transfobi

youtube

Bu filmde yer alan tüm olaylar zorbalığa uğrayanların gerçek hikayeleridir.Bu film, başkalarının nefreti ve anlayışsızlığı yüzünden karanlık bir dönem yaşayan herkese adanmıştır.Sevginin içinizden gelmesi gerektiğini ve kendiniz olduğunuz için asla yalnız hissetmemeniz gerektiğini unutmayın.Eşsizsiniz.

LGBTİ’NİN YAŞADIĞI SORUNLAR!

Eşit sayılmıyorlar;

Anayasa’nın eşitlik maddesinde yer almayan ve eşit yurttaşlar olarak tanınmayan LGBTİ’ler, “bütün yurttaşlara” tanınan sosyal ve ekonomik haklardan faydalanamıyor.

__________________________________________________________

Göç etmek zorunda kalıyorlar.

Özgür olmak, rahat yaşamak, aile ve çevre baskısından kurtulmak isteyen LGBTİ’lerin büyük bir kısmı yaşadığı köyden, kasabadan, ilçeden, hatta ilden İstanbul’a göç etmek zorunda kalıyor.

__________________________________________________________

Ev bulamıyorlar.

LGBTİ bireylerin eve çıkmaları heterolar kadar kolay olmuyor. Şehirlerin sadece belirli semtlerinde barınabildikleri için değmeyecek evlere yüksek bedeller ödemek zorunda bırakılıyorlar. Evini kiraya verecek bir ev sahibi bulsalar bile komşular tarafından dışlanabiliyorlar. Her an evden atılma ihtimalleri ise oldukça yüksek.

__________________________________________________________

Ya iş bulamıyor ya da mobbinge uğruyorlar.

LGBTİ’ler açık kimlikleriyle iş bulamıyor, kimliklerini açıkladıklarındaysa ya işlerinden olabiliyor ya da mobbing, taciz ve/veya şantaja maruz kalıyor. İşgücüne katılımlarını desteklemeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, LGBTİ’leri istihdamda dezavantajlı görmüyor. Beyaz yakalı işler, yani tahsil gerektiren vasıflı meslekler, eşcinsellerin görece az önyargıyla karşılaşacakları, hoş görülecekleri, rahat edecekleri alanlar gibi algılansa da LGBTİ’ler buralarda da ayrımcılığa uğruyor, yıldırılıyor, şiddete, baskıya maruz kalıyor ve saklanmak zorunda bırakılıyor.

__________________________________________________________

Sağlık hizmetlerine erişemiyorlar.

Sağlık hizmetlerine erişimleri sınırlı olan LGBTİ’ler, sağlık programlarının dışına itiliyor. Özellikle cinsel sağlıkla ilgili hizmetlere ulaşmakta zorlanıyorlar. Örneğin cinsiyet geçişi ameliyatları estetik muamelesi gördüğü için sosyal hakkın dışında tutuluyor ve para ile yaptırabiliyorlar. Ayrımcılık yapan, homofobik ya da transfobik doktorlar tedavi etmeyi reddedebiliyor. Türkiye’de transların cinsiyet kimliğinin resmî olarak tanınması için zorunlu kısırlaştırma ve psikiyatrik muayenenin yanı sıra reşit ve bekâr olma şartları da aranıyor.

__________________________________________________________

Eğitim sistemi cinsiyetçi.

Eğitim kurumlarında tamamen heteroseksizme ve toplumsal cinsiyete uygun eğitimler veriliyor. Ders kitaplarında ve işlenen metinlerde cinsiyetçi, homofobik ve transfobik söylemler yer alabiliyor. LGBTİ birey öğretmen ise genel ahlaka aykırı davranmak veya yüz kızartıcı suç işlemek gerekçeleriyle işten atılabiliyor.

__________________________________________________________

LGBTİ olduklarını söyleyemiyorlar.

Cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini açıklayamıyorlar. Açıkladıklarında ya evden ya da işten atılıyorlar; toplumsal baskıya, ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

__________________________________________________________

Cinsellikleri merak konusu.

Hetero ilişkilerde neyi, nasıl yaşadıkları sorgulanmazken, LGBTİ bireylerin cinsellikleri hep merak konusu oluyor. Eşcinsellere, cinsellikten ibaretlermiş gibi davranılıyor. Saçma ve laubali şakalar rahatlıkla yapılarak, cinsellikleri didik didik edilebiliyor.

__________________________________________________________

Yasal birliktelik hakları yok.

LGBTİ’lerin yasal birliktelik haklarının olmaması ekonomik ve duygusal sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Çiftlerden biri hasta olduğunda ya da öldüğünde diğeri söz hakkına, mirasına sahip olamıyor. Yıllarca aynı evde yaşayan, hatta yaşlanan çiftlere devlet hiçbir hukuki koruma sağlamıyor; hastanede ziyaret etmesi, cenazeye katılması bile engelleniyor.

__________________________________________________________

Ön yargılar ya öldürüyor ya öldürtüyor.

LGBTİ’ler hükümetin ve hükümete yakın basın organlarının da aralarında bulunduğu pek çok kişi ve kurum tarafından hasta, sapkın, günahkâr, ahlaksız ilan edilip hedef gösteriliyor. Bu durum da LGBTİ’leri kimliklerini gizlemeye, olmadıkları biri gibi davranmaya, depresyona ve intihara itiyor. Oysa eşcinsellik tıp dünyasında bir hastalık değil, insan cinselliğinin olağan çeşitliliğinin bir görünümü olarak kabul ediliyor. Eşcinselliğin bir ruhsal bozukluk olmadığı yaklaşık 40 yıl önce ilan edildi ve yaygın olarak kabul gördü. Bireyin eşcinsel olması kendi başına kişiyi sıkıntıya sokmaz, kişisel, sosyal ve mesleki işlevselliğini bozmaz. Ancak toplumun eşcinselliği yadırgayan, hor gören, dışlayan tutumu eşcinsel bireylerin ruhsal sorunlar yaşamasına ve ruh sağlığı hizmetlerine yüksek oranda başvurmalarına neden olur.

__________________________________________________________

Şiddet meşrulaştırılıyor.

Cinsel yönelimini ya da cinsiyet kimliğini açık eden pek çok LGBTİ aşağılanmaya, sözlü, fiziki tacize ya da şiddete maruz kalıyor. Baki Koşar davasında olduğu gibi LGBTİ cinayetlerinin çoğunun faili bilinmiyor, araştırılmıyor, dava açılsa bile sanıklara haksız tahrik indirimi uygulanıyor. Şiddet meşrulaştırıldıkça eşcinsellere yönelik nefret cinayetleri ve intihar vakaları artıyor. LGBTİ’lerin varoluşları hastalık, sapkınlık, günah, ahlaksızlık ve diğer olumsuz sıfatlarla tanımlanıyor. Bu durum da LGBTİ’leri kimliklerini gizlemeye, olmadıkları biri gibi davranmaya, depresyona ve intihara itiyor.

__________________________________________________________

Nefret suçlarının hedefi oluyorlar.

Nefret suçlarının hedefi olan kesimlerin başında gelen LGBTİ’lerle ilgili sayısız saldırı, yaralama hatta cinayet vakası bulunuyor. Trans Hakları Avrupa Haritası 2015’e göre cinsiyet kimliğini koruma ve tanıma konusunda büyük eksiklikler gösteren Türkiye, dünyada en fazla trans cinayeti işlenen 9’uncu ülke. Homofobik, transfobik söylemlerin ve nefret söylemlerinin etkisiz kılınması, ortadan kaldırılması, bir dizi politikanın hayata geçirilmesi, devlet kurumlarının, yöneticilerin ve her kademedeki görevlilerin bu anlayışın etkisinden sıyrılması, nefret suçlarının eşitlikçi bir çerçevede ele alınıp yasalarda yer verilmesi gerekiyor.

__________________________________________________________

Nüfus cüzdanının rengi bile sorun.

Trans kadın ve erkekler, dış görünümlerinin nüfus cüzdanlarının rengiyle eşleşmediği durumlarda “Bu cüzdan senin mi kardeşinin mi?”, “Bu cüzdanı çaldın mı?” gibi ithamlara maruz kalıyor.

Ne boka yaradı normlarınız?

EMRE KORLU: “ Dün balkon demirliklerine asılı kalmış bir on yedi yıl gördüler. Patavatsız gazetecilerin deyimiyle erkek kıyafetleri giymeyi seven o kız çocuğunu(!)

“Genç sporcunun sır intiharı” diye geçti matbaa kokan soluk benizli sayfaların üzerinde sonra sırf vajinası var diye kimlikteki soğuk isimle anıldı; dilim varmıyor söylemeye. Yani cinsiyet kimliğiyle uyuşmayan o nam ile Okyanus’a hiç olmadığı biyolojik durumuyla saldırıya geçtiler.  Bu ülkede insan asmak kolaydır. LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) isen yaşarken adım adım sürüklerler seni o ipin boynunu sarmalayacak olan çemberine. Kusursuz bir cinayetin zanlılarıdırlar artık ve yürümeye kaldıkları yerden devam ederler. Çünkü öyle itinayla öldürürler ki seni, neden diye soramazsın. 

Peki, siz bugün ölmek nasıl bir şeydir bilir misiniz? Bazıları yüzünden tamamlanmamış hayallerinizi bir uçurtma ucuna takar gibi dar ağacına çıkmayı, altınızdaki zemini kendi ayağınızla yerle yeksan eylemeyi, İzmir’e son kez bakmayı, kazandığınız geçici zaferlere son kez dokunmayı, belki de diğerleri gibi olan annenize bir daha hiç sarılamayacak olmanın içinizde bıraktığı endişeyi, burukluğu bilir misiniz?  Sevgilinizin dudağından öpmenin kalbinizde bırakacağı yankıyı artık duyamayacak olmak, bu ihtimali bile gözden kaçırmanın yüzünüzde doğurduğu şaşkınlık ifadesine gülememenin şanssızlığını bile yaşayamayacak kadar tahlisiz düşmek yollara, hem de on yedi yaşında, zor olsa gerek öyle değil mi?
Lâkin, benim sonumu siz yazdınız, o cilalı gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde hep bir boş sayfa ayırdınız bana. Başarılarımı sonralara sakladınız.
Evinin balkonunda kendini asan İzmir ve bölge birinciliğini kazanan kick boks şampiyonu o talihsiz genç olarak geçtim kayıtlara. Öldüğümde bile özgürlüğümü elimden almak istediniz. Hiç taşımadığım bir ismi benimmiş gibi gösterdiniz.

Ruhuma elbise, ayaklarıma topuklu giydiremezsiniz. Bundan sonra mümkün değil bu. Çünkü ölüler istediğiniz gibi şekillenemezler. Erkekliğimi erk’liğinizden sıyırıyorum. Boynumdan kestiğiniz iple yere düşerken takılıyor Cahit’in dizeleri dilime, üşüyorum. Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumana, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
youtube

how do hate crimes affect you? / nefret cinayetleri seni nasıl etkiliyor?

anonymous asked:

lyckades startade största hbtq argumentet på gosupermodel lmao. å ena sidan är jag glad att jag kunde säga farväl till sidan med en smäll, å andra sidan har jag blivit väldigt utmattad av alla transfober. och någon försökte också argumentera att alla cis personer är förtryckare men inte transfober??? i don't get it??

Cis people are fucking wild och är oftast inte värda tiden och energin det tar att argumentera med dem. Det är bra att du lämnade sidan om den utmattade dej (ngt jag skulle behöva göra med tumblr tbh med all denna sga discourse but I don’t wanna leave my friends here so idk).

Om något liknande händer igen och du inte orkar bråka så kan du försöka syra samtalsämnet över till något som inte är trans/queer relaterat. Det är vad jag brukar göra. Annars finns det inte så mycket annat att göra än att lämna sidan/rummet/whatever och bara försöka ta sig så långt bort från dessa dryga människor som man kan.

Kahrolsun sizin o lanet zihniyetiniz. Son sözleri yapamadım izin vermediler oldu..
Cinsiyet seçimi yüzünden dışladığınız insanların zor şartlarda da olsa para kazanmasına engel oluşunuz size ne kazandırıyor ?
Ölürken bile köpeğini düşünen bir insanla kendi kalplerinizi vicdanlarınızı aynı kefeye koyamazsiniz
siz varya bir insanda bulunması gerken öncelikli şeyin İNSANLIK oldugunu bilmeyenlersiniz!!!


#EylülCansın
#MehtapZengin
#lgbt #vardır
#lgbttürkiye #trans

#transfobi #homofobi ile bir yere gelemezsiniz

Made with Instagram
Leelah,Mehtap ve Niceleri...

Hepimiz dün Mehtap’ın videosunu yaşlı gözlerle izledik. İzlemediyseniz insanlığınızdan şüphe duyuyorum bunu baştan belirteyim.

Ölmeden önce son dileğinin annesinin köpeğini sahiplemesini olan biri veda etti dünyaya. “Yaşayamadım,izin vermediler.” diyen biri göçtü gitti. En büyük isteği erkek kıyafetleri yerine mağazada gördüğü ve fotoğraf çekildiği -kendini beğendiği sayılı fotoğraflardan biri olduğunu söylemişti- elbiseyi giymek isteyen biri annesi babası tarafından katledildi. Evet annesi babası tarafından katledildi diyorum çünkü ne Leelah ne de Mehtap intihar etti benim gözümde. Katilleri biziz. Evet sen de! Bunu okuyorsun,transfobik değilsin diye ayrı tutma kendini. Ama o konuya sonra değineceğim.

Leelah ailesi tarafından tedaviye zorlanmıştı,telefonu ve bilgisayarı elinden alınmıştı,arkadaşları ile görüşmesine izin verilmiyordu. Annesi Facebook’ta paylaştığı durumda bile oğullarına tır çarptığını söyledi.

Mehtap’ın videosunu görenler Twitter’da “Bu dönmeler de çok heyheyli oluyor.” Bazıları “Çok dengesiz be bunlar.” dedi. Kimse de çıkıp “Biz nerede yanlış yaptık?” diye sormadı.

Okyanus’un katili babasıydı,Mehtap’ın da biziz. Trans bireyleri savunduğunu söyleyip hala yolda görünce “Bana çatmasın ne olur.” diye içinden sayıklayanlar Mehtap’ın katili.

Eşcinsel olduğu halde hala dolabının güvenli kapakları arkasına saklanan bizleriz. Çünkü heteroseksüel taklidi yapmak olduğumuz kişi olarak yaşadığımızdan dolayı dışlanmaktan daha kolay.


Olay AŞK ÖRGÜTLENMEKTİR diye bez çanta basmakta değil. Olay sesini çıkarmakta. Twitter’dan #transcinayetleripolitiktir diye tweet atmakta da değil. Femen’in göğüslerimi açıp her yerde paylaşmasında da.

Bu örgütlenmeyelim mi demektir? Tabii ki de hayır. Ama ne olur bu olay internette,sözde,tişörtlerde kalmasın demektir. Yoksa biz daha nice eşcinsel ve trans kardeşlerimizi gömeceğiz. Daha önce bizi gömmezlerse tabii.

Son sözüm olarak da şunu söylemek istiyorum. Eğer ben bir kadına aşık olduğum için yanacaksam Mehtap’ı o köprüye götüren,Okyanus’a “Kendini as da kurtulalım” diyen,Leelah’ı tedaviye zorlayan,trans seks işçilerinin her gününü zehir edenlerle birlikte yanacağım.

Taksim Tarlabaşı'nda iki trans saldırıya uğradı. Birisi olay yerinde hayatını kaybetti, diğerininse durumu ağır. Bugün saat 12:00'de Tarlabaşı'nda eylem yapılacaktır. Ezilenlerin yanında olan herkes davetlidir. Homofobiye, Transfobiye ve her türlü cinsel ayrımcılığa karşı Tarlabaşı'na.

Okyanus Efe’nin Ardından…

ZEYNEP AKKUŞ: 

Birbirlerini ortak yaralarından tanıyan kişilerin oluşturduğu ve ucunun bucağının nerede başlayıp nerede bittiğinin tahmini mümkün olmayan, devasa bir aile yaşıyor bu dünyada. Ahmet Yıldız 2008 yılında babası tarafından öldürüldüğünde, Şili’den Kanada’ya, İspanya’dan Avustralya’ya, dünyanın dört bir yanından insanlar bir araya gelip “Ahmet benim ailemdir” dedikleri ve “Gerçek ailesi Ahmet’i özlüyor” sözüyle biten bir video çekerek başta youtube olmak üzere pek çok paylaşım ortamından milyonlarca kişiye ulaşmışlardı. Videoda yer alan kişilerin hepsi tanıyor muydu Ahmet’i, bilmiyorum. Bir insanı “tanımak”, ondan “ailem” olarak söz etmeye yeterli olur mu? Bazı durumlarda pekâlâ da oluyor işte! Peki Ahmet’i kendilerine ailelerinden biri kadar yakın hissetmelerinin yegâne sebebi, aynı cinsel yönelime sahip olmaları mı? Ya da -şeytanın avukatlığını yapayım,- onunla bir şekilde, bir yerde beraber olmuş olmalarından kaynaklanan bir yakınlık, bir sempati mi?

Bilinmesi gereken bir gerçek var ki, bu mesele hiçbir zaman bu kadar “basit” olmadı ve olmayacak!

Birbirlerini ortak yaralarından tanıyan kişilerin oluşturduğu ve ucunun bucağının nerede başlayıp nerede bittiğinin tahmini mümkün olmayan, devasa bir aile yaşıyor bu dünyada. Eşcinsel, biseksüel, trans ya da interseks olmanın doğurduğu zorlukları hayatlarının bir döneminde mutlaka yaşamış ve belki hâlâ yaşayan, belki hâlâ o zorluklarla boğuşan insanların bir araya gelmesiyle oluşmuş; dil, din, ırk, inanç gibi kavramların engel ya da ötekilik yaratmadığı bir aile bu. Ve ne mutlu ki, içinde sadece LGBTİ’ler yok. Onlara destek veren ve hiç de azımsanmayacak sayıda heteroseksüeli de kapsıyor. Konuya tek kaşı havada yaklaşanları şaşırtacak ölçüde ve çeşitlilikte; her şehirde, her ülkede, dünyanın dört bir yanında fertleri olan bir aile. Ve bugün o ailenin fertleri olan bizler, 17 yaşında intihar eden bir trans erkeğin, İzmirli Okyanus Efe’nin yasını tutuyoruz. Okyanus Efe’nin adını çoğumuz ilk kez bu acı olayla duyduk ama bu, ölüm haberini alır almaz ülkenin en büyük üç şehrinde eş zamanlı anma eylemleri düzenlememize engel olmadı. Maalesef antrenmanlıyız, böyle eylemleri hemen organize edebiliyoruz. Daha önce etmedik mi, Baki için, Dora için, Gaye için, Roşin için, Ahmet için… Yine içimizde büyük bir öfke ve yüreğimizde derin bir acı var. LGBTİ’lerin yanlış olmadığını hâlâ anlatamamanın acısı ve öfkesi bu! Ama bir yandan da bu kavurucu duyguları bastırıp LGBTİ’lerin yalnız da olmadıklarınıhaykırmaya devam ediyoruz!.. Aramızdaki bu muazzam bağın gücüyle; biyolojik ve kutsal(!) aile kavramının gümbür gümbür çöküşünün ve iflasının çok yakın olduğuna inanıyoruz. Sevdiklerimizin ardından cami avlularında açık kimliklerimizle -henüz- toplanamıyor olabiliriz; anmasına -ya da kutlamasına- katıldığımız kişilerin akrabaları bizi en fazla “çok yakın bir dost” olarak biliyor olabilir ama aslında biz birbirimizin… …türlü baskılar sonucu evlenmek zorunda kaldığı nikâhlı eşinden daha çok sevdiği, yanında daha mutlu olduğu hayat arkadaşı, sevgilisi, can yoldaşıyız. …“aile”siyle paylaşamadıklarını paylaştığı sırdaşıyız. …omzunda ağladığı dert ortağıyız! …intiharı düşündüğünde, “Sakın yapma! Seni istemeyenlere inat yaşa, var olmaya devam et!” diyen destekçisiyiz. …yaşımız ölçüsünde annesi, babası, kardeşi, evladıyız.

Asla ve kat’a, bizi inandırmak istedikleri kadar yalnız ve sahipsiz değiliz. Kanımızdan olmasalar bile canımızdan olanları anmamızı da, kutlamamızı da, sevmemizi de, sahiplenmemizi de hiçbir güç, hiçbir otorite, hiçbir inanç, hiçbir gelenek, hiçbir sözde kutsal engelleyemez. Tıpkı yepyeni bir “aile” kavramının ve devamında yepyeni bir toplum yapılanmasının doğuşunun engellenemeyeceği gibi.

Birbirimize, “Git kendini as da hepimiz kurtulalım” diyen bir babanın olduğundan çok daha yakın olduğumuz gibi; temelinde böyle babaların “reis”lik yaptığı ve diğer fertlerinin ses çıkarma cesaretine sahip olamadığı ailelerin meydana getirdiği habis bir toplumu da hem lanetliyor hem de reddediyoruz!..
Kön som klass

Jag definierar huvudsakligen kön som ett klassystem, du tilldelas en position i detta klassystem baserat på hur du av samhället uppfattas, som man eller som kvinna, detta är ditt primära kön och bör inte förväxlas med din könsidentitet, det som är ditt sekundära kön.

När jag talar om kön ur ett patriarkalt perspektiv så använder jag mig utav det primära könet, detta har lett till att jag många gånger har anklagats för att vara tvåkönsnormativ, något jag inte tänker sticka under stolen med att jag faktiskt är. Det finns dock anledningar till varför tvåkönsnormativitet behövs när en talar om patriarkatet, att blanda in något som “agender” fungerar inte för att patriarkatet inte tar hänsyn till din identitet när “agender” inte är ett kön som är skapat av och/eller för patriarkatet, alltså är det alltid ditt primära kön som spelar roll.

Jag såg för några månader sedan en feminist vars primära kön var kvinna, men sekundära ickebär skriva “Jag förtrycks inte alls som kvinnor gör för jag är inte kvinna”, detta är en mycket skadlig åsikt att gå runt och bära på, det är även felaktigt då patriarkatet och samhället inte tar hänsyn till hur du identifierar dig, det är alltid ditt primära kön som spelar roll, huruvida du primärt är man eller kvinna.

Kön är alltså för mig inget som primärt har med identitet att göra och ingenting som ska förväxlas med identitet, det är primärt inget annat än ett klassystem som du placeras inom baserat på hur du uppfattas av samhället, uppfattas du som man (men inte är det) så kommer du fortfarande få de privilegium som män erhåller, du tillhör alltså könsklassen “man” och ditt primära kön är därav man.

Jag anser att det är viktigt att vi talar om de primära könen när vi analyserar patriarkatet, det även viktigt att vi utgår ifrån de primära könen i kampen om att skapa ett samhälle där könssystemet inte längre existerar, där vi har gjort kön till något som hör till historian och inte hamna i ett individträsk där vi istället för att kämpa mot könssystem fokuserar på att fler och fler kön ska accepteras, tillåtas, respekteras för enligt mig är det kontraproduktivt och är något som enbart bekräftar könssystemet och patriarkatet.

Ni som inte identifierar er som män eller kvinnor, jag menar inte nu att ni inte ska respekteras, vad du än har för pronomen så ska rätt användas. Men tyvärr är det inte där kampen mot patriarkatet ligger, jag vill påstå att det inte heller är det kampen mot transfobin ligger för transfobi är något som är djupt rotad och skapat av patriarkatet.

Vi måste alltid i en kamp mot patriarkatet utgå efter två grupper; Männen, de som tjänar på patriarkatet och kvinnorna; de som förtrycks av patriarkatet, vi måste alltså tala om de primära könen.

Güzel sonlanmış olsa da bombok bir gündü bugün ama en çok;

Bugün 17 yaşındaki bir trans erkeğin ailesinin tavırları yüzünden intihar ettiğini öğrenerek başladım güne.

Toplum çok şeydir. İnsan toplumsal bir varlıktır, toplumu reddedemez. Ama bu toplumun her fikrini doğru ya da kabul edilebilir yapmıyor. Toplumla zıt düştüğümüzde, kimseye zararı olmayan kendi yaşam biçimimiz toplum tarafından reddedildiğinde kendimizi kabul ettirmeye çalışmak zorunda değiliz. Ama arkadaşlarımız, çevremiz ve hepsinin öncesinde ailemiz bize destek olmalı.

Bir baba düşünün, kız babası olduğunu düşünüyor ama bir trans erkeğin babası, yaşadığı hayal kırıklığını az buçuk hayal edebiliyorum. Anlaşılması kolay bir şey olmadığının farkındayım. Kabullenmenin zor olduğunun da farkındayım içinde yaşadığımız toplumun dini ve geleneksel öğretilerinden dolayı. İmkansız değil, ama zor. .

Bir erkek düşünün. Bir kadının bedenine hapsolmuş. Bunu ailesine, topluma a veya b kişisine değil, kendisine itiraf etmenin ne kadar zor olduğunu düşünün. Ben düşünemiyorum çünkü empatiye inanmam. Ben diz kapaklarımı sevmiyorum, ama memelerimle ilgili bir sorunum yok. O yüzden ne hissettiğini bilmiyorum. Ama acı çektiğini bilmem için ne hissettiğini anlamam, aynısını hissetmem gerekmiyor. Şimdi bu çocuğun madalyalı bir sporcu olduğunu, 17 yaşında olduğunu, hayata bir yerlerinden tutunmaya çalıştığını ekleyelim.

Bu çocuk, Efe Özyavuz, dün intihar etti. Bütün bu trajedinin nedeni ortadayken, çarpık medya, ahlaksız medya tutup da bu haberi çocuğun “pembe” nüfus cüzdanındaki ismiyle verdi. Pişkin pişkin de yazmışlar “erkek kıyafetleri giydiği” diye.. Lan kitapsızın çocuğu! Sizin yüzünüzden öldü, utanıp susacağına hala “erkek gibi giyiyordu, adı da mukaddes"in peşindesin. 

Neyse, sakin değilim ama öyleymiş gibi yapayım.

Şimdi yeniden bir baba düşünün, çocuğu hayata bir yerlerinden tutunmak, doğru ve mutlu insan olmak için mücadele ederken "keşke kendini assan da hep birlikte kurtulsak” diyor.

Ben bu adamın, ideal dünyada cinayete azmettirmeden tutuklanması gerektiğine inanıyorum. Benim hümanizmim bu adamı affetmeme yetmiyor. Bütün hayatımı belirledi içimdeki insan sevgisi, politik görüşüm, inancım, yolum.. hepsini! Ama yetmiyor içimdeki sevgi bu adamı affetmeye. Umarım o da kendisini affetmez.

Transfobi öldürür. Homofobi öldürür.

Bir insanı intihara sürüklemenin o insanı öldürmekten farkı yok!

http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=17013