tarihi-eser

Aksaray'da bulunan Sultan II.Kılıçarslan'ın türbesi… 

 -Bin yıl boyunca böyle korkunç bir nesil gelmedi!!!

*Allah cc, ecdad yadigârının üzerine sevdiğini yazanı sevdiğine kavuşturmasın, adını yazanın yüzünü güldürmesin! Amin. Hiçbir değerin kadrini bilmeyip sadece kendi değerli zanneden gerizekalılar! Bir kibrit çöpü bile hayrı olmamış, vatana, müslümanlığa ama APTAL ADINI o hakkı ödenmez ecdadın duvarına yazacak kadar CAHİL VE CAHİL CESARETLİ BEYİNSİZ! 

esasında nurten abla bir zamanlar tarihi eser gibi kadındı. nefis boynu, mavi gözleri vardı. belindeki kıvrım, louvre müzesine yakışırdı. sonra üstünden bir adet ‘kendine iyi bak’, bir adet de ‘hoşçakal’ geçti. evi yandı, babası öldü sonra, kredi kartları patladı. patlayan kredi kartlarından biri ile kokain çizmeye başladı. kafası yüksek, kendisi 1.62 idi. yere yakın, dünyaya çok uzaktı. ben onu hep koşuda geride kalan atlara benzetirim. ganyanı düşük, hayal kırıklığı yüksek…şanssızdı, pek şanssız bir kadındı. doğru sokağı hiç bulamadı, adresi sormayı denedi, doğru insanı bulamadı. öldüğünde ayakkabı numarası ile yaşı aynıydı. nurten abla tarih oldu, hüznünden eser kalmadı. 

people are strange when you're a stranger

Tarihi eserlerin iadesi ve kaçırılmasıyla ilgili diyeceğim bir şeyler var. Yurtdışında bizim topraklarımızdan sökülüpte binbir türlü dalavereyle götürülmüş eserleri görmek için müzelere girdiğimde hiddet dolup taşıyorum, hatta bir keresinde bir ingiliz arkadaşın Ashmolean Müzesi'nden bahsederken bir cümlesinde ‘Mısır ve Türkiye'den getirilen eserler’ dediğinde sinirle 'ne getirmesi be çaldınız’ diye kavgaya tutuşmuştum. Bugünse bir gazetenin ekinde Pergamon antik kentinden bahsediliyordu, Almanlar almış şehri götürmüş aynen müzeye tekrardan monte etmiş! Türkiye diplomatik yollara başvurarak eserlerin geri iadesini talep etmiş. 

'aferin aslan ülkem’ demekle 'neden?’ demek arasında sıkışıp kalıyorum. Hangi antik kenti sahiplenmişki bu ülke de bunu sahipleniyor.

Hadi diyelim iade ettiler geriye nasıl taşıyacaksın, nasıl alıp yeniden monte edeceksin sen koskoca kenti?

Var mı böyle lojistik gücün, var mı böyle mühendisin, mimarın, arkeologun işin altından kalkacak? Ha yok mu? Alırsın onu da yurtdışından! Yetiştirmezsin, yetişmek isteyene de ödenek vermezsin!

Sen ki tarihi surların ev duvarı olarak kullanılmasına izin vermişsin

Sen ki nice Agoraların üstünden 5 kat asfalt geçirmişsin

Sen ki kral mezarlarının üstünün tarla olarak kullanılmasına göz yumuşsun

Zarar vereceğini bile bile ayakta duran antik kentinin eteğine altın madeni işletilmesine izin vermişsin

Hatta ta Osmanlı Döneminde padişahlarının cahilliğine şapka çıkarıp sökülüp götürülen eserleri konvoyla uğurlamış, antlaşma imzalamışsın. 

Müze kart alın dedin, aldık da sen benden yine para istiyorsun müzenin bir başka bölümüne girerken, birçok eseri tarihi kapsamına almayıp müze kartı geçersiz bırakıyorsun. Onca parayı alıyorsun da bakmıyorsun be! Skandalları hep takip ettik medyadan, müzelerinin müdürlerinin bile tarihe, esere saygısı kalmamış.

Şimdi sen hangi yüzle, senin tarihine sahip çıkmış, senin tarihine senden iyi bakmış ülkelere oyuncağı elinden alınmış bir çocuk şımarıklığıyla 'benim o, bana ver onu’ diye ağlıyorsun?

Milliyetçi desen değilim, yabacı sevici desen hiç değilim. Ama sinirlendim. Çıkamıyorum içinden.

5

Efendimiz (sav) in Hicret'ine “KAÇTI”, Kur'an -hâşâ- Muhammedin koyduğu kanunların toplu olduğu kitaptır(!) diyen Kemalizm'in ders kitabı! (1931) 

*Dinimize aykırı muhtevalı kitaplar, uydurulduğu gibi Atatürk’ten “sonra” ortaya çıkmış değildir. Bilakis, bu kitaplar M. Kemal’in direktifiyle yazılmış ve onun ölümünden sonra da inancımıza aykırı muhtevası kitaptan çıkarılmıştır. Atatürk’ün Milli Mücadele döneminde, yani halkın desteğine ihtiyacı olduğu dönemde Hilafeti övdüğü meclis tutanaklarında kayıtlıdır. Ancak dizginleri ele alınca Hilafet’i kaldırmıştır. Bu durumda M. Kemal Atatürk’e “Hilafetçi” demek ne kadar gayrı ilmî ve gayrı ciddî ise, “M. Kemal Atatürk din derslerine karşı değildi” demek de aynı şekilde gayrı ilmî ve gayrı ciddîdir.