ucubed

televizyon dizilerinde eşcinselliği komedi unsuru olarak gösterdiniz bizlerden homofobik olmamamızı bekleyemezsiniz. her reklamda kadın vücudunu kullandınız bizden kadını metalaştırmamamızı bekleyemezseniz. bize savaşlarda ölenleri insan olarak değil; sayı, istatistik veya şehit olarak gösterdiniz bizden insan yaşamına saygıyı bekleyemezsiniz. geçmişteki muhteşem ülkemzin muhteşemlik sebebi olarak beynimize derslerde savaşları pompaladınız bizden şiddet karşıtı olmamızı bekleyemezsiniz. kendi okullarınızda beynimize islam'ı bir din olarak değil de tek doğru olarak öğrettiniz bizden başka dinlere saygı bekleyemezsiniz. bizlere aşkı ve seksi tabu olarak sundunuz, tanıdığımız her dişiyi zihnimizdeki kerhanelerimize hapsedip bilincimizde defalarca becerip dışarıda elele gezen çiftlere saldırmamıza şaşırmamalısınız. bize meslekleri sadece para kazanma aracı olarak sundunuz, dürüst ve namuslu işler yapmamızı bekleyemezsiniz. ödev olarak kısıtlı sürede zorla ucube osmanlı-türk edebiyatı okutup kendi istediğiniz fikirleri bulmamızı emrettiniz, bizden kitap okumamızı bekleyemezsiniz ya da pucca, pink freud gibi embesilleri okuyrsak bizi yadırgayamazsınız. tecavüze uğrayan kadınları dışlayıp devlet eliyle işletilen kerhanelerde terlediniz, bizden kaliteli bir ahlak anlayışı bekleyemezsiniz. bizleri türk, ingiliz, alman, ermeni, arap diye ayırdınız faşist olmamız bizim suçumuz değil. her zaman kendi güzellik anlayışınızı dayattınız, zayıflamak için bir bok yemiyorsak, hayvanlar üzerinde test edilen kimyasalları sürmeden yaşayamıyorsak kızmayın bize. resim-müzik derslerini sadece zaman geçsin diye isteksiz hocalar tarafından verdiniz bizden sanat adına bir sik istemeyin. bizlere geçmişte yaşamış bazı insanları put olarak sundunuz, yasalarınızla onları korudunuz, özgür düşünmemizi ne yüzle isteyebiliyorsunuz? para kazanmayı yegane amacımız bellettiniz bize, para sahibi olmayı iyi bir şey olarak gösterdiniz, fakire saygı falan duyamayız biz! hayvanların bizim yaşamamız için gereken doğal bir kaynaktan başka bir şey olmadığına inandırdınız bizi, kedilere tekmelersem kızmayın bana. kötülüğü yasakladınız ve bizi iyi olmamız için zorladınız, eğer bu kadar kötü insan çıkmışsa ortaya baskıcılığınıza teşekkür edin. kendi leş düşünce yapılarınızı birleştirip bizim gibi bir nesil yarattınız. bizler kanlı canlı insanlar değil sizin ölü zihniyetinizin cesetleriyiz. sizler ölü bebekler doğurdunuz. bizden mutlu olmamızı beklemeyin çünkü ölü çocuklar gülümseyemez!
2

Şu pis katillerin suratlarına hele! o ucube tiplerine hele! İblis suratlarına hele! Ucubeler! Kadınlarda adam suratı var lan nasıl bir nursuzluk ucubelik:s Allah sizi ahirette leş suratınızla dirilte! Nur ne dünyada ne ahirette göremeyesiniz! Gün yüzü görmeyeseniz katil ucubeler! Cehennem boynunuza itler!

Dibe vurmanın resme vurulmuş hali. Norveçli ressam Edvard Munch’un 1893 tarihli yapıtıdır. Gökyüzünün kızıllığı ve dehşete düşmüş adam bize bir şeylerin ters gittiğini söyler. Mavi deniz sükunetle dururken “öteki” insanlar sıradan görünmektedir. 

Oradaki çığlık atan kişi neden bu kadar dehşetli görünür? 

Tiz çığlığını duymuş gibi hissedersiniz. “Öteki” insanlardan kaçış gibi bir sestir bu ya da “Öteki” insanın kendisi olduğunun farkına varmak gibi, 

Gökyüzü neden bu kadar kızıl ?

Dış dünya ne kadar mavi ya da kızıl olursa olsun onu gören gözler, feryat eden kişiliğimiz onun bir anlık renk değişiminde yaşayabilir. Kendimizcedir dünya. Baktığımız kadarını görürüz. Diğerlerine de ucube oluveririz. Göğün kızıllığını gören adam değil, çığlık atan adam oluveririz. 

Diğer pek çok eserinde olduğu gibi bunun da birçok versiyonunu bulunur.

Bu ilk versiyon “Çığlık” resmi Edvard Munch'un 1893 yılında yaptığı ve en çok bilinen hali.

Buradaki “Çığlık” ise pastel ile yapılmış 1895 yapımı…

2004 yılında Oslo Müzesinde çalınan bu “Çığlık tablosu ise 1910 yılında keşfedilmişti.

"Çığlık” tablosunun dördüncü versiyonu kurşun kalemle 1893 yılında çizilmiş…  

1895 yılında yapılmış litografi tekniği ile yapılmış “Çığlık”                         

çirkin olma hakkı

*bu yazı yıllar evvel ekşi sözlük’de ihtiyar maria tarafından yazılmıştı. silinmeden kaydetmeyi iyi ki akıl etmişim.

bilmediğiniz bir şeyi söyleyecek değilim. belki sadece kadınlar için değil ama en çok onlar için, hep onlar için “güzel olma/kalma zorunluluğu"nun tüm cinsiyet ilişkilerinde, tüketim alışkanlıklarında, yaşam tarzı oluşturma pratiklerinde, hayatın tam ortasında oynadığı baskın rolün herkes zaten farkında, güzellik algısının da inşa edilir, yaratılır, üretilir bir algı olduğunun da öyle.

yine de söylemek istiyorum. bağırmak istiyorum hatta.

spor salonları, estetik klinikleri, alışveriş merkezleri, epilasyon merkezleri-ağda salonları, kuaförler, kozmetik reyonları, parfümeriler, bijutericiler, ıvırlar zıvırlar arasında bitmek bilmez bir tüketim döngüsü içinde çıldırtılmış ve yolunmuş tavuklara döndürülmüş kadınların kendi bedenlerinden nasıl nefret ettirildiği kimlerin umurunda cidden? merak ediyorum. kimin bu hapishane hayatından canı cidden yanıyor? kim hayata farklı bir bedenle göz açmış olmayı ölesiye istiyor? peki kim kadını seçilebilir kırmızı bir elmadan farksız görmüyor? reklâmlarda, dizilerde, filmlerde, pornolarda, internette gördüğü estetik harikası seks bombalarına bakıp çevresindeki "ucube"lere kimler acımayla karışık bir tiksinti duyuyor?
siz ve biz. herkes. hepimiz.

herkesin kulağına kulağına, beynine beynine bağırmak istiyorum; bedenimden hoşnut olmayışımın nedeni, beni bu kendiyle küslük hissine ikna eden, beni buna mecbur bırakan, şu yaşımda hâlâ kuaförlerden beri gelemeyişimin nedeni laftan anlamaz vücudum, saçlarım ya da koca burnum ya da göbeğim değil, kollarımdaki tüyler ya da özensiz kıyafetlerim değil, saç boyamayı reddeden annemi her görene "aaa, kocamışsın sen, yaşlanmışsın!” dedirten salakça itki beyaz saçları değil. sadece siz erkeklerin değil, siz kadınların da bizatihi tanımlamaya çok heveskâr olduğu o malum “kadın olmanın gerekleri” zırvası. “yok, topuklu ayakkabı giymeyene kadın denmez”, “vay, türbanlı kadınlar maymuna benzer”, “öyk, kolları kıllı kasiyer kızlar!”, “kadın dediğinin burnu fındık, ağzı kahve fincanı”, “aman, eşeğin boku, devenin götü.” lanet girsin yahu. doğal seçilimi, cinselliğin biyolojik gerekliliklerini hatta hormonları bu adaletsizliğe alet eden herkese de lanet girsin artık.

bakımsız kadın olma hakkım, güzel olmama hakkım, göze hoş gelen olmama tercihim, kendime özen göstermeme özgürlüğüm, paspal ve pejmürde kalma hakkım, kadınlık rollerini elimin tersiyle itme özgürlüğüm, iğrenç beden faşizminizi yok etme, cinsiyetçi algılarınızı yerle bir etme, “kadınlık”/“erkeklik” şablonlarınızın üstüne çıkıp bağıra çağıra tepinme hakkım tanınsın, saygıyla karşılansın istiyorum. kendim olmak istiyorum. herkes de kendisi olsun istiyorum. dış görünüşe “literally” önem vermeyen insanlarla olmak istiyorum. onlar çoğalsınlar ve bir ‘çirkinlik ideolojisi’ yaysınlar istiyorum topluma. birisi beni sevsin diye, yolunmuş tavuk olmak istemiyorum, diğer yolunmuş tavuklarla rekabet etmek istemiyorum, kendimi dönüştürmek istemiyorum, sadece adriana lima isminin bile çağrıştırdığı her şey, onu var eden tüm ideolojiler, tüm düşünüş biçimleri, tüm inşa edilmiş görsellik kriterleri yerle bir olsun istiyorum, bedenimi pazarlamak istemiyorum, bütün bunlara mecbur bırakılmak istemiyorum, güzellik göreceli bile olsun istemiyorum, “güzellik” mefhumu yok olsun istiyorum, çirkin oluşumu feministliğimle, evde kalmışlığımla, iticiliğimle bağdaştıranlarla aynı gezegende bile var olmak istemiyorum ben. çirkin olma hakkımı geri istiyorum sadece. bu hissi anlayan, yazdıklarıma hak veren insanlar çoğalsın istiyorum. bunları yazmış olduğum için çirkin olduğumu düşünmenizi ve bunu düşündüğünüz için sıkıntı duymayı istemiyorum. herkes birden değişsin istiyorum galiba. normal normal yaşayalım gidelim istiyorum.

çok şey istemiyorum bence.

Yeni başlayanlar için Brüksel dersleri:
-Özdemir Sabancının katili 20 yıldır Brüksel korumasında..
-PKK Brüksel'de Kraliçe kadar değerlidir.
Zannediyorlar ki “Yaktığımız ateş bize hiç dokunmaz!” Pkk çadırlarına izin verin hadi! Brükselden de atsanıza kopmuş kol bacak görüntüleri ucube medya!

Cher kavga ettiği çocuğun suratına sağlam bir yumruk geçirip onu tekmelemeye başladı. Seni ucube! Çocuğun yüzünü tekmelemek için hareketlendiğinde biri onu geri çekti. Arkasına döndü ve bağırdı. Ne yapıyorsun be!?

Omurgasız sevgiler yüzünden şekilsiz aşklar peydah etti. Ucube aşklar yüreğime tak etti, canıma yetti. Miyop sevgiler yüzünden, ırak gözlerde söndü aşklar. Uzaktan sevemiyor artık insancıklar. Karar yoksunu heveslerde, maymunlaşmış iştahlarda, yalama olmuş yüreklerde epridi sevdalar. Filmlerden çalıntı romantizmler ve şair uydurması afili laflarlarla yaşanan amiyane aşklarla doldu sokaklar. Çin malı, lisansız, kasterojen madde içeren, sahte ve ucuz hayatlarla dolu boş yaşamlar. Kimsenin kendinden bir şey kattığı yok. Ucuz işçilik ve beleş taklitçilik çok. [Osman Erbasan]