sonunda!

Birlikte Matthorn'un eteklerinde yürüyüş yaparken habire fotoğraf çekmek için duruyordum.Sonunda babam sinirlenip şöyle demişti: “Bütün bu güzelliklerin ve azametin bir film karesine sığacağını mı sanıyorsun?Gördüklerini kalbine işle.Yaşadıklarını başkalarına göstermekten daha önemlidir bu.
—  Paulo Coelho

Şimdi seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Sanki senden bahsetmiyormuş gibi,
Sanki benden bahsetmiyormuş gibi,
Hatta bir aşktan bahsetmiyormuş gibi,
Fırtınayı ve huzuru anlatacağım.

Başlangıçta bir melek konduğunu,
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü,
Oysa hayatın;
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu…
Bütün bunları sana nasıl nasıl anlatacağım?

Birhan Keskin

‘sürgün yalnızdır heryerde…’

 
bin yayladan geçtin,
kalbin eksile eksile

‘sürgün yalnızdır heryerde…’diye okudun;
sürgünken hayatın bir kıyısına, oradan durup baktın;
gün o günken…
güneşli, acımasız bir akşamın sonunda arzu:
-yok bile!

(çocuk bir havuzun başındadır:
saçlarında papatyalar örgü yapraklar ve kadınlar
o kadar derinler, o kadar yoğunlar ki…
birbirleri gibidir…

öteki resimlere geçiyorsun…

annenle bazı geceler: bir göl duygusu geliyor;
acı pestil duygusu kışın;
‘yaşadığım annemdir’, diyorsun…)
-de!

kendi hüznünden bile bile bir yolcu bulamadın;
-olsun!
dünyayı kalbinin kâğıdına geçirdin birileri ona ‘şiir’ dediler,
-olsun!
her şey mürekkepti mavi yazın birike birike okudun
denizler birike birike…

başında bekledin acının kurtlar soldu
-solsun!
döküldü tüyleri mevsimin, kalbim hangi bağlaçla bağlandı
ve hangi bağlaçla çözüldü:
‘ve’yle mi, ‘veya’yla mı
ve ‘ile’?

bir kuş gibi usulca, hışırtılı girdin ve bir ağaç sökülür gibi
çıktın…
-öyle!

sen leyla’dan daha Leyla
verdiğin yanıtlar için sorular aradım, sorular mı,
akşamlar mı, arada kaldım…alışır mıydım, alışırdım

ve yayladan geçtin, bin dille sustun, anladın
bin dille…
ah, o vaveyla olan yalnızlık; kimin hüznüyle kışladık,
neyin hüznüyle doğduk…

 

Hilmi Yavuz

Bu tablo arkadaki klimt, frida ve dalinin tablolarından daha değerli çünkü bu tablo hem annenin zaferi hem de sevgisinin tablosu. Şöyle:

2 haftada bir annem evime gelir elinden geleni yapar, temizler eder yemekler düzer. Eee evin tek oğlan çocuğuyuz, peder bile ayar fiyakamıza. Oğlan çocukları sevilir paşadır yani.

Neyse bu tabağa 1 ay önce konulmuş 2 tane biber turşusu vardı. Annem de yemeklerin yanında yiyeyim diye sürekli önüme koyar ben de yememekte ısrar ederdim, hayır istemiyorum modu.

İlk 1 ay önce yorum yapmadan buzdolabından alıp turşuyu koydu önüme, iki hafta boyunca yemedim, sonra geldi turşuları değiştirdi yeniden önüme koydu, yine aynı mod bendeki, haayır istemiyorum ayakları. İki hafta daha süründü turşular.

Dün yine gündelik işleri yapmak için gelmişti ve yine aynı iki turşuluk specialini önüme koyup yemek yanında sundu. Tabi ben yine yemedim ve en sonunda şimdi saat gece 3.48 deli gibi acıkmışım uykudan nasıl uyandıysam, kafam tencerelere girecek neyse ayıptır söylemesi kısır da varmış, dur lan bi deneyeyim dedim. Isırış o ısırış allahım nasıl lezzetli bir şey bu, sanki hayatımda daha önce böyle güzel bir şey yememişim de ilk defa tadıyorum. Şimdi kavanozu bulup iki üç tane daha çıkartacağım. Umarım kavanoz bir oturuşta bitmez.

Yani demem o ki anne sözü kutsaldır. Sen dinlemesen bile ya başına bir şey geliyor ya da bir şekilde dinliyorsun, dinletiliyor yani. Bu annenin dikkat et hasta olacaksın lafını takiben salya sümük grip olman gibi bir şey. O yüzden bundan sonra annemin dediklerini yargılamadan kabul etmek bana düşüyor ve bol bol biber turtuşu gömmek de.

Hayata dair pek bilgim yok artık. Çünkü karşıma o kadar hayretle bakacağım şeyler çıkartıyor ki. Bir günü bir gününe tutmayan şeyler. Bir gün hiç karışmadan sessizce izliyorum sonra bir bakmışım tam ortasındayım denklemlerin. Çıkamıyorum içinden birini çözdükçe diğeri çıkıyor karşıma. Zaferlerim oluyor sonunda mükemmel ödülleri olan... Ancak çoğu kez kaybediyorum, kaybetmekten yoruldum hiç kimsem hiçbir şeyim kalmadı artık etrafımda. Artık bende yokum size benden aldıklarınızla mutluluklar...

Galata Kulesi'ni. Bıçkın, yağız bir delikanlı gibidir. En son tepesine külahı da takılınca olanca görkemiyle okadar yakışıklı olmuştu ki herkes etrafında pervanedir. İnşaatı yükselirken görmüştür uzaktan Kız Kulesi'ni. Yapayalnız denizin ortasında bir hüzünler abidesi gibiydir Kız Kulesi. Galata Kulesi görürgörmez aşık olur bu kıza. Lakin Kız Kulesi hem çok ulaşılmazdır, hem de yaşı kendinden çok büyüktür. Acaba bilse ona sevdalandığını karşılık verir mi? Ne yapacağını bilemez. Çaresizdir. Tarih içinde kimi zaman aşkından yanar kavrulur. Kimi zaman çaresizlikten yıkılır durur. Her seferinde söndürdüler yangınını. Tekrar tekrar inşa ederler. Her yükselişinde bir daha görür Kız Kulesi'ni, bir daha aşık olur hiç bıkıp usanmadan. Kız Kulesi de aslında ona nasıl aşık, nasıl sevdalıdır anlatamam. Yangınlar çıktıkça, alevleri gördükçe uzaktan, taşımak ister denizin sularını ateşini dindirmek için lakin mümkün değildir. İkisinin de eli ayağı bağlıdır. Uzaktan uzağa bir sevda bu. Kimsenin kimseye faydası yok. Oldukları yerde aşklarından yanarlar da yanarlar.

Sonunda artık canına tak eder Galata Kulesi'nin. Mutlaka bir haber göndermeli ve aşkını anlatmalıdır Kız Kulesi'ne. Karar verir. 17.yüzyıla geldik artık diye düşünür. İçinde en güzel sevgi sözcüklerini barındıran bir mektup yazar sevgilisine. Hazarfen Ahmet Çelebi'den rica eder. Hazarfen Ahmet Çelebi alır mektubu ve Galata Kulesi'den bırakır kendini Kız Kulesi'ne doğru. Ama okadar ağır gelir ki mektuptaki aşk sözcükleri, dayanamaz Kız Kulesi'ne kadar . Aşk mektubu ulaşamaz varmak istediği yere maalesef. Lakin Kız Kulesi anlar durumu. Akıllıdır. Neler görmüş geçirmiştir. Hazarfen Ahmet Çelebinin Galata Kulesi'nden uçması, memlekette hiç görülmemiş bir şeydir. Bir insanı uçuran tabi ki aşktır başka ne olabilir? Bu arabuluculuk Hazerfen Ahmet Çelebi için iyi olmayacaktır. Padişah duyar bu durumu ve çok kızar. Cezayir'e sürer. Hazarfen Ahmet Çelebi aşıklara inanmanın bedelini öder ve 31 yaşında Cezayir de ölür. O günden sonra Galata Kulesi hem esirlere hem de kendine zindan olacaktır. Kız Kulesi de hem bazı devlet adamlarının hem de kendinin zindanı olacaktır. Kaderleri birdir artık. Usanmazlar bu durumdan. Onlar halen günümüzde bile birbirlerini karşıdan karşıya aşkla sevmeye devam ederler.

Annem arkadaşımın yaptığı şantaj yüzünden çok ağladı. Ama zamanla alıştı, artık arkadaşımla sikişirken bir kaç kere orgazm oluyor. Arkadaşım bir kaç gün gelmese, bana soruyor ne zaman gelecek diye.

En sonunda babam bir aylığına iş için başka bir ülkeye gitti. Arkadaşım annemle birlikte yatak odasında yatıyor.

Peygamberler çıkacak, yalancı ve kurnaz,
durun, diyecekler size, durun, ey insanlar,
işte burası, diyecekler, sizi yaşatacak yer,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.
Bu korkunç yalanlara kanmayacak ama hiç kimse,
ne açlık kanacak, ne susuzluk kanacak, ne de umutsuz yaşamak,
haykıracak güneşte kavrulan milyonlarca insan,
hepsi yalan, diyecekler, hepsi yalan, hepsi yalan.

Ne zaman eşit pay alırsak bolluk sepetinden,
ne zaman hepimiz sırayla oturursak halk sofrasına,
ne zaman her eve girerse bereketli aydınlığı bilimin,
ne zaman pırıl pırıl yanarsa tekmil evler aydınlıklar içinde,
işte o zaman deriz, burada duralım, tamam,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.

Biz o güne kadar, dur durak bilmeden
sürdüreceğiz amansız savaşımızı,
dağ taş demeden yürüyeceğiz,
gözler çakmak çakmak, yumruklar sımsıkı.
Sonunda, bütün bu çabalara karşılık
hiçbir şey geçmeyebilir de elimize,
yola çıkarken zaten biz bunu göze almıştık.

Ölüm kondurup alnımıza yumuşak bir öpücük,
kaparsa usulcana göz kapaklarımızı,
ve ipekten kefenler ve çiçekler içinde
alıp korsa bizi kara toprağa,
bu bile yeter de artar bize.

Sándor Petofi, Çağımızın Şairlerine
Çeviri: A.Kadir

17 yaşında aşık olduğu gibi aşık olmazmış insan.Belki 17 yaşında değilim,belki aşık değilim sana.Ama seviyorum işte,çok seviyorum.Hiç yaşamadığım duyguları sende yaşadım ben,birini sevmenin nasıl bir duygu olduğunu ilk defa sende tattım.Kıskanmayı,özlemeyi,kalp çarpıntısını.Her şeyiyle seviyorum seni.Her gün umutla başlıyorum güne,o gecenin sonunda umutlarım suya düşse de.Velhasıl umudum yine de var,her şeye dair.
Bu arada sen 17 yaşındaydın.Aşık olsana bana?

Hayatta hiç yapmayacağım bişey yaptım ve bir insanla arama duvar ördüm çok sert ve çok net oldu.İnsan bazen gerçekten yapamam dediği şeyi yapabiliyormuş.Kendimi eleştiremiyorum bunu yapmam için çok fazla sebep oldu ve ben sonunda bunu başardım.Kendimi tebrik ederim .

anonymous asked:

16 yaşındayım 8sene bi çocuğu sevdim . 8 senenin sonunda konuşmaya başladık 2 ay felan konuştuk ve benden hoşlandığını söyledi bende yıllardır söylemek istediğim şeyi ona söyledim seni 8 sene sevdim ben felan sonra benimle çıkmak istediğini söyledi . Sonunda yıllardır beklediğim şeye kavuşmuştum ta ki beni 1 hafta bile olmadan 5 günde yapamıyorum diye bırakana kadar . Güvenim zaten kırılmıştı bu daha bi parçaladı . Şuan beni çok seven biri var ona nasıl güvenebilirim .

güven tümel uzlaşıma göre zamanla kazanılan zamanla hissedilebilen birşeydir zamanla dediğim günlerin geçmesiyle bi ilgisinin olduğunu belirtmiyor o zaman içinde ona verebileceklerin daha önemlisi olan onun için vazgeçebileceklerinle onun güvenini kazanırsın

.
Benim kuşağımın hayatta açgözlülüğü öğrenen gençleri, gelecekle ilgili hayallerini bedenen de ruhen de unutmuşlardı, ta ki sonunda gerçekler geleceğin onların hayal ettikleri gibi olmadığını onlara öğretene ve nostaljiyi keşfedene kadar.
.
Gabriel García Márquez / Benim Hüzünlü Orospularım
.
#masadergi #edebiyat #kitap #marquez

Made with Instagram

filozof1685  asked:

Sence filozofların ateist olmasının sebebi düşünüp ve sorgulayıp doğruya ulaşmaları mıdır? Yoksa bu düşünmenin onları saptırmasının bir sonucu mudur?

Hepsi ateist gibi bir genelleme çok yanlış olur.. Bazıları ateist bu da tabi yaşam tecrübesi, ideoloji gibi etmenlerden kaynaklı ve dediğin gibi araştırıp sorgulamakta var.. Mesela hangisi ateist değil diyebilirsin; atinaya baktığımızda metafiziksel dinlere inanan çok fazla filozof var. Aristotelese baktığın zaman ünlü bir filozaf ve orta cağın skolastik düşüncesini oluşturur. Feodal dönemde katolik klisesinin bu felsefe ile güç kazanması söz konusu.. Sonra sosyolojinin isim babası pozitivizmin kurucusu auguste comte mesela yaşamının sonunda rahibe biri ile evlenip tamamen dine yönelim yaşıyor gibi gibi dolu örnek verebilirim.. Karl Marx mesela ekonomik ateisttir. Kapitalizm çözümleyicisidir.. Kapitalizmin güç kazanmasında protestanlık önemliydi ve insanları bu şekilde sömürüyorlardı. Bu yüzden ateist olarak görünüyor bence.. dine bakış açısı aslında şu sözleriyle “Din, ezilen insanların iç çekişidir, ruhsuz dünyanın ruhu olduğu gibi kalpsiz dünyanın kalbidir.”