tuberosum

Parsley (Petroselinum crispum)

Varieties: crispum (curly), neapolitanum (flat leaf), and   tuberosum/radicosum (root parsley).

Associations: Mercury, air, death.

Uses: Death, lust, good luck, protection, purification, fertility, reincarnation, health, strength, vitalily, divination, passion, meditation, happiness. Good for cooking rice, or in salads. Delays inebriation if worn around the head, avoids contamination if placed over food, sweetens breath.

Care: It’s best to plant parsley during early spring, they take about 3 weeks to germinate. It’s a fairly low-maintenance plant, watering it regularly and weeding (if outdoors) will do. Don’t plant close to mint. If potted, a deep pot is preferable. Harvest throughout the first year once leaves and stems are fully developed, cutting at the base of the stem, from the outside to the inside, this will make space for more growth.

Parsley is a biennial plant: At first, it’s a small plant, and during its first winter, it becomes dormant. Then, it grows to about 75cm, flowers, seeds, and dies by the end of the second year. Leaf parsley should be grown 10cm apart. 

Taste isn’t as good the second year, and, being the flowering and seeding year, so you can either pull the plant, or keep taking care of it and plant the seeds next year.

2

Fremontian, Fremontodendron californicum, blommar framför luftpotatisen, Dioscorea bulbifera. Hade glömt bort den lilla plantan som kommer från en stickling jag tog i vintras och hade inte trott att den skulle blomma redan i år. Fin malvaväxt som måste komma in över vintern. Märkte att stammen är hårig och irriterar huden när jag tog sticklingen. Luftpotatis-jamsen är vecker och djungelgurkan söt. Mest imponerad av klättrarna är jag av Madeirarankan, Anredera cordifolia, som har en otrolig växtktraft och dessutom fungerar mycket bra som bladspenat. Rankspenaten, Hablitzia tamnoides, har tyvärr inte riktigt fått en chans då sniglarna varit hård mot den. Den har dock en spännande historia som kulturväxt i norden och förtjänar verkligen lite uppmärksamhet framöver. Knölkrassen, Tropaeolum tuberosum, växer på men ser ganska risig ut i bladverket. Ska bli spännande att se om den bildat många nya knölar framöver.

seenthis.net
La filière pomme de terre en France | La Géothèque

La filière pomme de terre en France | La Géothèque
http://geotheque.org/filiere-pomme-de-terre-france

La France est pourtant la première exportatrice mondiale de ce tubercule (source UNPT, Agreste), dont elle n’est que la 10e productrice. Cela signifie que la production française de patates est fortement intégrée à l’économie mondiale, car plus tournée vers l’exportation que dans les autres pays producteurs. La France produit plus de 6 millions de tonnes de #pommes_de_terre par an, soit 63 kg par habitant (UNPT), sachant que les Français en mangent en moyenne 30 kg par an (Planetoscope). Le reste est exporté. La filière est fortement industrialisée : le marché est concentré entre les mains de quelques groupes, dont certains sont encore de dimension familiale, comme Altho, dont la marque de chips Bret’s rappelle l’origine bretonne. Solanum tuberosum, dont on peut voir un exemplaire sur la carte, peut pousser dans tout l’hexagone, mais c’est une culture peu rémunératrice, qui ne peut être rentable qu’à condition d’une mécanisation poussée. C’est pourquoi le relief est déterminant dans la spécialisation d’une région dans la production du tubercule, beaucoup plus que le climat. Les sols légers et peu calcaires lui sont favorables.

http://geotheque.org/wp-content/uploads/2015/07/Patates.png

#patate #agriculture #agro-industrie #cartographie

bitkiselsaglikvakfi.org
latin teresi, kapuzinerkresse, tropaeolum majus

Latin teresi, Kapuzinerkresse, Tropaeolum majus L. Latin çiçeği Peru teresi Frank teresi Salata teresi Türk teresi Aşk çiçeği Büyük Latin teresi Familyası: Latinteresigillerden, Kapuzinerkressengewâchse, Tropaeolaceae Drugları: Latin tere otu; Tropaeoli herba Latin teresinin Salatası yapılarak veya sade özel olarak veya suyu çıka-rılabilir, tentürü veya natürel ilacı yapılabilir. Giriş: Latin teresi Güney Amerika’dan ilk defa 1684’de Hollandalı Bewerling tarafından getirilmiş ve kısa zamanda Avrupa, Afrika ve Asya ülkelerine yayılmıştır. Latinteresigillerin takriben 90 çeşidi mevcuttur ve bun¬lardan en çok tanınan ve kullanılan tür Büyük Latin teresi; Tropaeoleum majus adı ile anılan bu türdür. Ayrıca yöresel olarak Küçük Latin teresi; T.minus, Yumrulu Latin teresi; T.tuberosum (bunu kökleri yenir) ve Renkli Latin teresi;T. Tricolor’u sayabiliriz, fakat bizi bunlardan şimdilik sadece Büyük Latin teresi ilgilendirmektedir. Botanik: Latin teresi yetiştiği iklime göre farklı şekiller alır, şayet Tür-kiye’nin kışı soğuk geçen İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Ana-dolu bölgelerinde ekilirse ancak bir yıllık ömrü olur. Eğer Akdeniz, Ege ve Marmara’nın sıcak bölgelerinde bir defa ekilirse bir daha ekilmesine gerek kalmaz ve buralarda boyu 5 metreyi bulabilir. Latin teresi bazen sürünen, bazen de tırmanabilen bir bitkidir. Yaprakları kalkan şeklinde büyüklüğü 5-25 cm çapında olabilir, kenarları hafif dalgalı, üst kısmı koyu yeşil, alt kısmı açık yeşil renkte üzerinde beyaz grimsi damarlar ortadan uçlara doğru uzanır ve 10-40 cm uzunluğunda içi sulu saplara sahiptir. Çiçekleri sarı, açık sarı, altın sarısı, açık kırmızı, kan kırmızı ve koyu kırmızı renkte 5 adet taç yapraktan meydana gelir. Üst dudakta 2, bunlar baklaya benzer, alt dudakta 3 adet ve bunlar küre, kalp veya yumurta şeklinde olabilir. Üstteki taç yaprakların dibinden uçlara doğru siyahımsı ışın dalgaları gibi çizgiler yayılır ve ortadan sekiz döllenme tozlukları bulunur ve de taç yaprağı kavrayan çan şeklinde kupa yap¬raklara sahiptir. Meyveleri 3 bölümden meydana gelir ve her bölüm 5-7 ayrı bölümden meydana gelir ve içinde küre şeklinde tohumlar bu¬lunur. Yetiştirilmesi: Latin teresi Türkiye’nin hemen her yöresinde yetiştiri¬lebilir ve hiçbir problem yoktur. Hasat zamanı: Mayıs’tan Kasım’a kadar yaprak, çiçek ve sapları topla-narak taze salata olarak yenilebilir veya sıkılarak suyu çıkarılır ve alkolle veya sirkeyle karıştırılarak muhafazası temin edilir. Malesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bitkinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutulmalıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mah-zurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolanması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukca azaltır. Birleşimi: Otunun birleşimindeki maddeleri önemine göre söyle sırala-yabiliriz; a) Glucosinolatlar %0,08-0,1 oranında olup en önemlisi ana madde Glukotropaeolin (=Benzilglikosinolat) %90 oranında olup onu çok az miktarda olan diğerleri takip eder; 3-Hydroxybenzylglikosinolat, 4-Hyroxybenzyglikosinolat ve 4-Methoxybenzylglikosinolat b) Eter yağ türevleri (Uçucu yağ türevleri) %0,03-0,08 oranında olup en önemli bileşiği; Benzylisothiocyanat (=Bentiizotiosiyanat=Benzil hardal yağı) olup takriben Eter yağının %90’ını oluşturur. Uçucu yağlar Glucotropaeolin’in parçalanması ile veya damıtılması sonucu ortaya çıkar. c) C-vitamini yüksek oranda olup, takriben 100 gr Latin teresi 100-150 mg C-vitamini içerir. d) Polisakkaritler içerir. bunlardan en önemlisi; Amyloit olup bu da β-O-Galaktozlar ve Xykozlardan meydana gelir. e) Karotinoitlerden; Lutein, Zeaxanthin, α-β ve γ-Karotinler f) Enzimlerden; Myrosinazlar, β-Glukosinazlar ve γ-Galaktozidazlar içerir. g) Flavonitlerden; Quercetinglikozit türleri, Isoquercitrin (=Quercetin-3-O-Glikozit), Kâmpferolglikozit, Cynanidinglikozit ve Pelargonidinglikozit içerir. h) Minerallerden; Kükürt, Iyot, Potasyum, Kalsiyum ve Magnezyum içerir. II) Tohumlarında yüksek oranda Erukaasit %50, Ericosenasit %25, Oleikasit %12 ve Linolasit %5 içerir. Tesir şekli: Antibiyotik (mikropları yok edici), antibakteriyel, antivi¬rüs-tatik (virüsleri zararsız hale getirici), antimikostatik (mantarların gelişimini önleyici), iltihapları önlyeici, kanı temizleyici, vücudun savunma sistemini kuvvetlendirici ve hafif müshil yapıcı. Araştırmalar: 1) Prof.Dr.A.G.Winter ve arkadaşı Willeke 1952’de yaptıkları araştır¬ma¬lar sonucunda Latin teresinin mikropları öldürücü bitkisel bir antibiyotik olduğu tespit edilmiştir. (NP.146) 2) İnsanlar ve fareler üzerinde yapılan araştırmalarda Latin teresinin birleşimindeki Benzylglikosinolat’ın Benzylisothiocyanat’a dönüştüğü ve antibiyotik, antiviral, antimikostatik özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. (ZP.6.95.359) 3) Marion von Schönaich-Carolath-Karl Bademcik iltihaplanması (ton¬silit), Boğaz iltihaplanması (farenjit), Gırtlak iltihaplanması (larenjit), Lenf bezi şişmesi ve bronşitli çocuk hastalıkları üzerinde Latin teresi hapı ile yaptığı tedavi ile büyük başarı elde etmiştir. Latin teresinin pe¬ni¬silin gibi enfeksiyona karşı etkili bir antibiyotik olduğu ve pe¬ni¬silinde olduğu gibi yan tesirinin de olmadığı ispatlanmıştır. (Nhp.12.97.2026) 4) Halbeisen yaptığı araştırmalarda Latin teresinin Beyaz kan hücre¬lerinin (Akyuvarlar) sayısını arttırdığı, ateşi düşürdüğü ve gribi önlediği tespit edilmiştir ve de Wicher yaptığı araştırmalarda Latin tere¬sinin idrar yollarındaki enfeksiyonu önlediğini tespit etmiştir. (NP.1476) Kullanılması: Araştırmalara göre; Latin teresine bitkisel antibiyotik de diyebiliriz. Bu bitkiden elde edilen Latin teresi suyu, ekstresi ve hapı başta; bademcik iltihaplanması (tonsilit), boğaz iltihaplanması (farenjit), gırtlak iltihaplanması (larenjit), lenf bezi şişmesi, bronşit,, kulak iltihap-lanması, böbrek ve mesane iltihaplanması gibi bulaşıcı enfeksiyon has¬ta-lıkları ve gribe karşı kullanılır. (H.HB.VI.1008). Halk arasında cinsel gücü arttırıcı, saçları kuvvetlendirici, skorbüte karşı immün sistemi kuvvetlen-dirici olarak kullanılır. Açıklama: Bilindiği gibi kimyasal antibiyotikler bir süre sonra bakterilere karşı etkisini kaybetmekte ve bakteriler ve virüsler antibiyotiklere karşı direnç kazanmaktadırlar (rezistant). İşte antibiyotikler bakterilere ve virüslere karşı etkisini zamanla kaybetmektedir. Bu nedenle sürekli yeni kimyasal antibiyotikler üretilmek zorundadır, oysa bitkisel antibiyotikler her zaman aynı derecede etkilidir. Çayı: Latin teresinin çayı içilmez zira Latin teresi kurutulacak olursa birleşimindeki etkili maddelerin özellikleri kaybolur ve etkisini yitirir. Ekstreler: Latin teresinin damıtılması ile birleşimindeki Benzylglukosi¬nolat, Benzylisothicyanat’a dönüşür ve en etkin madde ortaya çıkar. Sirkesi: Latin teresi otu (yaprağı, çiçeği ve sapı) ince kıyıldıktan sonra bir şişeye konur ve üzerine kaliteli sirkeden doldurulur. 4-6 hafta sonra süzülerek Latin teresi sirkesi elde edilir. Bu Latin teresi sirkesinden gün¬de 3-4 defa bir yemek kaşığı alınır. Homepati’de: 500 gr Latin tere otu ince ince kıyılarak bir şişeye dol-durulur ve üzerine %70’lik 500 ml Alkol (etanol) ilave edilir. Güneş ışın-larından uzakta 4-6 hafta muhafaza edilir ve iki günde bir çalkalanır. Bu süre sonunda süzülerek Homeopati’de adı ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4 defa 30-50 damla 4-6 hafta süreyle alınır. Şayet Latin teresi mikser ile sıkılıp suyu çıkarıldıktan sonra bir kısım Latin teresi suyu bir kısım Alkol (etanol) ile karıştırılır ise daha pratik olur. Yan tesirleri: Tarife uyulduğunda bilinen bir yan tesiri yoktur fakat aşırı derecede yenirse mide ağrısına neden olabilir.

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2014-12-26/latin-teresi-kapuzinerkresse-tropaeolum-majus.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum

Bir-Çok Yıllık | 0,4-0,8m | 6-8 Aylar | Yumrusu Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum Kumpir Familyası: Patlıcangillerden, Nachtschatengewaechse, Solanaceae Drugları: Patates nişastası: Amylum salani Patates nişastası ilaç yapımında kullanılır, çiğ patates suyu içilir. Giriş: Asıl vatanı Güney Amerika’nın Şişli, Peru ve Bolivya gibi ülkeleri olan Patates Amerika’nın keşfinden sonra 1526’da Avrupa’ya getirilmiştir. Patatesin yayılması ancak 19. ve 20. yüzyılda olmuştur. Kızılderililer tarafından 600 çeşit patatesin yetiştirildiği ifade edilmektedir. Günümüzde kaynatıldığında dağılmayan sert Patates, serte yakın patates ve kaynatıldığında dağılan patatese ise unlu patates denir. Bunların haricinde oldukça çok alt türü mevcuttur. Latince ‘’solare’’ ağrı dinlen¬di¬rici ‘’tuberosum’’ ise yumru anlamına gelir ve Türkçe ağrı dindiren yumru diyebiliriz. Türkçe patates muhtemelen İspanyolca patatos’tan gelmek¬tedir. Botanik: Patates 40-80cm boyunda çok yıllık bir bitkidir ve gövdesi çatalı, köşeli ve de açık yeşil renklidir. Yaprakları değişik sıra ile dizilmiş kanat yapraklardan meydana gelir ve her kanat yaprakta büyük ve küçük iki tür yaprak bulunur. Yaprakları oval, kenarları dalgalı, hafif buruşuk, koyu yeşil renkli ve derin damarlıdır. Çiçekleri genellikle beyaz, nadiren hafif morumsu beyaz veya hafif leylaki beyaz renkteki taç yapraklara sahiptir. Taç yaprakların 2/3 ‘si birleşik ve 1/3’ü ise uçlara doğru sivrilen beş loptan oluşur ve ortada altın sarısı renkte bir döllenme tozluğu bulunur. Kökleri saçak şeklindeki yan köklerle, yumru şeklindedir ve besin depolayan ana köklerden oluşur. Yetiştirilmesi: Günümüzde çok önemli bir besin maddesidir ve dünya¬nın birçok ülkesinde yetiştirilmektedir ve de Türkiye önemli miktarda patates yetiştiren bir bitkidir. Hasat zamanı: Patatesin türüne göre Temmuz, Ağustos ayları hatta bazı türleri Mayıs’ta dahi toplanarak kullanılabilir. Birleşiminde: Birleşimindeki maddeleri şöyle sıralayabiliriz; a) Alkaloit türevlerinden % 0,01-0,05 oranında solanin içerir. Solanin meyvelerinde %1 çimlerinde % 0,5 oranında bulunur ve çok zehirlidir. Patates kaynatılınca suya geçer, pişirilince ise yapısı bozularak zararsız halle gelir. b) Yumruları % 10-30 arasında nişasta içerir ve bu nişasta polisakkaritlerden meydan gelir. c) Vitaminler: C, B1, B2, B6, H ve K Vitaminleri ve de provitamin A içerir. d) Mineraller: Potasyum, fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, çinko ve selen içerir. e) Ayrıca: Protein, dextrinler, pentozlar, pektinler, kolin, asetilkolin içerir. f) Hastalıklı patates zehirli risbitin içerir. Araştırmalar: Modern anlamda klinik araştırması yapılmamıştır, fakat geriye dönük yapılan sorgulama ile patatesin Avrupa’ya gelmesi ile birlikte Avrupa’da çok yaygın olan skorbüt hemen hemen yok olmuştur. Bilindiği gibi skobüt C-Vitamini yetersizliğinden dolayı ortaya çıkan bir hastalıktır. Sebzeler pişirildiğinde birleşimindeki C-Vitaminin büyük bir kısmını kaybederken patateste bu kayıp çok az olmaktadır. Bu nedenle de C-Vitamin yetersizliği ortadan kakmaktadır ve buna bağlı olarak da skorbüt ortadan kalkar. 1)İkinci dünya savaşı sırasında çeşitli mide rahatsızlıkları olan Alman askerlerinden bazıları çiğ patates yemişler 2-3 günde rahatsızlıklarının azaldığı 8-10 günde tamamen iyileştiği askeri doktor Dr. Med. J. F. Magerl tarafından tespit edilmiştir. 2)Kasım 1996 mide rahatsızlığından ev doktoruma gittim. Bana midemin fazla asit türettiğini (hiperasidite) belirterek bana talcid yazdı. Talcidi uzun süre kullanmama rağmen yemek saati yaklaştıkça midemdeki ağrı ve sancılar dayanılmaz bir hal alıyordu. Bunun üzerine J.Reinhard’ın “kadifemsi şifalı tedavi” kitabından istifade ederek 3-4 gün bol bol patates yedim ve rahatsızlıklarım yok oldu. (S.h.39) Açıklama: Patatesin çiğ olarak yenmesi veya çiğ patates suyunun içilmesi daha etkilidir. Fakat hastalığın ağırlığına göre 7-10 gün patates yenmekle bu rahatsızlıklar (ağır değilse) iyileştirir. Çiğ patatesten birkaç tane sıkılarak günde 3 defa yemekten 20-30dk önce 50-100ml bir hafta süreyle içilebilir. Buna uzun süre devam etmek sakıncalıdır. Midesinden rahatsız olan bir şahıs 4-5 gün kaynattığı patatesin suyunu içer. Mide rahatsızlıklarından kurtulur fakat gözleri bozulur. Bu durumu fark eden Prof. Weiβ ona kaynatılmış patatesin suyunu içmemesini söyler ve has¬ta-nın gözleri bir hafta sonra düzelir. Kaynatılan patatesin birleşimindeki zehirli alkaloit solanin suya geçer, pişirilen patateste ise değişime uğrar ve zararsız hale gelir. Tesir şekli: Ağrı dindirici, şişlikleri indirici, mide asidini yok edici özeliklere sahiptir. Kullanılması: a) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapıl-mamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Patates yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kullanılmalıdır. b) Halk arasında kullanma şeklini ele alacağız. Patates başta: Mide-ba-ğırsak rahatsızlıklarından; hiperasidite (mide asidinin aşırı salgılan-ması), ekşime, yanma ve hafif gastrite karşı kullanılır. c) Dahilen araştırmalara göre patates başta mide-bağırsak rahatsızlık-larına, hiperasidite (mide asidinin çokluğu), ekşime, yanma ve hafif gastrit başlangıcına karşı kullanılır. d) Haricen patatesler çiğ olarak rendelenir veya dilimlenerek eklem ağrıları, omuz, boyun ve bel ağrıları şişlikleri ve siyatiğe karşı sargısı yapılır. Yanma ve sıcak suyla haşlanma gibi hallerde de çiğ patates ren¬delenerek veya dilimlenerek ağrıyan, şişen ve kızaran yere ko-nursa iyi gelir. Homeopati’de: Homeopati’de patatesin yeşilimsi veya açık yeşil renk¬teki yuvarlak meyvelerinden 50gr doğranarak bir şişeye konur ve üzerine %70’lik 500ml alkol (etanol) ilave edilir. Şişe iki günde bir çalkalanır. 4-6hafta güneş ışınlarından uzakta muhafaza edildikten sonra süzülerek homeopati’de ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 15-20damla alınır. Bu tentür homeopatlar tarafından çok az kullanılmıştır ve Burnett karında patates ocağı gibi bir yığın kanserli uru ve de rahim urunu iyileştirmiştir. Bazı homeopatlar da baldır krampları, başparmak krampları, göz romatiz¬ması, baş ağrısı ve baş dönmesine karşı kullanmışlardır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Gözler derinde çökmüş gibi 2) Göz bebekleri genişler ve donuklaşır 3) Yüz ifadesi donuklaşır ve korkulu ifadeler verirse 4) Dili felçleşmiş gibi ve konuşmada zorlanırsa 5) Konuşurken dişler arasında tükürük yayarsa 6) Konuşurken kekelerse Bu gibi hallerde patates meyve tentürü gerekir. Yan tesirleri: Patatesin meyveleri, yaprakları, çilenmiş filizleri ve yeşermiş patatesler zehirlidir ve bu nedenle yenmesi tehlikelidir. Çiğ patates dahi azda olsa zehirli alkaloit içerir. Bu nedenle çiğ patates ve çiğ patates suyu zehirlenmelere sebep olabilir. Bu nedenle uzun süre ve yüksek dozajda kullanmak zehirlenmelere neden olabilir. Sadece patatesle beslenmekte mahsurludur, bu gibi hallerde kişinin sinirleri

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2014-12-26/patates-kartoffel-solanum-tuberosum.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis

Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis Kafes otu Şifalı kafes otu Eşekkulağı Merkep kulağı Mayasıl otu Kara kök Bacak kökü Kemik kökü Yara kökü Familyası: Hodangillerden, Borretschgewâchse, Boraginaceae Drugları: Kafes kökü; Symphyti radix (Consolidae radix) Kafes otu; Symphyti herba Karakafesin genellikle kökleri, nadiren de otu çay, tentür, natürel ilaç ve kompres yapımında kullanılır. Giriş: 18.yy.da II.Katerine’nın emrinde çalışan bir bahçıvan Rus Kafes otu; Symphytum asperum ve Symphytum peregerinum’un çaprazlaması ile İngilizce Comfrey (Symphytum X Uplandicum) adı ile anılan Melez Karakafes otu elde edilmiştir. Melez karakafes otu ve kökü genellikle İn-giltere ve ABD’de yaygın olarak kullanılırken diğer ülkelerde Şifalı kafes otu diye de anılan Symphytum officinalis kullanılır. Bunlardan başka Yumrulu Kafes otu; Symphytum bulbosum ve Orman Kafes otu; Symphytum tuberosum diye anılan türlerde mevcuttur. Symphytum eski Yunancada symphein yani iç içe kaynaşmak veya perçinleşmek anlamına gelir ve genellikle kırık kemikleri perçinleştirme, kaynatma anlamında kullanılır. Türkçe Karakafes kökü veya Kafes otu diye anılması da Kafes gibi sıkması nedeni iledir. Botanik: Karakafes 0,-1,5m boyunda, önce dikey olarak yükselir sonra oldukça sık çatallaşır. Başta Orta Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Asya’ nın ılıman bölgeleri ile Türkiye’nin Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde genellikle nemli çimenlikler ve su kenarlarında yetişir. Alttaki yaprakları 30-50cm uzunluğunda ve gövde yaprakları yükseldikçe kü-çülür. Yaprakları geniş bir mızrak şeklinde, uçları sivri, kenarları hafif ker-tikli, dalgalı, üst yüzeyi yeşil pürtüklü, alt yüzeyi grimsi yeşil ve tüy¬lüdür. Çiçekleri topluca bir sapa bağlı olarak sarkık, 80-20adeti bir ara¬da, silindir-çan şeklinde, genellikle kan kırmızısı bazen de sarımsı veya beyaz renkte olabilir. Kökleri 20-40cm uzunluğunda, 2-4cm çapında, dış yüzeyi koyu kahverengimsi veya siyah, içi sarımsı beyaz renkte ve sümüksüdür. Yetiştirilmesi: Mart’ta saksı veya kasalarda yetiştirilen fideleri Nisan’da bahçe veya tarlalara 30-40cm ara ile ekilir. Hasat zamanı: Karakafes Nisan veya Mayıs’ta çiçek açmadan önce veya sonbaharda sökülerek çıkarılır, yıkanır, uzunluğuna kesilir, havalı ve ku¬ru bir yerde kurutulur. Şayet mümkün ise 40C˚’de hafif ateşte kurutulur. Birleşimi: Kökünün birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz; a) %0,6-0,8 nadiren %1,5 oranında Allantoin (Glyoxylasitdiureid veya 5-Ureidohydantoin) köklerinde ve %0,4-1,3 oranında yapraklarında bulunur. b) Triterpensaponinler; Hederagenin ve Olenolasitglikozit c) Fenolkarbonikasitler; Rosmnarinasidi, Kaffeeasidi, Chlorogenasit ve Lithospermasit d) Sterollerden; Sitosterin, sitosterol ve Stigmasterol e) Pyrrolizidinalkaloitler %0,02-0,07 arasında olup en önemlileri; Symphytin, Echimidin, Intermedin, Asetilitermedin, Lycopsamin ve Asetillycopsamin içerir. f) Ayrıca %4-6 Tanin, %30 Musilaj, Nişasta Yapraklarında ise; %0,45-1,5 Allatoin, %5-10 Tanin, %4 Silisikasit, Musilaj, Protein, Şeker, Eterik yağ ve Pyrrolizidinalkaloit içerir. Araştırmalar: Karakafes kök ekstresinden elde edilen merhem ile bir dü¬zine tedavi denemesi yapılmıştır. Bunların başında BAR, JANSON, SCHLEEHAUF, POTRATZ, DANIEL, EBERSPACHER, MATTAUSCH, PRİNZING, SEEL VE BAABER’in araştırmalarını sayabiliriz. Modern klinik araştırmalarına Karakafes kök ekstresinden yapılan merhemle yapılan tedavileri gösterebiliriz. 1) H.Hess 1991’de Diz eklemindeki ezilme ve burkulma G.Mayer 1991’de ayak bileklerinin yana bükülmesi G.Mayer 1992’de diz eklemi burkulma ve ezilmesi G.Mayer 1993’de omuz ağrıları ve de R.Nieder 1989’da Açık yarası olan hastalar üzerinde tedavi denemesi yapılmıştır. Bu beş ayrı tedavi denemesine 105 hasta katılmış ve ortalama 14 gün süren tedavide Karakafes merhemi kullanılmış ve hastaların durumunda %80 oranında iyileşme görülmüştür. (Nhp.9.01.1370) 2) Diz eklemi ve ayak eklemi burkulma, ezilme, kızarma, şişme, gerilme ve ağrıma gibi rahatsızlığı olan 143 hasta üzerinde Karakafes merhemi ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde doktorların %91,3’ü hastaların %82,6’sı Karakafes merheminin çok iyi veya iyi olduğunu beyan etmişlerdir. (ZP.3.00.127, Nhp.02.02.173) 3) Muhammed Alim (10 yaşında) 4 yıldır futbol oynuyor ve çocuğun diz kapaklarında dirseklerinde spor kazaları nedeni ile iyileşmeyen yaralar oluşmaktaydı. İki gün (02-03.08.1999) Karakafes merhemi sürdüm ve gördüm ki iyileşmeyen müzmin yaralar iyileşmişti. 4) ABD’li ilim adamları Robinson II.dünya savaşında yaralanan ve müz-minleşerek iyileşmeyen 40 yılık cerahatli yaraları ve kemik iltihap-lanmasını sinek kurtları ile tedavi etmiştir. Sinek kurtlarının Allantoin ürettiği ve bu maddenin yaraların salgı üretimini artırdığını ve de bu salgının yara tabanını sıvılaştırarak yaranın iyileşmesini, dokuların yenilenmesini sağladığını tespit edilmiştir. (LP.418) Bu konuda ayrıca Almanya’daki bazı hastanelerde iyileşmeyen ayak ve baldır yaralarını sinek kurtları ile tedaviye başlamışlardır. Bu konuda Pro 7 adlı tele-vizyon kanalında 24.08.1999 saat 19.15’te Galileo adlı bir program yayınlamıştır. 5) Muhammed Şamil’in (2 yaşında) yüzünü ve sol elinin orta parmağını böcek sokmuş bu noktalarda hem kızarmış, hem de şişmişti. Sadece bir günde (02.08.1999) 4 defa Karakafes merhemi sürdüm. Yü¬zün-deki şişlik ve kızarıklık tamamen geçmiş, parmağı ise büyük oranda iyileşmiştir. 6) Japonya, İngiltere ve Avustralya’da yapılan bir düzine araştırmada herhangi bir kanserojen (kanser yapıcı) etkiye sahip olmadığı tespit edilmesine rağmen bazılarının yaydığı kanserojen olabilir iddiası ne¬de-niyle damlası ancak yüksek dozajda sıvılaştırıldıktan sonra kul¬la-nılmasına müsaade edilmektedir. Haricen kullanılmasına ise herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Tesir şekli: Yaraların iyileşmesini hızlandırıcı, yaraları birleştirici, kay-natıcı, yeni doku oluşturucu, şişkinlikleri indirici, iltihapları önleyici, balgam söktürücü ve serinletici özelliklere sahiptir. Kullanılması: a) Araştırmalara göre Karakafes kök ekstresinden elde edilen mer¬hem-ler başta diz eklemi, omuz eklemi, bilek eklemi, ayak eklemi ağrı, şişme, burkulma, gerilme, ezilme, morarma, kızarma gibi ve iyileş-meyen müzmin yaraları iyileştirmek için kullanılır. b) Komisyon E’nin 138 nolu ve 27.07.1990 tarihli Monografi bildirisinde Karakafesin haricen burkulma, esilme ve gerilme gibi rahatsızlıklarda kullanılır. c) Homeopati’de kırık kemikler kısa sürede birbirine kaynaştırarak iyi-leştirir ve de kemik iltihaplanması, kemik aşınması, eklem ağrıları, kıkırdak rahatsızlıkları, kiriş bağlarının iltihaplanması, kas ağrıları, iç kanama, ezilme, burkulma ve morarma gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır. d) Halk arasında kırık kemikleri ve iyileşmeyen müzmin yaraları iyileş-tirmek için ve de burkulma, ezilme, morarma, kemik iltihaplanması, eklem ağrı ve iltihaplarına, basur, varis, toplardamar zafiyeti, beze şişmesine (lenf bezi) karşı kullanılır. Çayı: İki kahve kaşığı Karakafes kökü demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilir ve 5-10dk demlenmeye bıraktıktan sonra süzülerek içilir. Çay Harmanları Gökçek Morarma, ezilme ve iç yaralara merhemi yapılır; >30 gr Hamamelis kabuğu >20 gr Karakafes kökü >20 gr Çobançantası otu >20 gr Sinirli ot >10 gr Arnika çiçeği Gökçek İltihapsız yaralara çayı; >50 gr Karakafes kökü >40 gr Beşparmak kökü >10 gr Arnika çiçeği Bu çay harmanı ile kompres yapılır. Kompres: Kurutulmuş Karakafes kökünden iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilerek 5-10dk demlenmeye bırakıldıktan sonra temiz bir bez bu deme batırılır. Bezin demi emmesi beklenir ve bu bez yara üzerinde sarılır. Merhemi: I) 125gr Vazelin ve 125gr Parafinden ocakta hafif eritilerek karıştırıldıktan sonra buna 5ml Karakafes tentürü, 5ml Sinirli ot ekstresi, 5ml Arnika çiçek ekstresi, 5ml Atkestanesi tentürü ve 5ml Hamamelis kabuğu ekstresi ilave edilerek karıştırılır. Bu karışım soğuduktan sonra buzdolabına konur. II) 125gr Vazelin ve 125gr Parafin eritildikten sonra içine 10gr Karakafes kökü, 10gr Arnika çiçeği, 10gr Sinirli ot, 10gr Atkestanesi, 10gr Hamamelis kabuğu+yaprağı ve 10gr Kılıç otu ilave edilerek karıştırılır ve soğuduktan sonra buzdolabına konur. Buz¬do¬labında 3-4gün bekletildikten sonra hafif eritilerek süzülür ve elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. bu işlem sadece Karakafes kökünden 50gr alınarak da yapılabilir. III) 125gr Vazelin ve 125gr Para¬fin karıştırılarak eritilir ve içine 10gr Lavanta çiçeği, 10gr Çam sürgünü ve 5gr Sefa çiçeği karıştırılır ve 3-4gün buzdolabında bekletildikten sonra hafif ısıtılır ve süzülür. Elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. Homeopati’de: Karakafes kökünden 50gr topraktan çıkarıldıktan sonra yıkanır, ince kıyılır ve bir şişeye konarak üzerine %70’lik 500ml alkol ilave edilir. Şişe güneş ışınlarından uzakta 4-6hafta bekletilir ve iki günde bir çalkalanır. Bu süre sonunda nesne süzülerek Homeopati’de adı ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 10-15damla 4-6hafta süreyle alınır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Kemik kırılması ve yaralanması 2) Kemik derisinin yaralanması açık veya kapalı 3) Kemik derisinin iltihaplanması ve hassaslaşması 4) Yaralar iyileşmiyorsa Bu gibi hallerde Karakafes tentürü gerekir. Yan tesirleri: Karakafes kök ve yapraklarındaki Pyrralizidinalkaloit içermesi nedeni ile Alman Sağlık Bakanlığı dahilen kullanılmasını 4-6hafta süreyle sınırlamışlardır fakat İngiltere, Japonya ve Avustralya’da yapılan araştırmalarda bu bitkinin kanserojen olmadığı ispatlanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak birde kitap yazılmıştır. (Comfrey, was ist das? Abtei Fulda Postfach:126 36001 Fulda. Bu kitap buradan temin edilebilir.)

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2015-01-09/karakafes-beinwell-symphytum-officinalis.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum

Bir-Çok Yıllık | 0,4-0,8m | 6-8 Aylar | Yumrusu Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum Kumpir Familyası: Patlıcangillerden, Nachtschatengewaechse, Solanaceae Drugları: Patates nişastası: Amylum salani Patates nişastası ilaç yapımında kullanılır, çiğ patates suyu içilir. Giriş: Asıl vatanı Güney Amerika’nın Şişli, Peru ve Bolivya gibi ülkeleri olan Patates Amerika’nın keşfinden sonra 1526’da Avrupa’ya getirilmiştir. Patatesin yayılması ancak 19. ve 20. yüzyılda olmuştur. Kızılderililer tarafından 600 çeşit patatesin yetiştirildiği ifade edilmektedir. Günümüzde kaynatıldığında dağılmayan sert Patates, serte yakın patates ve kaynatıldığında dağılan patatese ise unlu patates denir. Bunların haricinde oldukça çok alt türü mevcuttur. Latince ‘’solare’’ ağrı dinlen¬di¬rici ‘’tuberosum’’ ise yumru anlamına gelir ve Türkçe ağrı dindiren yumru diyebiliriz. Türkçe patates muhtemelen İspanyolca patatos’tan gelmek¬tedir. Botanik: Patates 40-80cm boyunda çok yıllık bir bitkidir ve gövdesi çatalı, köşeli ve de açık yeşil renklidir. Yaprakları değişik sıra ile dizilmiş kanat yapraklardan meydana gelir ve her kanat yaprakta büyük ve küçük iki tür yaprak bulunur. Yaprakları oval, kenarları dalgalı, hafif buruşuk, koyu yeşil renkli ve derin damarlıdır. Çiçekleri genellikle beyaz, nadiren hafif morumsu beyaz veya hafif leylaki beyaz renkteki taç yapraklara sahiptir. Taç yaprakların 2/3 ‘si birleşik ve 1/3’ü ise uçlara doğru sivrilen beş loptan oluşur ve ortada altın sarısı renkte bir döllenme tozluğu bulunur. Kökleri saçak şeklindeki yan köklerle, yumru şeklindedir ve besin depolayan ana köklerden oluşur. Yetiştirilmesi: Günümüzde çok önemli bir besin maddesidir ve dünya¬nın birçok ülkesinde yetiştirilmektedir ve de Türkiye önemli miktarda patates yetiştiren bir bitkidir. Hasat zamanı: Patatesin türüne göre Temmuz, Ağustos ayları hatta bazı türleri Mayıs’ta dahi toplanarak kullanılabilir. Birleşiminde: Birleşimindeki maddeleri şöyle sıralayabiliriz; a) Alkaloit türevlerinden % 0,01-0,05 oranında solanin içerir. Solanin meyvelerinde %1 çimlerinde % 0,5 oranında bulunur ve çok zehirlidir. Patates kaynatılınca suya geçer, pişirilince ise yapısı bozularak zararsız halle gelir. b) Yumruları % 10-30 arasında nişasta içerir ve bu nişasta polisakkaritlerden meydan gelir. c) Vitaminler: C, B1, B2, B6, H ve K Vitaminleri ve de provitamin A içerir. d) Mineraller: Potasyum, fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, çinko ve selen içerir. e) Ayrıca: Protein, dextrinler, pentozlar, pektinler, kolin, asetilkolin içerir. f) Hastalıklı patates zehirli risbitin içerir. Araştırmalar: Modern anlamda klinik araştırması yapılmamıştır, fakat geriye dönük yapılan sorgulama ile patatesin Avrupa’ya gelmesi ile birlikte Avrupa’da çok yaygın olan skorbüt hemen hemen yok olmuştur. Bilindiği gibi skobüt C-Vitamini yetersizliğinden dolayı ortaya çıkan bir hastalıktır. Sebzeler pişirildiğinde birleşimindeki C-Vitaminin büyük bir kısmını kaybederken patateste bu kayıp çok az olmaktadır. Bu nedenle de C-Vitamin yetersizliği ortadan kakmaktadır ve buna bağlı olarak da skorbüt ortadan kalkar. 1)İkinci dünya savaşı sırasında çeşitli mide rahatsızlıkları olan Alman askerlerinden bazıları çiğ patates yemişler 2-3 günde rahatsızlıklarının azaldığı 8-10 günde tamamen iyileştiği askeri doktor Dr. Med. J. F. Magerl tarafından tespit edilmiştir. 2)Kasım 1996 mide rahatsızlığından ev doktoruma gittim. Bana midemin fazla asit türettiğini (hiperasidite) belirterek bana talcid yazdı. Talcidi uzun süre kullanmama rağmen yemek saati yaklaştıkça midemdeki ağrı ve sancılar dayanılmaz bir hal alıyordu. Bunun üzerine J.Reinhard’ın “kadifemsi şifalı tedavi” kitabından istifade ederek 3-4 gün bol bol patates yedim ve rahatsızlıklarım yok oldu. (S.h.39) Açıklama: Patatesin çiğ olarak yenmesi veya çiğ patates suyunun içilmesi daha etkilidir. Fakat hastalığın ağırlığına göre 7-10 gün patates yenmekle bu rahatsızlıklar (ağır değilse) iyileştirir. Çiğ patatesten birkaç tane sıkılarak günde 3 defa yemekten 20-30dk önce 50-100ml bir hafta süreyle içilebilir. Buna uzun süre devam etmek sakıncalıdır. Midesinden rahatsız olan bir şahıs 4-5 gün kaynattığı patatesin suyunu içer. Mide rahatsızlıklarından kurtulur fakat gözleri bozulur. Bu durumu fark eden Prof. Weiβ ona kaynatılmış patatesin suyunu içmemesini söyler ve has¬ta-nın gözleri bir hafta sonra düzelir. Kaynatılan patatesin birleşimindeki zehirli alkaloit solanin suya geçer, pişirilen patateste ise değişime uğrar ve zararsız hale gelir. Tesir şekli: Ağrı dindirici, şişlikleri indirici, mide asidini yok edici özeliklere sahiptir. Kullanılması: a) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapıl-mamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Patates yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kullanılmalıdır. b) Halk arasında kullanma şeklini ele alacağız. Patates başta: Mide-ba-ğırsak rahatsızlıklarından; hiperasidite (mide asidinin aşırı salgılan-ması), ekşime, yanma ve hafif gastrite karşı kullanılır. c) Dahilen araştırmalara göre patates başta mide-bağırsak rahatsızlık-larına, hiperasidite (mide asidinin çokluğu), ekşime, yanma ve hafif gastrit başlangıcına karşı kullanılır. d) Haricen patatesler çiğ olarak rendelenir veya dilimlenerek eklem ağrıları, omuz, boyun ve bel ağrıları şişlikleri ve siyatiğe karşı sargısı yapılır. Yanma ve sıcak suyla haşlanma gibi hallerde de çiğ patates ren¬delenerek veya dilimlenerek ağrıyan, şişen ve kızaran yere ko-nursa iyi gelir. Homeopati’de: Homeopati’de patatesin yeşilimsi veya açık yeşil renk¬teki yuvarlak meyvelerinden 50gr doğranarak bir şişeye konur ve üzerine %70’lik 500ml alkol (etanol) ilave edilir. Şişe iki günde bir çalkalanır. 4-6hafta güneş ışınlarından uzakta muhafaza edildikten sonra süzülerek homeopati’de ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 15-20damla alınır. Bu tentür homeopatlar tarafından çok az kullanılmıştır ve Burnett karında patates ocağı gibi bir yığın kanserli uru ve de rahim urunu iyileştirmiştir. Bazı homeopatlar da baldır krampları, başparmak krampları, göz romatiz¬ması, baş ağrısı ve baş dönmesine karşı kullanmışlardır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Gözler derinde çökmüş gibi 2) Göz bebekleri genişler ve donuklaşır 3) Yüz ifadesi donuklaşır ve korkulu ifadeler verirse 4) Dili felçleşmiş gibi ve konuşmada zorlanırsa 5) Konuşurken dişler arasında tükürük yayarsa 6) Konuşurken kekelerse Bu gibi hallerde patates meyve tentürü gerekir. Yan tesirleri: Patatesin meyveleri, yaprakları, çilenmiş filizleri ve yeşermiş patatesler zehirlidir ve bu nedenle yenmesi tehlikelidir. Çiğ patates dahi azda olsa zehirli alkaloit içerir. Bu nedenle çiğ patates ve çiğ patates suyu zehirlenmelere sebep olabilir. Bu nedenle uzun süre ve yüksek dozajda kullanmak zehirlenmelere neden olabilir. Sadece patatesle beslenmekte mahsurludur, bu gibi hallerde kişinin sinirleri

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2014-12-26/patates-kartoffel-solanum-tuberosum.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis

Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis Kafes otu Şifalı kafes otu Eşekkulağı Merkep kulağı Mayasıl otu Kara kök Bacak kökü Kemik kökü Yara kökü Familyası: Hodangillerden, Borretschgewâchse, Boraginaceae Drugları: Kafes kökü; Symphyti radix (Consolidae radix) Kafes otu; Symphyti herba Karakafesin genellikle kökleri, nadiren de otu çay, tentür, natürel ilaç ve kompres yapımında kullanılır. Giriş: 18.yy.da II.Katerine’nın emrinde çalışan bir bahçıvan Rus Kafes otu; Symphytum asperum ve Symphytum peregerinum’un çaprazlaması ile İngilizce Comfrey (Symphytum X Uplandicum) adı ile anılan Melez Karakafes otu elde edilmiştir. Melez karakafes otu ve kökü genellikle İn-giltere ve ABD’de yaygın olarak kullanılırken diğer ülkelerde Şifalı kafes otu diye de anılan Symphytum officinalis kullanılır. Bunlardan başka Yumrulu Kafes otu; Symphytum bulbosum ve Orman Kafes otu; Symphytum tuberosum diye anılan türlerde mevcuttur. Symphytum eski Yunancada symphein yani iç içe kaynaşmak veya perçinleşmek anlamına gelir ve genellikle kırık kemikleri perçinleştirme, kaynatma anlamında kullanılır. Türkçe Karakafes kökü veya Kafes otu diye anılması da Kafes gibi sıkması nedeni iledir. Botanik: Karakafes 0,-1,5m boyunda, önce dikey olarak yükselir sonra oldukça sık çatallaşır. Başta Orta Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Asya’ nın ılıman bölgeleri ile Türkiye’nin Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde genellikle nemli çimenlikler ve su kenarlarında yetişir. Alttaki yaprakları 30-50cm uzunluğunda ve gövde yaprakları yükseldikçe kü-çülür. Yaprakları geniş bir mızrak şeklinde, uçları sivri, kenarları hafif ker-tikli, dalgalı, üst yüzeyi yeşil pürtüklü, alt yüzeyi grimsi yeşil ve tüy¬lüdür. Çiçekleri topluca bir sapa bağlı olarak sarkık, 80-20adeti bir ara¬da, silindir-çan şeklinde, genellikle kan kırmızısı bazen de sarımsı veya beyaz renkte olabilir. Kökleri 20-40cm uzunluğunda, 2-4cm çapında, dış yüzeyi koyu kahverengimsi veya siyah, içi sarımsı beyaz renkte ve sümüksüdür. Yetiştirilmesi: Mart’ta saksı veya kasalarda yetiştirilen fideleri Nisan’da bahçe veya tarlalara 30-40cm ara ile ekilir. Hasat zamanı: Karakafes Nisan veya Mayıs’ta çiçek açmadan önce veya sonbaharda sökülerek çıkarılır, yıkanır, uzunluğuna kesilir, havalı ve ku¬ru bir yerde kurutulur. Şayet mümkün ise 40C˚’de hafif ateşte kurutulur. Birleşimi: Kökünün birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz; a) %0,6-0,8 nadiren %1,5 oranında Allantoin (Glyoxylasitdiureid veya 5-Ureidohydantoin) köklerinde ve %0,4-1,3 oranında yapraklarında bulunur. b) Triterpensaponinler; Hederagenin ve Olenolasitglikozit c) Fenolkarbonikasitler; Rosmnarinasidi, Kaffeeasidi, Chlorogenasit ve Lithospermasit d) Sterollerden; Sitosterin, sitosterol ve Stigmasterol e) Pyrrolizidinalkaloitler %0,02-0,07 arasında olup en önemlileri; Symphytin, Echimidin, Intermedin, Asetilitermedin, Lycopsamin ve Asetillycopsamin içerir. f) Ayrıca %4-6 Tanin, %30 Musilaj, Nişasta Yapraklarında ise; %0,45-1,5 Allatoin, %5-10 Tanin, %4 Silisikasit, Musilaj, Protein, Şeker, Eterik yağ ve Pyrrolizidinalkaloit içerir. Araştırmalar: Karakafes kök ekstresinden elde edilen merhem ile bir dü¬zine tedavi denemesi yapılmıştır. Bunların başında BAR, JANSON, SCHLEEHAUF, POTRATZ, DANIEL, EBERSPACHER, MATTAUSCH, PRİNZING, SEEL VE BAABER’in araştırmalarını sayabiliriz. Modern klinik araştırmalarına Karakafes kök ekstresinden yapılan merhemle yapılan tedavileri gösterebiliriz. 1) H.Hess 1991’de Diz eklemindeki ezilme ve burkulma G.Mayer 1991’de ayak bileklerinin yana bükülmesi G.Mayer 1992’de diz eklemi burkulma ve ezilmesi G.Mayer 1993’de omuz ağrıları ve de R.Nieder 1989’da Açık yarası olan hastalar üzerinde tedavi denemesi yapılmıştır. Bu beş ayrı tedavi denemesine 105 hasta katılmış ve ortalama 14 gün süren tedavide Karakafes merhemi kullanılmış ve hastaların durumunda %80 oranında iyileşme görülmüştür. (Nhp.9.01.1370) 2) Diz eklemi ve ayak eklemi burkulma, ezilme, kızarma, şişme, gerilme ve ağrıma gibi rahatsızlığı olan 143 hasta üzerinde Karakafes merhemi ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde doktorların %91,3’ü hastaların %82,6’sı Karakafes merheminin çok iyi veya iyi olduğunu beyan etmişlerdir. (ZP.3.00.127, Nhp.02.02.173) 3) Muhammed Alim (10 yaşında) 4 yıldır futbol oynuyor ve çocuğun diz kapaklarında dirseklerinde spor kazaları nedeni ile iyileşmeyen yaralar oluşmaktaydı. İki gün (02-03.08.1999) Karakafes merhemi sürdüm ve gördüm ki iyileşmeyen müzmin yaralar iyileşmişti. 4) ABD’li ilim adamları Robinson II.dünya savaşında yaralanan ve müz-minleşerek iyileşmeyen 40 yılık cerahatli yaraları ve kemik iltihap-lanmasını sinek kurtları ile tedavi etmiştir. Sinek kurtlarının Allantoin ürettiği ve bu maddenin yaraların salgı üretimini artırdığını ve de bu salgının yara tabanını sıvılaştırarak yaranın iyileşmesini, dokuların yenilenmesini sağladığını tespit edilmiştir. (LP.418) Bu konuda ayrıca Almanya’daki bazı hastanelerde iyileşmeyen ayak ve baldır yaralarını sinek kurtları ile tedaviye başlamışlardır. Bu konuda Pro 7 adlı tele-vizyon kanalında 24.08.1999 saat 19.15’te Galileo adlı bir program yayınlamıştır. 5) Muhammed Şamil’in (2 yaşında) yüzünü ve sol elinin orta parmağını böcek sokmuş bu noktalarda hem kızarmış, hem de şişmişti. Sadece bir günde (02.08.1999) 4 defa Karakafes merhemi sürdüm. Yü¬zün-deki şişlik ve kızarıklık tamamen geçmiş, parmağı ise büyük oranda iyileşmiştir. 6) Japonya, İngiltere ve Avustralya’da yapılan bir düzine araştırmada herhangi bir kanserojen (kanser yapıcı) etkiye sahip olmadığı tespit edilmesine rağmen bazılarının yaydığı kanserojen olabilir iddiası ne¬de-niyle damlası ancak yüksek dozajda sıvılaştırıldıktan sonra kul¬la-nılmasına müsaade edilmektedir. Haricen kullanılmasına ise herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Tesir şekli: Yaraların iyileşmesini hızlandırıcı, yaraları birleştirici, kay-natıcı, yeni doku oluşturucu, şişkinlikleri indirici, iltihapları önleyici, balgam söktürücü ve serinletici özelliklere sahiptir. Kullanılması: a) Araştırmalara göre Karakafes kök ekstresinden elde edilen mer¬hem-ler başta diz eklemi, omuz eklemi, bilek eklemi, ayak eklemi ağrı, şişme, burkulma, gerilme, ezilme, morarma, kızarma gibi ve iyileş-meyen müzmin yaraları iyileştirmek için kullanılır. b) Komisyon E’nin 138 nolu ve 27.07.1990 tarihli Monografi bildirisinde Karakafesin haricen burkulma, esilme ve gerilme gibi rahatsızlıklarda kullanılır. c) Homeopati’de kırık kemikler kısa sürede birbirine kaynaştırarak iyi-leştirir ve de kemik iltihaplanması, kemik aşınması, eklem ağrıları, kıkırdak rahatsızlıkları, kiriş bağlarının iltihaplanması, kas ağrıları, iç kanama, ezilme, burkulma ve morarma gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır. d) Halk arasında kırık kemikleri ve iyileşmeyen müzmin yaraları iyileş-tirmek için ve de burkulma, ezilme, morarma, kemik iltihaplanması, eklem ağrı ve iltihaplarına, basur, varis, toplardamar zafiyeti, beze şişmesine (lenf bezi) karşı kullanılır. Çayı: İki kahve kaşığı Karakafes kökü demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilir ve 5-10dk demlenmeye bıraktıktan sonra süzülerek içilir. Çay Harmanları Gökçek Morarma, ezilme ve iç yaralara merhemi yapılır; >30 gr Hamamelis kabuğu >20 gr Karakafes kökü >20 gr Çobançantası otu >20 gr Sinirli ot >10 gr Arnika çiçeği Gökçek İltihapsız yaralara çayı; >50 gr Karakafes kökü >40 gr Beşparmak kökü >10 gr Arnika çiçeği Bu çay harmanı ile kompres yapılır. Kompres: Kurutulmuş Karakafes kökünden iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilerek 5-10dk demlenmeye bırakıldıktan sonra temiz bir bez bu deme batırılır. Bezin demi emmesi beklenir ve bu bez yara üzerinde sarılır. Merhemi: I) 125gr Vazelin ve 125gr Parafinden ocakta hafif eritilerek karıştırıldıktan sonra buna 5ml Karakafes tentürü, 5ml Sinirli ot ekstresi, 5ml Arnika çiçek ekstresi, 5ml Atkestanesi tentürü ve 5ml Hamamelis kabuğu ekstresi ilave edilerek karıştırılır. Bu karışım soğuduktan sonra buzdolabına konur. II) 125gr Vazelin ve 125gr Parafin eritildikten sonra içine 10gr Karakafes kökü, 10gr Arnika çiçeği, 10gr Sinirli ot, 10gr Atkestanesi, 10gr Hamamelis kabuğu+yaprağı ve 10gr Kılıç otu ilave edilerek karıştırılır ve soğuduktan sonra buzdolabına konur. Buz¬do¬labında 3-4gün bekletildikten sonra hafif eritilerek süzülür ve elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. bu işlem sadece Karakafes kökünden 50gr alınarak da yapılabilir. III) 125gr Vazelin ve 125gr Para¬fin karıştırılarak eritilir ve içine 10gr Lavanta çiçeği, 10gr Çam sürgünü ve 5gr Sefa çiçeği karıştırılır ve 3-4gün buzdolabında bekletildikten sonra hafif ısıtılır ve süzülür. Elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. Homeopati’de: Karakafes kökünden 50gr topraktan çıkarıldıktan sonra yıkanır, ince kıyılır ve bir şişeye konarak üzerine %70’lik 500ml alkol ilave edilir. Şişe güneş ışınlarından uzakta 4-6hafta bekletilir ve iki günde bir çalkalanır. Bu süre sonunda nesne süzülerek Homeopati’de adı ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 10-15damla 4-6hafta süreyle alınır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Kemik kırılması ve yaralanması 2) Kemik derisinin yaralanması açık veya kapalı 3) Kemik derisinin iltihaplanması ve hassaslaşması 4) Yaralar iyileşmiyorsa Bu gibi hallerde Karakafes tentürü gerekir. Yan tesirleri: Karakafes kök ve yapraklarındaki Pyrralizidinalkaloit içermesi nedeni ile Alman Sağlık Bakanlığı dahilen kullanılmasını 4-6hafta süreyle sınırlamışlardır fakat İngiltere, Japonya ve Avustralya’da yapılan araştırmalarda bu bitkinin kanserojen olmadığı ispatlanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak birde kitap yazılmıştır. (Comfrey, was ist das? Abtei Fulda Postfach:126 36001 Fulda. Bu kitap buradan temin edilebilir.)

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2015-01-09/karakafes-beinwell-symphytum-officinalis.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum

Bir-Çok Yıllık | 0,4-0,8m | 6-8 Aylar | Yumrusu Patates, Kartoffel, Solanum tuberosum Kumpir Familyası: Patlıcangillerden, Nachtschatengewaechse, Solanaceae Drugları: Patates nişastası: Amylum salani Patates nişastası ilaç yapımında kullanılır, çiğ patates suyu içilir. Giriş: Asıl vatanı Güney Amerika’nın Şişli, Peru ve Bolivya gibi ülkeleri olan Patates Amerika’nın keşfinden sonra 1526’da Avrupa’ya getirilmiştir. Patatesin yayılması ancak 19. ve 20. yüzyılda olmuştur. Kızılderililer tarafından 600 çeşit patatesin yetiştirildiği ifade edilmektedir. Günümüzde kaynatıldığında dağılmayan sert Patates, serte yakın patates ve kaynatıldığında dağılan patatese ise unlu patates denir. Bunların haricinde oldukça çok alt türü mevcuttur. Latince ‘’solare’’ ağrı dinlen¬di¬rici ‘’tuberosum’’ ise yumru anlamına gelir ve Türkçe ağrı dindiren yumru diyebiliriz. Türkçe patates muhtemelen İspanyolca patatos’tan gelmek¬tedir. Botanik: Patates 40-80cm boyunda çok yıllık bir bitkidir ve gövdesi çatalı, köşeli ve de açık yeşil renklidir. Yaprakları değişik sıra ile dizilmiş kanat yapraklardan meydana gelir ve her kanat yaprakta büyük ve küçük iki tür yaprak bulunur. Yaprakları oval, kenarları dalgalı, hafif buruşuk, koyu yeşil renkli ve derin damarlıdır. Çiçekleri genellikle beyaz, nadiren hafif morumsu beyaz veya hafif leylaki beyaz renkteki taç yapraklara sahiptir. Taç yaprakların 2/3 ‘si birleşik ve 1/3’ü ise uçlara doğru sivrilen beş loptan oluşur ve ortada altın sarısı renkte bir döllenme tozluğu bulunur. Kökleri saçak şeklindeki yan köklerle, yumru şeklindedir ve besin depolayan ana köklerden oluşur. Yetiştirilmesi: Günümüzde çok önemli bir besin maddesidir ve dünya¬nın birçok ülkesinde yetiştirilmektedir ve de Türkiye önemli miktarda patates yetiştiren bir bitkidir. Hasat zamanı: Patatesin türüne göre Temmuz, Ağustos ayları hatta bazı türleri Mayıs’ta dahi toplanarak kullanılabilir. Birleşiminde: Birleşimindeki maddeleri şöyle sıralayabiliriz; a) Alkaloit türevlerinden % 0,01-0,05 oranında solanin içerir. Solanin meyvelerinde %1 çimlerinde % 0,5 oranında bulunur ve çok zehirlidir. Patates kaynatılınca suya geçer, pişirilince ise yapısı bozularak zararsız halle gelir. b) Yumruları % 10-30 arasında nişasta içerir ve bu nişasta polisakkaritlerden meydan gelir. c) Vitaminler: C, B1, B2, B6, H ve K Vitaminleri ve de provitamin A içerir. d) Mineraller: Potasyum, fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, çinko ve selen içerir. e) Ayrıca: Protein, dextrinler, pentozlar, pektinler, kolin, asetilkolin içerir. f) Hastalıklı patates zehirli risbitin içerir. Araştırmalar: Modern anlamda klinik araştırması yapılmamıştır, fakat geriye dönük yapılan sorgulama ile patatesin Avrupa’ya gelmesi ile birlikte Avrupa’da çok yaygın olan skorbüt hemen hemen yok olmuştur. Bilindiği gibi skobüt C-Vitamini yetersizliğinden dolayı ortaya çıkan bir hastalıktır. Sebzeler pişirildiğinde birleşimindeki C-Vitaminin büyük bir kısmını kaybederken patateste bu kayıp çok az olmaktadır. Bu nedenle de C-Vitamin yetersizliği ortadan kakmaktadır ve buna bağlı olarak da skorbüt ortadan kalkar. 1)İkinci dünya savaşı sırasında çeşitli mide rahatsızlıkları olan Alman askerlerinden bazıları çiğ patates yemişler 2-3 günde rahatsızlıklarının azaldığı 8-10 günde tamamen iyileştiği askeri doktor Dr. Med. J. F. Magerl tarafından tespit edilmiştir. 2)Kasım 1996 mide rahatsızlığından ev doktoruma gittim. Bana midemin fazla asit türettiğini (hiperasidite) belirterek bana talcid yazdı. Talcidi uzun süre kullanmama rağmen yemek saati yaklaştıkça midemdeki ağrı ve sancılar dayanılmaz bir hal alıyordu. Bunun üzerine J.Reinhard’ın “kadifemsi şifalı tedavi” kitabından istifade ederek 3-4 gün bol bol patates yedim ve rahatsızlıklarım yok oldu. (S.h.39) Açıklama: Patatesin çiğ olarak yenmesi veya çiğ patates suyunun içilmesi daha etkilidir. Fakat hastalığın ağırlığına göre 7-10 gün patates yenmekle bu rahatsızlıklar (ağır değilse) iyileştirir. Çiğ patatesten birkaç tane sıkılarak günde 3 defa yemekten 20-30dk önce 50-100ml bir hafta süreyle içilebilir. Buna uzun süre devam etmek sakıncalıdır. Midesinden rahatsız olan bir şahıs 4-5 gün kaynattığı patatesin suyunu içer. Mide rahatsızlıklarından kurtulur fakat gözleri bozulur. Bu durumu fark eden Prof. Weiβ ona kaynatılmış patatesin suyunu içmemesini söyler ve has¬ta-nın gözleri bir hafta sonra düzelir. Kaynatılan patatesin birleşimindeki zehirli alkaloit solanin suya geçer, pişirilen patateste ise değişime uğrar ve zararsız hale gelir. Tesir şekli: Ağrı dindirici, şişlikleri indirici, mide asidini yok edici özeliklere sahiptir. Kullanılması: a) Üniversite kliniklerinde tedavi denemeleri ve araştırmalar yapıl-mamıştır. Bu nedenle bugünkü bilgilere göre 2. sınıf bir şifalı bitkidir. Patates yerine göre daha etkili olan başka bitkiler kullanılmalıdır. b) Halk arasında kullanma şeklini ele alacağız. Patates başta: Mide-ba-ğırsak rahatsızlıklarından; hiperasidite (mide asidinin aşırı salgılan-ması), ekşime, yanma ve hafif gastrite karşı kullanılır. c) Dahilen araştırmalara göre patates başta mide-bağırsak rahatsızlık-larına, hiperasidite (mide asidinin çokluğu), ekşime, yanma ve hafif gastrit başlangıcına karşı kullanılır. d) Haricen patatesler çiğ olarak rendelenir veya dilimlenerek eklem ağrıları, omuz, boyun ve bel ağrıları şişlikleri ve siyatiğe karşı sargısı yapılır. Yanma ve sıcak suyla haşlanma gibi hallerde de çiğ patates ren¬delenerek veya dilimlenerek ağrıyan, şişen ve kızaran yere ko-nursa iyi gelir. Homeopati’de: Homeopati’de patatesin yeşilimsi veya açık yeşil renk¬teki yuvarlak meyvelerinden 50gr doğranarak bir şişeye konur ve üzerine %70’lik 500ml alkol (etanol) ilave edilir. Şişe iki günde bir çalkalanır. 4-6hafta güneş ışınlarından uzakta muhafaza edildikten sonra süzülerek homeopati’de ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 15-20damla alınır. Bu tentür homeopatlar tarafından çok az kullanılmıştır ve Burnett karında patates ocağı gibi bir yığın kanserli uru ve de rahim urunu iyileştirmiştir. Bazı homeopatlar da baldır krampları, başparmak krampları, göz romatiz¬ması, baş ağrısı ve baş dönmesine karşı kullanmışlardır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Gözler derinde çökmüş gibi 2) Göz bebekleri genişler ve donuklaşır 3) Yüz ifadesi donuklaşır ve korkulu ifadeler verirse 4) Dili felçleşmiş gibi ve konuşmada zorlanırsa 5) Konuşurken dişler arasında tükürük yayarsa 6) Konuşurken kekelerse Bu gibi hallerde patates meyve tentürü gerekir. Yan tesirleri: Patatesin meyveleri, yaprakları, çilenmiş filizleri ve yeşermiş patatesler zehirlidir ve bu nedenle yenmesi tehlikelidir. Çiğ patates dahi azda olsa zehirli alkaloit içerir. Bu nedenle çiğ patates ve çiğ patates suyu zehirlenmelere sebep olabilir. Bu nedenle uzun süre ve yüksek dozajda kullanmak zehirlenmelere neden olabilir. Sadece patatesle beslenmekte mahsurludur, bu gibi hallerde kişinin sinirleri

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2014-12-26/patates-kartoffel-solanum-tuberosum.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,

bitkiselsaglikvakfi.org
Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis

Karakafes, Beinwell, Symphytum officinalis Kafes otu Şifalı kafes otu Eşekkulağı Merkep kulağı Mayasıl otu Kara kök Bacak kökü Kemik kökü Yara kökü Familyası: Hodangillerden, Borretschgewâchse, Boraginaceae Drugları: Kafes kökü; Symphyti radix (Consolidae radix) Kafes otu; Symphyti herba Karakafesin genellikle kökleri, nadiren de otu çay, tentür, natürel ilaç ve kompres yapımında kullanılır. Giriş: 18.yy.da II.Katerine’nın emrinde çalışan bir bahçıvan Rus Kafes otu; Symphytum asperum ve Symphytum peregerinum’un çaprazlaması ile İngilizce Comfrey (Symphytum X Uplandicum) adı ile anılan Melez Karakafes otu elde edilmiştir. Melez karakafes otu ve kökü genellikle İn-giltere ve ABD’de yaygın olarak kullanılırken diğer ülkelerde Şifalı kafes otu diye de anılan Symphytum officinalis kullanılır. Bunlardan başka Yumrulu Kafes otu; Symphytum bulbosum ve Orman Kafes otu; Symphytum tuberosum diye anılan türlerde mevcuttur. Symphytum eski Yunancada symphein yani iç içe kaynaşmak veya perçinleşmek anlamına gelir ve genellikle kırık kemikleri perçinleştirme, kaynatma anlamında kullanılır. Türkçe Karakafes kökü veya Kafes otu diye anılması da Kafes gibi sıkması nedeni iledir. Botanik: Karakafes 0,-1,5m boyunda, önce dikey olarak yükselir sonra oldukça sık çatallaşır. Başta Orta Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Asya’ nın ılıman bölgeleri ile Türkiye’nin Marmara, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde genellikle nemli çimenlikler ve su kenarlarında yetişir. Alttaki yaprakları 30-50cm uzunluğunda ve gövde yaprakları yükseldikçe kü-çülür. Yaprakları geniş bir mızrak şeklinde, uçları sivri, kenarları hafif ker-tikli, dalgalı, üst yüzeyi yeşil pürtüklü, alt yüzeyi grimsi yeşil ve tüy¬lüdür. Çiçekleri topluca bir sapa bağlı olarak sarkık, 80-20adeti bir ara¬da, silindir-çan şeklinde, genellikle kan kırmızısı bazen de sarımsı veya beyaz renkte olabilir. Kökleri 20-40cm uzunluğunda, 2-4cm çapında, dış yüzeyi koyu kahverengimsi veya siyah, içi sarımsı beyaz renkte ve sümüksüdür. Yetiştirilmesi: Mart’ta saksı veya kasalarda yetiştirilen fideleri Nisan’da bahçe veya tarlalara 30-40cm ara ile ekilir. Hasat zamanı: Karakafes Nisan veya Mayıs’ta çiçek açmadan önce veya sonbaharda sökülerek çıkarılır, yıkanır, uzunluğuna kesilir, havalı ve ku¬ru bir yerde kurutulur. Şayet mümkün ise 40C˚’de hafif ateşte kurutulur. Birleşimi: Kökünün birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz; a) %0,6-0,8 nadiren %1,5 oranında Allantoin (Glyoxylasitdiureid veya 5-Ureidohydantoin) köklerinde ve %0,4-1,3 oranında yapraklarında bulunur. b) Triterpensaponinler; Hederagenin ve Olenolasitglikozit c) Fenolkarbonikasitler; Rosmnarinasidi, Kaffeeasidi, Chlorogenasit ve Lithospermasit d) Sterollerden; Sitosterin, sitosterol ve Stigmasterol e) Pyrrolizidinalkaloitler %0,02-0,07 arasında olup en önemlileri; Symphytin, Echimidin, Intermedin, Asetilitermedin, Lycopsamin ve Asetillycopsamin içerir. f) Ayrıca %4-6 Tanin, %30 Musilaj, Nişasta Yapraklarında ise; %0,45-1,5 Allatoin, %5-10 Tanin, %4 Silisikasit, Musilaj, Protein, Şeker, Eterik yağ ve Pyrrolizidinalkaloit içerir. Araştırmalar: Karakafes kök ekstresinden elde edilen merhem ile bir dü¬zine tedavi denemesi yapılmıştır. Bunların başında BAR, JANSON, SCHLEEHAUF, POTRATZ, DANIEL, EBERSPACHER, MATTAUSCH, PRİNZING, SEEL VE BAABER’in araştırmalarını sayabiliriz. Modern klinik araştırmalarına Karakafes kök ekstresinden yapılan merhemle yapılan tedavileri gösterebiliriz. 1) H.Hess 1991’de Diz eklemindeki ezilme ve burkulma G.Mayer 1991’de ayak bileklerinin yana bükülmesi G.Mayer 1992’de diz eklemi burkulma ve ezilmesi G.Mayer 1993’de omuz ağrıları ve de R.Nieder 1989’da Açık yarası olan hastalar üzerinde tedavi denemesi yapılmıştır. Bu beş ayrı tedavi denemesine 105 hasta katılmış ve ortalama 14 gün süren tedavide Karakafes merhemi kullanılmış ve hastaların durumunda %80 oranında iyileşme görülmüştür. (Nhp.9.01.1370) 2) Diz eklemi ve ayak eklemi burkulma, ezilme, kızarma, şişme, gerilme ve ağrıma gibi rahatsızlığı olan 143 hasta üzerinde Karakafes merhemi ile tedavi denemesi yapılmıştır. Bu tedavi denemesinde doktorların %91,3’ü hastaların %82,6’sı Karakafes merheminin çok iyi veya iyi olduğunu beyan etmişlerdir. (ZP.3.00.127, Nhp.02.02.173) 3) Muhammed Alim (10 yaşında) 4 yıldır futbol oynuyor ve çocuğun diz kapaklarında dirseklerinde spor kazaları nedeni ile iyileşmeyen yaralar oluşmaktaydı. İki gün (02-03.08.1999) Karakafes merhemi sürdüm ve gördüm ki iyileşmeyen müzmin yaralar iyileşmişti. 4) ABD’li ilim adamları Robinson II.dünya savaşında yaralanan ve müz-minleşerek iyileşmeyen 40 yılık cerahatli yaraları ve kemik iltihap-lanmasını sinek kurtları ile tedavi etmiştir. Sinek kurtlarının Allantoin ürettiği ve bu maddenin yaraların salgı üretimini artırdığını ve de bu salgının yara tabanını sıvılaştırarak yaranın iyileşmesini, dokuların yenilenmesini sağladığını tespit edilmiştir. (LP.418) Bu konuda ayrıca Almanya’daki bazı hastanelerde iyileşmeyen ayak ve baldır yaralarını sinek kurtları ile tedaviye başlamışlardır. Bu konuda Pro 7 adlı tele-vizyon kanalında 24.08.1999 saat 19.15’te Galileo adlı bir program yayınlamıştır. 5) Muhammed Şamil’in (2 yaşında) yüzünü ve sol elinin orta parmağını böcek sokmuş bu noktalarda hem kızarmış, hem de şişmişti. Sadece bir günde (02.08.1999) 4 defa Karakafes merhemi sürdüm. Yü¬zün-deki şişlik ve kızarıklık tamamen geçmiş, parmağı ise büyük oranda iyileşmiştir. 6) Japonya, İngiltere ve Avustralya’da yapılan bir düzine araştırmada herhangi bir kanserojen (kanser yapıcı) etkiye sahip olmadığı tespit edilmesine rağmen bazılarının yaydığı kanserojen olabilir iddiası ne¬de-niyle damlası ancak yüksek dozajda sıvılaştırıldıktan sonra kul¬la-nılmasına müsaade edilmektedir. Haricen kullanılmasına ise herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Tesir şekli: Yaraların iyileşmesini hızlandırıcı, yaraları birleştirici, kay-natıcı, yeni doku oluşturucu, şişkinlikleri indirici, iltihapları önleyici, balgam söktürücü ve serinletici özelliklere sahiptir. Kullanılması: a) Araştırmalara göre Karakafes kök ekstresinden elde edilen mer¬hem-ler başta diz eklemi, omuz eklemi, bilek eklemi, ayak eklemi ağrı, şişme, burkulma, gerilme, ezilme, morarma, kızarma gibi ve iyileş-meyen müzmin yaraları iyileştirmek için kullanılır. b) Komisyon E’nin 138 nolu ve 27.07.1990 tarihli Monografi bildirisinde Karakafesin haricen burkulma, esilme ve gerilme gibi rahatsızlıklarda kullanılır. c) Homeopati’de kırık kemikler kısa sürede birbirine kaynaştırarak iyi-leştirir ve de kemik iltihaplanması, kemik aşınması, eklem ağrıları, kıkırdak rahatsızlıkları, kiriş bağlarının iltihaplanması, kas ağrıları, iç kanama, ezilme, burkulma ve morarma gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır. d) Halk arasında kırık kemikleri ve iyileşmeyen müzmin yaraları iyileş-tirmek için ve de burkulma, ezilme, morarma, kemik iltihaplanması, eklem ağrı ve iltihaplarına, basur, varis, toplardamar zafiyeti, beze şişmesine (lenf bezi) karşı kullanılır. Çayı: İki kahve kaşığı Karakafes kökü demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilir ve 5-10dk demlenmeye bıraktıktan sonra süzülerek içilir. Çay Harmanları Gökçek Morarma, ezilme ve iç yaralara merhemi yapılır; >30 gr Hamamelis kabuğu >20 gr Karakafes kökü >20 gr Çobançantası otu >20 gr Sinirli ot >10 gr Arnika çiçeği Gökçek İltihapsız yaralara çayı; >50 gr Karakafes kökü >40 gr Beşparmak kökü >10 gr Arnika çiçeği Bu çay harmanı ile kompres yapılır. Kompres: Kurutulmuş Karakafes kökünden iki kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 200-300ml kaynar su ilave edilerek 5-10dk demlenmeye bırakıldıktan sonra temiz bir bez bu deme batırılır. Bezin demi emmesi beklenir ve bu bez yara üzerinde sarılır. Merhemi: I) 125gr Vazelin ve 125gr Parafinden ocakta hafif eritilerek karıştırıldıktan sonra buna 5ml Karakafes tentürü, 5ml Sinirli ot ekstresi, 5ml Arnika çiçek ekstresi, 5ml Atkestanesi tentürü ve 5ml Hamamelis kabuğu ekstresi ilave edilerek karıştırılır. Bu karışım soğuduktan sonra buzdolabına konur. II) 125gr Vazelin ve 125gr Parafin eritildikten sonra içine 10gr Karakafes kökü, 10gr Arnika çiçeği, 10gr Sinirli ot, 10gr Atkestanesi, 10gr Hamamelis kabuğu+yaprağı ve 10gr Kılıç otu ilave edilerek karıştırılır ve soğuduktan sonra buzdolabına konur. Buz¬do¬labında 3-4gün bekletildikten sonra hafif eritilerek süzülür ve elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. bu işlem sadece Karakafes kökünden 50gr alınarak da yapılabilir. III) 125gr Vazelin ve 125gr Para¬fin karıştırılarak eritilir ve içine 10gr Lavanta çiçeği, 10gr Çam sürgünü ve 5gr Sefa çiçeği karıştırılır ve 3-4gün buzdolabında bekletildikten sonra hafif ısıtılır ve süzülür. Elde edilen merhem buzdolabında muhafaza edilir. Homeopati’de: Karakafes kökünden 50gr topraktan çıkarıldıktan sonra yıkanır, ince kıyılır ve bir şişeye konarak üzerine %70’lik 500ml alkol ilave edilir. Şişe güneş ışınlarından uzakta 4-6hafta bekletilir ve iki günde bir çalkalanır. Bu süre sonunda nesne süzülerek Homeopati’de adı ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 10-15damla 4-6hafta süreyle alınır. Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Kemik kırılması ve yaralanması 2) Kemik derisinin yaralanması açık veya kapalı 3) Kemik derisinin iltihaplanması ve hassaslaşması 4) Yaralar iyileşmiyorsa Bu gibi hallerde Karakafes tentürü gerekir. Yan tesirleri: Karakafes kök ve yapraklarındaki Pyrralizidinalkaloit içermesi nedeni ile Alman Sağlık Bakanlığı dahilen kullanılmasını 4-6hafta süreyle sınırlamışlardır fakat İngiltere, Japonya ve Avustralya’da yapılan araştırmalarda bu bitkinin kanserojen olmadığı ispatlanmıştır. Bu konuyla ilgili olarak birde kitap yazılmıştır. (Comfrey, was ist das? Abtei Fulda Postfach:126 36001 Fulda. Bu kitap buradan temin edilebilir.)

Bitkisel Gıda Takviyeleri Hakkında Bilmek İstedikleriniz. http://www.bitkiselsaglikvakfi.org/blog/2015-01-09/karakafes-beinwell-symphytum-officinalis.html
Doğal Tedavi, Bitkisel Ürünler, Bitki Resimleri,