pollyannas

The thing about Mischief Night

Also reminded me of something that happened last year among me and my friends. We were planning a Secret Santa that was an art exchange. So while talking about it I slipped and used the term pollyanna, because that’s what they are called here, Pollyannas.

And like everyone was so confused about that. Is Pennsylvania the only place that calls christmas gift exchanges (like a secret santa), pollyannas?

“If you are interested in recreating a Tuscan-style Passover feast or wonder what David Chang, the Momofuku Ko chef, thinks about contemporary art, Cook’s Illustrated may not be for you.”

From the New York Times Magazine’s feature on Christopher Kimball of Cook’s Illustrated. It was enough to make me consider subscribing.

On the one hand, I appreciate someone who acknowledges that cooking dinner is not all rustic gardens, dappled late summer sun, fresh produce harvested that morning, and free-form galettes. And Chris Kimball is willing to speak truth to power in that realm:

“I hate the idea that cooking should be a celebration or a party[…] Cooking is about putting food on the table night after night, and there isn’t anything glamorous about it.”

On the other, I am sort of one of “those Pollyannas who insist […] that a recipe’s effectiveness depends mostly on what a particular cook enjoys eating.” Not entirely: there are some objective failings that aren’t a matter of how much garlic one likes. But I am not a believer in The One True Recipe. And I tend to think that cooking dinner night after night is easier if you let go of slavishly following recipes a bit, something that I think isn’t helped by Cook’s Illustrated long explications of all the ways that your recipe could go wrong if you don’t follow their advice. 

It’s worth a read. Plus, take a look at Christopher Kimball’s bitchface.

Lucas: We do have a doorbell, you know. I’d rather you wake the whole house then spook a kid in his private space.

???: Thank you sir! I promise to behave myself… I just get a little excited at times…

Lucas: Hey, it’s alright. Besides, who am I to turn down a kid at the doorstep?

Lucas: Just one more thing…

What’s your name?

???: It’s… um…

Pollyanna.

My name is Pollyanna.

Lucas: Having trouble remembering your own name…? Ah, for another time.

Go get some rest.

[Pollyanna is open for asks!]

~Continued from here…

3

“Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım 
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi 
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.”

Didem Madak

***

“Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz”

Didem Madak

***

“Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
insan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.”

Didem Madak

***

“Sıkıntılardan bir ev kurdum yıllar sonra. 
Güzel günlerimiz oldu. 
Ne parantez açmak isterdim ne bir virgül koymak. 
Onlara ne söylemeliyim. 
Bir şey söylemem gerekir mi? 
İnsanlar aradığında gelmezler, aramadığında keşke beni çağırsaydın derler.”

Didem Madak

***

“Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna..”

Didem Madak

***

“Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
 
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!”

Didem Madak

24 Temmuz 2011 saygıyla…

Masallarımdan geriye kalanlar ne kadar şaşırtıcı bilseniz…
Şimdilerde Pinokyo’ nun burnunu kanatıyor yalanlar…
Alice yadırgamıyor artık iskambil kağıdı adamlarla yakıştırıldığında…
Gulliver başka ütopyalara alınmıyor pasaportsuz…
Pollyanna da vazgeçmiş hoşnutluk masalından…
Peter Pan korsan yayınlarla vurmuş voliyi…
Rapunzel prensi beklemeyi bırakıp ejderhayla işi pişirmiş en sonunda…
Donkişot beyaz bayrak sallıyor yel değirmenlerine…
Şimdilerde Sindrella saat ne zaman 12 yi gösterse intihara meyil ediyor…
İçlerinden bir Quasimodo değişmemiş sanki…
Hala dünyanın yükünü taşıyor kamburunda…

youtube

One last feel guys. One last feel.

Let's play the Glad Game

I have to stay positive so I want to play the glad game. For those who have read the book Pollyanna you will know what I am talking about. For those who don’t know what I am talking about, the glad game is finding something you are glad about even in the worst of situations. So let’s play, and I’ll start. I am glad that I can walk sometimes and am not confined to a wheelchair all the time. Your turn…What are you glad about? Reblog and add your comment.

Şölenimize hepiniz davetlisiniz yazılı kapıdan içeri giriyorum. Ölümün eşiğinde bir döşekte yazılan satırlar gibi ıssızlık kokuyor. Soytarıların kralları falakaya yatırdığı eşsiz anlar. Geciktirdikleri faizler nedeniyle dalaştıkları tefecileri katleden babalar. Babalarını gömen oğullar. Aynada kendilerini kurşuna dizen anneler. Bir eroinmana aşık boyalı orospu kızlar. Türk kahvesine köpük niyetine tüküren hain ev kadınları. Her sabah patronlarına göz kırpan başarılı iş kadınları. Pamuk şeker kokulu sevgili Pollyanna. Hepsi de davetli şölene. Zamanı çiğneyip geçmenin imkansız olduğu zihnimin devasa şölenine. Hoş geldiniz sevgili konuklar. Çıkışlarımız hiçbir yerdedir. Keyfinize bakın.