surrealist exhibition

6

Recreating a cloud and all the physical elements that go along with it is an act that requires meticulous planning, controlling the temperature and humidity levels of the room, constantly moistening the air inside it and adjusting the lighting to create a dramatic and realistic effect. 

Netherlands-based artist Berndnaut Smilde has mastered the art of conjuring clouds, as part of his Nimbus series, created in 2010. Science alone doesn’t account for the striking visual impact contained in each image, as he carefully selects the perfect location for the creation of each cloud and then painstakingly lights it from behind, for the desired effect.

2

“Deciding on the right thing to do in a situation is a bit like deciding on the right thing to wear to a party. It is easy to decide on what is wrong to wear to a party, such as deep-sea diving equipment or a pair of large pillows, but deciding what is right is much trickier. The truth is that you can never be sure if you have decided on the right thing until the party is over, and by then it is too late to go back and change your mind, which is why the world is filled with people doing terrible things and wearing ugly clothing.“

– LEMONY SNICKET, Horseradish: Bitter Truths You Can’t Avoid

10

* “Bu mezarda, ahlaksız bir adam yatıyor.”

İlk karede görülen, Fransız fotoğrafçı ve ressam Pierre Molinier; şu ana dek rastladığım en “garip” sanatçılardan biri aynı zamanda.
1900'de doğmuş. On sekiz yaşından itibaren, hem resim hem fotoğrafçılıkla ilgilenmişse de, onu meşhur kılan asıl-ilginç çalışmalarını 1950'li yıllardan itibaren üretmeye başlamış.

İlk fotoğraftan da anlaşılacağı üzere, bu abinin en temel özelliklerinden biri, bedenini “erotik self-transformasyon” evrelerinden geçirerek, yani kimi zaman kadın bedenine kimi zaman hermafrodit bir hale bürünerek, bu hallerdeyken kendi fotoğraflarını çekmek; hatta, ecnebi sitelerinden okuduğuma göre “otoerotizm” oluyormuş bu durum ve abimiz de konunun öncülerindenmiş.
Hem “self-portrait” diyebileceğimiz fotoğraflarında hem de diğer modellerle çalıştığında; maskeler, el yapımı dildolar, protez kollar, bacaklar, cinsel organlar, topuklu ayakkabılar, zincirler ve envai çeşit fetiş objesi kullanarak, garip-karanlık-kim bilir neler dönen iç dünyasını siyah-beyaz bu karelere, cesurca taşımış.

1956'da, sürrealizmin kurucu isimlerinden André Breton‘a fotoğraf ve tablolarını gönderdiğinde; Breton onu da “sürrealist akım”a dahil etmiş ve eserlerinin “International Surrealist Exhibition” gibi önemli sergilerde yer almasına yardımcı olmuş.
Sonraki kuşaklara ait pek çok sanatçıya ve özellikle de performans sanatçılarına büyük bir ilham kaynağı olmuş bu uç nokta çalışmalar.

Pierre Molinier; 1918'de hayatını kaybeden kız kardeşinin ölü bedeniyle seviştiğini iddia eden, reel yaşamında pek çok takıntısı ve ruhsal problemleri olan, “Yolları kesişseydi Freud'a bir ömürlük malzeme çıkartabilecek” türden, asıl mesleğinin ressamlık olduğunu, fotoğrafları ise tamamen kendi erotik zevkleri için çekmiş olduğunu söyleyen ama söz konusu sanatı olduğunda, stüdyosundan çok nadir çıkan, çok çalışan, tuhaf bir adam.
“Sanatçılardan hiç mi normal vatandaş çıkmaz arkadaş?” sorusunun “Zorlamayalım, çıkmaz” cevabı.

1976'da, yani 76 yaşındayken; yani biraz daha beklese muhtemelen eceliyle ölecekken; çok sevdiği stüdyosunda, önce masturbasyon yapıp ardından aynanın önünde kafasına kurşun sıkarak intihar etmiş.
Yani, bir bakıma, kendi ölümünü de “son bir performans”a çevirerek yaşamış.

50'li yıllarda, kendi kurgusal mezar taşına, tüm hikayesini şöyle özetlemiş:

“Here lies
Pierre MOLINIER,
born on 13 April 1900 died around 1950
he was a man without morals
he was proud of it and gloried in it.

No need to pray for him.”

* Daha 1900'lü yılların ilk yarısında, 
böylesi bir hayat sürüp böylesi çalışmalar yapmak, gerçekten çok ilginç geliyor bana.
Ne hayatlar var.