rève

7

“Küçük hanımlar, küçük beyler. Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, ikbal ışığısızınız. Yurdu asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim ve kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.”

* Mustafa Kemal Atatürk

Saygıyla..
Sevgiyle..
Özlemle..

youtube

“Küçük hanımlar, küçük beyler!” 

8

Thesanat ekibinin 23 Nisan’a özel hazırladığı “Şu Çılgın Çocuklar” projesinde Seyit Onbaşı, Kazım Karabekir, Şahin Bey, Halide Edip, Sütçü İmam, Yörük Ali Efe, Mehmet Akif ve Atatürk’ün çocukluk halleri resmedilmiş.
Çok başarılı. :) 

youtube

Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan 23 Nisan Klibi

selam.
gece 4′e doğru hızla ilerliyor ve ben şu an 3. kırmızı tuborg’umu içiyorum. 
arka fonda Birsen Tezer var. yukarıda gördüğünüz fotoğraf ise birkaç saat öncesinden. bizim tekelci abi, her hafta değişik bi ecnebi birası getiriyor, 5 liraya. geçen haftalarda hollandalı Amstel içmiştik mahallecek, şimdi de bu alman birası aynı fiyata, Paulaner Salvator.
hemen giriş paragrafında kendisine bu beynelmilel alkolik hareket için teşekkür etmek istedim konu başka yerlere kaymadan eheh

bu geceki derdoluk sebebim, bizzat kendim.
bugün ailecek akşam yemeği sonrası çayımızı içip muhabbetimizi ederken, konu yakın zamanda intihar eden bi doktordan açıldı.
ben ısrarla, bu konuda bize en ufak bir laf düşmeyeceğini, o genç adamın geçirdiği süreçler hakkında en ufak bir fikrimizin bulunmadığını ve tek yapabileceğimizin saygı duyup bu gereksiz tartışmayı bitirmemiz olacağını savundum. konuşmanın acilen bitmesini istiyordum, çünkü teyzem yıllar önce intihar ederek ölmüştü ve bu konunun annemi ne kadar üzebileceğini tahmin ediyordum, zaten hep sessiz kaldı.
ve bu talihsiz gerçeklik söz konusu olmasaydı bile; o doktoru yargılamak bize asla düşmezdi, neysem.

kız kardeşim bana dedi ki; “bence yaşadığın hiçbir şeyi atlatamadın, neden kendini öldürmedin ki?”.

çok kırıldım. kendimi inanılmaz savunmasız hissettim ve hiçbir cevap bulamadım o soruya o an. sinirle söyledi. ama söyledi. bilinç altından kelimelerine kayıverdi. üstelik haklıydı ha, yaşadığım hiçbir şeyi atlatamadım ben. bu cümlenin ardından süklüm püklüm çıktım salondan, odama geçtim; saatlerce kitap okudum. şimdi yeni yeni hissediyorum ağırlığını. hani derler ya, kafası yeni geldi, aynen öyle bi ruh halindeyim şimdi.

bu hayatı, en yakınımdaki insanların bile ne zaman ölüp gideceğimi merak ettikleri hale getirmeyi nasıl başardım?
bir hayat en fazla nasıl harcanabilirdi? bu soruların ayaklı cevabıyım. böyle olacağını asla tahmin edemezdim, yaşarken görüyorum şimdi. o kadar emek ve zaman zaiyatıyım ki. beceremedim. n’apiyim yani beceremedim. yaşamayı, normal bi insan olarak günlerimi değerlendirmeyi, nihayetinde bir şeylere ulaşabilmeyi başaramadım. normalliği halledemedim.
olamaz mı? OLABİLİR. bunu, hayatı gözlerinin önünde eriyip gitmiş biri olarak ben kabullendim, başka da kimse kabullenmedi. 
ulan benim hayatım kaymış, güzelim akıl ve ruh sağlığı dengemden olmuşum; şu yaşta ailesiyle yaşamaya devam eden, okul bitirmeye çalışan biri haline dönüşmüşüm, demek ki var bi yamukluk. hiç mi aklınıza gelmiyor?
hiç mi düşünmüyorsunuz üzerimdeki kabus gibi gelecek korkusunu, “ben ne olacağım?” hissini.

şimdi ben böyle şeyler yazınca, gözünüzde, sürekli mutsuz, suskun ve uzaklara dalıp giden biri canlanmıştır belki.
oysa ben, acayip neşe dolu, girdiği ortamda esprilerin en az yarısını yapan, gülen, güldüren bi tipimdir, biliyo musunuz?
delirmemek, yitip gitmemek için işi komikliklere, şakalara vurdum ve bu konuda da acayip başarılıyım ayıptır söylemesi. 
yani, bir mücadele içerisindeyim. her an, yaşama devam etmek için delice bir çaba sarf ediyorum, stand-up’çı gibi bi şey oldum bu uğurda.
daha birkaç gün önce bir arkadaşım “intörnlükte umarım aynı grupta oluruz” dedi bana, bundan dört beş ay önce bir arkadaş “keşke aynı küçük gruba denk düşseydik ya” dedi. çok üstün tıbbi bilgilerimden dolayı değil. dedim ya; güldürüyorum insanları baya baya. benle hayat neşelidir.
geceler üstüme kabus gibi çökse de; gündüzleri küçük çapta bi Cem Yılmaz gibi takılıyorum hep.
olabilecek en ağır savunma mekanizmalarından biri bu; hep neşeli olmak. böylece kimsenin sana bir şey sormaması. kafadan zaten iyisin diye düşünmesi.

ama gel gör ki, herkes ne zaman intihar edeceğimi merak ediyor bi yandan. ölmiycem lan. inat işte. hiçbir şeyin daha iyiye gittiği yok ama devam edicem, sırf pisliğine. bu benim hayatla, bana verdiği milyon çeşit talihsizlikle kişisel hesaplaşmam. bu hikayeyi mutlu bir sona bağlıycam. bunu hayata rağmen yapıcam. bunu, her şeyin bir iz bırakmış olması, hiçbir şeyi atlatamamış olmam gibi gerçeklere rağmen yapıcam.

neysem.
çok dırdır ettim farkındayım.
ama sizi uyarmak zorundayım; birini en çok kırabilecek, tek kelime cevap veremeden bırakabilecek cümleyi kurabilmekle övünen insanlarla aynı yeryüzünü paylaşıyoruz. eğer karşınıza böyle bi tip çıkarsa, hiç ciddiye almayın bile, onu kendi sefilliğiyle baş başa bırakın. ya da bunu yapan, mesela öz kardeşinizse, o zaman saroş olun ve atlatmaya çalışın, ne diyebilirim ki?

daha fazla zırvalamak istemiyorum. 
şairin dediği gibi; biz kırıldık, daha da kırılırız.
yola devam, yola birtakım güzel şarkılarla devam; yapacak pek bir şey yok.
hadi iyi geceler size; yarın okuyacaklara da günaydın, hava epey kötü olacak diyor metoroloji. eh, talihsiz bi 23 Nisan geleneği.

Yaşama Sihirli Kelimelerle Dokunan Güzel Amcam...

Hastanenin acilin de yaşlı bir beyfendi saati sordu.Kıyafetinden, bakışlarından , paltosunu tutuşundan , duruşundan her halinden görmüş geçirmiş biri olduğu belliydi. İçer de yaşam savaşı vermiş , kızından kısa aralıklarla bahsetmeye başladı.
O anlattı ben dinlemeye başladım.
Kendimle ilgili sorduklarının bazılarına cevap verdim.
Önceleri biraz tedirgin olsam da bu sohbetten sesindeki naiflik , sonra kızının içerde olması , kızıyla ilgili anlattıkları daha rahatlatmıştı zaten ben de tahlil sonuçları mı bekliyordum.
Neyse ki durumu artık iyiydi kızının ,
sancılı bekleyişin yerini rahatlama almıştı.
Rahatsızlığının nedenini anlamış olsam da
dilim varmamıştı sormaya…
Durdu…Yüzüme baktı…
Yanlış anlama dedi , aldığım cevaplarla omuzların da çokça yük görsem de yaşama sarılışına imrendim.Yine de uzaktan bakınca gözlerin de ki hüznü gördüm.
Kolay değil bu yaşın da bu kadar sorumluluk.
İzledim uzun süre seni ; yanında ki kadına tekerlekli sandalyeye oturması için yardım ettiğini , ağlayan çocuğa şeker verdiğini
temizlik yapan görevli boş bardakları almazken rahatsızlığına aldırmadan senin bardakları toplayıp çöpe atmanı seyrettim çevreni telefon da teselli ettiğini duydum sabrını gördüm sonra nefes almak için dışarı çıkmanı izledim ne çok konuşuyor dedim kendi kendime ön yargıyla yanına yaklaştım elini yüzüne sürdüğünü görünce dua okuduğunu anladım.
Direndiğini , azmi'ni gördüm.
İnsanlara davranış şeklini..
Keşke kızım seni tanısaydı , odasına kapanmak pes etmek yerine insanların içine karışsaydı
belki şikayetçi olduklarından vazgeçerdi.
Sustum , şaşırdım hiç bir şey diyemedim.
Diyemezdim de …
Usulca hayat işte dedim…
Herkese farklı zamanlar da farklı yansıyor
diye ekledim.
Buruk tebessümle kafasını iki yana sallayarak hayat değil kızım dedi…
İnsanlar , kimi senin gibi olmak ister , kimi sana yakın , kimi kimine benzeme derdin de , kendi kimliğini yok saymakta…Kimi meraklı , kimi kime bulaşsam hesabın da , kiminin söylediği davranışına uymaz kendine iki yüzlü , insanlar çeşit çeşit…
Bunun içinde doğruyu bulmak sana yakın
olana ulaşmak zor göstermedikleri yüzlerinden dolayı…Dostluklar ender , arkadaşlıklar , komşuluklar çıkar doğrultusunda , laçka erkek kız ilişkileri , konuşmaları , dünü unutturduk gençlere geçmiş tarihi toprağa gömerek bizi biz yapan değerler bitti. Yozlaştırıldı.
Bizleri yavaş yavaş alıştırıp haberlerle dizilerle yatıştırdılar.Ne verdilerse onu aldık.
Özümüz demode sayılır bazıları tarafından artık.
Eş , dost ilişkileri vefa , hatır kalmadı.
Bak kızım…
İnsanlar her şeye sahip olmak isterken gayret sarf etmiyor ufak mutlulukları yaşamak , yaşatmak yerine bencilliği seçiyor. Bazıları bencil ve gaddar almadan , vermeyi bilmez…
Derken, sanki içimdeki ses dile gelmişti
o an.
El , yüz mimikleriyle içimde ki sesi
bastırarak dikkatlice dinlemeye çalışıyordum.
Bir yandan da bakışlarım dönüp dolaşıp ceketinin yakasına takılmış Türk bayrağı rozetine takılıyordu.
İnsanlar hep ister hep eleştirirler diye devam ediyordu…Kendileriyle kavgalı oldukları için
yarış içindeler ; vitrinlerle , yanındakilerle…
Nasıl yani dedim , güldü… Kıskançlık , özenti , ben buyum yerine , ben de varım demek için ezmek isterler ; işlerine gelir över , işlerine gelmez yererler , vermeyi bilmedikleri için suçlar , kusur ararlar.
Ne yapsan batarsın kimine;
canının yanmasından hoşnut olanından tut , kendileri büyüklenir , büyüklenmişsin gibi davrananı , düşmanlığını bastırıp dost vari davranıp yüzüne güleni ve unutma arkandan
en çok bunlar konuşup cümleler kurar empati kurmak yerine çünkü bilmezler empati kurmayı .
Velev ki biri , bir dokunsun böylelerine gösterdiğin sabrın yarısını gösteremez kin kusarlar.Biraz canın yandığıdında feryat et vermeyi , iyimserliği kes neler neler duyarsın hakkında…
Düşünce özgürlüğü yok , iğnelem çok..
Sanki şimdi ki zaman tek insan tipi yaratmaya endekslenmiş.Toplumcu gibi görünenler dışlanmakta , ters insanlarla dolmuş etraf günü birlik ilişkilerle bazılarının bam teline basta gör; şiddeti , ukalalığı , başkalarını üzme hakkını kendin de hak bulmuş insanlar, egoistler çok .Kadınlar zerafetini , erkekler centilmenliğini yitirmiş.
Yardım severlik hoş görü bitmiş.
Dayatmaların içinde kaybolmuş insanlar.
Herkes potansiyel suçlu olmaya hazır ama suçlu aramaya gelince suçlayacak kişi çok.
Kimse “kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür” ahkam keser oturduğu yerden.
İç çektim , gözlerimin dolduğunu görünce..
Bak dedi güzel kızım sen sen ol herkese her söylenene kulak asma…
“Ayarsız terazi de yürek tartma incinirsin.”
Kızım bu yüzden içer de…
Anlamıştım , öyle bir ifade vardı ki yüzün de neyi var desem anlamsız kalacaktı.
Hayat kızımı bağışladı bana dediğin de
daha iyi anladım.
Zalimliğin , ukalalığın , vurdum duymazlığın , bencilliğin bir cana daha kast ettiğini.
Acıyı hafifletememek , olanı değiştirememeyi iyi bildiğimi sansam da bir babanın gözlerini puslu görmek çaresizce dinlemekten başka ne yapa bilirdim ki , benim durumum hafif kalırdı…
Böyle bir durum da bile başkasını düşünen
bir babanın insan sıcaklığını hissediyordum acıyla karışık.
Uzun uzun günlerce okusam da kitaplar
yaşamın verdiği tecrübeyle yaşlı amcam kısa sürede içimi okumuştu sanki…Bildiklerimi özetlemiş , düşünemediklerimin altını çizmiş , insan sıcaklığını hissettirmişti.
Omuzuma usulca dokunarak mesleğim sayesin de insan sarrafı oldum inceliğini , zerafetini , samimiyetini, yardımseverliğini yaşama sevincini, sorumluluk duygunu , yaşamı senden almalarına izin verme dedi… Puslu gözleri , nurlu yüzüyle…
Elinizi öpe bilirmiyim dedim ; eğildim , elini çekti öptürmedi.Sen söylediklerimi unutma olduğun gibi böyle kal yeter dedi.
Bunu diyen ikinci insan yaşamım da.

Vurdun beni can evimden ah güzel amcam
hem sen hem de kızın.
Sende insanları okumaktan , umut vermekten , ders vermekten hiç vazgeçme sayfalarca yazar kafiyelere kitaplara sığınırsın , bazılarına anlatamazsın ; biri çıkar karşına , hiç tanımadığın biri , bir bakışla sihirli kelimelerle hayatına anlam katar yaşama daha çok bağlanmana sebep olur. İnsan sıcaklığına dokunur üstelik tanımadan , karşılık beklemeden kısa süre de.
Allah seni ailene evlatlarına bağışlasın
gördüğün son acı olsun.
Böyle insanları tanımayı eksik etmesin yaşamımdan o giderken usulca
bastonuna tutunuyordu ben onun söylediği
tek tek cümleleri kazıyordum belleğime bir yandan da düşünüyordum.
“Dengesiz terazide yürek tartma incinirsin”
sözünü.
Güzeli gören hisseden yüreğin dert hastalık görmesin.
Öptürmedin elini yine de hürmet ve sevgiyle ellerinden öperim.
Rabbim sağlıklı güzel uzun ömür versin hem sana hem de kızına.
Allah kızını iyilerle karşılaştırıp yaşama umudunu alıp , küstürmesin hayata.
Çünkü kızı intihar etmişti.
İçimi acıtsa , hüzün de verse bu an’ ı yaşamak kızını ve yaşlı amcayı bu günü hiç unutmayacağım.
Böyle insanlar , hâlâ toplum da var.Aramız da yaşıyorlar neyse ki , en çokta bunlar satırlarla cümlelerle çoğalmayı başkalarına da umut olmaları için yazılmayı hak ediyor.
İçtenliğinle , yaklaşımınla , insan sıcaklığınla , acını unutup dert ortağı gibi o an içinde olsa , iyimserliği yaşattığın, hem yüreğe , hem kalemime yaren ; yaşama , kızına , çevren de kızın gibi gördüğün bana umut aşıladığın beni bana hatırlattığın için; sabır , fedakar , vakur duruş , farkındalıkla kızının yanın da oldun kızın gibileri düşündün ki en büyük erdemlerden biri bu , çünkü her insan bunu o anda yapamaz , herkesin kendi önüne baktığı günümüz de.. Allah senden razı , yaşatana da hamd olsun.
Böyle insanlara hep denk gelmek duaların da olmak sayılarının çoğalması umudu ile.

AYŞEGÜL

(18.4.2017)

Sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım.
Ben artık adam olmam bu derde düşeli.