the clouds in camarillo

Listen

Ulaşmak istediğinde o şeyin ne kadar uzak olduğunu fark etmen pek zaman almasa gerek. Gökyüzüne, iplik sayesinde özenle asılmış bulutlar gibi. Gökyüzü hepimizin tavanı, bu yüzden dert etmeye gerek yok. Her gece gözüne takılan çerçeveye bakıyorsun, sonra uyanmak istediğin sabahlar geliyor aklına. Yaşamak istediğin anları anımsıyorsun.

Bisiklet havasına uyanılmış. Ortada dağılmış kitaplar, bazı fotoğrafları kesilmiş dergiler, kirlenmiş fincanlar, kurumuş çiçek yaprakları, sonbahardan aldığın yapraklar, bir kısmı defterine ait olan yapraklar, sürekli yapraklar. İlerlemek için ayağınla sağa doğru kaydırmalısın hepsini, özene hiç gerek yok. Sonra tozlanmış radyonun düğmesine dokunmalısın. Parmaklarına bulaşan tozu, küçük yıldızları olan sabahlığına silmelisin. Birden en sevdiğin şarkının çalması gerek her şeyden sonra, dinlemesi için tüm insanlığı çağırmalısın. Çay da demlemişsin üstelik, yeterince bardak da var. 

Ertesi mevsim oluyor sonra. Öylece durduk yere mevsim değiştiriyorsun. Soğuktan herkes hızla ilerliyor sokaklarda, parfüm kokularını sevdiğin insanlara göre sıralandırıyorsun. Koku çok önemli, benzer kokuyu kullanan insanlar aynı sıfatla giriyor hayatına. Babanın kullandığı parfümü kullanan bir arkadaş edinemiyorsun mesela, her şeyini saklıyorsun ondan. Sonra bazen sırf bir koku için o metroya binmiyorsun, özlemden ortadan ikiye ayrılırken soğukta onbeş dakika daha bekliyorsun. Eve döndüğünde, tekrar aynı çerçeveye bakıp, gülümsemeleri olan dünyada olduğunu düşünüyorsun. Sen ve geriye kalanlar.

Sonrası daha kolay.

Belki bir şarkı çalıyor ve senden kilometrelerce uzakta birinin hayatı renkleniyor.

Henüz tanışmadığın insanlar da varken üstelik, mevsim değiştirmek daha bir güzel geliyor.