telkine

Peygamber Efendimiz MUHAMMED MUSTAFA Sallallahu Aleyhi Vesselem'in sünnetlerinden…
— 

1- Çıplak ayakla namaz kılmazdı (ama Şafii mezhebinde sünnet, Hanefi mezhebinde mekruh) .

2- Abdest aldıktan sonra kıbleye döner ve su içerdi.

3- Suyu oturarak içer ve 3 yudumda bitirirdi.

4- Su içmeye Besmele ile başlar, bitirince Hamd ederdi.

5- Bıyıkları en çok kaşları kadar uzatırdı, dudaklarının altına sarkıtmazdı.

6- Mezarlıktan geçerken selam verirdi.

7- Ölüye definden sonra telkin verirdi.

8- Dini nikah kıyardı.

9- Tırnaklarını Cum’a günü keserdi.

10- Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlardı.

11- Yatarken sağ tarafı üzerine yatardı.

12- Yatmadan önce abdest alır abdestli olarak uyurdu.

13- Yemek yemeye tuzla başlardı.

14- Yemek sofrasında sirke bulundururdu.

15- Ayakkabısını giymeden önce mutlaka ters çevirirdi. (İçinde akrep vb. zehirli hayvan olabilir diye)

16- Fakirlere mutlaka ‘Uşur’ verirdi. (Uşur: Meyvelerin sebzelerin 20’de birini fakirlere dağıtmak)

17- Duş aldıktan sonra ayaklarını yıkardı.

18- Ezan okunurken dururdu.

19- Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru ilikler, yukarıdan aşağıya doğru açardı.

20- Namazda sol ayağı üzerine oturur sağ ayağını dikerdi.

21- Namazda rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirirdi.

22- Namazda rükuya giderken sırtı dümdüz olurdu.

23- Cenaze evine yemek gönderirdi.

24- Kabir üzerine su dökerdi, kabri balık sırtı yapardı.

25- Cevizi peynirle (şifadır), üzümü ekmekle yerdi.

26- Buğday ekmeğine arpa unu karıştırırdı.

27- Yemekte güzel şeylerden bahsederdi.

28- Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönerdi.

29- Yolda başı öne eğik yürürdü.

30- Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okurdu.

31- Diş temizliği için misvak kullanırdı.

32- İstişare ederdi.

33- Mübah olan yerlere sağ ayakla girer sağ ayakla çıkardı.

34- Günde iki öğün yemeye gayret ederdi.

35- Cenaze namazından sonra ayakta dua ederdi.

36- Her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir, İhlas, felak, nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak 3 defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı. Hz. Aişe validemiz bunu her gece 3 defa yaptığını rivayet etmektedir.

37- Hapşırınca Elhamdülillah ,duyarsa da Yerhamükellah derdi.   

38- Ölüm halinde olanlara su içirirdi.

39- Güzel koku sürünürdü.

En daraldığım anda, ormanı seyre dalarım…Ağaçların biraradalığı bana huzur telkin eder…Ancak doğayı taklit eden insan bu konuda başarısızdır, insan insanın cehennemidir çoklukla…Oysa bir güneş gibi doğsak ya hayatlarımıza, zor mu ?

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“…Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için dostlarına telkin ederler. Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz, siz de Allah'a ortak koşanlardan olursunuz.”

(En'am, 121)

*
Bir tarafta “ Oğlum üşütme”. Oğlum düşeceksin, oğlum terleme diye koruduğunuz evlatlar. Diğer tarafta “ Oğlum La İlahe İllallah de” diyerek yaralı ceylanlarını toprağa girmeye telkin eden Anneler. Burada ah burada evlatlarınızın üstünü örtüp ışığı kapamak varsa Halep’te evlatlarının yaralı ellerini Allah’a açıp ekmeğe bakan gözlerini son kez kapamak var. 😔😢😢
*

Rabbim sen Kahhar olmasaydın, kurşunun deldiği yerden cennet güvercinleri fışkırır mıydı toprağa.. Sen Kahhar olmasaydın Musa’sını bu kadar yiğitçe cennete hazırlar mıydı bir anne. Ve sen Kahhar olmasaydın yavrusunun kopmuş elini göğüne kaldırıp yağmuruna öptürür müydü bir baba.. Rabbim yaşamak nerede doğduysa mazlumları oraya yetiştir. Zalimlerin yüzünü dağıttıkları çocuk yüzlerinin içine göm. Onların da saçları namlunun ucunda uzasın.

Esra Elönü

Zümer Suresi 53.Ayet-i Kerimede buyruluyor:

“(Ey Rasûlüm, tarafımdan kavmine) De ki: «Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.»”

De ki Ey peygamber dedikten sonra, Ey günahkar kullarım diye başlıyor Allah-u Teala. Kuran-ı Kerim’de cennet vaad eden hiçbir ayet-i kerime bulunmasa sadece Zümer suresinin 53. Ayeti bulunsa arş kadar büyük bir umutla yaşarız biz. Neden?

Ey Günahkar, çizgiyi aşmış kullarım diyor Allah. Ey Kabe’nin dibinde sabahlara kadar ibadet eden kullarım der gibi Ey alkolik kulum diyor Allah. Bu gösteriyor ki mümin olduğun sürece, Allah-u Teala Rabbim şeriatı dinimdir dediğin sürece Allah’ın mümin kuluna kapısı açıktır demektir. Ey kullarım sözü Hz. Ebubekir’e de dendi bir meyhane kenarında sızıp kalana da deniliyor. Şeytan ise hem Allahtan bir adım uzak kalmayı bize telkin ediyor hem de bir adım uzaklaştıkça “Sen battın geri dönemezsin” diyor. Halbuki Allah ondan fersah fersah uzak duran insanı bile mümin olduğu sürece ey kulum diye çağırıyor. Biz bunu anlayamayız çünkü bizler çocuğumuz bir kere sözümüzü dinlemese ona yavrum sözünü bir daha kullanmayız. Azarlar,aşağılarız. Bir sonrakine onu bile demeyiz. Ama sabahlara kadar meyhanede sızan kulunu bile Allah kulum diye çağırıyor. Kırdığın bütün çanak çömleğine rağmen, geçmiş sabıkanda peygamber öldürmeye teşebbüs etmek gibi ağır bir suç olmasına rağmen, 100 insan katili olsan bile sana kulum diye hitap eden Allah var. Bu frekansı tutturamayan insan iyi bir müslüman olup cennete gidebilmek için hac etmeyi bekleyen insandır. Onun frekans bozukluğu vardır. Onu meyhanede sızmış hali ile bile kulluğuna kabul eden Allah’ı Kabe’nin dibinde bulacağını zanneder. Bu da şeytanın işine gelir.

Onu gördüğüm ilk zamanı hatırlıyorum , okula ilk başladığım günler şu an daha az konuştuğumuz bir kız sayesinde fark etmiştim onu , okuldaki en yakışıklı çocuk değildi  fakat kendine göre bir havası vardı . İlk başlarda beğenmiyordum  , ne gözüme ne de ruhuma hitap ediyordu . Daha sonralar ise her yerde ince detaylar gibi onu fark etmeye başladım , arkadaşlarıyla takılıyordu ama en çok yalnız olmayı seviyordu , bunu daha İlk görüşte anlamıştım . Üstüne giydiği yeşil t-short ve krem pantolon ile her yerdeydi sanki… Ne kadar kendime bu işi durdurmam gerektiğini söylesem de gönül denen şey engellenemiyordu , yavaş yavaş kapılıyordum ona . Daha sonra kuzenlerimden biriyle konuşunca o çocuğu tanıdığını öğrendim , eskiden aynı okul dalarmış. İsmini öğrenmem ile okulda onu araştırdım  ve sapık gibi her yerden onu bulmaya çalıştım  . Buldum da , ama bulduğumda o kadar komik bir fotoğrafı vardı ki , kızlara resmini atıp delicesine gülmüştük , her ne kadar o fotoğraf dalga konumuz da olsa içimde bir yerlerde beni ona bağlayan düğümler biraz daha sıkılaşıyordu . İçten içe kendime onu unutmam gerektiğini telkin ediyordum ama pek de başardığım söylenemezdi . Akşamları eve gelip onu düşünüyor , kızlara onunla ilgili şeyler söylüyordum hep , eskiden hoşlandığım çocuklar olmuştu olmasına ama bu ayrıydı , daha ilk andan belliydi zaten beni çok sarsacağı … Bana bakmıyordu zaten bende istediğim gibi bakıyordum ona , içten içe beni görmesini , içimdeki o çocuksu sevginin gözlerimden onun gözlerine akmasını çok istiyordum . Belki şanslıydım belki de bir işaretti bilmiyorum ama hala hatırlıyorum bir çarşamba günü okuldayken , merdivenlerden iniyorduk kızlarla , o da yukarı çıkıyordu . Arkadaşım onu işaret etmek için koluyla dürtüklemişti beni , ne oldu bilmiyorum ama her şey o anda oldu zaten , çocuğun üzerine düştüm . Hala o anki şoku , kalp çarpıntımı , yanlışlıkla da olsa ona dokunduğum zaman hissettiğim o sıcaklığı hatırlıyorum . Yüreğim öylesine delirmişti ki , kalbim yerinden çıkacak sanmıştım . Dönüp özür dileyemeden yanından geçip gittim , hala o an için pişmanım ama bazı şeylerin benim için iyi olduğuna inanıyorum . Arkadaşlarım şok olmuşlardı ve bana çok kötü baktığını söylemişlerdi . Bacaklarımın bağı çözülmüş ne yapacağımı bilemez hale gelmiştim . Sonraki gün için kızlara danıştım , özür dileyecektim ondan … Elime iki üç kere fırsat geçmesine rağmen bir türlü o özürü dileyememiştim , içimdeki sıkıntı bir türlü geçmiyordu , özür dilemezsem içten içe kendimi yiyip bitireceğimi biliyordum . O günün sonunda bir not yazdım ona , anlaması için ise bir işaret bulmuştum , dolabına koyacaktım kağıdı, arkadaşımla okuldan en son çıkmayı göze aldık ve sınıflarına gittik , bir türlü bulamadık dolabı , ikimizde üzgünüz ama benim içimde dökülen yaşları kimse görmüyordu . İkinci gün de özür dilemeye çalıştım , yine olmadı . Saatler aktıkça , saliseler gittikçe moralim bozuluyordu . Üçüncü gün son dedim kendime , bugün söyledin söyledin , söyleyemedin bırak kızım peşini dedim . Okul çıkışı arkadaşımdan bir mesaj gelmişti  , ilk başlarda idrak edememiştim sözcükleri , cümleyi toparlayamamış , ciğerlerime nefes çekememiştim bir süre … Sonra yazılar görünür olmuş , beynimde çanlar çalmaya başlamıştı “ Sevgili var !” Arkadaşım mesajda bir sevgilisi olduğunu yazmıştı , birbirlerine sarılırken  görmüşler ikisini ,  an yüreğimdeki boşluğu , ne yapacağını bilememezlik halini hala adım gibi hatırlıyorum . Okuldan arkadaşlarım teselli etmeye çalışmışlardı beni , olmaz öyle şey o çocuğa kim bakar diye söylemişlerdi , ama ben bakıyordum işte , hem de durmadan kalbimin gittiği en uç noktaya kadar bakıyordum . Okul bitti biz etüte kalmak için içeri girdik , belki kimse fark etmiyordu ama kalbim donmuştu o an da , ben bile bir ara mesaj atan arkadaşıma inanmaz iken gözümle gördüğüm şeye nasıl inanmam durumuna düşmüştüm . O an ki acı belki yaşamayana normal gelecek ama bana çok ağır gelmişti , onun elinde başka birisinin elini görmek ve onun dudaklarının başka bir insanın tenine değdiğini görmek yüreğimi perişan etmişti . Acı vücudum da katlanılamaz bir şekilde artıyordu , orada herkesin içinde ağlamak istiyordum , ama gözümün önündeydiler , ne yapabilirdim ki onların o mutlu hallerini seyretmekten başka … Eve gitmek için okuldan çıktığımızda metro durağında dibimize kadar gelmişti , biliyordum hala söylememi istiyordu , kulakları o “Özür dilerim “ cümlesini duymak için çırpınıyordu . Ama ben o gün söylemedim ona , belki de elimdeki en iyi andı , eğer o manzarayı görmeseydim gidip söylemeyi bile düşünüyordum , ama belki de bir işaretti bana yapılan , dur deme şekliydi Tanrının , bende durdum ,bir daha özür dileme girişiminde bulunmadım . Eve gidince ağladım , yüreğimdeki yara , acı aksın gitsin istedim gözyaşlarımla , ama ne kadar gidebilirdi ki zaten , o yara dikiş tutmazdı ki … Sonraki gün hiçbir şey olmamış gibi uyanmıştım , okulda hep o ikisini yan yana görüyordum ve hep gözyaşlarımı içime akıtıyordum , yüzüme taktığım mutluluk maskesi bile bazen ağlıyordu benim için . Günler böyle geçip gidiyordu , bazen görmemek için kafamı başka taraflara çeviriyordum ama o zaman hissediyordum bana baktığını , beni izlediğini biliyordum , en çok o zaman canım yanıyordu işte , ne ben içimdekileri söyleyebiliyordum ona ne de o cesur davranıyordu . Geçen güne kadar her şey kontrolüm altındaydı sanıyordum , normale dönmüştüm , gülüyordum , hem de en içten şekilde . Sonra onu yine bana bakarken yakalıyordum , bunu bana neden yapıyordu bilmiyordum , ama canımın yandığı kesindi. Acı oluk oluk akıyordu o zaman , yaralar tekrar açılıp kanıyor , gözyaşları tekrar akıyordu , bana ceza mı vermek istiyordu bilmiyordum ama o bana baktığı zaman öldüğümü gömüyor muydu merak ediyordum . Her zaman aşka inana ben yavaş yavaş inancımı kaybediyordum .Bugün yine bana baktı ,en hazırlıksız anımda fark ettim onu , gözlerini ayırmadan izliyordu beni, bir şey bulmak istercesine delip geçiyordu gözleri   ve benim yine canım yanıyordu , bana baktığında ne hissediyordu bilmiyorum ama ben ona her baktığımda ölüyordum. Bazen onunla ilgili düşer kuruyordum , sevgilisi vardı ama onunla ilgili düşler kurmak yasak değildi bana , daha farklı hayal ediyordum bizi , daha güzel belki de daha anlamlı yine de gerçek böyle değildi işte .  Ben belki de en farklı anlarımı bu insanda yaşadım , en farklı duyguları bu insanda tattım , evet benim sevgilim değildi , bana dokunmuyordu , beni sevmiyordu ve bana sevgi sözcükleri fısıldamıyordu ama zaten asıl del işi olan bu değil miydi ? uzaktan sevmek en güzeliydi işte , ben onun için ne kadar üzüldüğümü her zaman bilecektim ama o asla bilmeyecekti.

Saçma gelebilir ama bazen iki et kızarttığım oluyordu ya da banyoda onun için su bırakıyor veya sofra kurarken kendimi elimde iki tabakla buluyor ya da yüksek sesle bir şey soruyordum, en beteri ise ışık açık uyuyordum. Cehennem bu küçük ayrıntılarda yatıyordu, bir sis ya da yırtık bir dantel elbise gibi dallarda asılı kalan bu ufak tefek şeylerde. Bu tür şeyleri yaşadığımda olduğum yerde donup kalıyor ve yavaş yavaş sindirmeye çalışıyordum. Yanlışlıkla dolabı açıp onun bütün elbiselerini gördüğüm zamanlar boğuluyor gibi oluyordum. Her seferinde kendime bunun bir önceki darbeden daha az yıkıcı olduğunu telkin etmeye çalışıyordum. Kabullenmek zordu.

Ahir zamandayız, Allah’ın rızasına çağıran, müminlere zikrullahı  telkin edenler azaldı. Bununla birlikte haram ve günahlar çoğaldı. Bırakın zühd ve takva üzerine yaşamayı, müminler beş vakit namazını kılmak için bile şeytan ve nefsle büyük mücadeleler veriyor. Artık sadece kişinin nefsini yenmesi de yetmiyor. Namaz kıldırmayan patronlar, mescitsiz alanlar ve mekanlar türedi. Sabah ezanlarıyla beraber uyanılan bir coğrafyada alarmlar mesai saatine kurulur oldu. Sabah namazına kalkmak fazilet haline geldi.