sevginizi

‪Bu hayatın bir tekrarı olmadığını düşünüp, zamanınızı ve sevginizi neler için harcadığınıza, kimler için üzüldüğünüze bir kez daha bakın derim.‬
Beyler toplanın bi bi şey anlatıcam. Bi gün arkadaşlarla iyice eğlendik, sinema yemek falan derken tam tramvaya doğru yol alıyoruz ki mağazalarda olur ya kampanyalar hani, o kampanyalardan birine denk geldik. Bi eleman elinde çocuklar için balon dağıtıyo. Balonların üstünde de mağazanın ismi falan var öyle o saçma sapan işlerden işte. Tam önünden geçerken benim hatun dedi ki; “Bana balon alır mısın?” Ben bi şaşırdım ne balonu lan falan diye. Ama tabi kıza öyle demedim. İsterken de öyle masum bakıyo ki“ Ulan sana balonu değil mağazayı alırım kızım” diyesim geldi. Neyse çekine çekine gittim elemanın yanına; “Birader bi balon da bize versene” dedim. Adam balonu verdi, bizimkinin o suratını görmeniz lazım. Sanırsın 5-6 yaşlarında çocuk, öyle mutlu oldu lan. İçimden diyorum “Abi kızın mutlu olduğu şeye bak vay anasını ya” falan... Neyse bu balonu elinden hiç bırakmadı bindik tramvaya gidiyoruz. Hatunun ineceği durak hepimizin durağından önce geliyo. Benim de onun inceği durakta yapmam gereken bi işim vardı, o geldi aklıma. Hem bahane olmuş oldu birlikte inmek için. Bende geliyorum dedim birlikte indik. Ben işimi hallettim sonra az daha vakit geçirelim dedik parka doğru yürümeye başladık. Caddeden geçerken sohbet ede ede gidiyoruz, ben devam ederken bi baktım kız yanımda yok, döndüm arkamı arkamda öyle duruyo. Gözlerde elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi bakıyo. Noldu dedim, hala öyle mahsun mahsun bakıyo. Ellerine baktım ki balon yok. Sonra gözlerim balonu aramaya başladı caddeye uçmuş namussuz, koşa koşa gittim balonu yakaladım. Getirdim verdim eline, “Niye koşmuyosun peşinden” dedim. “Üzülüyodum ben :(” dedi. Yok hayır öyle düşündüğünüz gibi yapmacık falan değil. Ben bu kızla 1 sene 1 ay 12 gündür birlikteyim ve deliler gibi aşığım, her hali böyleydi ve sırf bu halleri yüzünden daha çok seviyorum. Cevaba bak anasını satıyım gel de sevme lan. “Üzülceğine peşinden koşsaydın ya yakalardın” dedim. “Olsun sen yakaladın ya kahramanım benimm” dedi sarıldı. Bi balon yakalamayla kahramanı oldum. He şimdi diceksiniz ki “Tamam da sen bunu bize niye anlatıyon” Onun da sebebi var. Eğer çapkınsanız, kız düşürüp tavlamayı ve bunu herkese anlatmayı marifet sanıyosanız diye anlatmak istedim; yapmayın abi. Bir kız olsun hayatınızda, sadece bir kız. Hayatınızı ona adayın lan. Ufacık şeyden mutlu olur bi kız ya, kalbinizi, güveninizi ve sevginizi ona hissettirdiğinizde yapmayacağı şey yoktur. İnanın sizi asıl mutlu eden şey etrafınızda binlerce kızın olması değil, sadece bir kızın olmasıdır. Sevmeyi öğrenin abi, bunu öğrendiğinizde gerisi gelir zaten.

anonymous asked:

En anlamlı bulduğun söz yani hayatının sözü ?

‘’BİR İNSANI TANIMAK İSTİYORSANIZ, ONA SEVGİNİZİ SUNUN YETER. O ZATEN YAVAŞ YAVAŞ CANINIZI YAKIP GİDECEKTİR..’’

Uzaktan sevdiniz mi siz hiç? Görmeden, görmedim ya dokunamadım. Aşık olduğum insanın gözlerine 1 saniye bile olsun canlı canlı bakamadım. Belki de ondandır bu kadar kıskançlığım. Benim dokunamadığıma kimse dokunmasın istediğimdendir. Onu kaybetmemek için her şeyimden vazgeçtim. Sırf kaybetmemek için. Her gece dualarımda ona yer verdim. Onu görmek için her gece bir umutla uyudum. Rüyada bile olsa onu görmek hayatımın en güzel şeyi olabilirdi. Yanınızdakinin kıymetini bilin. Boşa harcamayın sevginizi önünüze gelene aşık oldum sanıp temiz duygularınızı tüketmeyin.

İdeal evlilikler artık çok pahalı..

Herkesin kafasında bir eş profili var.. Hayalimdeki adam/kadın diye tutturmuş gidiyoruz.. Belki çok klişe olacak ama hangimiz hayallerdeki hanım veya bey/efendi olmayı başarabiliyoruz? Yazdıklarımız, söylediklerimiz ve yaşantımız ne kadar uyuşuyor.. Hayatlarına girdiğimiz insanları değiştirmekten başka gaye edinmiyoruz sanki. Kabullenmek yerine tek doğru benim doğrum mantığı ile dayatmalara gidiyoruz. Kabullenemediklerimizde de bu iş olmaz demeyi bilmiyoruz. Yalnız eş için değil bu söylediklerim elbette. Hayatın her alanında geçerli ama gönül işlerinde biraz daha baskın hale geldi..
Hanım ablamız ferace giymeli.. O feracenin ucu yerlere sürünmeli ve hatta renkli eşarp dahi örtmemeli.. O eşarbın kenarları hep önde olmalı omuzları kapatmalı.. Benim yanımda yürürken hep bir adım arkadan gelmeli. Pantolon kat’iyen giymemeli.. Okumalı ama çalışmamalı.. Benden çok kazanmamalı, hafız olmalı… Gidiyor da gidiyor bu liste.. Uzun uzadıya isteklerine sıralayan beyler hiç kendilerine soruyorlar mı bu isteklerin neresindeyim ben diye? Hep bir hödhödcülük.. Aman çok bir şey istenmesin, aman çok masraf yapılmasın, bu zamanda nerde imanlı kız, bu zamanda nerde gözü yükseklerde olmayan hanım gibi dayatılmış ve ezberletilmiş cümlelerle bezeniyor artık ilişkiler.. Ebu Cehil düğünü yapanlar Hz. Ali ile Hz. Fatıma saadeti arıyorlar.. 

Beylerin gözü hep yükseklerde.. Güzel olsun, itaat etsin, dili uzun olmasın, çok konuşmasın, bilgili olsun ama benim yanımda bunu belli etmesin.. Hadi hepiniz şu kör olası nefsinizi susturun da öyle okuyun bu yazıyı.. Ben bunu yapmıyorum düşünmüyorum diyen bey neredeyse yok. Her gün okuyor, duyuyor ve şahit oluyorum konuşulanlara.. Evliliklere ve ayrılıklara.. Karşınızdaki hanım sizi büyütsün istiyorsunuz. Kaç yaşına basarsanız basın benim dediğim olacak dayatmasını yapan şimarık çocuklar gibisiniz. Ayaklarınızın sağlam yere bastığı zamanlar var mı var elbet.. Var da iş işten geçmiş oluyor o zamanlarda.. Bırakın size gelen kendi yanlışları ile gelsin. O yanlışları kendi doğrularınızla düzeltmeye çalışmayın.. Bırakın bu yanlışları kişi kendisi telafi etsin. Ben bu yanlışlara tahammül edemiyorum diyorsanız o halde bu yola hiç girmeyin.. Biraz olsun anlayışlı olun abilerim.. Görgünüzü, saygınızı ve sevginizi karşınızdaki hanıma (helalinize) gösterin. Allah’ın emirlerini bilen elbet emanetinin kıymetini de bilecektir güveni ile size kapılarını açmış hanımları hayal kırıklığına uğratmayın. Bırakın tripleri hanımlar atsın. Her şeye rağmen varsanız eğer devam edin bu yolda.. Ben yaparım erkeğim, şartlar bunu gerektiriyor gibi bahanelere sığınmadan yaşayın islamı.. İsteklerimin ne kadarı makul, karşı tarafa bunlar ne hissettirir diye sorun kendinize. Yemeği acısız yap demek yerine ben acılı yiyemiyorum deyin mesela.

“Üzdüğünüz insanların kalbini tekrar kazanmak için saatlerce uğraşmak zorunda kalırsınız. Bunun yerine, yemek ile ilgili fikriniz sorulduğunda ya Peygamberimiz (sav) gibi sessiz kalınız ya da kibar bir şekilde fikrinizi söylemenin yollarını bulunuz. Mesela; ‘yemek güzeldi ama belki bir dahaki sefere ‘x’ eklerseniz, daha lezzetli olabilir’ gibi birşeyler söyleyebilirsiniz.“(1)

Karşınızdaki insan sizin köleniz, yardımcınız, bakıcınız değil.. Olmayacak. O sizin ahiretinize vesile olacak insan.. Cennetinize kapı olacak kadın.. O’na Allah’ın emaneti gözüyle bakmayı öğrenin..
“Biz on beş sene evli kalalım, yedi sekiz çocuğumuz olsun, Sonra ölünce de toprak oluruz diye değil. Nikâhlanalım, cennette keyif süreriz.” diye evleniyoruz. Bu, ucu olmayan bir koşudur… (2)
mantığında olabilmemiz gerekiyor.. Ne isterse istesin, zaten benim kendime ve aileme denk diye seçtiğim hanımın benden isteyeceği şeyler benim ölçülerim dahilinde olacaktır mantığında olun beyler. Aksi taktirde bu kendi seçimlerine dahi güvenmeyen biri olduğunuzu gösterir ve lütfen karşınızdaki hanıma ilgi gösterin. Hakiki bir mümine sizden huzur dışında hiçbir şey istemez.. Onun istediği bir miktar huzur, bir parça sadakat ve biraz güvendir.. Geri kalan her şey bunları çevresinde şekillenir..
Bilmem kaç milyarlık gerdanlık istediler, ev eşyalarını şu markadan yaptılar, nişan alışverişinde şu kadar para harcattılar diye cümleler kurmaya başlıyorsanız evvela karşınızdakini hemen sonra da kendinizi sorulayın.

Ve hanımlar..
Birçok genç kızı töhmet altında bırakan, beyabilerin korkulu rüyası olan, gözü doymak bilmeyen, o gelinliği değil daha pahalı daha gösterişli olanı alınca mutlu olacağını sanan, bilmem kç milyarlık tek taş olmazsa evlenmem, evlensem mutlu olamam diyen hanımlar.. Bu saydıklarımın varlığına inanmıyordum bir zamanlar.. Sonra yaş biraz ilerleyince tabi, bu işlere biraz kıyıdan köşeden girince gördüm ki bu hanımlar kesinlikle hayal ürünü değil.. Bu hanımlar kanlı canlı varlar.. Gerçekten nişan elbisesi, kına elbisesi, gelinliği, bindallısı derken herbişeyi en pahalısından diktiren sonra onları gardrobunun bir köşesinde küflenmeye terkeden, nişan alışverişlerinde bilmem kaç milyarlık makyaj malzemesi aldıran hanımlar var.. Bugün gelin sayfalarına girip bakın.. Alınan malzemelerin fiyatlarına, evlere döşenen takımların şaşaalarına.. İnsan bazen inanamıyor ve inanmak istemiyor.. Ellerimizle mezarımızı süslüyoruz her şeyden habersiz. Kaldırılamayacak borçların altına giriyor sonra da o borçlarla debelenen bir ailede huzur arıyoruz. Bulamıyoruz elbette.. Son çare bizde çalışalım, eve katkımız olsun diyoruz.. Eee canım evlenmek kolay mı diye başlanan ve bize de ezberletilen cümleler var elbette.. Kolay mı evlenmek? Kolay olmalıydı oysa.. Zina bu kadar basit ve bu kadar ucuzken, evlilik kolay olmalıydı.. Anne ve babalar, evladım okusun adam olsun telaşesinden kurtulup rızkı verenin Allah olduğunu kabul etmeliydiler.. Diplomalara tapılmamalıydı. Öyle olsaydı belki bugün ileride rahat eder, okumuş biri ile evlenir düşüncesi ile değil de; tahsilini yapsın, edebini, görgüsünü alsın, evlatlarını bu edeple donatsın düşüncesi ile kız çocukları okutulurdu. Ne farkı var Allah aşkın.. 12 yaşındaki bir ‘çocuğu!’ üç kuruşa bilmem kaç yaşındaki adama satmakla, 23 yaşındaki bir genç kızı onca çeyizliğe satmak arasında.. Aile bu kadar çeyize, paraha, refaha açken hanımabla elbet gelinliğin en kabarık olanını, konseptin en pahalısını istiyor. Evlerimiz padişah evleri gibi süsleniyor.. Evliliğin dışı süslendikçe içi boşaltılıyor. Aker marka eşarp alınacak o nişan bohçasına diye direten kızlar biliyorum. Vallahi bunlar hayal ürünü değil.. Bu kızlar yarın sizin evlatlarınıza anne olacaklar.. Evlatlar yetiştirecekler.. Çünkü modernler.. Çünkü baba evinde böyle bolluk içerisinde yetiştirildiler. Yokluk görmediler. Bu sebeple yemek takımlarını karacadan isterler.. Bir de büyümemiş kızlar var.. Ben gibi, benim gibi.. Ciddiyete gark edilemeyenler.. Hep kendimi yargılıyorum ben zaten yazılarımda.. Kimseye yazmıyorum.. Biliyorum çünkü herkesin nefsine ağır gelecek yazdıklarım..

Biliyorsunuz değil mi, daima imtihan içerisindeyiz.. Allah bazen hayatımıza gönderdikleri ile bazen de göndermedikleri ile bizleri imtihan ediyor..
Vermeyi yaratan, istemeyi de yaratır. Yani Allah, vereceği şeyi istetir. Evet, kabulümüz bu şekilde. Fakat, bazen verilmeyecek bir şeyi de isteyebiliriz, istetilebiliriz. Bunun böyle olmasında da “istediği şey verilmediğinde bakalım nasıl davranacak” imtihanı gizlidir.Her şeyin imtihan olduğu bir dünyada istemekte böylelikle imtihan olabilir. Neyi ne zaman isteyeceğimize dikkat etmek gerekiyor bu yüzden.. Dört dörtlük bir hanım/bey isteyebiliriz evlilik için.. Peki biz bu evliliğin neresindeyiz.. Dörtte kaçlık bireyleriz?

Olgun bir müslüman bilir ki:
İyi bir şey olduğunda bunda bir hayır vardır. Kötü bir şey olduğunda bunda da bir hayır vardır ve her ikisi de birer imtihandır.

O halde nasıl bir imtihana maruz kalırsak kalalım bize düşen sükunetle ve özveri ile sonucunu beklemek olacaktır.. Pişman oalcağımız cümleler sarfetmek yerine kararlılıkla susmayı denemeliyiz.
“Şeytan bir gün Hz. İsa (as)‘ın yanına gelip der ki:
- Ey İsa! madem Rabbin'e bu kadar güveniyorsun, at bakalım kendini şu uçurumdan, seni kurtaracak mı?
Hz. İsa (as) cevap verir:
- Ey İblis! kul Rabbini imtihan etmez!” Rabbimizi imtihan etmeye teşebbüs etmeyelim..
Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz.. Müjdeleyelim nefret ettirmeyelim ancak sevdirelim diye de yeni din icat etmeyelim lütfen.



(1) | Şeyh Hasan Ali
(2) Nureddin Yıldız

Eminim hepiniz hayatınızda bir defa vazgeçilmişsinizdir, izlemişsinizdir yok oluşları, zemin hazırlamışsınızdır.
Varlıkları yok edişlerele , yaşarken yabancılaşmaya, ötekileşmeye sessiz kalmışsınızdır.
“bir” ken İkircikli hayatlara keskin bıçakla bölünmüşsünuzdür..
ne meşaketli dönemlerdir hepimiz biliriz buruk tadını, her vazgeçilişte bir parçamız eksik toplarız bedenimizi, dağılanlar topladıklarımızdan hep fazladır, her vazgeçiş bir parçamızı eksik kılar…
Kan sıcakken daha bir canın yanar, beden soğumaya başladığında ise acın yavaşlar, durulursun bir nebze, öyle beylik laflar etmeye gerek yok, olmazsa olmazlarımız olmadığında da yaşadığımızı kanıtlayalı, keşfedeli çok olmadımı sizce de.
Ölümün varolduğu bir yaşamda sonsuz luk diye bir tabir sokamassınız ki sözlüğünüze.
Bir gün anlıyorsun ki sevmelerde başka başka, beklentilerin yarattığı sarsıntılar kurduğunuz hayallerinizi yıkan.
zaman şimdide ilerliyor elbette ama aheste yavan.
yıkılmamak için terazinin bir ucuna kendi sevginizi koyun, diğer ucuna onunkini size karşı duyduğu sevgiyi, terazi dengede değilse vazgeçin.

“duyguların somut bir ağırlığı yok kii”

diyebilirsiniz ama yüreğiniz soyut varlıkları da tartabilir unutmayın.

Vazgeçişlerdeki yıkıntıda üstünüzdeki ağırlıkların bedeninize karşı durup yük etmesine izin vermeyin, her yüreğin aşkı taşıyamayacağını, manasındaki derinliği kavrayamayacağını, aşkın sığ sularda çakıldığını, habire itikleyip adım adım ilerlemenin yorucu ve manasız olduğunu, yalan temelli bir mutluluğun yüzlerde tebessüm oluşturmayıp yürekte yara açacağını, her sevgi sözünün samimi olmadığını öğrenmelisiniz artık…
canınız elbette ki yanıcak, hepimiz kadar belki biraz daha fazla, aslınızı, gerçek suretinizi gösteremeden, istediğiniz gibi hitap edemeden de bitebilir. gidişlerde yüreğinizi susturmayı öğrenmelisiniz, tadınızı kaçıran dilinizdeki acı sözleri kusmayın yutun zira her gidiş yeni bir başlangıca zemin hazırlıyor yeterki bir öncekinde kalma, zamanın gerisinde bırakma kendini.
Vazgeçişler aslında iyidir, zamanınızı daha yararlı kullanmanızı sağlar, olmayacak hayallere koruma kalkanı kurmak zorunda kalmayacaksınızdır. gidene izin verdiğiniz, kelimeleri de yuttuğunuz anda bir şansınız daha vardır.
ama gidemesseniz eğer gideninizden, yıkıp kurmalara alışmalısınız.
eğer karşınızdaki kişiye her daim hazır bir yer açmış zamana inat bekliyorsanız bu yüzsüzlüktür.
“aşka çamur atmayın yüreğinizi” küçümsemeyin unutmayın ki size o aşkı yaşatan yüreğiniz, yüreğiniz varolduğu için var oldu o…
o yürek sizde olduğu müddetçe aşk her daim emrinize amadedir, zaman geçiyor, akrep-yelkovan ikilisi sizi beklemeyecektir zaman kısıtlı ya yüreğinizi korursunuz bir “HOŞÇAKAL"la, ya da hayallerinizi körü körüne yıkarsınız bir
“NE OLUR KAL” la. karar sizin…

Unutmayın her aşk bir film, sonunu bilmeden izlenilen ilk seyrin tadını alamassınız sonunu bildiğinizde…
yeni aktör yada aktrislerle yenii filmler, yeni senaryolar vizyona girsede asıl Aşk yüreğinizdir .

Uruguaylı Bir “Delinin” Hatıra Defterinden Alınması Gereken 19 Ders

1. Saraylara, servete, gösterişe ve israfa karşı çıktı. Zaten 2012’de devlet başkanlığı sarayını, başkentteki evsizler için sığınma evlerinden biri olarak ilan etmişti…

2. Pepe, biricik eşi Lucia ile halen başkentin dışında tek odalı mütevazı bir bağ evinde yaşıyor.

3. Bu tek odalı mütevazı evi Pepe, görevde olduğu süre boyunca devlet başkanlığı konutu olarak kullandı.

4. “Bu hayattaki tek bağımlılığım aşktır’’ diyen bir başkandı Pepe.

Karısı Lucia'ya olan tutkusunu, bir gazeteciye, "Eşinize aşkınızı ve sevginizi göstermenin her yaşınızda farklı bir yolu var. 20’li yaşlarınızda başkadır, 70’li yaşlarınızda başka…’’ diye anlatmıştı.

5. Kendisiyle röportaj yapmak isteyen Guardian muhabiri, konutun güvenliğinin yalnızca 2 polis tarafından sağlandığını yazdı.

6. Güvenlik ekibinin ve ailenin olmazsa olmazını da unutmayalım. Adı Manuela. Pepe ve Lucia çiftinin bir bacağı sakat sevgili köpeği.

7. Makam aracı olarak 1987 model emektar ‘vosvos’unu kullandı.

8. Aylık maaşının yüzde 90’ını oluşturan 7500 Euro’yu sosyal programlara bağışladı. Maaşından geriye kalan 485 Euro ile geçindi.

9. Pepe’nin devlet başkanlığı maaşının yüzde 90’ını almayarak bağışlama gerekçesi, ‘paranın bu kısmına ihtiyacımız yok‘ şeklindeydi.

10. Pepe ve eşi Lucia'nın küçük bir sebze bostanı var. Pepe, elin toprağa bulaşmasının büyüleyiciliğinden şöyle bahsediyor; ‘’Kendi ektiğiniz bir sebzeyi koparıp yemenin keyfinden daha büyüğü olacağını düşünemiyorum’’.

11. Mujica, kendisine ‘fakir devlet başkanı’ diyenlere, her defasında ‘’zenginliğin gerçek anlamını bilmediklerini’’ söyledi.

12. Üzerinde yıllandığı belli giysilerinden ve yine uzun yıllardır giydiği anlaşılan ayakkabılarından bir kez olsun utanmadı.

13. Onun yönetiminde devlet, süt gibi temel ürünlere fiyat sınırı koydu. Her çocuğa parasız eğitim ve yanında ücretsiz bilgisayar sağladı.

14. Eşcinsel evliliklere, esrar ve kürtaj serbestesine izin veren reformlarıyla hem ülke insanının, hem de dünyanın sevgisini ve takdirini kazandı.

Bu reformların ardından Guardian gazetesi Uruguay’ı ‘destansı’ bir ülke ilan etti. Foreign Policy, Mujica’yı ‘Dünyanın en etkili 100 Düşünürü’nden biri gösterdi. Economist dergisi, tarihinde ilk kez ilan ettiği ‘Yılın Ülkesi’ kategorisi için Uruguay’ı seçti.

15. Esrar serbestesi reformunun ardından, Uruguay'ı ‘dünyanın en sosyal liberal ülkesi’ ilan edenlere:

’Benim ülkem özellikle açık bir ülke değil. Bu reformlar aklın gereğidir. Marihuana serbestliği daha liberal olalım diye değil. Kullanıcıları, yasadışı sektörün elinden kurtarmak istiyoruz. Ancak onların aşırı içmelerine de müdahale ederiz. Tıpkı viski gibi. Günde bir şişe içiyorsanız, hastasınız tedavi edilmeniz gerek, demektir. ‘’

16. Tüketim yoluyla büyümeye karşı çıktı. Birleşmiş Milletler’in 2012 Rio Konferansı’nda bu konuda yaptığı konuşmada:

’Ben bir devlet başkanıyım. Daha çok yatırım daha çok istihdam için mücadele ediyorum. Çünkü insanlar sürekli daha fazlasını istiyor. İnsanların alım gücünü artırmaya çalışıyorum ama bir yandan da gereksiz tüketimi elimine etmeye çaba harcıyorum. Enerji, doğal kaynak ve zaman israfına kesinlikle karşıyım. Kalıcı şeyler inşa etmek zorundayız. Ancak bu tabii ki bir ideal. Gerçekte, ‘biriktirme yığma’ çağındayız’’

17. Pepe ve eşi Lucia'nın yaşadıkları baraka çiftlik evini, bir tarım okuluna dönüştürme projeleri var. Böylece;

İkisi de öldüğünde, artık dünyaca ünlenmiş olan bu yaşadıkları yer, bir tarım okulu olacak ve çevredeki çiftçilerin çocuklarının toprağa sevgiyi, toprağı işlemeyi öğrenecekleri bir okul olacak.

18. BBC'ye verdiği röportajda Pepe ve eşi Lucia:

”Dünya adeta çıldırmış gibi. İnsanların, bizim yaptığımız, aslında normal olması gereken şeye hayranlık duymaları çok tuhaf. Bu takıntı beni endişelendiriyor” diyor Pepe.

Eşi Lucia ise, ‘’Biz, kendimizi bize yakıştırdıkları gibi ‘fakir’ görmüyoruz. Böyle çok mutluyuz. Çoğu insandan çok daha azla yaşadığımız için çoğu insandan çok daha az endişemiz ve çok daha az problemimiz var.’’

19. İnsanlık bu sıradışı çifte bir teşekkür borçludur.

Pepe ve Lucia, hem mütevazı yaşam tarzları, hem de insanı, insanca yaşamayı temel alan siyaset anlayışlarıyla sadece Uruguay’a değil; aynı zamanda dünyanın geri kalanına da örnek oldular.

Evet, başlıkta da dediğimiz gibi Pepe bir deliydi. Ancak sadece, kendisinden başka kimseleri düşünmeyen, zavallı insanların; sığ dünyasından bakıldığında…

kızlar size bişi diyim mi? ama alınmaca yok. ilk önce fikrini değiştirmesi gereken sizlersiniz..

yakışıklı/karizma diye kadir kıymet bilmez puşların götünü kaldırırcasına temiz pak duygularınızı veriyorsunuz, sonra sizi gerçekten mutlu edebilecek çocukları sırf şekil değil diye üzüyosunuz..

ben bugün neden bu güzellik mevzuunu açtım biliyor musunuz? çünkü başıma gelen bir olayı hatırladım..

şimdi ego kasmak değil ama benim zamanında “varoş” diye yüzüme bakmayan bir kız vardı. içten içe sevdiğim için de arkamdan geçtiği dalgalara hiç kalkıp 2 kelime etmedim, edemedim sevgimden.. o yıllarda belki bana bakmış olsa şuan evlilik planı kuruyor, hep ona sadık kalıp deli gibi seviyordum. bi’ insanın içine zorla sevginizi koyamazsınız, benimki de o yıllarda vazgeçişle bitti.

şimdilerde her fotomu beğenip muhabbet açmaya çalışıyor, yanlış anlaşılmasın hâlâ güzel ama ben soğudum.. kalbim kırık da değil, bildiğiniz şeklime şemalime bakıp anında döndü düşüncesinden..

yani demem o ki hayatta insanları güzelleştirmek elinizde. benim bu siteden en yakın arkadaşlarımdan biri de çok sevdiği çocukla seneler önce 100 kiloyken tanışmış, şimdi kız taş gibi çocuk da manken gibi görenininiz maşallah çekiyor..

sevmek bir çok şeyin üstesinden gelir.
benim için artık geç gibi, ama sizin için olmasın.

Söz verin! Zamanında çektiğiniz acıları sevginizi hak eden insana yansıtmayacağınıza, ona kötü davranmayacağınıza ve onu şu ana kadar hayatınıza girmiş olan herkesten ve her şeyden çok ama çok seveceğinize söz verin.

açmayın abi, içinizi kimselere açmayın. insanlardan medet ummayın, insanlara sevginizi de pek söylemeyin. nadir insan hariç ruhların çöplükten bir farkı yok bu dünyada, gidin bir ruh yerine bir çiçeğe dokunun. gidin, derdinizi çekmecelerde saklayın. duvarları dertlerinizle siyaha boyayın, tavanları sarartın, lambaları karartın. kimseye de bir bok anlatmayın.

Bayramınızı ailenizin yanında, sevdiklerinizle beraber geçirin. Bayramı tatil olarak nitelendirmeyin. Zirâ gün gelir bayramlaşacak anne babanızı evinde değil, mezarlıklarda ziyaret edersiniz ancak. Varlıklarında kıymetini bilin, ziyaretlerinizi, sevginizi onlardan bir an olsun bile esirgemeyin. Hepinize hayırlı Arefeler, ailenizle ve sevdiklerinizle musmutlu bayramlar dilerim.😊🍬🌹 Saygılar, hürmetler efendim.😊✋

Bir kadını çok sevin asla ondan vazgeçmeyin…!
Sesine aşık olun. Yüzüne aşık olun. Gözlerine aşık olun. Saçlarına aşık olun. Onda bulduğunuz huzura aşık olun.
Onu hiç ağlatmayın, gözlerini güldürün.
Her fırsatta ona olan sevginizi anlatın.
Göreceksiniz ki siz bunları yaparken, o size çoktan aşık olmuştur…!