş yıllardan bu yana uzanan İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalarda Filistin halkının büyük mağduriyetler yaşadığı bir gerçek. Savaşın ve militarizmin yıkıcı etkilerinden ötürü büyük travmalar yaşayan bir halk söz konusu olan. 
Antimilitarist bir tavır ise zulüm gören her kim olursa olsun onun yanında olmayı ve destek vermeyi gerektiriyor.
Ne var ki aşırı milliyetçi, ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici söylemler de yok değil. Mağdur bir halkı savunacağım derken, başka bir halka yönelik nefret kusmak militarizmi diri tutar. Militarizmin bu tuzağına daha önceki yazımızda değinmiştik; mağdurun yanında dururken başka bir halka yönelik ölüm ve savaş nidaları atmak sadece ama sadece militarist ideolojiyi üretir ve mağdur olan halkın daha öte mağduriyetler yaşamasına neden olur.
Bu bağlamda Yeni Akit gazetesinin Hitler'i konu eden bulmacası bugün (19 Temmuz 2014) kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Irkçılığı, ayrımcılığı ve ölümü yücelten bu mesaj, İsrail halkına ve Yahudi toplumuna yönelik bir soykırım gerçekleştirme iradesini içeriyor. 
Haber Vaktim adlı internet sitesi, bu bulmacayı haberleştirdi. Şimdi bu haber metnine bir göz atalım:


*Akit’ten Hitler’li Şifre: Seni Arıyoruz 
Hak-hukuk, çoluk-çocuk, yaşlı-kadın dinlemeden Gazzeli Müslümanları katletmeye girişen Siyonistlere, Türk medyasında hak ettikleri dille cevap veren yine Akit oldu. 
1 haftayı aşkın bir süre bombaladığı Gazze’ye önceki gün de kara harekatı başlatan; şuana kadar 300’e yakın Müslüman’ı katleden; sahilde top oynayan 4 çocuğu gemiden bombalayarak param parça eden; “Filistin’de anaları da öldürelim” tekliflerinde bile bulunabilen Siyonistlere, Hitler’li tepki…  Akit’in bugünkü sayısında yer alan bulmacanın şifre sözcüğü hayli ilgi çekti.  Akit, Hitler fotoğrafına yer verdiği bulmacada şifre sözcük olarak da “SENİ ARIYORUZ”u kullandı.
Akit’in bu göndermesi özellikle sosyal medyada büyük destek bulacağa benziyor.  *

Haberin dili, Yeni Akit'in ırkçı ve militarist nefret söylemine destek çıkıyor. Hitler metaforu üzerinden Yahudi halkının soykırıma maruz bırakılması yönünde bir iradeyi bir `hak arama` mücadelesi olarak yansıtan metin, militarizmin en büyük çelişkilerinden birini ortaya koymakta. 
Dikkat çekici olan ise Yeni Akit'in, Ermeni Soykırımı tartışmalarında inkarcı bir üslup takınması ve soykırım iddialarını sert bir dille eleştirmesi. Öyle ki, destekledikleri hükümetin başbakanı geçtiğimiz Nisan ayında Ermeni halkına yönelik taziyelerini iletmiş olmasına rağmen (bu bir adım olarak yorumlanmıştı), Yeni Akit tamamen inkarcı bir zihniyetin gereğini yapmaktan hiç ama hiç çekinmemişti.
“Soykırım Masalı” başlığını taşıyan haber, Yeni Akit gazetesinde 24 Nisan 2014 tarihinde yayınlandı. Önce metne bir göz atalım:

*Soykırım Masalı
Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için ortaya atılan ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ iddialarının 99. yılına girilirken, uzmanlar, tarihçiler ve o döneme şahit Batılılar, iddiaların mesnetsiz ve masaldan ibaret olduğunu belirtiyorlar.  
Dünyanın süper güçlerinin gözlerini Osmanlı topraklarına diktikleri bir dönemde Osmanlı yönetiminin çıkardığı ‘Tehcir Kanunu’nun 99’uncu yıldönümü… Ermeni diasporası, bugün Amerikan Başkanı Barack Obama’nın Amerikan Kongresi’nde yapacağı konuşmaya kitlenirken, tarihi gerçekler ise dünyadaki İslam düşmanı lobinin gizlemeleri sebebiyle perde arkasında kalıyor. ‘Tehcir Kanunu’nun 99’uncu yıldönümünde Akit’e konuşan tarihçi-yazar Süleyman Kocabaş, bir asır önce yaşananların katliam olmadığı, aksine Osmanlı vatandaşlarının kendisini savunmasının söz konusu olduğunu söyledi.  
“KANLI OLAYLARI MÜSLÜMANLAR DEĞİL ERMENİLER BAŞLATTI”  
Rusya’nın bağımsızlık vaadlerine aldanarak Osmanlı’yı arkadan vuran Ermenilerin, bugün ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ misali dünya gündemini velveleye verdiğini kaydeden Kocabaş, “Biz tarihçiler, Ermeni meselesinde Ermeniler ve Müslümanlar arasındaki ihtilafı ele aldığımızda ‘Tarih mahkemesi salonunda’ son karar okunurken, ‘Suçlu ayağa kalk’ denildiğinde kalkması gerekenin Ermeniler olduğunu görüyoruz. Çünkü, belgelerin varlığı kendisini apaçık ortaya koyuyor ki, ‘kanlı olayları’ ilk başlatanlar Müslümanlar değil, Ermeni Komitacılar olmuştur. Müslümanlar, bu saldırılar karşısında ölmemek için öldürmüşler, kendi yurtlarını ve yuvalarını Ermeni azınlığına kaptırmamak için Ermenileri sürmüşlerdir” dedi.  Ermenilerin ideallerini ‘Yahudisiz Filistin topraklarında Yahudi devleti kurmak’ fikrine benzeten Kocabaş, “Ermeni meselesi de Siyonizm’le aynı anda kendisini gösteren bir vatan bölücü cereyandır” diye konuştu. Yaşananların bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak abartıldığını belirten Kocabaş, “Ortada bir soykırım yok. Soykırım dediğimiz şey sistematik ve devlet desteğiyle yapılır. Ermeni olaylarında elinde silah olan çeteleşmiş Ermenileri görüyoruz ve burada mukatele var. Ortada soykırım değil, Ermeni masalı var” değerlendirmesinde bulundu.  
“YUNANLILAR VE BULGARLAR MÜSLÜMANLAR İÇİN NE YAPTI?”  
Türkiye’deki bazı kesimlerin Ermeni avukatlığına soyunmalarının kabul edilebilir olmadığını ifade eden Kocabaş, Türkiye’deki yöneticilerin küreselleşmenin etkisinde kalarak, “Ermeniler ve Rumlar isterlerse Anadolu’ya dönebilirler. Ellerinde belgeleri varsa emlaklarını geri alabilirler” deme hakkının olmadığını belirterek, “Hiçbir Bulgar ve Yunanlı yönetici kalkıp da ‘Türkler Yunanistan’a ve Bulgaristan’a dönsünler, taşınmazlarını alsınlar” demez. Üstelik, Bulgaristan’daki 500 bin civarındaki Müslüman –Türk bugün bile ‘diken’ üstünde ve ‘baskı’ altında yaşamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.  
“ABDÜLHAMİD DESTANSI BİR MÜCADELE VERDİ”  
Ermeni olaylarının 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra başladığına dikkat çeken Kocabaş, Ermenilerin kendilerinden önce ayaklanan Bulgarları taklit ettiklerini belirterek, buna karşı Sultan II. Abdülhamid’in bu isyanlar karşısında destansı bir mücadele verdiğini söyledi. Tarihçi-yazar Süleyman Kocabaş, “1890’lı yıllarda Doğu Anadolu’da Ermeni Komitacıları şiddet olaylarını başlatınca, Sultan II. Abdülhamid, bu Ermeni terörünü ezme kararlılığını gösterdi. Bunun için bölgede ‘Hamidiye Alayları’nı kurdu. 10 Ekim 1896’da İngiliz casusu Prof. Arminus Vambery’e Sultan şunları söyledi: ‘Avrupa bizden Sırbistan, Yunanistan ve Romanya’yı almakla kollarımızı, Mısır’ı almakla ayaklarımızı kesti. Doğu Anadolu’yu almakla bağrımızı deşmek istiyorlar. İnsan, kolsuz ve bacaksız yaşar ama, bağrı deşik yaşayamaz. Büyük Devletlerin ve Ermenilerin haksız isteklerini yerine getirmektense ölümü tercih ederim.’ Gerçekten de Ermeniler, Sultan II. Abdülhamid’i 5 Temmuz 1905 suikastı ile öldürmek istediler. Patlayan bombalar sırasında Sultan ‘şans eseri’ kurtuldu” ifadelerini kullandı.*

Bir propaganda metni olan bu yazı, inkarcı olarak adlandırılan pozisyonun neredeyse tüm argümanlarını barındırmakta. 
Ermeni soykırımı iddialarının “İslam düşmanları” tarafıdan öne sürüldüğünü, olayları Müslümanların değil Ermenilerin başlattığını belirten metin; aslında Ermeni halkına yönelik soykırım iddialarını adeta kabul eden bir üslupta. 
Öyle ki, “Müslümanlar, bu saldırılar karşısında ölmemek için öldürmüşler, kendi yurtlarını ve yuvalarını Ermeni azınlığına kaptırmamak için Ermenileri sürmüşlerdir” diyen metin aslında Ermeni halkının maruz kaldıklarını ifade ettiği soykırımı kabul etmiş oluyor.
Her ne kadar metin içerisinde soykırım itirafı bulunsa da, buna rağmen soykırımın bir masal olduğunu, Müslümanların soykırım yapmadıklarını iddia eden bu metnin yayınlanmasından çok değil, yaklaşık 2 ay sonra bugün aynı gazete Yahudi toplumuna karşı bir soykırım çağırısında bulunuyor.
Hem de soykırımı bir bulmaca içinde eğlence unsuruna dönüştürerek.
"Biz soykırım yapmadık ama keşke Yahudilere soykırım tekrarlansa” şeklinde bir temenni ileten bu metin, soykırma iradesini gösterek aslında kendisini soykırımcı bir pozisyona da yerleştirmiş oluyor.
Aslında formül basit: Kendin yapmak istemediğin, reddettiğin bir şeyi, başkasından yapmasını beklememek. Veya, kendisine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmamak.
Hele soykırımı, hiç yapmamak.
Ama bir kere yapınca ve bu da “soykırım masalı” başlıklı bir metinde ister istemez bir itirafa dönüşünce, başka soykırımları arzulamak da mümkün olabiliyor.
Tıpkı Yeni Akit'in soykırım bulmacasında dışavurulduğu gibi…


Benim Adım Anne Frank | Jacquline van Maarsen

                               

 

Nasıl oluyor, ne hissediyorum bilmiyorum ama elim bir kez daha Yahudi bir ailenin hayat hikâyesini konu alan bir kitaba gitti. Kan mı çekiyor nedir, yoksa bir işaret mi? Bilmiyorum.

Yahudi toplumunun tarih boyunca çektiği acılar, gördüğü zulümler beni hep derinden sarsmıştır. Her ailenin hayat hikayeleri daima dikkatimi çekmiş, onların hayatlarını konu alan filmleri dikkatle izlemişimdir. Benim Adım Anne Frank de gerçekten bir hayat hikayesini konu aldığından zevkle, ama bir o kadar da üzüntüyle okudum.

*

 Fransız bir kadının, Yahudi bir adamla evlenmesi sonrası değişen hayatı oldukça dramatik.

Yoğun duygularla çevirdim her sayfasını ve o her sayfada yüreğimi dağlayan acı hikayeleri okudum. Yine çok şey öğrendim…

 Bir kitaptan yeni bilgileri ediniyorsam onu daha bir tutkuyla okuyorum.

Benim Adım Anne Frank de öyle bir kitap oldu benim için.

Kitap oldukça sürükleyici onu belirteyim.

Zaten Nazi Katliamı’na kurban giden ailelerin hayatını okumak her ne kadar acı verse de oldukça heyecanlı.

Gerçek bir hikayeyi aktardığından yaşananları hayretle okuyorsunuz.

Ancak çok sayıda Fransızca ve Hollandaca isim var. Onların telaffuzunu yapamadığımdan bu kısımlarda biraz zorlandım doğrusu.

*

…Kitabı bitirdiğimde şunu dedim; “kimler geldi kimler geçti. Nice insanlar ne acılar çekti. Onların yaşadıklarının onda birini biz yaşayabilir miydik bilemiyorum. Onca acıya nasıl göğüs gererdik, hayatta kalma mücadelesini nasıl verirdik tahayyül edemiyorum.”

*

Vel hasıl kelam, Yahudi insanların ikinci dünya savaşında çektiği acılar ilginizi çekiyorsa zevkle okuyabileceğiniz bir kitap.

“ Böylesi zamanlarda yaşamak zordur: içimizdeki idealler, hayaller ve umutlar yaşamın acımasız gerçekleri yüzünden paramparça olur…. Hayatımı kaos, acı çekme ve ölüm üzerine kurmam mümkün değil. Dünyanın yavaş yavaş vahşete büründüğünü görüyorum; bir gün bizi de yok edecek olan fırtınanın sesini duyuyorum; milyonlarca insanın acı çekişini hissediyorum.” 

15 Temmuz 1944 - Anne Frank

2 Film Birden 11 izle

2014-Alien
Değerli izleyiciler bu hafta" 2 film Birden" kuşağımız sezonun son bölümü ile karşınızda Okulların açılmasıyla birlikte yeni sezonda kuşağımız devam edecektir.

Ayrıca sitemiz yaz moduna geçiyor ,sezon bitimine kadar filmlerimiz Pazartesi'den Pazartesi'ye girilecektir. Türkiye'de gösterime girmiş 2014 yılı filmlerine öncelik verilecektir.

Sezonun son haftasında sizleri yine 2. dünya savaşına götürüyoruz . Klasik Yahudi soykırımı teması dışında konuya madalyonun diğer yüzünden bakan film bulmak pek mümkün olamıyor bu filmler ise çizginin dışına çıkmış sayılabilecek istisnalar.

Film 1



2007 Avusturya Almanya ortak yapımı filmin yönetmeni geçen yıl izlediğimiz Deadfall filminin de yönetmeni olan Stefan Ruzowitzky.
Naziler savaş sırasında diğer Düşman ülkelerin ekonomilerini çökertmek amacı ile sahte para basmaya çalışmıştı. Zekice bir yöntem olduğu söylenebilir, bu iş için kurdukları gruba, el sanatları ve kalpazanlık konusunda çok iyi olan Salomon Sorowitsch da dahi ederler. Sefaletten kurtulan yaşamlarına rağmen, içinde bulundukları durum onları rahatsız eder. Filmde sorulması gereken soru Solomon ve dostlarının bu kalpazanlık işlerini nerede ve nasıl öğrendikleridir. Kültür olarak yabancı olmadıkları meseleler olsa gerek:)
Film 2


2. Filmimiz Polonya'dan ve 2012 yılında gösterime giren ödüllü bir film, ikinci Dünya Savaşı sona ermiş ve bir sınır bölgesi olan Mazurya yıllar süren Alman işgalinin ardından Polonya topraklarına geri katılmıştır. Roza'nın tesellisi, yıkımı ve ölümü geride bırakmak isteyen yaralı asker Tadeus olur… Geri dönen Polonyalılar, Alman kocası yüzünden Roza'yı hor görmektedir. Tadeus ise onun yılmayan ruhuna vurulmuştur. Aralarında oluşan koruyucu bağ giderek duyarlı bir aşka dönüşür.
Bu yaz bol yüzelim ve bol levrek ızgara yiyelim gelecek sezon görüşmek üzere sağlıcakla kalınız sevgili izleyiciler.
Reklam