shodam

Roozi ke zan shodam


Yapımı: 2000 - İran                                                                                                   Tür: Dram                                                                                                         Süre: 74Dak.                                                                                                     İmdb: 7.3


Ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf'ın eşi Marzieh Makhmalbaf gözüyle, yani bir İran'lı kadın gözüyle bakıyoruz kadın olmanın ne demek olduğuna.

“Kadın Olduğum Gün” her biri ayrı yaşı anlatan, 3 tane, farklı ama özünde aynı kısa öyküden oluşuyor. Ben buradayım diyor özgürlük. Bazen bir eşyadayım, bazen bir bisiklette bazen de küçük bir şekerde.

‘’Havva, Ahu ve Hura da her hikayenin baş kahramanı.

Havva 9 yaşında bir kız çocuğu. Bugün onun doğduğu gün. Artık bir kadın olduğu, başını örtmesi ve erkeklerle oynamaması gerektiği söyleniyor. Karede Hasan da var. O da henüz bir çocuk ve Havva’nın arkadaşı. Bütün bu konuşmalara öyle uzaktan bakıyor ki çünkü bu onun dünyası değil, anlam veremiyor. Havva’nın da pek anlam verdiği söylenemez. Bu hikayede beni en çok etkileyen nokta, Havva’nın bir oyuncak için başörtüsünü takas ettiği sahnedir. Henüz taşıdığı örtünün anlamını kavrayamayan bir çocuk tabi ki. Takas edilen örtü bir sala yelken olur ve rüzgarda özgürce dalgalanarak denizde açılan örtü Havva’nın özgürlüğünü simgelemektedir. Havva ismi ise her şeyin başlangıcını temsil etmekte.

Ahu herkese karşı gelerek kadınlar arası bir bisiklet yarışmasına katılmış. Hiç durmadan, dinlenmeden, soluk soluğa bisiklet sürüyor. Çok az konuşuyor. Eşi at üstünde onu geri dönmesi için ikna etmeye çalışıyor. Kadınların bisiklet sürmesi günah olarak görülüyor ve yasak. Ailesinin bütün erkekleri at sırtında sırayla onu geri çevirmeye çalışıyor. Kimseyi ikna etmeye çalışmıyor yalnızca pedal çeviriyor. Onun da özgürlüğü olan bisiklet elinden alınana kadar. Ahu ismi de geyik anlamına geliyor, hikayenin ilk sahnesinde geyikleri görüyoruz. Ahu çaresizliğini hiçbir söz söylemeden o kadar güzel anlatıyor ki bu hikaye bittiğinde ben de kendimden bir şeyler çalınmış gibi hissettim.

Hura ise yaşlı bir kadın, ismi su perisi anlamına geliyor. Bir avuç çocuğun da yardımıyla hayatı boyunca asla sahip olamadığı eşyaları satın alıyor, büyük miktar bir para miras kalmış kendisine. Alması gereken her bir parça için parmaklarına birer bez dolamış. Aldıkça çözüyor. Ama bir tanesi kalıyor ve kesinlikle hatırlamıyor. Ben bu parçanın geride kalan ve istediği gibi yaşayamadığı hayatı ve arzuları olduğunu düşünüyorum. Bu hikayede eşyaların sahildeki görüntüsü benim üzerimde çok büyük bir etki bıraktı. Özellikle yatak odası ve gelinlik gorüntüsü gerçekten dramatikti.

Bu üç hikayenin ortak noktası ise İran ve benzer kültüre sahip doğu ülkelerinde kadınların küçük bir çocukken başlayıp ölene kadar önlerine çıkan engeller, yapılan kısıtlamalar ve özetle yaşayamadıkları hayatlarıdır. Film etkileyici, sade ama çarpıcı bir film. İzlemeniz dileğiyle.’’