space park

Şubat.

- Merhaba!

- Uzun yazılarıma, eminim ki hepimizi derinden etkileyen bir ara vermiştim. Ama şimdi asın bayrakları, çünkü ailenizin seveceni geri döndü. 

- Bu süreçte boş durmadım. Sizin için bir sürü güzel film ve program önerisiyle geldim. İlaveten bir adet mekan önerisi ve biraz da müzik bulabileceksiniz bu yazıda. Maalesef kitap önerisi yok, kitap severler çıkışı gösteren okları takip etsin lütfen. Tembelim ve yavaşım o konuda.

- Öncelikle kendimi bazen çok seviyorum. Çünkü kendime öyle filmler seçip izletiyorum ki, nasıl oluyorsa o film bir yerden beni yakalıyor ve derinden etkiliyor. Ya sen ne tür tatlış insansın ki, böyle güzel bir filmi seçip izlettin bana diye kendi yanaklarımı mıncırmaya meylediyorum. Neyse ki hayatta diğer bir çok alanda berbat olduğum için, bu sevgi gösterilerini abartmadan noktalıyorum.

- İlk film: SING STREET. Tam olarak şu yazıda bahsettiğim, canım yönetmen John Carney’nin 2016′da vizyona girmiş olan son filmi. Acaba uzayda mı yaşıyordum da geçen sene haberim olmadı diye kızmıyorum kendime çünkü bunalımlarımla yaşamayı anlatamam şu an size, lütfen siz anlayın. Neyse sonuçta bu yönetmen, filmleriyle benim gönlümde 3′te 3 yaptı. Filmi izlerken ilk önceleri ergen temalı film mi bu diye azıcık çekindim. Bir yandan da beklentiliyim. Hadi yönetmen, ne zaman çekiceksin bizi hikayenin içine diye bekliyorum. Sonra müzikler, sonra göz bebeklerimden fırlattığım kalpçikler, sonra bitiş jeneriği, sonra suratımda “happy sad” ve tadı damağımda kalmış bir ifade ile spotify’a koşup soundtrack albümü indirme. Bu adamın her filminde aynı şeyleri yaşıyorum. Bu film diğerlerine göre bir tık daha “hayalperest” idi belki ama onu da ana karakterlerin yaşlarının küçük olmasına bağlayabiliriz.

- Neden böyle bir bağlantı kurdum? Çünkü yaratıcılık kabiliyeti yaş arttıkça maalesef azalan bir kavram. Yani bu konuda oturup sabaha kadar tartışabiliriz. Belki de dünyanın en yaratıcı insanları olarak hayata gözlerimizi açıp, büyüdükçe aldığımız eğitimlerle ve öğretilerimizle nasıl köreldiğimizi hepimiz biliyoruz. Nasa’nın yaptığı teste göre, kreatif zekaya sahip olanların oranı 30 yaş grubunda %2 iken, 15 yaş grubunda %12, 10 yaş grubunda %30 ve 5 yaş grubunda inanamayacaksınız ama %98 olarak tespit edilmiş. Ben Barış Özcan’ın şu videosunun yalancısıyım.

- Bu videoyu izlerseniz, neden tumblrdayız sorusunun da cevabını bulucaksınız :)

- Sıradaki filmimiz: THE SECRET LIFE OF WALTER MITTY. Şimdi bir kere, Ben Stiller benim canımdır. Bu böyle bilinsin lütfen. Severim kendisini. Bu filmi de delice sevdim. Aslında filmin ilk yarısında sıkılıyor gibi olamama rağmen sevdim. Hikaye güzel, manzaralar MUAZZAM. Grönland ve izlanda manzaraları gerçekten mest ediyor. Ayrıca filmde, David Bowie’nin şarkısı olan Space Oddity’nin eşlik ettiği bir sahne var. Benim favori sahnem budur. Kayıtlara geçsin lütfen. Çünkü şarkıyı çok severim. Yıllardır sıkılmadan dinlerim ve o geri sayımdan sonra “This is Ground Control to Major Tom. You’ve really made the grade!” sözlerinde yaşadığım heyecanı bütünüyle yansıtan bir sahneye rastlayınca yerime çakılıp kaldım. Filmi izlemiycekseniz bile şu sahneyi izleyin diyeceğim ama filmi izlediğinizde anlam kazanıcak. O yüzden bahsettiklerim biraz olsun ilginizi çektiyse lütfen bir akşamınızı ayırıp izleyin, pişman olmıycaksınız.

- Filmde geçen bir replik vardı ki, onu ayrıca oturup konuşalım sizle lütfen. Ya adam dedi ki “Beautiful things don’t ask for attention.” Bu nasıl güzel bir ayrıntıydı. Günümüz dünyasında başımızı çevirdiğimiz her yer ilgi çekmeye çalışan öğelerle doluyken, geri planda kalmak ancak bir tercih sonucu gerçekleşiyor. Ve bu gözünüze sokulmayan güzelliklerin farkına varabilmek bakmayı değil görmeyi gerektiriyor.

- Bu ay izlediğim daha bir çok film oldu. Bunlardan biri de Sully. Aman aman, bağıra çağıra önermiyorum ama güzeldi. Film gerçek bir uçak kazasını, daha doğrusu büyük bir faciadan nasıl son anda kurtulunduğunu anlatıyor. Tom Hanks için bile izlenir bana kalırsa. Diğer film: La La Land. Uzun uzun bahsetmiycem çünkü o kadar etkilenemedim. Rayn Gosling severler, kendisine bir kere daha aşık olucaklar. Sırf bu film için piyano çalmayı öğrenmiş ve tüm müziklerde bizzat kendisi çalmış. Yine de filmin azıcık abartıldığını söylemezsem olmaz. Konusu çok klişe ve işleniş şekli de klişe. Bence sadece son sahnesi çok güzel. O noktada kendimden bir parça buldum ve suratım şişene kadar da ağladım yalan söyleyemeyeceğim. 

- Filmlerin yalnızca erkek oyuncularına odaklanmam sizi rahatsız etti mi? Beni hayır………

- Bir film daha vardı bahsetmek istediğim ama bu kadarı yeter. Zaten bunları bile izlemiyceksiniz gerçeği beni derinden yaralıyor.

- Şu yukarıda gördüğünüz fotoğrafı çektiğim yere gittik. Tam olarak 14 şubat’ta, iki kız, sap halde gittik ve aslında bu bize hiç de koymadı. Tam tersi sevgililer gününde elinde çiçekle gezmek bir miktar “amelece” geliyor bana. Sevgilisine o gün çiçek hediye almış ya da kendisine çiçek hediye edilmiş herkesten özür diliyorum ama düşündüğüm şeyi ifade edebilecek daha kibar bir kelime bulamadım. Öneriniz varsa aşağıya yazabilir ve beni utancımdan magma tabakasına kadar itebilirsiniz.

- Konumuza dönecek olursak; o gün kuğulu parka gidip simit aldım. O kadar çıtır, o kadar güzel bir simitti ki, bir lokma bile yememiş olmam beni bile şaşırttı. Çünkü simiti kuğulara almıştım. Hepsini afiyetle yediler. Sonra karbonhidrat ağırlıklı beslenmelerine rağmen nasıl böyle “kuğu gibi” kaldıklarına dair biraz muhabbet ettik ve berbat mizah zevkimi de alıp oradan ayrıldım. Yukarıda gördüğünüz kafeye gittim. Burası Tunalı’da ve ismi Cafe Botanika. Yemekleri güzel, cheesecake’i bayağı güzel. Ve beklentim de bahar aylarında bahçesinin çok güzel olacağı yönünde. 

- Şimdi size doğru bildiğiniz bir yanlıştan bahsedicem: Yattığınız odada bitki olmaması gerektiği. O kadar yanlış bir söylemmiş ki. Ben de bunu tesadüfen bir tv programından öğrendim, hiçbir sakıncası yokmuş. Odanız bitkilerle dolu dahi olsa, gece boyunca üretecekleri karbondioksit miktarı çok çok düşükmüş. Hatta bunu açıklamak için şöyle bir örnek verdiler: geceyi bir ormanda kamp kurarak geçirdiğinizi düşünün dediler. Böyle düşününce gerçekten akla yatıyor. Bu bilgi tabi ki beni çok sevindirdi, çünkü evin içinde başımı çevirdiğim her köşede yeşil bitkiler olması beni çok mutlu ediyor, pozitif hissettiriyor. 

- Bir de şöyle bir şey izledim. Ayhan Sicimoğlu’nun Renkler programından Bomonti Ada bölümü. Çok keyifli bir bölüm. Önce tabi ki yemek yapıyorlar. Yemek de midye. Ama hayatında hiç midye yememiş ben bile ağzımın suları akarak izledim. Sonrasında da Sicimoğlu’nun müzik grubu olan Latin All Stars’ın Babylon’daki konserinden görüntüler var. Bu grubun yaptığı müzik beni öyle eğlendiriyor ki, umarım bir gün onları canlı dinlemeden ve latin danslarını da öğrenmeden hayatım son bulmaz. 

- Grand Designs programına muhtemelen daha önce rastlamışsınızdır. Benim son zamanlarda çok ilgimi çeken bir program oldu. Geçenlerde Bloomberg’de rastladığım şu bölümüne bayıldım. Yapılan eve, fikre, evin konumuna, manzarasına… Emeği geçen herkese teşekkür edeceğim neredeyse. Evlenmeyi düşüneceğim beyde aradığım tek kriter: beni bu eve bir haftasonu dahi olsa tatile götürmesi. Teşekkürler…….

- Son önerimi de yapıp, vatana millete hayırlı bir şekilde yazımı nihayet noktalamayı diliyorum. Begin Again Soundtrack albümünü dinledim bu ay. Sürekli onu dinledim resmen. Hatta şu an bile bir şarkısı kafamda çalmaya başladı. Oh maybe, you don’t have to kill so kind. Pretend to ease my mind when baby you won’t………..

-  Oh sugar, you don’t have to be so sweet! 

- Yani demek istiyor ki, o kadar tatlı olmana gerek yok. Sen bana tatlısın zaten.

- Tatlı çocuklara selam. Eklemesinler, çok işim var şimdi.

- Taslaklarıma şöyle bir cümle kaydetmişim: Şarap cennetten çıkmadır.

-  Eylülcüm bu nasıl bir kafa canım? Bilemiyorum…..

- Bir şeylere fazla özenmek bana nedense utanç verici geliyor. Fazla özenmiş görünmekten de hep çok çekinirim. Mesela sırf bu yüzden saçlarımı baya seviyorum, kıvırcık saç her zaman beş dakika önce yataktan kalkmış gibi duruyor çünkü. 

- Mesela mesela önemsediğim bir beyle ilk randevuya da özellikle kötü giyinir giderim. Özellikle en çok yakışan rujumu sürmem. Ama gerçekten önemsemediğim için mi kötü giyiniyorum yoksa özenmiş görünmeyeyim diye mi kötü giyiniyorum; siz onu ayırt edemezsiniz. Biraz sıkıştırırsanız itiraf ederim ama. 

- Geçenlerde rüyamda sırf beğenilerime hitap ettiği için yanına gitmeyi reddettiğim birini gördüm. Bana benden hoşlandığını söyledi. Uyandığımda bu tip hisleri ne kadar özlediğimi fark ettim. Ama şimdi çok işim var…

- Beğeni düzeyinden hoşlanma düzeyine geçmek akıl karı bir şey değil. Hoş adammış diyip geçicek mesafede kalmak en güzeli bence. Katılıyor musunuz? Katılın lütfen.

- Bölümden bi arkadaşım var, şu an Cern'de çalışıyor. Evet bildiğiniz Cern. Bi de geçen instagramda sneakersla file çorap giyip, ayaklarının fotoğrafını çekmiş. Üstüne de “cern'de sıkılmak…..’ yazarak trollemiş. Yapmayı isteyip yapamadıklarımı yaşayanlar var….. Sneaker- file çorap ilk benim fikrimdi, ben daha uygulayamadan moda oldu. Bizim de file çorabımız var idi ama ankara soğuktu, giyememiş idik. Aşırı üzgünüm………..

- Yanlış anlaşılmasın kıskançlığım Cern konusunda değil, eminim sonuna kadar haketmiştir. Aynı bölümü bitirdiğim insanların bir kısmı böyle fırsatlar yakalarken, benim kıçıkırık bir iş dahi bulamamış olmam tamamen benim intihar sebebim.

- Bir saniye daha yeni moralimi toparlamıştım. Bir saniye başarılı kız, orada dur. Belki hayat ikimize aynı imkanları hiçbir zaman sunmamıştır, o yüzden canımı sıkmayalım bence. Evet sıkmayalım, göğe bakalım, göğe çıkalım. Yapalım bir değişiklikler artık.

- File çorap konusuna dönmem lazım şimdi. Çünkü o daha keyifli bir konuydu di mi? Geçenlerde arkadaşımın sözüne giderken file çorap giydim bir güzel, üstüne de yün çorap ve bot tabi ki. Çantama da ayakkabı koydum ki, gidince orada yün çorapları çıkarırım, güzelli ayakkabılarımı giyerim. Sonra ne mi oldu? Üşüdüm. Bana kocaman erkek terliği verdiler, paçası katlanmış pantolonum, kısa paçalardan dolayı haddinden fazla görünen yün çoraplarım ve ayağıma 83897310 numara büyük gelen erkek terlikleriyle fotoğrafım var benim. İnsanlar bu görüntü karşısında nasıl ciddi kalabildiler ben de hayret ediyorum. Ben üzgün, ben perişan, yün çorabın altında gizli kalmış file çoraplar perişan……

- Mart çok güzel geçicekmiş gibi bir his var içimde. Sizce?

- Güzel geçmezse döverim onu. Çünkü şubat berbattı. Resmen şu an buraya bunalımlarımdan güç bela sıyrıldım da geldim. O yüzden bu yazı bu kadar uzun oluyor. Her şeyi bekletip, hiçbir şeyi yazıcak güç bulamamışım kendimde. Çok fazla sıkışmıştı, çok fazla uzun oldu, buraya kadar okuyanlar lütfen haber versin. Onlara bir ara çay ısmarlamam şart. 

- Son olarak, fark ettiniz mi bilmiyorum; sevdiğim her şey, taptığım tüm filmler kabuğunu kırmak üzerine. Çünkü öyle ihtiyacım var ki o hamleyi yapmaya. Bunun için motivasyona, güce, kalkıp “ulan bi durun yeter” diyecek enerjiye nasıl muhtaç hissediyorum. Benim gibi olanlar varsa, hayatın benzer bir yerinde benim gibi takılıp kalmış olanlar varsa; istiyorum ki bu yazdıklarım bir umut olsun. Çünkü ben beni böyle durumlardan çekip çıkaracak bir el kitabına henüz sahip değilim, belki birlikte buluruz. Kendinize iyi bakın, çok öpün*

I haven’t been to the States in the 2 years we have been in Japan.

It is going to be so wild to see people drive on the right side of the road, and being able to read everything, and AVAILABLE PARKING SPACES, and omg parking LOTS, and going into BOOKSTORES again, air conditioning everywhere, and omfg I haven’t been in a big department store like Target et al., in 2 years. So many little things are going to be so weirdly thrilling. I’m sure the excitement will fade quickly, but I’m going to enjoy that while I can.

I’ll definitely miss the food in Japan, and how polite and kind the people are, the beautiful scenery. MELON SODA. The crazy game shows and tv commercials and theme restaurants. Japan has a wonderful sense of humor. It’s bittersweet to be leaving. I hope we can visit someday.

Monday 8:27am
I woke up with you on my mind.
You called me babe last night —
my heart is still pounding.

Tuesday 10:53pm
Today I realized we won’t work.
What we are is hurting her.
And I think she matters more to me than you do.

Wednesday 11:52pm
I broke things off with you today.
She barely said a word.
I’ve never regretted anything more than this.

Thursday 4:03pm
I shouldn’t have sent that message.
You shouldn’t have been so okay with receiving it.

Friday 9:57pm
I almost messaged you today.
I didn’t.

Saturday 8:49pm
I’m walking around town in search of alcohol.
They say that liquor numbs the pain of having a broken heart.
I want to put that to the test.

Sunday 2:32am
I heard you texted a girl you’ve never spoken to before.
I wonder if it’s because you’re trying to replace me.
I can’t help but wish you weren’t.
I thought I was irreplaceable.

—  a week with you on my mind, c.j.n.
Move on, leave, run away, escape this place… but don’t forget about me, about us, about this town. Always remember where you come from so you can appreciate how far you’ve come.
—  c.j.n.