veda etmek

Sana söz veriyorum. Bu küçük tiyatronu bozmayacağım. Sen oynamaya devam et. Ben bıkmadan hep seni izleyeceğim. Ama şunu bilmeni isterim ki, bu oyunun sonunda alkış olmayacak. Belki ben de olmayacağım.

AYRILIRSAK AŞK OLSUN

Bir ayrılık sonrası… Rakı masasına oturacağız belki, yalnızlığı alacağız karşımıza, dörtlü bir masada, iki kişi oturacağız. Senin karşında koskoca bir şehrin siyaha saplanan silueti başını önüne eğecek, benim karşımda kocaman bir boşluk ve sol yanında senin güzelliğin…

Masada rakı duracak, elin kadehe gidecek, içmeyerek edeceksin en büyük eziyeti ve arkadan “sen kimseyi sevemezsin” diyecek radyodan Zeki Müren. Kaçış yolu bir kadehe sığacak ama ısrarla, acıya kafa tutacaksın.  Kadehler tokuşacak, çakır keyfi, acı gülüşler dudakları dolduracak, her kahkaha genzi yakacak ama kadehler ağzına kadar dolu dönecek masaya. Genzime kor gibi acı düşecek, gözyaşların makyajını bozacak, yangınlar birbirine karışacak. Kahkaha atacağım, bir ayrılık şiiri daha okuyacağım, daha çok canın yanacak, kaçış yoluna uzanacak ellerim ve sen gene tutacaksın, acı varsa hayat vardır, diyeceksin; bu hayata ayık kafayla tahammül edeceğiz.

Akdeniz’e açılan bir şehirde, cadde üstünde, büyük balkonlu bir evimiz olacak, balkonda sardunyalar, siyah bir balkon masası ve kenarında iki ahşap sandalye…  İnatla seveceksin, yanına yaklaşacağım, terleyeceksin, alnından akacak ter, dudakların titreyecek heyecandan, öpmeyeceğim. En acı cümleyi kuracağım, “ayrıldık biz”. Canın yanacak, göğüs kemiklerinin parçalandığını hissedeceksin, kırılmış yanların nefeslerine batacak ve ellerini tutacağım, cümleler dudaklarıma büyük gelecek, zor konuşacağım. Tekrar nefes alacağım, nefesim yarıda kesilecek “hala seviyorum” diye fısıldayacağım. Gene sarılacaksın, hırpalanmış yanlarım, bedenini kesecek, kan revan içinde kalacaksın.

Acı sarhoş edecek bizi! Beyaz bir yatak, siyah bir oda, kahverengi mobilyalar… Aynı acının altında ayrı odalarda uyuyacağız. Gece yarısı uykun kaçacak, başın tutacak, kısa adımların ezberindeki bedene gidecek. Işığı yakacaksın, yüzüme bakacaksın, uyku gözlerimden silinecek, üzerim anason kokacak ve yanıma kıvırılıp uyuyacaksın.  

Parmaklarının ucuna, Yara izlerim takılacak, parmak uçlarını kesecek. Tenin yaralanacak, kalbin kanayacak, terin iltihaplı yaralarına karışacak, sarılacağım, terin tenime bulaşacak. Susacaksın, ağlamak isteyeceksin, dişlerini sıkacaksın, kaskatı yanakların gözyaşlarına teslim olacak. Bu sırada, göğüs kafeslerinin ortası yanacak, “git” diye haykıracaksın, gitmeyeceğim. İteceksin, sarılmak adına koştuğumda kollarını açmayacaksın, bu sefer ben alacağım kollarımın arasına seni.

Sokaklar kısalacak, caddeler azalacak, şehirler çoğalacak, kilometreler birkaç nefese sığacak. Bir gün,  ayrılırsak şayet, sonu yalnızlık değil, hüzün değil, aşk olsun!

-Emre

GİTMEYE SEN KALA

Sonbahar hep, biten yazı anlatmıştı. Dalında söküp aldığı tomurcuklardan hiç bahsetmemişti. Havalimanları hep, gitmekten ve vedadan bahsetmişti. Gidişe duyulan çaresizlikten, hiç bahsetmemişti. Acının, insan ömrüne sis gibi çöküp, şah damarından, serçe parmağına kadar, belirsiz bir huzursuzluğundan hiçbir şiir hakkıyla söz etmemişti. Acının dili, sessizliktir ve susan kadınlar acıyı ezbere bilir.

İlk kez birinden kal cümlesini beklemiştim. İlk kez birinin sözünü dinlemek için hazırdım. Keder kırmızısı dudakların kal dese, bir yolunu bulup kalacaktım. Bir sırt çantasıyla geldiğim şehirde kalır mıydım? Bir şiire denk bir kadındın, mantık sana da bana da uzaktı. Üstelik mantıkla, aşk gemisi yürür müydü?

Yara izlerini kim açmıştı, sormadım. Bunu geç fark ettin. Önemi var mıydı? Yara izlerini açan adamlar, yara izlerini iyileştirecek miydi? Neşter kanamaz, neştere bulaşan kan, açtığı yaraların izidir.  Bir katil, bütün cinayetlerinden kan revan içinde çıkar. Fakat ölen maktüldür. Yara izlerini açan adamlar, iyileştirebilir miydi seni? Bıçak, kestiği yarayı kapatır mıydı?

Yara izlerini açanların ya da yara izlerinin hikayesi pekte umurumda değildi. Herkes sana yara izini sormuştu. Kimse iyileştirmeye kalkmamıştı. Geçmişi silecek kadar ve yara izlerini iyileştirecek kadar güçlü değillerdi. Geçmişe sırt dönmek, cesaret ister.

Teninde kimin parmak izi vardı, dudaklarına sinen anason kokusunda kimin payı vardı, bir önemi var mıydı?

Saatin yoktu, zamanın değeri yoktu. Yetişmen gereken bir ev, yetişmen gereken bir randevu yoktu. Hayalin yoktu, hayal kuracağın biri yoktu. Ufak bir sır defterin yoktu, sırrın yoktu. Her şeyi gözlerine sığdırmıştın. Islak bir şehri kucaklayan, sonbahar gibi, acıyı kucaklamıştın. Islaktın. Yağmurluydun. Siyah değildin, griydin. Siyaha çok yakındın.

Usulca dokundum sana. Dokunurken korktum, farkındaydın. Tenin, yeryüzünün en hassas yanıydı. İncecik kirpiklerin, kırıldı kırılacaktı. Gülüşlerin, buzdan heykeller gibiydi. Biraz dokunacak olsam, eriyecek, bir yanı kırılacaktı.

Şehrin, en ünlü pastanesinde, yağmura tanıklık ederken birden anlatmaya başladın. Canın yanmıştı, canını yakmışlardı. Sevmiştin, inanmıştın fakat sevilmemiştin. Ses tonunda ki ümitsizlik, sonbahara boynunu büken tomurcuklardan daha hazindi.

Elindeki sigarayı gösterdin. “bak” dedin. “Bunun gibi tükeniyoruz işte.” Yutkundun, kursağına kelimeler takıldı. Bir kez daha yutkundun. Sigaranın filtresine rujun bulaşmıştı. Devam ettin “biz tükendikçe insanlar bizden keyif alıyor” sigarayı dudaklarına götürdün, çayından bir yudum aldın, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştın. Yağmur şehri değil, senin yanaklarını ıslatıyordu. Cümleni tamamladım “Geriye küllerimiz kalıyor, savruluyoruz”. Onayladın, zehir gibi acı bir gülümseme düştü yanaklarından.

En büyük hayalini sordum, yoktu. Hayallerini tüketmiştin. Caddeden geçe, kahkahaları gökyüzüne çarpan insanlara uzun uzun baktın. İçinden, gerçekten mutlu olup olmadığını sorguluyordun, tahmin ettim.   Otobüslere gitti gözün, hınca hınç doluydu. İnsanlar bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ortak bir noktamız vardı, yetişecek kimsemiz yoktu. En acısı, dudaklarında bana kal cümlesi yoktu. Haklıydın, gidenler şiir olurdu, kalanlar yalnızca hatıra.

Emre

Sevgilim, nasıl isterdim bilemezsin, şu an yanında olup her şeyi sana anlatmayı ve defalarca özür dilemeyi… Ne kadar oldu ben gideli bilemiyorum, kimbilir ne kadar bensiz bıraktım seni. Sensiz kalmanın yarısı kadar zorsa bensizlik, beni ömür boyu affetmesen yeridir, ama yine de hep diledim affetmeni. Anlatabilmemin bir yolu olsaydı inan denerdim. Cevapsız bırakmazdım. Ama bir yol bulamadım buna. Tek bildiğim, yanında kalsaydım daha kolay olmayacaktı. Kıyamadım, sadece kıyamadım. Bana sordun ya “gitmeye cesaretin var mı?” diye. Kalmaya cesaretim olsaydı bir an olsun ayırmazdım yanağımı göğsünden. Göğüsün cennetin provasıydı işte. Ben kızamıyorum sen de kızma hayata. Kapatma kapılarını. Biliyorum sevmek kolay herkes için ama hiç yaralanmamış gibi sevmek ne kadar zor aslında. Sadece bunu istiyorum senden. Ne kıyas ne kin ne beklenti olsun hayatında. İlk defa aşık oluyormuş gibi sev. Nasıl seveceğini zaten ben öğretemem sana. En iyi yaptığın şey bu çünkü. Bari sözümü tutabilseydim. Hani 45'inde alacaktım ya seni… Veda etmek için yazmıyorum bunları. Veda edecek cesaretim olsaydı bunu karşında yapardım. Aklının köşesinde olmak değil niyetim. Sadece gülümse arada. Benim köşem orada gizli çünkü. Öpmeye doyamadığım dudağının köşesinde sakla beni. Kendime iyi bak.
—  Kendime İyi Bak
Oturdu yanıma sigarasından derin bir nefes çekti.Yıllardır yüzüme bile bakmayan kadın yanıma oturmuştu kim bilir neydi onu yanıma getiren sebep. Çok mu üzdüm seni diye sordu. Hayır diyebildim güç bela istesen de üzemez sin sen beni. İnce bi tebessüm sardı yüzünü o kadar güzeldi ki. Ve bir nefes daha çekti sigarasından Ona kimsenin duymadığı türden öfkeli olmam gerekirdi. Yani normal bir insan olsaydı bunu yapardı. Neyse ki normal biri değildim. Sanki yıllardır onsuzluğun getirdiği eziyetler bir sözüyle yok olmuştu. Tek bir cümlesi tek bir kelimesi unutturmuştu o kadar dert tasayı. O an sesinde huzur var demek istedim yine sustum. Hep susardım zaten. Eğer iki insan konuşuyorsa biri aptal olandır ve ben hep o aptal olandım. Kaç yıl oldu diye sordu 3 mü 4 mü? 1560 gün oldu dedim. Şaşkınlığını gizleyemedi. Benden böyle bir şey beklemediği belliydi. Ben gidiyorum dedi buruk bir sesle. Taşınıyoruz bu şehirden kimsenin haberi yok ve ben sadece sana veda etmek istedim. O an öyle bir güldüm ki. Neden gülüyorsun dedi. Sen dedim sen bana hiç gelmedin ki insan hiç gelmediği birine veda eder mi bu benim gibi aptal biri için bile fazla aptalca.Gözleri dolmuştu pişmanlığı her halinden belliydi. Son bir nefes çekti sigarasından ve ayağa kalktı. Tabi bende onunla birlikte kalktım. Bana hiç kimsenin sarılmadığı gibi sarıldı göz yaşlarının ıslaklığını tenimde hissettim. Haklısın diye fısıldadı kulağıma ve gitti. O günden sonra hayatım hiç gelmeyenlerin gidişlerini izlemekle geçti ne acı.

Ya az önce son postunu veda etmek için atan bi blog gördüm vedalardan o kadar hoşlanmıyorum ki postu görünce hüznün ortasında buldum kendimi keşke veda diye bi şey hiç olmasa

Beni en çok kokuna veda etmek üzüyor
Tenin olmadan geçecek günler haram bana
Dert edemem, gönül yarınlara sabrediyor
Yıllanacak tenin her uykumuzda koynumda

Yaşadım yokluğunu bir çok kez, bu en zoru
Nefes yok bana, göğsüme almadan başını
Kaldım sensiz yıllarca en büyük pişmanlık bu
Ayrılmak yok bize artık vermeden canımı

Saçların omzumda beyazlamalı sevgili
Gönlün gönlüme yoldaş olacak ömür boyu
Ellerin ellerimde kırışmalı sevgili
Gözlerin cenneti gönlümün bir ömür boyu

Hayalini kuruyorum sensiz gecelerde
Sana iyi ki “kal” dedim ben, gideceğin gün
Ömürde değecek yalnız sensin “kal” demeye
Yok yaşamamın anlamı olmadığın tek gün

Sakla bu adamın aşkını güzel gönlünde
Acıyı da mutluluğu da sakla sevgili
Çabam sensin, sevdam sensin yalnızca ömrümde
Bizi ve hayallerimizi sakla sevgili

@tarcinkokankiz

Masanın başına geçtiğinde sarı kağıda sarıldı yine. Yarısı boştu. İçinden geçenleri şimşek hızıyla döktü kağıda : “Eski şeylerin hepsine veda etmek istiyorum. Ben de Perulu dev gibi güney denizlerinin ormanları içine kendimi gömmek, istediğim gibi yaşamak, istediğim gibi sevişmek, istediğim gibi şarkı söyleyip yok olmak istiyorum.”

Bu dünyadaki en üzücü durum birine onu bir daha hiç göremeyeceğini hesaba katarak uzaktan veda etmek ya. Böyle son bir kez bakıyorsun ve belki de bir daha hiç karşılaşmayacaksınız ama elinizden de bir şey gelmiyor.