tarihi-eser

10

CENNET MEKÂN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN SAAT KULELERİ 

Tarihi saat kulelerinin 19. yüzyılda hızla yayılması, Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han'ın (1876-1909) bu konudaki öncülüğü ile olmuştur. Usta bir marangoz olduğu kadar, saatlere olan merakıyla da tanınan II. Abdülhamid, valilerine gönderdiği fermanlarıyla saat kuleleri yapımını teşvik etmiştir

Saat  kulelerinin ana işlevi zamanı göstermek olsa da, bir takım yan görevler de üstlenmişler. Çanakkale, İzmir ve Dolmabahçe saat kulelerinin kaidelerinde bulunan sebiller halkın su gereksinimine bir karşılıktır. Ayrıca kuleler genel olarak yangın ve gözetleme amaçlı olarak da kullanıldı. Bazı saat kulelerinde bulunan çanlar sayesinde şehirde çıkan yangınların duyurulmasının amaçlandığı da (Çanakkale Saat Kulesi) görülmüştür. Bunun yanında bazı kulelerde bulunan rüzgâr gülleri ve barometreler sayesinde (Dolmabahçe ve Kayseri Saat Kulesi) halkın hava durumu hakkında bilgi alması da sağlanmıştır. 

Kulelerde bulunan çanlar sayesinde halk saati göremese de saatin kaç olduğunu anlayabilirdi. Genel olarak benzer vuruşlar yapılsa da kentler arasında küçük farklar da vardı. Genellikle saat başları saat sayısı kadar çalardı çanlar. Bazılarında ise saat başlarında tek vuruş yapılırdı. 

O dönemki Osmanlı toprakları ve yurt dışına hediye olmak üzere birçok şehirde Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han, saat kulelerini halkın hizmetine sunmuştur. İstanbul, Kudüs, İzmir, İskeçe, Gümülcine, Çanakkale, Mexio City, Tokat, Bursa, İzmit, Kayseri, Trablus, Çorum saat kuleleri...vs bunlardan bazılarıdır. Bunlar dışında birçok saat kulesi de yokolmuş/yıkılmış, bazıları onarılmış/yeniden yapılmıştır. Amasya, Bolu, Diyarbakır, Edirne, Gelibolu, Konya, Kütahya saat kuleleri..vs bunlardan bazılarıdır.

*Yukarıdaki fotoğraflarda Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han'ın yaptırdığı bazı saat kuleleri yeni ve eski fotoğraflarıyla görülmektedir. Araştırır/hazırlarken burnumun direği sızlamıştır.

glysunflower

5

Safranbolu, KARABÜK (07/2015)

Kent Tarihi Müzesi - 2

Safranbolu Kent Tarihi Müzesi eskiden Hükümet Konağı olarak kullanılan binanın restore edilerek yeniden düzenlenmesiyle müze olarak kullanılmaya başlanmış.

Kent Tarihi Müzesi’nde Safranbolu ve yöresini tanıtan pek çok ürün sergilenmekte. 3 katlı olan müzenin zemin katı Esnaf ve Sanatkarlar Çarşısı olarak düzenlenmiş. Baharatçısından semercisine, kalaycısından eczanesine, demircisinden yemenicisine kadar Safranbolu’da geleneksel olarak var olan esnafların örnek dükkanları sergileniyor. Birinci katta Safranbolu’nun tarihi, Safranbolu’yla ilgili kültürel yayınlar, sergi ve konferans salonu bulunuyor. İkinci katta ise geleneksel Safranbolu eşyaları ve kıyafetleri sergileniyor. 

people are strange when you're a stranger

Tarihi eserlerin iadesi ve kaçırılmasıyla ilgili diyeceğim bir şeyler var. Yurtdışında bizim topraklarımızdan sökülüpte binbir türlü dalavereyle götürülmüş eserleri görmek için müzelere girdiğimde hiddet dolup taşıyorum, hatta bir keresinde bir ingiliz arkadaşın Ashmolean Müzesi'nden bahsederken bir cümlesinde ‘Mısır ve Türkiye'den getirilen eserler’ dediğinde sinirle 'ne getirmesi be çaldınız’ diye kavgaya tutuşmuştum. Bugünse bir gazetenin ekinde Pergamon antik kentinden bahsediliyordu, Almanlar almış şehri götürmüş aynen müzeye tekrardan monte etmiş! Türkiye diplomatik yollara başvurarak eserlerin geri iadesini talep etmiş. 

'aferin aslan ülkem’ demekle 'neden?’ demek arasında sıkışıp kalıyorum. Hangi antik kenti sahiplenmişki bu ülke de bunu sahipleniyor.

Hadi diyelim iade ettiler geriye nasıl taşıyacaksın, nasıl alıp yeniden monte edeceksin sen koskoca kenti?

Var mı böyle lojistik gücün, var mı böyle mühendisin, mimarın, arkeologun işin altından kalkacak? Ha yok mu? Alırsın onu da yurtdışından! Yetiştirmezsin, yetişmek isteyene de ödenek vermezsin!

Sen ki tarihi surların ev duvarı olarak kullanılmasına izin vermişsin

Sen ki nice Agoraların üstünden 5 kat asfalt geçirmişsin

Sen ki kral mezarlarının üstünün tarla olarak kullanılmasına göz yumuşsun

Zarar vereceğini bile bile ayakta duran antik kentinin eteğine altın madeni işletilmesine izin vermişsin

Hatta ta Osmanlı Döneminde padişahlarının cahilliğine şapka çıkarıp sökülüp götürülen eserleri konvoyla uğurlamış, antlaşma imzalamışsın. 

Müze kart alın dedin, aldık da sen benden yine para istiyorsun müzenin bir başka bölümüne girerken, birçok eseri tarihi kapsamına almayıp müze kartı geçersiz bırakıyorsun. Onca parayı alıyorsun da bakmıyorsun be! Skandalları hep takip ettik medyadan, müzelerinin müdürlerinin bile tarihe, esere saygısı kalmamış.

Şimdi sen hangi yüzle, senin tarihine sahip çıkmış, senin tarihine senden iyi bakmış ülkelere oyuncağı elinden alınmış bir çocuk şımarıklığıyla 'benim o, bana ver onu’ diye ağlıyorsun?

Milliyetçi desen değilim, yabacı sevici desen hiç değilim. Ama sinirlendim. Çıkamıyorum içinden.

Hoşap kalesi..cumartesi sabahı gezimizin ilk durağı..içini göremedik..çünkü restorasyon çalışmaları varmış..Nisan ayında açılacağı için de, yanına kadar gitmekle yetindik..ama gidilesi, görülesi bir tarihi eser..

flickr

EFES CELSUS LIBRARY by talip çetin
Via Flickr:
Efes Celsus Kütüphanesi, Selçuk / İzmir / TÜRKİYE

-“Nasılsın?”
-“…”
Sabah alarm çalıyor, düzensiz uykumu bölüyor. Esasında alarm bahane aileme. Uyuduğumu sansınlar diye. Uykusuz gözlerim, biraz sersemim. Aynaya baktığımda, unutulmuş tarihi bir eser gibiyim. O'nun eseri. Unutulmaya terk ettiği bir eser. Yemek yemiyorum. Ne kahvaltı, ne akşam yemeği. Benim açlığım, onun ellerine. Benim açlığım, onun boynundaki o kokuya. Çıkıyorum evden, metroya biniyorum. Hep köşeye oturuyorum, yere. Boş yer olsa bile. Raylar bana fısıldıyor sanki. Herşeye bir anlam yükleyecek kadar deliyim. İstasyon da iniyorum, ama dışarı çıkmıyorum. Oturuyorum banka, izliyorum. Çıplak bir kadın görüyorum. Gerçeklerini dün gece bir çay eşliğinde bir adama harcamış. Bir adam görüyorum sonra, şık bir paltosu var. Hisleri en az hırçın dalgalar kadar yıkıcı. Bir kadın görüyorum, telaşlı. Çocuğunun çıkışına yetişememiş. Bir adam görüyorum sonra, dokunsam boğacak sanki beni. Elleriyle değil ama, hisleriyle. Gözlerinde yaş birikmiş, belki on dakikadır göz kırpmıyor akmaması için. Gözlerinde okyanus var adamın. Doğrulamıyorum. Banktan kalkamıyorum. Ayaklarım bana ihanet ediyor. Güçlü olamıyorum. Sol elin göğüs kafesimin tam ortasında olsa şuan, boynumda yüzün. Yitip gidecek bunca hüzün. Kirpiklerin gıdıklasa boynumu, içimdeki bunca deprem son bulur mu? Sesinden tek bir kelime duysam… Gözlediğim o geminin limanı… Ruhun olur mu? -“İyiyim.

“Ben, Demir'in (Timur) döneminde yaşasaydım, onu yaptıklarını yapabilir miydim bilmiyorum.
Ama o benim dönemimde yaşasaydı, benim yaptıklarımın çok fazlasını yapardı.”

- Mustafa Kemal Atatürk