r&i*

Of course we were scared. At night when we went looking for ghosts, we found nothing but our bodies creaking, nothing but our dreams sent skittering, nothing but our failures tapping against the window, begging to be let in.
—  r.i.d
vine

R.I.P Choi Seungcheol; 1995-2015

Sene 1945.Bir yabancı,içinde bir kız bebek bulunan bir sepetle karanlığın içinden çıkagelir ve sepeti yetimhanenin önüne bırakır.Rahibeler bebeği bulurlar ama nereden geldiğini bilemezler.Bu yüzden rahibeler ona Jane adını verirler. Jane bir yetim olarak büyür.Yetim Jane, 17 yaşına geldiğinde çok güzel bir kız olur ve ilk defa bir erkek arkadaşı olur.Serseri oğlan kızın hayatına girer ama işler olacağına varır : Tartışırlar , kız erkek arkadaşıyla kavga eder ve hikaye oldukça hüzünlü bir hal alır.Kız hamile kalmıştır ve erkek arkadaşı onu terk etmiştir.Hamile ve terk edilmiş bir kız olan Jane 9 ay sonra apar topar hastaneye götürülür,güzel bir kızı olur.Ama o gece biri hastane camını kırıp bebeği kaçırır. Doğumdan hemen sonra doktorlar Jane’in kanaması olduğunu ve ölmek üzere olduğunu fark ederler.Doktorlar deneysel bir ameliyat ile Jane’in hayatını kurtarmak için cinsiyetini değiştirmek zorundadırlar.Jane artık Jim olmuştur.Uyandığında bebeğinin kaçırıldığını ve artık “Jane” bile olmadığını öğrenir.Jim büyümeye devam eder ve tam bir serseri olur.İnsanlar sürekli “Annen-baban kim ?” gibi sorular sorar ama Jim’in verecek bir cevabı yoktur.Bir gün Jim yine bir kavgasına tutuşur ve yere yığılır.Barmen yanına gelir ve şöyle der: “Jim,uyan.Ben aslında bir barmen değilim , zaman yolcusuyum.Gel birlikte zaman makinesine binelim ve gerçekte kim olduğunu öğrenelim”Geçmişe giderler. Zavallı Jim geçmişte nerede olduğunu bilemez ama 17 yaşında çok güzel bir kızla tanışır.Ve ilk görüşte aşık olur.Ama yine olanlar olur:Tartışırlar.Sonra kız arkadaşının hamile olduğunu anlar. Jim “Olamaz her şey tekrar ediyor bu benim başıma da gelmişti. Bebeğimin en iyi eğitimi aldığından emin olmalıyım”der ve 9 ay sonra Jim hastane camını kırarak biricik kızını kaçırır.Sonra Jim bebeği alır ve zaman makinesine gelir.Tekrar geriye gider , 1945 yılına.Fırtınalı ve karanlık bir gecede Jim karanlıktan çıkagelir ve bebeği yetimhanenin önüne bırakır.Rahibeler ertesi gün bebeği bulunca ne yapacaklarını bilemezler ve ona Jane adını verirler. Jane annesinin ve babasının kim olduğunu çok merak etmektedir.Jim nihayet kendini toplar ve hayatımı bir sarhoş gibi geçirmeyeceğim zaman yolcuları ekibine katılacağım diye düşünür.Böylece bir çok tarihi olayda önemli rol oynar. Artık Jim yaşlı bir adamdır.”Uzun ve güzel bir yaşamım oldu ama son bir görev daha gerçekleştirmek istiyorum.Son görevimde sürekli ‘Sen kimsin ? Annen baban kim ? ‘ diyen insanlarla kavga eden bir bar serserisiyle buluşmak için peruk takarak bir barmeni canlandıracağım. “ der.

Hatipoğlu Hoca, yıllardır Rasulullah Aleyhisselam'ın nasıl vefat ettiğini anlatıyor,
Döngeloğlu Hoca sahabe hayatlarıyla gözyaşlarımızı sel yapıyor,
Karataş Hoca, orucu bozan-bozmayan halleri bıkmadan anlatıyor.
Cübbeli Hoca çok satan kitabından, bizi bir çırpıda cehennemden kurtaracak ZİKİRLER ve gecede bin rekatlık namazlardan bahsediyor,
Menzildeki şeyh müridinin yatağında kaç kez döndüğünü hesap ediyor. Müridlerini kibrit kutusunda cennete götüren şeyhleri anlatıyor…
Uçan-uçuran şeyhler, dünyayı elinde tutan(!) Gavs'lar, Peygamber soyundan gelenler, tarikatine girince size CENNETİ VAADEDENLER, Hepsi bize yerimizde oturarak cenneti kazanmanın yollarını anlatıyor..
Fakat hiçbiri bize TEVHİDİ,CİHADI, ZALİMİN KARŞISINDA MAZLUMUN YANINDA OLMAYI anlatmıyor. Hiçbiri İSRAİL'e karşı sesini YÜKSELTEMİYOR..
Onların anlattığı hiçbir hikaye, bir avuç İSRAİL'in DÜNYAYI PARMAĞINDA oynatmaya engel olamıyor. Onlar anlattıkça, onlar OTURDUKÇA daha fazla ÇOCUK, daha çok MAZLUM katlediliyor…
Hiç biri kafaların, yaşantıların “YAHUDİLEŞMESİNE” engel olamıyor.
Ne hazindir ki; Onların ANLATTIĞI HİÇBİR ŞEY İSRAİL'i RAHATSIZ ETMİYOR!!
…..vesselam..

Cái ngày không biết chữ
Ta chẳng biết viết gì

Cái ngày không biết nói
Ta đã biết sờ ti

Ngày xưa sờ ti mẹ
Thì chẳng ai nói gì

Ngày nay làm như vậy
Người ta bảo thôi đi

Cuộc đời trong bụng mẹ
Vui hơn lúc chào đời

Vì không phải chào hỏi
Bao người bị dở hơi

Mới đẻ ra đã phải
Rời bụng mẹ mất rồi

Phải rời xa tổ ấm
Để thay bằng chiếc nôi

Chiếc nôi đang êm thế
Vậy mà cũng phải rời

Để tham gia mạng lưới
Những người lớn dở hơi

—  Rời ơi - N.T.H.L

Anh ngủ thêm đi anh
Em phải dậy lấy chồng
Mùa thu vừa rụng lá
Lòng em đã sang đông

Đừng cười và đừng khóc
Đùng tin và đừng nghi
Hãy bình thường mà sống
Em lấy…kẻo lỡ thì

Anh bảo rằng rất yêu
Rất thương và rất nhớ
Rất cần nhưng không thể
Cưới em? Chuyện trong mơ

Chẳng cần phải lý do
Giải thích và phân bua
Chỉ cần anh im lặng
Em đã hiểu: Mình thừa

Ừ! Thôi em lấy chồng
Chẳng còn gì luyến tiếc
Ừ! Thôi lên xe hoa
Bên chồng mà câm điếc

Anh cứ ngủ say thôi
Em dậy đeo nhẫn cưới
Kẻ mắt môi cô dâu
Tím ngực buồn rười rượi

Yêu mà sao lại thế
Thương mà sao vậy anh
Em - đàn bà yếu đuối
…Muốn đời mình duyên lành

Nhưng anh đã không thể
Mạnh mẽ để làm chồng
Cởi áo mà không dám
Mặc cho em váy hồng?

Thì thôi anh ngủ đi
Nhắm mắt và câm điếc
Em cười nụ cuối cùng
Giễu đời này quá nghiệt.

—  Ngủ thêm đi anh em phải dậy lấy chồng - Nồng Nàn Phố
Sau Nguyễn Thiên Ngân thì Nồng Nàn Phố là tác giả thứ hai mình chịu bỏ tiền ra mua thơ.

Når du møter en venn (when you meet a friend):

  • Hei! 
  • Heisann!
  • Hallo!
  • God dag! (good day)
  • God morgen! (good morning)
  • God kveld! / God aften! (good evening)

Når du går fra noen (when you leave from somewhere):

  • Ha det bra / fint / godt! (have it good)
  • Ha det!
  • Vi ses! / Vi sees! (see you)
  • God natt! (good night)
  • Morna! (good morning (?))

Når du møter noen igjen (when you meet someone again)

  • takk for sist (lit. thank you for the last time we saw each other)
  • takk for i går (lit. thank you for yesterday - can be yesterday or 10 years ago, it doesn’t matter)

Når du går (when you leave)

  • takk for i dag (thank you for today)
  • takk for meg (thank you for me)
  • takk for nå (thank you for now)

Når du slutter å spise (when you finish to eat)

  • takk for maten (thank you for the food)

Forsiktig! (attention!)

  • takk for alt (thank you for everything) is not used in every occasion but only in memory of deceased at funerals or such
Diego’dan Frida’ya sevgilerle…

I.

Diego’m:
Ağzımda senin dudaklarından kalan badem tadı var. Dünyalarımız hiç dışarı çıkmadı. Bir dağın içini ancak başka bir dağ bilebilir.

Bütün mektupları unut Frida. Sonsuza uzanan bir aşkın özeti say. Zaman eziliyor ve kararsız bir mevsim giriyor aramıza. Aşk nedir ki? Belki bir dudak tiryakiliği. Bulutsuz bir göğe içimizi çizmek belki. Küçük bir el, ipek dalgası ya da kaygılı bir ses çözüp çözüp bağlıyor küskün yanlarımızı. Hayatın tarihi de böyle bir şey Frida. Temiz yüzlü bir çocuktan doğuyoruz, sonra bütün defterleri denize atıyoruz. Ağzımızda soğuttuğumuz sözleri unut Frida. Onlar ki, zamana açılan koridorda bir çınlama sesi. Geçmişin aklını karıştırıyoruz ve hiç ummadığımız yerden kırılıyor kalbimiz. Gece ve keder, iki kere ter…

Senin bu ellerin diyorum, açık bir bahçe kapısı ve tuvalden kelâma uzun bir yol haritası. Bir dolu şenlikse eğer dünya, senin ellerin yerli yerinde Frida.

Bütün mektupları unut Frida. Bazı gerçekler vardır, bıçağın ucu kadar sıcak.Gitmek istediğimiz yerler vardır, gömülmek istediğimiz şarkılar. Oysa dürüst bir hayat için yaşlanıyor herkes. Ve anılar, adresi silinmiş evlerde saklanıyor. Belki unutmayı beceremiyoruz Frida, aklımızda hep eski sözlerin yükü. Neye dokunsak, orası çamurlu gece. Nereye baksak, oradan bir rüzgâr geliyor yüzümüze. Çürümek de böyle bir şey Frida. Eşyalar yalnızlaşır, kapanır kapılar ve tavan batar tenimize.Cıvıl cıvıl günlerin rüyası giriyor uykumuza. Saçlarınla konuşuyoruz, biraz gül kokuyor. Ama daha çok kül, durmadan…

Senin bu ellerin diyorum, apansız bir yaz iklimi ve odadan odaya iyi geceler müziği. Hayatın hüznü bir vedaysa eğer, senin ellerin derman yerine Frida.

II.

Diego:
Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, hiçbir şey gözlerinin altın-yeşili gibi değil. Vücudum günlerdir seninle dolu. Sen gecenin aynasısın. Şiddetli bir şimşek çakışı. Toprağın nemi. Koltuk altlarının oyuğu benim sığınağım.

Sevgili Frida’m, bir nilüfer açar açmaz başlıyorum seni sevmeye. İçimin derin kuyularına kadar çekiyorum kokunu. Kucaklaşıyoruz, ülkeden ülkeye geçiyor terimiz. Ömrümüz yer değiştiren bir sokak, baştan sona yürüyoruz aşk kalarak. Seni düşündüğüm her yerde bir incelik ve güzellik anıtı. Yeryüzü çayırları ve dağlar, mavi bir kıpırtıyla uyanıyor her sabah. Senin göğüslerindeki süt, gözlerindeki tuz yeni yeni ağaçlar büyütüyor. Sevmek de böyle bir şey Frida. Bizi bekleyen anılara yürürken, bir kadın da kuşları süpürüyor arkamızdan. Ah Frida’m! Dudağımı dudağınla ıslatıyorum, bir çivi daha düşüyor çarmıhtan…

Senin bu ellerin diyorum, sevimli bir kır çocuğu ve serin çarşaflara sinmiş beyaz uyku. Unutmak bir kalp ağrısı değilse eğer, senin ellerin ten bilgisi Frida.

Sevgili Frida’m, gülümsüyorsun ya, güneş biraz daha yaklaşıyor dünyaya. İki şehir birden seviniyor. Hep bekledik, bazı yaralar geç iyileşiyor Frida. Aşk ki, eski defterleri karıştırma hevesidir ve biz bu gürültüler içinde arıyoruz kişiliğimizi. Ahşaba oyulmuş mektup gibi yüzümüzden başlıyor bir uçurumun derinliği. Özlüyoruz Frida, sesin sesimdeki pası silecek kadar incelikli. Nasıl olsa alışıyor insan, masumiyet gizli bir kötülükmüş. Yalnızlığın tarihi de böyle bir şey Frida. Fısıltıyla öpüşür bütün çiçekler ve tam zamanında gelir ölüm. Geç kalmamak için hiçbir şeye, haydi bir daha gülümse…

Senin bu ellerin diyorum, esmer bir şarkıya benziyor. Sabır, dilenmenin tersten okunuşu değilse eğer, senin ellerin kusursuz deli Frida.

Ömer Turan - soL