selall

şehir ve acı*

bir şehirdeyim duvarları dumandan. 
gözlerinin mavisi buradaki şelaleler, 
insanlar ismini aynalara yazmış, küfürlerden.
dudakların bir kilisenin kapısı kadar kutsal…
bir kadının edepsizliği kadar ayıpsın, 
bir erkeğin küfrü kadar yapışkan…
tek dert günahlar buradaki, 
şehir günahlar içinde çürürken… 

her nota, 
daha doğmadan ölmüş çocukların kulağına çalınan bir Fatiha…
anne karnının üstüne dökülen tütünler, 
bebeğin üstüne örtülen yorgan… 
ellerinde tütsüler insanların, 
gündüz sokaklarda gezdikleri mum… 
gece gündüz kavramını çalmışlar, bedeninden sanki 
her gün kapkaranlık… 

bir kahvenin bitişi kadar acı verici. 
sokak fahişelerinin edepsizlikleri kadar içten… 
merak ediyorum bazen;
niye benim hep terk edilen?

yaşlı bir sigaranın son çıkardığı duman kadar üzücü,
ölmen. 
basit kafiyelerden doğmuş tüm aşklar.
ellerindeki ojeler kadar güzel,
intiharlardan dolayı,
selaler peş peşe olduğundan 
ezan okunmuyor camilerde. 

hep ilk başlar güzeldir. 
ellerini tutmak mesela, 
ellerini tutmakla başlar benim selâm. 
terk etmen bile güzeldi, 
saçlarını ardından gördüm vesselâm… 

“ve, 
ben verdiğim sözleri bile tutamıyorum. 
seni nasıl yanımda tutacaktım ki?”