veda etmek

Sana söz veriyorum. Bu küçük tiyatronu bozmayacağım. Sen oynamaya devam et. Ben bıkmadan hep seni izleyeceğim. Ama şunu bilmeni isterim ki, bu oyunun sonunda alkış olmayacak. Belki ben de olmayacağım.

içimde bir şeyler var ve bunların histen ibaret olmadığını biliyorum. bir sonuç, bir sona geldiğimi usulca kabulleniyorum. ben eskisi gibi olamıyorum. cümlelerimi ne dolandırıyor, ne de süslüyorum. beni anlamayacaksınız, ama en anlaşılır türden konuşuyorum. bu aynaya bakamıyorum. birilerinin gittikçe kötüleştiğimi söylemesine de alıştım da, pek kabullenemiyorum. bana olan beklentilerinizi boşa çıkardığımda artık üzülmüyorum. ben buyum diyorum ve siz beni dinlemediniz. bıraktım, sayamıyorum. kaç gün geçtiğini ben artık sayamıyorum. her şeyden midem bulanıyor. ne için kaç kere kustum sayamıyorum. satırlarımın birbirinden farkı ne bulamıyorum. ben her satırda aynı noktamı görüyorum. bir yere saplandım, öteye gidemiyorum. ben artık yazamıyorum ve yazamadıkça dibime gömülüyorum. bir gün geldiğinde umarım hissetmem dediğim güne, şuan sarılmak istiyorum. ağladığım her bir geceye, öfkeme, beni hiç eden sevgime sarılmak istiyorum. çünkü ben artık hiçbir şey hissedemiyorum. bir şeyleri yetiştirme telaşımın olduğu günlerde nefret kusarken, bugün özlem kusuyorum. çünkü ben artık kendim dahil hiçbir şeyi önemsemiyorum. sınırlarımı çok zorluyorum. bir gün kendime veda etmek zorunda kalacağım, biliyorum. bir de ben artık kakaolu sütü sevmiyorum. 

son kez.

son kez gördüğünü bilmek de, son kez gördüğünü bilmemek de, her görüşmede sanki son kez olacakmış gibi yaşamak da acı. kısacık zamanda milyonlarca şey yapmak istersin. belki bir itiraf, belki bir yalan söylemek istersin. öpmek istersin, sarılmak istersin. kaybetmemek için elinden ne geliyorsa o an yapmak istersin ama izin vermez. son kez sarılırsın, son kez bakarsın gözlerinin içine, son kez fısıldarsın, zamanı geri almak istersin en başa dönmek istersin.

ve bir gün gerçekten kaybettiğini anladığın anda hep o “son an'ı” hatırlarsın. hiç önem vermediğin, sarılamadığın, öpemediğin.

AYRILIRSAK AŞK OLSUN

Bir ayrılık sonrası… Rakı masasına oturacağız belki, yalnızlığı alacağız karşımıza, dörtlü bir masada, iki kişi oturacağız. Senin karşında koskoca bir şehrin siyaha saplanan silueti başını önüne eğecek, benim karşımda kocaman bir boşluk ve sol yanında senin güzelliğin…

Masada rakı duracak, elin kadehe gidecek, içmeyerek edeceksin en büyük eziyeti ve arkadan “sen kimseyi sevemezsin” diyecek radyodan Zeki Müren. Kaçış yolu bir kadehe sığacak ama ısrarla, acıya kafa tutacaksın.  Kadehler tokuşacak, çakır keyfi, acı gülüşler dudakları dolduracak, her kahkaha genzi yakacak ama kadehler ağzına kadar dolu dönecek masaya. Genzime kor gibi acı düşecek, gözyaşların makyajını bozacak, yangınlar birbirine karışacak. Kahkaha atacağım, bir ayrılık şiiri daha okuyacağım, daha çok canın yanacak, kaçış yoluna uzanacak ellerim ve sen gene tutacaksın, acı varsa hayat vardır, diyeceksin; bu hayata ayık kafayla tahammül edeceğiz.

Akdeniz’e açılan bir şehirde, cadde üstünde, büyük balkonlu bir evimiz olacak, balkonda sardunyalar, siyah bir balkon masası ve kenarında iki ahşap sandalye…  İnatla seveceksin, yanına yaklaşacağım, terleyeceksin, alnından akacak ter, dudakların titreyecek heyecandan, öpmeyeceğim. En acı cümleyi kuracağım, “ayrıldık biz”. Canın yanacak, göğüs kemiklerinin parçalandığını hissedeceksin, kırılmış yanların nefeslerine batacak ve ellerini tutacağım, cümleler dudaklarıma büyük gelecek, zor konuşacağım. Tekrar nefes alacağım, nefesim yarıda kesilecek “hala seviyorum” diye fısıldayacağım. Gene sarılacaksın, hırpalanmış yanlarım, bedenini kesecek, kan revan içinde kalacaksın.

Acı sarhoş edecek bizi! Beyaz bir yatak, siyah bir oda, kahverengi mobilyalar… Aynı acının altında ayrı odalarda uyuyacağız. Gece yarısı uykun kaçacak, başın tutacak, kısa adımların ezberindeki bedene gidecek. Işığı yakacaksın, yüzüme bakacaksın, uyku gözlerimden silinecek, üzerim anason kokacak ve yanıma kıvırılıp uyuyacaksın.  

Parmaklarının ucuna, Yara izlerim takılacak, parmak uçlarını kesecek. Tenin yaralanacak, kalbin kanayacak, terin iltihaplı yaralarına karışacak, sarılacağım, terin tenime bulaşacak. Susacaksın, ağlamak isteyeceksin, dişlerini sıkacaksın, kaskatı yanakların gözyaşlarına teslim olacak. Bu sırada, göğüs kafeslerinin ortası yanacak, “git” diye haykıracaksın, gitmeyeceğim. İteceksin, sarılmak adına koştuğumda kollarını açmayacaksın, bu sefer ben alacağım kollarımın arasına seni.

Sokaklar kısalacak, caddeler azalacak, şehirler çoğalacak, kilometreler birkaç nefese sığacak. Bir gün,  ayrılırsak şayet, sonu yalnızlık değil, hüzün değil, aşk olsun!

-Emre

yüzünü öpeceklerim var sırada
sonra yüzüne tüküreceklerim
gidiyorum ya buralardan
alacağım vereceğim kalmasın ardımda
gelirken üstümde bir tenim vardı
giderken yine bir ten ile gideyim
dost bekler
yâr bekler
ana baba kardeş bekler
toprak beklemez
kentin bütün orospularıyla vedalaştım
bütün evsizleriyle
sokak çocuklarıyla vedalaştım
veda etmek biraz daha azalmaktır
biraz daha tükenmektir
bunu bir sen bilirsin
bir de veda ettiklerin

GİTMEYE SEN KALA

Sonbahar hep, biten yazı anlatmıştı. Dalında söküp aldığı tomurcuklardan hiç bahsetmemişti. Havalimanları hep, gitmekten ve vedadan bahsetmişti. Gidişe duyulan çaresizlikten, hiç bahsetmemişti. Acının, insan ömrüne sis gibi çöküp, şah damarından, serçe parmağına kadar, belirsiz bir huzursuzluğundan hiçbir şiir hakkıyla söz etmemişti. Acının dili, sessizliktir ve susan kadınlar acıyı ezbere bilir.

İlk kez birinden kal cümlesini beklemiştim. İlk kez birinin sözünü dinlemek için hazırdım. Keder kırmızısı dudakların kal dese, bir yolunu bulup kalacaktım. Bir sırt çantasıyla geldiğim şehirde kalır mıydım? Bir şiire denk bir kadındın, mantık sana da bana da uzaktı. Üstelik mantıkla, aşk gemisi yürür müydü?

Yara izlerini kim açmıştı, sormadım. Bunu geç fark ettin. Önemi var mıydı? Yara izlerini açan adamlar, yara izlerini iyileştirecek miydi? Neşter kanamaz, neştere bulaşan kan, açtığı yaraların izidir.  Bir katil, bütün cinayetlerinden kan revan içinde çıkar. Fakat ölen maktüldür. Yara izlerini açan adamlar, iyileştirebilir miydi seni? Bıçak, kestiği yarayı kapatır mıydı?

Yara izlerini açanların ya da yara izlerinin hikayesi pekte umurumda değildi. Herkes sana yara izini sormuştu. Kimse iyileştirmeye kalkmamıştı. Geçmişi silecek kadar ve yara izlerini iyileştirecek kadar güçlü değillerdi. Geçmişe sırt dönmek, cesaret ister.

Teninde kimin parmak izi vardı, dudaklarına sinen anason kokusunda kimin payı vardı, bir önemi var mıydı?

Saatin yoktu, zamanın değeri yoktu. Yetişmen gereken bir ev, yetişmen gereken bir randevu yoktu. Hayalin yoktu, hayal kuracağın biri yoktu. Ufak bir sır defterin yoktu, sırrın yoktu. Her şeyi gözlerine sığdırmıştın. Islak bir şehri kucaklayan, sonbahar gibi, acıyı kucaklamıştın. Islaktın. Yağmurluydun. Siyah değildin, griydin. Siyaha çok yakındın.

Usulca dokundum sana. Dokunurken korktum, farkındaydın. Tenin, yeryüzünün en hassas yanıydı. İncecik kirpiklerin, kırıldı kırılacaktı. Gülüşlerin, buzdan heykeller gibiydi. Biraz dokunacak olsam, eriyecek, bir yanı kırılacaktı.

Şehrin, en ünlü pastanesinde, yağmura tanıklık ederken birden anlatmaya başladın. Canın yanmıştı, canını yakmışlardı. Sevmiştin, inanmıştın fakat sevilmemiştin. Ses tonunda ki ümitsizlik, sonbahara boynunu büken tomurcuklardan daha hazindi.

Elindeki sigarayı gösterdin. “bak” dedin. “Bunun gibi tükeniyoruz işte.” Yutkundun, kursağına kelimeler takıldı. Bir kez daha yutkundun. Sigaranın filtresine rujun bulaşmıştı. Devam ettin “biz tükendikçe insanlar bizden keyif alıyor” sigarayı dudaklarına götürdün, çayından bir yudum aldın, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştın. Yağmur şehri değil, senin yanaklarını ıslatıyordu. Cümleni tamamladım “Geriye küllerimiz kalıyor, savruluyoruz”. Onayladın, zehir gibi acı bir gülümseme düştü yanaklarından.

En büyük hayalini sordum, yoktu. Hayallerini tüketmiştin. Caddeden geçe, kahkahaları gökyüzüne çarpan insanlara uzun uzun baktın. İçinden, gerçekten mutlu olup olmadığını sorguluyordun, tahmin ettim.   Otobüslere gitti gözün, hınca hınç doluydu. İnsanlar bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ortak bir noktamız vardı, yetişecek kimsemiz yoktu. En acısı, dudaklarında bana kal cümlesi yoktu. Haklıydın, gidenler şiir olurdu, kalanlar yalnızca hatıra.

Emre

mavidenizkiyisi-deactivated2017  asked:

Sende iyiki varsın. Hoşçakal, mutlu ol hep. Sanada veda etmek istedim. Kendine iyi bak, üzülme hiç.

Vedalara alışık değilim, gidenin bir gün mutlaka geri döneceğini düşünerek yaşadım ben, bekledim, seni de beklerim, veda etme bana, alışık değilim ben.