susman

anonymous asked:

Gözlerin dolar, konuşamazsın.

Düğümlenir herşey boğazında, yutkunamazsın bile.
Çaresiz kalırsın.
Elinden hiç bir şey gelmemesi yıkar seni.
Bağırmak istersin ama susman gerektiğini bilirsin.
Susarsın. Susarsın.
Sonra?
Sonrası yok işte.
Yıkılan hayaller gibi.
Ölümü beklemek gibi…

inan bana,
ben artık senin tanıdığın o küçük kız çocuğu değilim. küçük şeylerde mutluluk arayan, umut arayan o kız çocuğu değilim. hayaller kuran, kurduğu hayallerin içinde yaşayan o kız artık değilim. bütün pencerelerin önünde seni bekleyen benim. birini “bekleyen” “seni bekleyen” biri oluverdim ben. bekleyen, bekleyen, bekleyen.. içimdeki bu tükenmişlik hissi, bedenimdeki yorgunluk. beni anlıyorsun biliyorum. canımı yakan da bu değil mi. “beni anlaman.” anladığın halde susman. bağırdığım halde bana sağır olman. yorgunluktan düşmüş omuzlarımdan tutup, kaldırır mısın artık. n'ol..

HikemName

Diplerde bir yerlerde çokça derinlerde her şey aynı.Siyah ve bayaz bile.Kelimeler tek,zıt diye bir şey yok inan bana..Düşmanlıklar bile orada aşk sanki, aşklar düşmanlık…Gözlerine çok ihtiyacım var…!

Giz Suallerin çilingiri

*Sus  sus ! Susman gerek.Başka türlü onca şeyi anlatamayız.Görebileceklerimiz kısıtlı.Kapat gözlerini kapat ? Görmek istediklerimizi başka türlü göremeyiz..Göçebe kuşların kanat tozlarını çek gözlerine. Kudüs'e bak bak ! Başka türlü yaşlanamayız…

Zümren nedir diye sorulsa bana ; derme çatma hülyaların, çatlakları arasında gerçekleri arayanlardanım derim.

Ansızın yüz çevirdiğim, seviyorken sevmez olduğum çok şey var.Nefretimi celbeden çokça cazip var.

Bana o kadar zarar vermişken neden maskemin altında kine düşman olamıyorum. Şu aynanın ardında ki şu şu nefis dedikleri..

Algılarımı alt üst etmesine ve beni ele geçirmesine niçin sükut ediyorum ?

Kimi zaman azgın dalga olan kinim, neden mesele kendim olunca sütliman oluveriyor ? 

Ama aslında tam olarak merak ettiğim şey bu değil bunun cevabı gayet basit sorunun ilk harfini yazarken cevabını biliyordum.

Kendini daima alımlı ve çekici gösteren bu nefsin alangirli oyunları bir ilme dönüşebilir mi ?.. 

Şeytan Kılıklı Güzel

bir kimseyi Allahin dusmani etmek dilersen onu kalbinin tahtina oturtup gonlunun yegane sahibi yap…ebabillerle beytini koruyan rab sünnetini yine tecelli ettirecektir

*Ademoğlunun acelecilik müptelası eğilimlerini bilirsin.Teoride oluşturabildiği herşeyi pratiğe yıldırım hızıyla uygulamak ister.”Hayal hızında ki gerçek şehveti”
*Yıldızlara ulaşmak isteyen birisi sırt üstü yatmış yıldızlara bakmakta.Bir karanlık gece.Ağaç dalının kıyısında ki pırıltıyı fark edince yıldızları izlemeyi bırakıp ışıltıya hayran bakışlarını odaklıyor.Taki güneş doğana kadar.Ağaca çıkıp baktığında gördüğü şey sadece kuş pisliğidir. Bu aşkın, hadiselerle ; sus seni kazip ! Sen yıldızların aşığı değilsin deme şekliydi.

*Bazen yakında ki ışıltıya o kadar kapılırız ki güneşi göremeyiz.Düşünsene bir perdedir bizi güneşten alıkoyan.
*İşte bu olayı muazzam bir ayak oyunu olarak kullanır nefis.Ulaşabilirliliği kolay olan şeyleri bize öyle süsler ki gerçek güzelden mahrum oluruz.
*Kapı o kadar göz alıcıydı ki zavallı aşık kapıdan giremedi !
* Çirkinler güzel gösterilirken,güzeller önümüze hep hakir sunulmuştu.
*Ebedül ebed cenneti kaybetmemizi sağlayan işte o gözümüzün önünde ki yaldızlar.Göze sokulan parmak misali.
*O Rakib Olan Allah ki ; Her güzele bir bedel koydu.
*Kimisi resme tutuldu kimisi ressama.
*Bir tekerleme der ki ; Sen kabuğa bakıp cevizi yiyemeyenlerden misin.Yoksa kabuğu kırıp ceviz yiyenlerden mi ?

*Hüzünle yoğrulmuş bir kalp süslere lanet getirir.Hep tutuştuğu süsten beri olanlara.

*Sual perisi Nazlı ağzını açtı ve sordu ki; “Gök gürültüsü yağmurun lezzettinden alıkoyar mı seni ?” ve devam etti ; “Eğri cümleler içinde doğruyu avlaya bilir misin ? Yanlış kişiden doğru söz duysan yüzünü ekşitir misin ? Çamura yazılan güzel söz mü alıp götürür seni yoksa altına yazılan o bedbaht sözler mi ? “

şiirbazın şairane hududu

ögrenilen her yeni bilgi,yeni bir mesuliyet yeni bir imtihandir…

şair bir vebalı gibidir dokundugu yere baktığı yere hüzün dagıtır…Gülmekten ziyade hüzne mubtela..Onun çizgilerini vatan hudutlarini mahzunluğu çizer…şiirse bir takas işidir sen izdirabini siire verdigin kadar şiir sana kendisini verir…Bir kadin bir anne gibidir bir çok sır okyanusudur içerisi…ehli bela gibidir şair lakin bir farkla şairin kamçisi zindani kendisidir…yeni hüzunler devşirir…gülmek nedir diye sorsaniz aglamaktan konu açar.o yuzden bir sairin sevgisi merhametiyle orantilidir yani şair der ki merhamet etmedigimi sevemem…kendi iç dünyasi daha çekici oldugu için dış dunyayla pek alakası olmaz kendi gerçekleri insanlara hep yadirgatici ve delice gelir.bu yüzden yalancilikla çokça itham edilir…o bu dünyanin ilk günden beri yabancisidir…Sanki ihtilal icin dogmuştur…her gün yikilir içinde kainatlar her gün yeniden inşa edilir…

sağlama işleminden sağ çıkamamış hatalı bi çözüm gibi hissediyorum kendimi bu sabah da. beni anlamanı yine ummuyorum. ya da okumanı, artık. 
beni ağrıttığın ve dolu dizgin ağlattığın gecelerde dinlediğim bi müziğe rastlıyorum seslendirilmiş bir şiirin fonunda. aslında canım yanmıyor, yani, nasıl anlatsam… o müziği o zamanlar dinlerken yaşadığım sancıyı anımsadığımda bi buruşuyor yüzüm, o zamanlarki vaziyetim gözümün önüne geldiğinde kendime acıyorum. bi de hafif bi burun sızısı ekleniyor buna. ardından ayaklarım üşüyor, aklım üşüyor, soluğum üşüyor, ağzım üşüyor. ne biçim bi mevsim böyle bu yokluğun. kış bile üşüyor.
sen mutlu olabiliyorsun, ben mutlu olabiliyorum ama biz mutlu olamıyoruz. tek başımıza üstesinden geliyoruz hayatın. ya da en azından ben tek başımayım. senin bir dayanağın var, sevdiğin bir kadın var. ben senden sonra sahiden bi adamı sevecek oldum. ilk kez bi adamın kapısını sabah yatağımdan kalktığım vaziyette, pijamalarımla ve ev botlarımla, saçım başım darmadağınıkken çalıp “seni sevmeye geldim” demek istedim. onu sevmeye gitmek istedim işte. o pek müsaade etmedi. durdum, yerimde sayıyorum. ne sevebiliyorum, ne vazgeçebiliyorum onu sevme arzusundan. bazen ona senden söz ediyorum. pek umursamıyor gibi. ya da konuyu savuşturuyor sırf ben üzülmeyeyim diye. henüz çözemedim davranışlarını. 
sen yeniden aşık olup yeniden başkasının kokusunu soluyabiliyorken ben neden birilerinin hayatlarından ve kalplerinden en fazla teğet geçebiliyorum, anlamış değilim. belki de yaralı bir ruhla uğraşmayı zaman kaybı olarak gören insanlar benim gibi baştan başa yara olmuş bir kadına dönüp bakmaya tenezzül dahi etmiyorlardır. kim bilir. 
düş kırıklığını düşe kalka hala daha öğrenmekle meşgulüm. kendime yetmeye çalışmakla, kendimi tamamlama çabasıyla meşgulüm. kuyruğu kopan kertenkelenin yenilenmesi gibi bir şey bu bahsettiğim. benden alıp götürdüklerini yeniden yerine koyma uğraşı bendeki. yıllarımı seninle tükettiğim için benden alıp götürdüklerin de bir o kadar fazla. tamamlanmak yine bir o kadar uzun sürüyor. kendime dönüp baktığımda fazlasıyla eksik bi kadınım. ayrılığı ölesiye yudumlamış, esrik bi kadınım. geçmişi kesik kesitlerden oluşsa da insana “keşke kendimi birçok kez öldürebilsem” dedirtecek kadar sağlam acılar bütünü olan, bugünü en az geçmişi kadar eskimiş, eksileri artılarını sollayacak kadar çok olan, hatıraların keskin tadı genzine tıkanmış, yokuş çıkmaktan usanmış, gözü kapalı bi şekilde bir sürü hayatı zayi edecek potansiyele sahip olacak kadar hatakâr olmaktan uslanmamış, şurasına koca göğü sığdırmış, stresin kafatasına baskı yaptığı anlarda hıncını dudaklarından alıp her milimini kanatana dek kemirmiş, migreni yokluğunla özdeşleştirmiş bir kadınım. beni çok ağlattın. bunu da ranzanın tavanına kazı. 
bir zamanlar beni terk ettiğin bi tarih vardı, ne güzeldi. bana ayazın ortası olan tarih benim dışımda milyonlarca insana yaz başıydı. elbette bu durumun coğrafi konumla ilgisi yok. her neyse. şimdilerde her sene tüm gün uyuyup, gün içinde şayet gözlerimi aralarsam sıkı sıkı yumup, yokmuş gibi davranacağım bir gün yok. geldin, yine sever gibi yaptın ve gittin. gittiğin gün bu kez öyle belirsizdi ki. veda etmene ben bile müsaade etmedim. sustun, susman ilk kez umurumda değildi. ama böyle belli bir tarih olmayınca sanki senenin her günü “bu gün mü gitmişti, beni sevmekten bu gün mü vazgeçmişti acaba” diyecek oluyor insan. bu yüzden sanırım bir türlü sıyrılamadığım bu buhranlı ruh hali. her gün yeniden benden vazgeçiyorsun. bu benim aptalca ritüellerimden yalnızca birisi. 
beni bir daha sevmeyeceksin, seni bir daha sevmeyeceğim. bu öyle “ne yazık ki” bir durum değil. durum şu ki; sen beni sevmekten vazgeçmişsen zaten “bir daha” sevme, lüzumu yok. bana gelince, ben seni hala severken, üzgünüm “bir daha” sevemem. 

-Mavi Tuğba Karademir

“O kisi karsina cikinca anliyormussun derlerdi. Onu da buyuk ihtimal yanlis anlarim zannederdim. Sonra bir gun karsima ciktin. Oyle hic aklimda yokken, artik asktan vazgecmisken, bundan sonra sadece ben varim derken. Yorgundum, bikmistim, sıkılmıştım. hic hesap kitap yapmadim, hic kendimi beklentiye de sokmadim. Bi anda aldin beni goklere cikardin. Korktum, bunun bi de inisi var diye. Sardin, sarmaladin. Sen beni cok guzel sevdin. Ne zaman kafam karissa aldin cozdun butun dugumleri. Bazen kavga ettik, bazen sustuk. Ayy pardon ben sustum, senin susman mumkun mu allah askina.. Benim eksik taraflarimi sen doldurdun. Simdi Allah var yukarda inanilmaz guvenilmez bi tipin vardi, yalan yok. Ama al dedin, bak ben bu bu buyum.. Zamaninda da bu bu bu oldum. Simdi ise sadece senin olmak istiyorum.
Iyi ki karsima ciktin, iyi ki sevdim seni.. Cok mutluyum. Ilk gun, ‘biz seninle evlencez bak’ demistin. Valla evlendik. Seni seviyorum. “

PuCCa