taksim gezi

Selam olsun onurlu direnenlere

Selam olsun gezinin asil çocuklarına

Önce gaz yüzünden göremedim.

Bulanık gözlerimi silmeye çalistim, sonra silmemem
gerektigini hatırladim, gazdan hapşuran bir insana “İyi yaşa kanka.” denildigini duydum hapsuran çocuk “İyi yaşamak için burdayız kanka.” dedi.

Zaten iyice duymayan kulaklarim arkamda bitisik bi sekilde kosan 15 polisi de duymadı, arkama döndüm. “Koş!” diye bağırdi yanımdaki arkadaş.

Burada soru “Ne tarafa?” olacakti ama ona dahi zaman yoktu, koştuğum yönün tersine koşarken biber gazının sokaklarla güreştiğini görünce tekrar kostuğum yönün tersine kosmaya basladim kapşonumdan birisi tuttu kaçabilirdim ama yapmadim durdum ve bekledim.
Birisi daha geldi tamam artik götürüyolar heralde derken birisi daha, birisi daha sonra coplu olan karnima vurmayi denedi elimle iteledim copu o sirada “Vurma.” dedim ama heralde orda vurma demek futbol sahasindaki holiganlara beyler sessiz olun demek gibiydi.

10 kisi filan vardı etrafımda “Direnme!” dediklerini duydum, ellerimi biraktim polislere kendimle beraber yine de kafama karnıma filan vurmaya devam ediyolardi ama rapor alacağım için fazla sert vurmamasi gerekiyormuş, bunu ben rapor aldiktan sonra ögrendim.

Beni plastik kelepçeyle kelepçelerken bir adam geldi fotograf çekti yüzümü saklamadim bile, saklamam gerektigi aklıma bile gelmemisti, çünkü yasa dışı bir sey yoktu. Kelepçeleri o kadar sıkmışlardıki bileklerim şu satırları yazarken hâlâ ağrıyor gibi yorgun

Ne zaman açıklama yapılacak olsa, sürekli üçten- beşten bahsediliyor.

Üç-beş çocuk, çapulcu, ağaç…
gibi.
Evet biz üç- beş ayyaşın, üç-beş çapulcu torunlarıyız. Bununla da gurur duyuyoruz.
Bu direniş, sadece Gezi Parkı direnişi değil. On bir yılın bize attığı kazıkların artık canımızı yakmasından oluşan bir direniş. Kazıkları geri iade etmenin zamanı geldi de geçiyor, bile.
%50'LİK kısım gelse de fark etmez.
Biz Kurtuluş Savaşını kazanmış, ülkemizi demir ağlarla örmüş bir milletiz. Bütün dünya destek veriyor.
Sizlerin TOMAlarınız, biber gazlarınız varsa, bizim arkamızda dünya var. Önderimiz Atatürk var. Ormanlarımızı yaktınız, eğitimi mahvettiniz, tarihi miraslarımızı yıktınız ve sattınız, bayramlarımızı engellediniz, dizilere karıştınız, şehit annelerine “yaygaracı”, şehitlere “kelle”, İzmir'e “gavur” dediniz, T.C ibarelerini kaldırdınız, dağdakileri ise kahraman ilan ettiniz, ve daha nicesi.

direngezi,gezi parkı,gezi parkı olayları,taksim gezi parkı
Gezi Parkı simgedir.
Bu yapılanların intikamını almak isteyen bir savaşçıdır.
Bir kaç ağaç değildir.
Sizler bunu anlayana kadar direnmeye devam edeceğiz. Göle maya çalmaya çalışıyoruz belki ama, bu sefer o maya tutacak.
Atatürk geldi, Gezi Parkındaydı. Sizler göremezsiniz, ama oradakiler gördüler.

Taksim'de parlayan kıvılcım, dünyaya yayıldı. Değil %50, %150 gelse, bunu değiştiremez. Çünkü güçleri yetmez.
Bu olay iyi şeylere de vesile oldu.
Halk din, dil, oyuncu, müzisyen, yazar, GS'Lİ, FB'Lİ, BJK'Lİ…
demeden bir araya geldiler.
Tekrar kenetlendiler. İnsanlığın üzerindeki ölü toprağı kalktı.
Biz yoktan var eden ayyaş dediğiniz insanların evlatlarıyız.
Var olan vatanımızı yok edilmesine müsade etmeyeceğiz.
Bu #Direngeziparkı #DirenTürkevladı

Arkamızda tüm dünya
Yıkılmayacağız asla,
Böyle yer etmeli akıllara,
Üç-beş çapulcuyuz, ama
Sonlarına sıfırlar konduğunda,
Üç yüz- beş yüz oluruz,
Üç bin- beş bin de,
ÇÜNKÜ BURASI TÜRKİYE…

BİR HALK  ÇOCUĞU OLARAK SORUYORUM: “

SİZCE BİR KAÇ ÇAPULCUNUN SADECE GEZİ PARKI DİRENİŞİ Mİ?

YOKSA BİR HALKIN DİRİLİŞİ MİDİR?

It was never downright illegal to be LGBTQ in Turkey but there is no legislation against discrimination and hate crime, which makes life very precarious for queers. In fact, Turkey is one of the countries with the highest number of trans murders. Also, there are instances where the basic rights of trans people have been hijacked, like when a famous trans singer was banned from going on stage in the 1980s. More recently, trans individuals were fined for “exhibitionism” for merely going about their lives in the clothing of the gender they identify with. Although NGOs fighting for LGBTQ rights have been working diligently for over two decades, society is still homophobic and transphobic. While the queer community has feminist, anarchist and leftist allies, these supporters have a problematic relationship with LGBTQ politics, to say the least. The Gezi movement was an important moment in spreading coalition. We personally joined the Gezi movement because we were afraid that, the way things were going, we would not be able to do the Pride parade. It all started with the ban of International Labour Day demonstrations that take place on the 1st of May each year. The government closed down public transport and traffic in major bridges, roads and so on, to prevent people from reaching Taksim square where the demonstrations were going to take place and where Gezi Park is situated. Then, throughout May, not a single demonstration could happen on Istiklal Street (the street that leads to Taksim square and Gezi Park), where there is usually at least one demonstration daily. Whenever a group holding a sign came together, even if it was just five people, the police used gas. This street is also where the Pride parade is held every year. So, by the end of May, when the Gezi movement started, we joined in to defend not only Pride but public assembly in general. The LGBTQ community had also specific reasons for defending Gezi Park against demolition as the park is a cruising area for gay men. When a very wide spectrum of people came together at Gezi, most of them had never even met a LGBTQ person before, yet, they ended up resisting side by side. The Gezi movement was dispersed very violently by the end of June but, paradoxically, when we still took to the streets for the Pride parade on the last Sunday of June, no one cared to stop us. Considering the preceding violence towards public protest, that was the first occasion that a demonstration was not stopped. So, with the Gezi protestors joining us, Pride 2013 became the biggest to date with over fifty thousand people.
—  Istanbul Queer Art Collective, Tuna Erdem