teddy bear project

5

Alice in Wonderland theme- Anime official arts

part 1 / 2

Thank you thank you my sweet Lola-chan miyakuli for help with colours :* Sooooo much. :*  huuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuugs. :* 

@karaszrobert: A pillanat,amikor Ryan Gosling a maci projektünk mellé állt:)) #fogadjorokbeegymacit #premierkultcafé #aukcio #ryangosling

Ryan Gosling with a teddy bear for a charity project at the Premier Kultcafé, the largest disability-friendly cultural space in Europe located in the heart of the Hungarian capital.

Seçilmiş Gerçeklik: Yalnızca Kaçıklar İçin

Ydessa Hendeles’in bembeyaz bir teni, çok güzel gözleri, kıpkırmızı upuzun saçları, kıpkırmızı upuzun tırnakları, simsiyah giysileri, kocaman gümüş yüzükleri ve yumuşak, titrek bir sesi var. Masallardaki cadıların, daha doğrusu bu cadıların günümüze uyarlanmış karikatür-imgesinin, yani ‘eksantrik kadın sanatçı’ klişesinin son temsilcilerinden biri o. Eleştirmenlerin Morticia Addams’a benzeterek alay ettikleri, hayranlarının çıkarcılıklarını gizlemeden destekledikleri, belgeselini yapan Agnes Varda’nın bile tüm dünyaya ‘çok tuhaf, çok yalnız ve çok zengin’ olarak tanıttığı kaçık bir hayalperest…

Meşhur fotoğraf koleksiyonundan ve oyuncak ayılara olan tutkusundan bahsederken takındığı ifadeyle, Yahudi soykırımından ve toplama kampından kurtulmuş ailesinden bahsederken takındığı ifade arasında hiçbir fark yok: Ciddi, hüzünlü, dikkatli, ürkek. Bu ifadesi, yaşama bakışını da ele veriyor. Geçmiş ve şimdi, gerçek ve kurmaca, tarih ve hikaye, koleksiyonerlik ve sanatçılık, canlılar ve nesneler, yaşayanlar ve ölüler… Ydessa ne anlatırsa anlatsın, aslında hep aynı sınırlardan, sınırların yokluğundan söz ediyor sanki. Talepkar bir tonla, aynı şeyi tekrarlayıp duruyor: Bir zamanlar mutluydum. Şimdiyse, benim için üzülmeni istiyorum. Beni dinle, beni seyret, beni anla, acımı paylaş.

Geçmişte, Ydessa’nın takılıp kaldığı çok mutlu bir an var. Ydessa bu anı sadece fotoğraflardan ve sevgili annesinin anlattığı hikayelerden biliyor. Aslında bu anı önemli kılan, onun (bebeğin) o güneşli günde, açık havada, annesinin yanında, beşiğindeki oyuncak ayısıyla birlikte, kendini ne kadar mutlu ve güvende hissettiği. Ydessa bunların hiçbirini hatırlamıyor, yine de sırf o ana dönebilmek için durmaksızın çalışıyor; tek başına, ama tüm dünyadan kendisine bu yolculukta eşlik etmesini rica ederek.

Çocukluğun bitmek zorunda olması korkunç bir şeydir. Ydessa bunun acısını belli ki derinden hissediyor. O, Peter Pan gibi, bir yetişkin olmaktansa bir çocuk olarak Olmayan Ülke’de yaşamayı tercih etmiş değil; daha çok, Peter Pan’i ve çocukluğuna dair sevdiği bütün her şeyi geride bırakmak zorunda kalmış melankolik bir Wendy’e benziyor. Yaşlanıyor, ama hatırlamadığı bir geçmişin, terk edilmiş ayıcıkların yasını tutmaya devam ediyor. Bu terk edişler hiçbirimize yabancı değildir aslında; oyuncak ayıya her daim hüzünlü, yıpranmış, acınası bir kişilik atfetmemiz de bu yüzdendir. Fabrika çıkışlı ayıcıklar, paketleri açılır açılmaz eskimeye başlarlar. Güzel günler geçip gider ve ayıcık başkasına verilir. Kenara atılmış ayıcık imgesi, kaybettiği çocukluğunun arkasından ağlayan yetişkinin o kaybolan çocukla bir kereliğine mahsus buluştuğu yol ayrımının simgesidir. Çoğu yetişkin, bu duygu yüklü buluşmayı kendi isteğiyle sonlandırır ve yoluna devam eder. Bazıları ise bunu yaparken o kadar acı çeker ki, bambaşka bir evren yaratma ihtiyacı hisseder. Eskiyle yeninin yan yana yaşadığı, her sabah geçmişin o en parlak, en güneşli anına uyanılan, limon sarısı, tozlu bir dünya…

Ydessa’nın en sevdiği fotoğraf, o her şeyi başlatan fotoğraf, bebek Ydessa’yı, oyuncak ayısını, gencecik annesini güneşli bir günde açık havada sonsuza dek hapsetmiş o fotoğraf… Sonsuza dek mi, yoksa solup gitti mi çoktan? Gittiyse bile, arkasından binlercesini sürükledi: Ydessa Hendeles on yılda biriktirdiği (bazılarını hayranlarından bizzat satın aldığı) binlerce fotoğrafı geçtiğimiz senelerde Münih’te sergiledi. Sanatsal değeri olmayan, bazıları yüz yıllık, üst üste - yan yana dizilmiş bir sürü ‘anı’ fotoğrafı… Askerler, okullu kızlar, sporcular, pikniğe çıkmış aileler, takım elbiseli yetişkinler, çırılçıplak dansçı kadınlar, şimdi çoktan tarih olmuş güler yüzlü kadınlar, erkekler, çocuklar: Bütün bu fotoğrafların ortak noktası, her sahnede nasılsa kendine yer bulmuş oyuncak ayıların varlığıydı. Her fotoğrafta karşımıza çıkan, fotoğrafa bakma deneyimini oyuna dönüştüren, fotoğrafın ‘konu’sunun bile önüne geçen bu ayıcıklar, Ydessa’yı o insanlara ve sayılamayacak kadar çok hikayeye bağlayan birer ‘tılsım’ aslında. Göçüp gidenlerin arasında, yıpranmış ama dimdik ayakta, o mutlu evrenin gözcülüğünü yapıyorlar.

2004 yapımı Ydessa, Les Ours Et Etc. (Ydessa, Ayıcıklar, Vs.) belgeselinde Agnes Varda, Ydessa Hendeles’in başkalarının anılarıyla inşa ettiği bu geçmişi irdelemek istemiş ve Ydessa’nın bir sanatçı olarak portresini çizmeye çalışmıştı. Ydessa’nın sergisinde seçilmiş anılardan oluşturduğu alternatif geçmiş, belgelemeyle kişisel tarih yazımı arasındaki ilişkiyi ortaya koyması açısından önemliydi çünkü. Her birinde mutlaka ayıcık bulunan binlerce fotoğraf, son yüz yılın her anında, her evde, adım başı, mutlaka bir ayıcık bulunduğu yanılsamasını doğuruyordu. Varda, tüm ciddiyetiyle, neden, diye soruyordu. Bütün bunlar ne için? Şöyle cevaplıyordu Ydessa: “Herkesin bir oyuncak ayıya sahip olduğu, kendini güvende hissettiği ve mutlu bir hayat sürdüğü bir dünya yaratmak istedim!”

Teddy Bear Project (Ayıcık Projesi) belki de hiçbir zaman bitmeyecek. Bir zamanlar mutluydum. Şimdiyse… Şimdi, eklenen her bir parçayla (eski fotoğraflar ya da o fotoğraflarda görünen eski, orjinal oyuncak ayılarla) Ydessa kendini daha az yalnız hissedecek. Ayıcık Projesi Münih’teki sergi mekanının dışına taşmış, sınırları belirsiz boş odalarda büyümeye, çoğalmaya, gezmeye ve sahnelenmeye devam ediyor; ama herkes için değil. Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu romanındaki gezici tiyatronun ilanında yazdığı gibi; yalnızca kaçıklar için… 

 Xoxo the Mag Nisan sayısında yayımlandı.

Seçilmiş Gerçeklik: Yalnızca Kaçıklar İçin

Ydessa Hendeles’in bembeyaz bir teni, çok güzel gözleri, kıpkırmızı upuzun saçları, kıpkırmızı upuzun tırnakları, simsiyah giysileri, kocaman gümüş yüzükleri ve yumuşak, titrek bir sesi var. Masallardaki cadıların, daha doğrusu bu cadıların günümüze uyarlanmış karikatür-imgesinin, yani ‘eksantrik kadın sanatçı’ klişesinin son temsilcilerinden biri o. Eleştirmenlerin Morticia Addams’a benzeterek alay ettikleri, hayranlarının çıkarcılıklarını gizlemeden destekledikleri, belgeselini yapan Agnes Varda’nın bile tüm dünyaya ‘çok tuhaf, çok yalnız ve çok zengin’ olarak tanıttığı kaçık bir hayalperest…

Meşhur fotoğraf koleksiyonundan ve oyuncak ayılara olan tutkusundan bahsederken takındığı ifadeyle, Yahudi soykırımından ve toplama kampından kurtulmuş ailesinden bahsederken takındığı ifade arasında hiçbir fark yok: Ciddi, hüzünlü, dikkatli, ürkek. Bu ifadesi, yaşama bakışını da ele veriyor. Geçmiş ve şimdi, gerçek ve kurmaca, tarih ve hikaye, koleksiyonerlik ve sanatçılık, canlılar ve nesneler, yaşayanlar ve ölüler… Ydessa ne anlatırsa anlatsın, aslında hep aynı sınırlardan, sınırların yokluğundan söz ediyor sanki. Talepkar bir tonla, aynı şeyi tekrarlayıp duruyor: Bir zamanlar mutluydum. Şimdiyse, benim için üzülmeni istiyorum. Beni dinle, beni seyret, beni anla, acımı paylaş.

Geçmişte, Ydessa’nın takılıp kaldığı çok mutlu bir an var. Ydessa bu anı sadece fotoğraflardan ve sevgili annesinin anlattığı hikayelerden biliyor. Aslında bu anı önemli kılan, onun (bebeğin) o güneşli günde, açık havada, annesinin yanında, beşiğindeki oyuncak ayısıyla birlikte, kendini ne kadar mutlu ve güvende hissettiği. Ydessa bunların hiçbirini hatırlamıyor, yine de sırf o ana dönebilmek için durmaksızın çalışıyor; tek başına, ama tüm dünyadan kendisine bu yolculukta eşlik etmesini rica ederek.

Çocukluğun bitmek zorunda olması korkunç bir şeydir. Ydessa bunun acısını belli ki derinden hissediyor. O, Peter Pan gibi, bir yetişkin olmaktansa bir çocuk olarak Olmayan Ülke’de yaşamayı tercih etmiş değil; daha çok, Peter Pan’i ve çocukluğuna dair sevdiği bütün her şeyi geride bırakmak zorunda kalmış melankolik bir Wendy’e benziyor. Yaşlanıyor, ama hatırlamadığı bir geçmişin, terk edilmiş ayıcıkların yasını tutmaya devam ediyor. Bu terk edişler hiçbirimize yabancı değildir aslında; oyuncak ayıya her daim hüzünlü, yıpranmış, acınası bir kişilik atfetmemiz de bu yüzdendir. Fabrika çıkışlı ayıcıklar, paketleri açılır açılmaz eskimeye başlarlar. Güzel günler geçip gider ve ayıcık başkasına verilir. Kenara atılmış ayıcık imgesi, kaybettiği çocukluğunun arkasından ağlayan yetişkinin o kaybolan çocukla bir kereliğine mahsus buluştuğu yol ayrımının simgesidir. Çoğu yetişkin, bu duygu yüklü buluşmayı kendi isteğiyle sonlandırır ve yoluna devam eder. Bazıları ise bunu yaparken o kadar acı çeker ki, bambaşka bir evren yaratma ihtiyacı hisseder. Eskiyle yeninin yan yana yaşadığı, her sabah geçmişin o en parlak, en güneşli anına uyanılan, limon sarısı, tozlu bir dünya…

Ydessa’nın en sevdiği fotoğraf, o her şeyi başlatan fotoğraf, bebek Ydessa’yı, oyuncak ayısını, gencecik annesini güneşli bir günde açık havada sonsuza dek hapsetmiş o fotoğraf… Sonsuza dek mi, yoksa solup gitti mi çoktan? Gittiyse bile, arkasından binlercesini sürükledi: Ydessa Hendeles on yılda biriktirdiği (bazılarını hayranlarından bizzat satın aldığı) binlerce fotoğrafı geçtiğimiz senelerde Münih’te sergiledi. Sanatsal değeri olmayan, bazıları yüz yıllık, üst üste - yan yana dizilmiş bir sürü ‘anı’ fotoğrafı… Askerler, okullu kızlar, sporcular, pikniğe çıkmış aileler, takım elbiseli yetişkinler, çırılçıplak dansçı kadınlar, şimdi çoktan tarih olmuş güler yüzlü kadınlar, erkekler, çocuklar: Bütün bu fotoğrafların ortak noktası, her sahnede nasılsa kendine yer bulmuş oyuncak ayıların varlığıydı. Her fotoğrafta karşımıza çıkan, fotoğrafa bakma deneyimini oyuna dönüştüren, fotoğrafın ‘konu’sunun bile önüne geçen bu ayıcıklar, Ydessa’yı o insanlara ve sayılamayacak kadar çok hikayeye bağlayan birer ‘tılsım’ aslında. Göçüp gidenlerin arasında, yıpranmış ama dimdik ayakta, o mutlu evrenin gözcülüğünü yapıyorlar.

2004 yapımı Ydessa, Les Ours Et Etc. (Ydessa, Ayıcıklar, Vs.) belgeselinde Agnes Varda, Ydessa Hendeles’in başkalarının anılarıyla inşa ettiği bu geçmişi irdelemek istemiş ve Ydessa’nın bir sanatçı olarak portresini çizmeye çalışmıştı. Ydessa’nın sergisinde seçilmiş anılardan oluşturduğu alternatif geçmiş, belgelemeyle kişisel tarih yazımı arasındaki ilişkiyi ortaya koyması açısından önemliydi çünkü. Her birinde mutlaka ayıcık bulunan binlerce fotoğraf, son yüz yılın her anında, her evde, adım başı, mutlaka bir ayıcık bulunduğu yanılsamasını doğuruyordu. Varda, tüm ciddiyetiyle, neden, diye soruyordu. Bütün bunlar ne için? Şöyle cevaplıyordu Ydessa: “Herkesin bir oyuncak ayıya sahip olduğu, kendini güvende hissettiği ve mutlu bir hayat sürdüğü bir dünya yaratmak istedim!”

Teddy Bear Project (Ayıcık Projesi) belki de hiçbir zaman bitmeyecek. Bir zamanlar mutluydum. Şimdiyse… Şimdi, eklenen her bir parçayla (eski fotoğraflar ya da o fotoğraflarda görünen eski, orjinal oyuncak ayılarla) Ydessa kendini daha az yalnız hissedecek. Ayıcık Projesi Münih’teki sergi mekanının dışına taşmış, sınırları belirsiz boş odalarda büyümeye, çoğalmaya, gezmeye ve sahnelenmeye devam ediyor; ama herkes için değil. Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu romanındaki gezici tiyatronun ilanında yazdığı gibi; yalnızca kaçıklar için… 

 Xoxo the Mag Nisan sayısında yayımlandı.