the pianist*

10

There’s something to say about actors who lose an extreme amount of weight to play a role in a film. To become so thin that they look emaciated and close to dying, to be weak and irritable from the lack of food, and loosing whatever previous muscle tone they once had indicates an unflaggible dedication to their craft. To put their bodies on the line for the sake of realism so that we filmgoers can watch their deteroration happen before our eyes on the big screen and know that it’s quite possibly the only non artificial thing in the entire film shows a true passion for their art.

Filmlerle bir ömür

1- Amélie

“Hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret.”

2- The Pianist

“Bizi yaralarsanız kanamaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?

Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
intikam almaz mıyız?”

3- Les Misérables

“Görmek için Tanrı'nın suretini, başka bir insanı sevmeli.”

4- Into the Wild

“Düşüncelerimi anlatan kelimelerin git gide anlamsızlaştığını farkettim.”

5- The Hangover (1, 2, 3)

“Phil, banyoda bir kaplan var!“

6- Matrix (1, 2, 3)

“Kimse sana aşık olduğunu söyleyemez. Sadece sen bilirsin. Her şeyinle. Tüm bedeninle.”

7- Fight Club

“Dibe vurmadan özgür olamazsın.”

8- Léon: The Professional

“Uyku umrumda değil Leon, ben aşk istiyorum ya da ölüm…”

9- The Book Thief

“Gözlerin konuşabilseydi, ne söylerdi?”

10- 500 Days of Summer

“Tom, Yaz'la 8 Ocak'ta tanışır. Aradığı kişinin bu kız olduğunu onu görür görmez anlar. Bu, bir kızla oğlanın tanışma hikayesi. Ama şunu hemen söyleyeyim bu bir aşk hikayesi değil.”