tamirci kemal

Sirkeci'de dükkan dükkan dolaşıp adam akıllı askı arıyorum makineye, bi dayıya sordum en son. Dedi ki; hemen şu yandaki handan çık, orda tamirci Kemal var. Onda olurmuş.

Girdim handan, üst kata çıktım. Dükkan direk karşıda. Bildiğin “Tamirci Kemal” diye de tabelası var. Girdim içeri, selamun aleykum aleykum selam. Dükkan küçük ama etrafa bi baktım, duvarlar analog makinelerle dolu. Büfe gibi vitrinli bişey var, kızlar kesin bilir ne olduğunu, içi yine lenslerle efendime söyliyim makine aparatlarıyla dolu. Bildiğin analog cenneti.

-Boyun askısı var mı amca?

+Var ama beğenir misin bilmem. Dur bakalım.

Çıkardı arkadan bi naylon poşet, içinde bi kamyon askı. Birbirine dolanmışlar hafif. Aralarından seçtim bi tane, böyle genişçenek, mavi, kot. Ama askının nasıl hastası oldum. Sanki aylardır onu arıyormuşum gibi. Tam istediğim gibi bişeydi vesselam.

Güzelce taktı tabi bunu benim makineye. Sağlam olsun diye halkalı malkalı bişeylerle ekledi ki benim Zenit oldu Sovyet askeri. Bıraksam devrim yapacak gavurun icadı.

Alışımızı verişimizi yaptık amcayla, çıkmadan dükkana bi daha baktım.

-Amca bu makinelerin hepsi çalışıyor mu ya?

dememle amcanın bana adeta fatality yapan cevabını aldım.

+Çalişmasale buriya ne işleri var!?

Oha! İstanbul'da bir Rizeliye en son denk geleceğimi düşündüğüm mekanda adamın Rizeli çıkması…? Hal öyle olunca muhabbet biraz daha uzadı tabii.

Ve aramızda geçen son bir diyalog daha:

-Amca yaş kaç?

+48.

-Yok canım.

+Kaç gösteriyorum?

-Maşallahın var amca ama gene bi 55-60 varsın gibime geliyor.

+48'in rakamlarını yer değiş.