subai

‘’İŞTE ŞEHİTLERİMİZ

yarın 18 mart, çanakkale deniz zaferi’nin 100. yıldönümü. ingiltere ve fransa güçlü donanmaları ile boğazlar’ı ele geçirip başkent istanbul’u alacak ve müttefikleri rusya’ya deniz yoluyla yardım göndereceklerdi!

olmadı, başaramadılar. çünkü çanakkale geçilemedi.

ve dünyanın en güçlü donanmasını, pek çok savaş gemisini çanakkale boğazı’nda yitirdikten sonra geri çekmek zorunda kaldılar!

bu fotoğrafta çanakkale’de şehit düşen bir türk birliği’nin subay ve erleri yer alıyor.

fotoğrafı bana izmir’den gönderen okuyucum sayın fehmi korkut uluğ mektubunda şöyle diyor:

“aslını çanakkale deniz müzesine armağan ettiğim bu fotoğrafta önde oturan beş kişilik subay grubundan en sağ baştaki, dedem hasan fehmi bey’dir. aldığı yara nedeniyle, savaştan gazi olarak çıkmasına rağmen, dokuz yıl yaşayabilmiştir. bu fotoğraftaki birliğin (tamamı şehit düşen) 57. alay olup olmadığını bilmiyoruz.

ancak annemin bana anlattığı, bu birliğin izmir’den çanakkale’ye sevk edilen bir tabur olduğudur. dedem dışında tüm diğer subaylar ve askerlerin çoğu şehit düşmüştür.

dedem yaralanınca, fotoğrafta görülen askerlerden biri olan emir eri tarafından sürüklenerek kurtarılmış, ne yazık ki bu er de doğrulduğu anda dedemin ayakları dibine şehit düşmüştür.

dedem yaşamı boyunca bu evladı ve silah arkadaşları için her yıl mevlüt okutmuş, onları hep anmıştır. fotoğrafın bu hazin öykü ile birlikte ifade ettiği derin anlam ilginçtir.”

çanakkale, birinci dünya savaşı’nda boğuşmak zorunda kaldığımız dokuz ayrı cepheden sadece biriydi…

zaten çok az sayıda olan eğitilmiş insanlarımızın (subay, doktor, veteriner, mühendis, hukukçu, mülkiye mezunu, üniversite ve lise öğrencisi) çoğu orada şehit oldu… ve bütün cephelerde iki milyona yakın insanımızı yitirdik.

şimdi lütfen fotoğrafa bir kez daha ve dikkatle bakın.’’

emin çölaşan’ın bugünki enfes yazısından.

bir de sonrası var tabii ki çanakkale savaşı’nın; çanakkale ruhu, kuva-yi milliye’nin mayasıdır ve bu ruhu hazırlamıştır; çanakkale ruhu gelişerek, büyüyerek, güçlenerek ve bilinçlenerek kuva-yi milliye ruhu’nu oluşturacaktır elbette. 

mustafa kemal’in tarih sahnesine çıkışı ve milli bir kahraman olarak tanınması da mili mücadele’mizde önderliğini kolaylaştırdı ve savaşın ardından peşi sıra devrimler, çağdaşlaşma hamleleri izledi bunu.

bir de tam tersini düşünsene; 18 mart’ta çanakkale boğazı’nı geçip istanbul’a gelse düşman ve rusya da istanbul’a çıkartma yapsaydı, neler olurdu? düşünmek bile istemiyor insan öyle değil mi?

halk daha balkan savaşı’nın yıkıcı etkisi altında, direnişi sağlayacak ruh savaşarak olgunlaşmamış ve türkiye biterdi.

işte 18 mart zaferi de çanakkale zaferi’nin de mayasıdır aynı zamanda.

evet, çanakkale geçilemez!

I usually title at the end of writing. Today? #whatever

I have nothing more to complain about. The kid has landed a new job. How you like me now? Although, the misery and bitching is what keeps the writing constant, I realize I just complain for the hell of it, along with the entertainment and laughs it brings me. Screw ya’ll. I guess it’s time to laugh at actual, funny things. The self deprecation thing is getting old. I’m growing up. It’s scary as shit, but I’m pretty psyched about it. I’m sitting in a very awkward position. 

After leaving my place of employment, I went a little cray- casually decided to dye my hair “ombre”. Welp… I’m a blonde bombshell. Naturally, my next step was to get a tan. Sure, I’ll go to Florida, Dad. My parents live a lavish life of traveling the globe. They seriously effing deserve it though. Retired P.O.’s going hard these days. Since, I’m in between jobs, why the hell would I not join? (Fo’ free.) So, now, I’m in the Fort Lauderdale condo, lonely burnt Puerto Rican, listening to the kid upstairs opening and closing his closet doors. I have yet to meet this mystery manchild, but I know he drives a black Camero, that I’m pretty positive, is in fact the Bat Mobile. 

My sunburn has completely amazed me. I am enviously brown-skinned year round in comparison to my Caucasian friends (no offense, guys) yet somehow, even after applying SPF 30 I have grown to be a blotchy red ROCK LOBSTER on my chest, top of my arms, the line right below my tits and along my bathing suit bottom. Ok. Along the line of the bathing suit can be explained by careless application of sunscreen, however, my dark, brown, tan forehead is completely offsetting my rudolph the red nose reindeer (not to mention inflamed and red along the sides of the nose, as if I fell asleep for months with a Biore strip on my face) and still very pale and white cheeks. This looks awesome. 

I’ve decided that there seriously are only a small number of people that entertain me. Seriously, and truly, ENTERTAIN me. I will always be kind. I will always be polite. I will always be nice. If I do not find you funny. I do not apologize for that. At all. Is that bitchy? I seriously find a handful of people funny. I may find some of the things others say funny at times. That doesn’t mean I find you funny enough to be around or talk to on a consistent basis. Although, I do find traits in people that amuse me, but I get bored easily. I either sound like a horrible human being,  or I make no sense at all. It’s late, I’m tired, and hot. Very hot. Sweating.

I don’t have much to say. Partially because this has become less of a private diary since I have told too many people I blog. I’ll get back into the swing of being awkward and ridiculous, I’m sure.

Tiny dancer’s new blog literally had me in tears laughing #cerealthinking

İstiklâl Marşı’nda; “Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl” ve “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” ifadesi, Onuncu Yıl Marşı’nda; ‘Türküz, bütün başlardan üstün olan başlarız”, Harbiye Marşı’nda; “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız”, Yedek Subay Marşı’nda; ‘Türklüğün öz cevheri taşar temiz kanından”, Kuleli Marşı’nda; “Hayat umar vatan tatlı sesinden, miras kalan asil kanla ceddinden”, Piyade Marşı’nda; “Alnımda ırkımın hilali” sözleri, Atatürk Türkiyesi’nin eserleridir.

Zabit (subay) adayı Mehmet Muzaffer Bey, Galatasaray Lisesinde okurken Çanakkale cephesine gönüllü olan bir gençti. Savaşın durduğu sıralarda Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alayın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. Bu göreve açıkgözlü ve becerikli Mehmet Muzaffer Bey tayin edildi. Lakin kamyonlara tekerlek lazımdı. Yarbay Kaymakam’ın makamından da eli boş çıkınca düşünmeye başladı ve aklına sahte para yapmak geldi. Zaten karikatüre merakı vardı ve uygun zamanlamayla bunu başaracağına inanmıştı. Yahudi bir tüccarla anlaşmıştı. Sahte paranın anlaşılmaması için de sabah ezanında buluştu. Günün tam aymadığı saatlerde tüccarla buluşup tekerlekleri aldı. İşte tüccara verdiği para yukarıda. Daha sonra tüccar parayı bozdurmaya gittiğinde sahte olduğu anlaşıldı. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.” Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:

“ Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”

Not: Yahudi tüccar herhangi bir şikayette bulunmamıştır. Sebebi bilinmez… Lakin olay iyice duyulunca olay Şehzade Halim Efendi’nin kulağına gitti. Ve sahte paranın karşılığını tüccara vermiştir.

Geçen abimle konuştum.Kara Harp Okulu son sınıf öğrencisi kendisi.Subay adayı yani.Şehit olan arkadaşları için kütüphane açmışlardı.Benim gönderdiğim kitapları görünce mutlu olmuş, haber veriyim demiş.Açtım telefonu ağlamaklı konuşuyor öyle.Çok zor falan diyor.Ben de dedim “öyle deme  Atamızla, babamızla aynı okuldasın”.Daha da ağlamaklı oldu.Meğerse Atatürk’ün okuduğu sınıfta okuyormuş..”Babamızla aynı sırada oturuyorum” dedi..

K. “Modern zaman insanları putperestlere benzemektedirler çünkü kendi elleri ile ürettiklerine tapmaktadırlar. Subayın makine olan düşkünlüğü günümüz insanının tüketim ürünlerine olan düşkünlüğünün kurgulanmış bir gösterimi olarak yorumlanabilir.”

“KOLUMU KESİVER KUMANDANIM!”

Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu soruya cevap niteliğinde Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subay, hâtırâtında şöyle anlatıyor:

Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nisbetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allah Allah…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi.

Bir aralık, yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ıztırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ıztırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı:

“–Şunu kesiver kumandanım!” dedi.

Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken de:

“–Üzülme Ali Çavuş, Allah vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum.

Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de:

“–Vatan sağ olsun! Allah îmandan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..” cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti…:(

Bir Osmanlı subayı olarak görev almış Nuri Said Paşa, İngilizler’e karşı savaşır… Esir düşünce, I. Dünya Savaşı sırasında Araplar’ı, Osmanlılar’a karşı ayaklandıran İngiliz subay Lawrence ordusuna katılıp, OSMANLILAR’A karşı savaşır.
Görselde ortada duran. Osmanlının kendi askeri, kendi paşası bile hainlikten geri durmamış. Atatürk’ümüz kimlerle mücadele etmiş görünüz.

www.turkcetarih.com

“Ölü askerleri vardi. 14,15,16 yaslarinda ve Allah sizi inandırsın ki gülüyorlardi. İlk kez kaybedecegimizi o gun hissettik.”
-“İngiliz Subayı”
#18mart

2

İşid ile çatışmalarda yer alırken 3 hafta önce kaybolan Türkmen Subay Şehid Saddam Salihi’nin cenazesi Kerkük’e getirildi.

Doğu Türkistan’a yardım yok Kerkük’e yok!! Kardeşdik dimi? Rabbim bağımsızlık uğruna can veren kardeşlerimizin ruhlarına rahmet eylesin..

18 mart 1915 canakkale ..
Subayıyla eriyle Mehmetçik ellerini gökyüzüne açmış, dua ediyor. Bu onların son duası, üzerine doğan son güneş. Az sonra düşmanın üstüne atılacaklar ve kahramanca şehit olacaklar. Hepsi bunu biliyor ama en ufak bir tereddütleri yok. Nedemiş mustafa kemal SİZE SAVAŞMAYI DEĞİL, ÖLMEYİ EMREDİYORUM . #istanbul #turkey #turkiye #canakkale #şehit #şehitlik #asker #canakkalegecilmez #anzak #mustafakemalataturk #ataturk

"Ölü askerleri vardı; 14,15,16 yaslarında ve inanın ki gülüyorlardı. İlk kez kaybedeceğimizi o gün hissettik.” (İngiliz Subay)