sahne

01:44

Telefon çaldı o sabah. Abim aradı, akşam 6'da hazır ol düğüne gideceğiz dedi. Uykuluyum tabi bende, ne diyorsun abi sabah sabah dedim kapattım. Anlam veremedim. Birkaç saat geçti ben hala uyuyorum, hazırlan diye aradı bu sefer. Abi dedim daha var, sen hazırlan, senin deri çantayı da al yanına dedi kapattı. Sonra saat geldi altıya ama altıya gelene kadar altmış kez çaldı o telefon. Aldı evin önünden beni gidiyoruz. Arka koltukta poşet var bir tane siyah, al içindekileri bir çantaya koy dedi. Yaptım. Bir otuzbeşlik var, bir de siyah toka. Anlam veremedim tabi. Girdik düğün salonuna ama kafası eğik abimin. Bin kişilik salonda toplasan yirmi kişi anca var daha. Abi dedim noluyor amınakoyim? Sus dedi. Para sıkıştırdı elime, git aşağıdaki büfeden su ve iki pet bardak al diye. Aldım geldim. Ama meraktan deliriyorum, söylemiyor da bir şey. Yani yaz günündeyiz, daha akşam yeni oluyor, kimin olduğunu bile bilmediğim bir düğünde rakı içeceğiz. Anlam veremiyordum işte. Sonra kalabalıklaştı ortalık. Gelmeye başladı insanlar, tanıdık çıkıyor arada, selamlaşıyoruz konuşuyoruz. Her şey güzel, bekliyorum ben boş boş ama abimin gözler cinayet. Abim benden birkaç yaş büyük. Ayrı şehirlerde yaşıyoruz, muhabbetimiz eskisi gibi sık değil. Ama hep abi kardeşiz. Her derdimi dinler, çözer. Ama abimin ağzını bıçak açmaz. 19 yaşımdayım daha bir kere abimin bana dert yandığını görmedim. Sormam bende zaten. Hayatında bir kişiyi sevdi. Aleyna adı. Uzun sürmedi pek ilişkileri. Ama abimin cüzdanında hep fotoğrafı vardır. Düğün başladı sonra. Yemekler dağıtılıyor, biz en arka masadayız. Bana bir bardak anca düştü. Abim içti ne varsa. Abi diyorum yavaş. Sus sen diyor, işine bak. Bekle diyor. Gideceğiz birazdan. Birazdan gelecekler. Anlam veremiyordum tabi hala ama delireceğim meraktan. Aslında kafamda canlandı bir şeyler ama sormaya deli gibi korkuyorum. Sonra rakı bitti, nikah töreni başladı. Meşaleler yandı. Konfetiler patladı. Müzik açıldı. Yavşağın biri mikrofondan alkış istedi genç çifte. Düzenini sikeyim dünyanın. Ulan karşıdan Aleyna abla geliyor. Ama bembeyaz. Abim kalktı ayağa ama çenesini nasıl sıkmış. Gözleri hafif buğulu, susuyor, izliyor. Girdim koluna yürü abi dedim, ama yerinden kıpırdatamadım. Sus dedi, geldiler. Gideceğiz birazdan. Otur yerine. Bak ben hayatımda çok fazla o filmlerdekine benzer sahne görmedim ama bu tam içine düşülmüşüydü. Abime bakıyorum bir şey yapmasın diye. Oturdu yerine, film izler gibi izliyor. Sonra klasik konuşmalar falan oldu, geline damada sordular içinde mutlulukta ve sağlıkta, hür iradenle kelimeleri geçen soruyu. Abim sanki milli takım maçındaki penaltı anını izler gibi izliyor. Aleyna abla evet diyene kadar salondaydık. Koşar adım, hızlı hızlı çıktı salondan. Bindik arabaya, soracağım soramıyorum. Gözleri yaşlı biraz. Ama nasıl hızlı kullanıyor arabayı, sanki kaçıyor bir şeylerden. Neyse işte. Eve girene kadar sahilde bira içti abim. Parası bitinceye kadar içti o gece. Ağlıyor ama konuşmuyor. Bakıyor boş boş, ama konuşmuyor. Aylar, yıllar sonra görüştüğümüzde sordum. Neden oradaydık abi, neden kendine yaptın bunu diye. Son ana kadar umudum vardı paşam dedi bana. Belki evet demez de kalkar bana gelir diye umudum vardı dedi. Sağ bileğindeki tokayı gösterdi bana. Bu tokayı Aleyna ablanın saçından ben aldım paşam dedi. İnsan dedi, gönlünü vermediği birisinin dizlerine yatıp, saçlarını okşatır mı saatlerce diye sordu. Ben o günden beri abime neden diye sormuyorum. Bu da böyle işte.