planda

Tam diyorum bu kez belki güvenebilirim, diğerlerinden farklı görünüyor. Sonra bir bakıyorum, bakamıyorum. İçimden siktir git, güle güle arka planda çalıyor. Ben kendime de güvenmiyorum. O yüzden başkasına hiç güvenemem. Kimse kusura bakmasın.

Soru kutuma koyabileceğin 25 seksi şey;

1-Seni en çok tahrik eden şey ne?
2-Hard seks mi yoksa romantik/soft seks mi?
3-Seni bir kızda/erkekte en çok tahrik eden şey ne?
4-Kendinde en sevdiğin kısım neresi?
5-En sevdiğin kondom rengi?
6-Birinin seni kelepçeleyip kırbaç veya başka şeyler (hayal gücüne bırakıyorum) kullanmasına izin verir miydin?
7- Puan aralığı 1-10 olmak üzere,şuan seks yapmaya ne kadar hazırsın?
8-Seks yaparken arka planda çalmasını istediğin bir şarkı söyle.
9-Şuan nerenin öpülmesini isterdin?
10-Porno izlerken seks yapmak ister miydin?
11-Hangisini tercih ederdin; dudaklarının ısırılması mı,boynunun ısırılması mı?
12-Hangisi daha eğlenceli geliyor,doggy veya cowgirl?
13-Mutfak masasında seks mi yoksa bilgisayar masasında seks mi?
14-Seninle ilk defa seks yapacak olan birisi ilk önce ne yapmalı?
15-Hiç halka açık alanda masturbasyon yaptın mı?
16-Hiç birini masturbasyon yaparken yakaladın mı?
17-Bakir ya da bakire misin?
18-Aynı cinsiyetten biriyle bir yakınlaşman oldu mu?
19Tanımadığın biriyle aniden gelişen bir seks yaşadın mı?
20-Birden fazla kişiyle seks yaptın mı?
21- 20. soru evetse kaç kişiyle?
22-Şuan hangi renk iç çamaşırı giyiyorsun?
23-Seks oyuncağın var mı?
24-Hiç anal seks yaptın mı?
25-En son ne zaman ıslandın/sertleştin?

insanlardan farkım ne biliyor musunuz?

siz dış görünüşünüze iltifat edildiğinde büyük bir sevinç duyuyorsunuz. dış görünüş sizin her şeyiniz. hep birilerine güzel gözükmek, güzel olduğunuzu düşündürtmek istiyorsunuz. sizin için karakter, kişilik her zaman ikinci planda kalıyor. ‘’çok güzelsin’’ sözü ‘’çok iyi bir insansın’’ sözünden daha çok tebessüm ettiriyor size. ama unutuyorsunuz, güzellik gelip geçicidir. karşınızda ki insanı güzelliğiniz ile bir müddet kendinize hayran bırakırsınız. fakat iyi bir insansanız eğer bir insanda ki tesiriniz çok daha büyük olur. eğer ki unutulmak istemiyorsanız yüzünüzü güzelleştirmeyin,kalbinizi güzelleştirin.

Mendilleriniz çok güzel.
Kravatlarınız bıyıklarınızla çok uyumlu bir kombin oluşturmuş.
Özenle taranmış saçlarınız ve kolalı gömlekleriniz, meseleye verdiğiniz öneme işaret ediyor.
Yüzünüzden okunan samimiyetiniz, sinek kaydı traşınızla biraz daha samimiyet kazanmış.
Ceketinizin ekose deseni, yakanıza iliştirmiş olduğunuz zarif rozet ve arka planda şahin bakışlarla etrafı kesen korumanızdan, saygın kimlikleriniz kolayca anlaşılıyor.
***
Saygın dirseklerinizle bir adım geriye itmiş olduğunuz, deri yelek ve yün içlikli baba da şehit babası. 

- Caner KARA

anonymous asked:

What have you been recently?

Artık anasayfam da altın kaplama jipler, dövmeli kadın kalçaları, sensiz olmaz sözleri, arka planda deniz kadraj da bank, mac rujları, boya badana, gümüş casio saatleri, kahve, eskit dekore edilmiş ev- boş salonun ortasına konulmuş puf koltuk ve karşısında kitaplık tantanaları görmek istemiyorum birader. Sonra neymiş topluma karışmış aga benim böyle bi toplumda canım sıkılıyo. Kim yönetiyo ulan bu tantanayı kim bu akımın babası. Akşama kadar çalış et, 1 ay çalıştığın iki nusret hesabı yapmasın, eve gel zencilerin altın dişlerini rble, şafşaflı restoran masalarını rble, çocuk kıza sarılmış rble.. Ulan bizim neyimize daha çeyrek alacak imkan yok bide altınlı dişlere arabalara heves ediyoruz. Kim ettiriyo lan! Alışmak çok garip. Alıştırmakta bi o kadar. Sonra bunca insanın canı sıkılıyor. Sıkılır tabi abi, içgüdüsel olarak mercedes amblemini duvarında paylaşmak zorunda hissettiğin bir dayatma. Bi aile büyüğünün facebook sayfasına baksan ülke gündemi, HAYIR-EVET BOR, şok şok tubitakın reddettiği proje amerika da… kamprail, okey, en büyük eğlence: -hamit duvarına yazdı- “lan rıza napıon:)-” bide bi lise öğrencisinin heves ettiklerine, sahip olmak istediklerine, içgüdüsel olarak başarıyı böyle popüle topile tantanaları işte. Mac rujlarıyla, altın kaplama jiplerle, şekilli şukullu avizelerle anneni kandırabilir mi? Vampirler gençleri severmiş. Ya ben senin götünü sikeyim rockefeller ya

Olay şöyle oldu Hakim Bey ben anlatayım en baştan;
İnsan çocukken, anasında babasında ne yoksa onu arıyor demek ki.
14-15 yaş da çocuk yaşı bence. Annem sürekli bir evi çekip çevirme telaşında, baba desen ne iş bulsa onun peşinde, kolay değil evde kaç nüfus onun eline bakıyor.
Yani evde a’federsin aşk yok Hakim Bey.
Zaten daha yeni genç olmuşum, kalbim her daim ağzımda, televizyonda izliyorum dizileri, nasıl da tutkulu aşklar, kıskançlıklar, vazgeçememeler. Çocukmuşum daha ama kazınmış aklıma, “ben aşık olup evleneceğim” dedim.
İstedim ki uyurken yüzüne keyifle bakayım, bir bulgur bile pişse evde soframı özenerek kurayım.
Ben bunun a’federsin yeşil gözüne kandım Hakim Bey.
Yeşil böyle çayır çimen ormandır ya hani; ruhum kanatlanıp uçacak sandım.
Yeşile uzun bakılır, bıkılmaz sandım. Çocuk da değildim artık ya işte insanın gönlü kaymayıversin.
Kabul ediyorum. Buraya kadar benim suçum.
O çok ağladığım film gerçekmiş; sevgi emekmiş, bilemedim. Cahilliğime verin.
Ama yeminle gerisinin günahı bende değildir.
28 gün sürdü o yeşil gözlerin derinliği, 29. gün yediğim yumrukla al oldu elmacık kemiklerim, sonrasında öğrendiğim; morluklar iyileşirken yeşile dönüyor insan derisinin rengi. O’dur yani.
Bitmedi Hakim Bey.
Bir yumrukla bitmedi.
Ne iş yaptığını bilemiyordum, dükkanı vardı esnaf sanıyordum.
Milleti haraca bağladığından, tefecilikten kazandığı ile benim çorba kaynattığımdan haberim yoktu.
Her öğrendiğim yeni bir iz oldu bedenimde. Allar mora, morlar yeşile dönüştü.
Ben zaten elimden geleni yaptım. Mahkemede ben değil, o sanık olsun istedim.
Her bir fiskeden sonra karakolda aldım soluğu. İnsanım sandım devlet nezdinde.
Devletin verdiği nikah cüzdanı benim yaralarımdan daha geçer akçe çıktı. Her seferinde benzer tavsiyeler ile yollandım karakoldan.
Azıcık sabırlı olacaktım, yuva kolay kurulmuyordu, biraz suyuna gideydim, erkeklik onurunu rahat bırakaydım. Aile içinde olan biraz da aile içinde kalsındı.
Canım çok yanıyordu ama Hakim Bey.
Onun erkeklik onurunun limiti yoktu. Fasulye kılçıklıysa onuruna mı dokunuyordu? Çocuk yaramazlık yaparsa gururu mu zedeleniyordu? Halı bizim namusumuz muydu da leke olunca beynimde patlıyordu?
Ellerime bakın Hakim Bey, çamaşır suyu ile çatlamıştır, bir de ciğerimi görebilsek keşke, kederden ve soluduğum deterjanlardan çoktan solmuştur.
Dedim ki kendime, benim canım değilse de, kendi parası, yasası bu devletin önemlidir.
Bu adam yasaları çiğniyor, bari gideyim onu ihbar edeyim.
Dövmekten yargılanmazsa, eve giren kanlı paradan yatsın bari. En azından soluk alırdık birkaç yıl kızımla ben.
Kızım var benim Hakim Bey, ellerinizden öper.
Çok akıllı çok usludur aslında.
Bebekken de böyleydi. Hamileyken yediğim dayaklardan bir haller oldu sanırdım başlarda. Ama demek ki anasına daha da dert olmamak için Tanrı vergisi sakin oldu yavrucak.
Benim ihbarlar kafi gelmedi. Savcıya söyler sandığım polis gitti durumu koca dediğim adama anlattı.
Yolun başında göründüğünde anladım. Malum olmuştu zaten, kalbim ağzımda atıyordu gün boyu.
Analık refleksi de istersen Hakim Bey, ilk iş kızıma sarılıp kokladım.
İnsan öleceğini anlıyor biliyor musun?
Kırar gibi çaldı kapıyı.
İlk 10-15 dayaktan sonra, insan korkmaz oluyor kaba dayaktan.
Canının ne kadar yanacağını biliyorsun. Acı eşiğin de yükseliyor. Yine de her seferinde yüreğin ağzına geliyor, için kanıyor gibi hissediyorsun. İçin kanarsa ölürsün.
Biz filmlerden, biz ölenlerden öyle gördük.
Dayaktan değil de ölmekten korkar oluyor insan.
Öyle bir ölüm korkusu vardı yine içime. Ama ilk kez o gece, çocukken anamın yaptığı keşkeğin tadı geldi ağzıma.
Bir de çocukluğumdan kısacık bir piknik anısı, ayaklarımı dereye sokmuş oynarken annemin elime tutuşturduğu ekmek arası köfte, bir de kızım doğduğu gece kucağımda bir bebek kokusu ile daldığım yorgun ama mutlu ilk uyku.
İnsanın hayatı bir film şeridi gibi geçiyorsa ölmeden önce gözlerinin önünden; işte benim mutlu sahnelerim de bu kadarcıkmış demek ki.
“Çocuğu odaya götür” dedi bana.
Ahlakı da bu kadar işte, anasız kalsın çocuk, ama anasını da ölü gözleri tavana bakarken hatırlamasın istedi herhal.
Aklımdan o kadar çok şey o kadar kısa sürede geçti ki Hakim bey, ben inanın sandığınızdan daha akıllıyım sanırım.
Uzattım biraz kızımı odaya götürüp yatırma faslını.
Hatta sonra bir de “dur çamaşırları asayım” dedim.
Ama bu kadardı yeminle Hakim Bey. Tüm planım azıcık daha hayatta kalabilmekti.
Bir kaç dakika daha.
Yüzümde patlayan kabza planda yoktu, yatağa savrulmayı planlamadım, elim yeminle kazara girdi yastığın altına.
O yastığın altına daha o sabah silah sakladığını bile bilemezdim.
Gözlerini görseniz, kafasından çok daha öndeydi, tükürükleri yüzümde patlıyordu. Yumruğu öyle hızlı iniyordu ki aralarda nefes bile alamıyordum.
Seyit Çavuş’u hatırlayın Hakim Bey, bize ortaokulda anlattılardı. 200 kiloluk mermiyi kucaklayıveren Seyit Çavuş.
Savaş gibi bir şeydi, memleket değil, ben elden gidiyordum.
Elim metale değdi.
200 kiloluk mermiyi kavrar gibi, parmaklarım yerini buluverdi.
Yoksa Hakim Bey yeminle, sahil kenarında balon bile vurmuş değildim.
Sıktım mı hatırlamıyorum, kaç kere sıktım hatırlamıyorum.
Üzerime düştü bir onu biliyorum, bir de ağırlığından kurtulmaya çalıştığımı.
Üzerimde hep bir ağırlıktı zaten ama böylesini ilk yaşadım.
Nasıl kalktım bilmiyorum, kızımı nasıl aldım kucakladım, ayağımda terlik var mıydı, üstüm kan mıydı vallaha hatırlamıyorum.
Öldüğünü duyunca kendim geldim söyledim Hakim Bey.
“Sanırım ben yaptım” dedim.
Nasıl oldu anlamadım ama sanırım ben yaptım.
Erkekler takım elbise giyip önüne bakınca cezası iniyor, benim takımım, kravatım yok. Annem apar topar bu tişörtü bulabilmiş.
Bir de ne yalan söyleyeyim hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde.
O ölmese ben ölecektim.
O size, beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti, başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı, benim patlıcan fazla pişti diye, perdeler azıcık kirlendi diye, masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti, kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti.
Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. Biraz yan gülmüşüm. Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.
Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti.
Siz onu 3-5 yılla yargılayıp, namusu kirlendi diye mazur görüp, yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama.
Oysa namus benimdir Hakim Bey, bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam.
Sonuna kadar idare edebilmiş olmam, elaleme değil de başıma gelenleri hep karakollara anlatmış olmam, kızıma hiç fark ettirmemiş olmam namusumdur.
O utanmamış yaptıklarından, benim utanacak bir şeyim yoktur.
İçimdeki hayatta kalma mutluluğunu atamıyorum Hakim Bey.
Ağlayamamam bundandır.
Ne yalan söyleyeyim aynı acının çemberinden geçmiş, sağ kalabilmiş kadınlarla aynı koğuşta, bir ömür kazasız belasız da yaşarım ben ama benim bir kızım, bir de memleketin aç kaldığı bir adalet var.
Gel sen, ölmedim diye beni cezalandırma, benim bir derdim; kızımın bari mutlu olmasıdır.
Yanında ben olayım.
Can alan bir katil değil, can derdinde bir kadın de bana.
Kurşunla yatıp kurşunla kalkan, yastığın altında silahla yatan adamlar hiç eceliyle ölmüş mü?
Hem sevebilseydi o da ölmezdi di mi ama?
Öldüyse hepsi benim suçum mu?

4

Sadece “özür dilerim” dediği için affeden bi adam.. “Sen ölümle hayat arasındayken ben sanki yaşamıyordum” diyen bi kız.. Bunu bir üçgene çevireceklerini hala düşünmüyorum. Hala içimde bir ümit var, bu naif, özel, tutkulu aşkı kolay kolay biterebilecekleri gelmiyor aklıma.
Düşünsenize biraz, Veronica'ya Leon demişti ‘ben Yıldız'la evlenmek istiyorum’ diye, sürekli yan yanaydılar, sürekli Yıldız seviyormuş gibi Leon'la ilgileniyordu. Bence bu bölümdeki asıl amaç, Yıldız'ı tamamen ortadan kaldırmaktı. Şimdi bu mektubu Yıldız'a yazıldığını sandı, ama dili yok mu Leon'un diyemez mi sanki Yıldız'ı sevmiyorum diye? Yada Yıldız o kadar aşağılık bir karakter mi? Kız kardeşinin kendini nasıl harap ettiğini görmedi mi bu kız? Leon uyandığı zaman nasıl sevindi görmedi mi? Leon'un Hilal'e baktığını görmedi mi? Yıldız herşey yapabilir ama kardeşi ön planda olur bana kalırsa, çünkü öyle olmalı. Çünkü kardeşlik bu. Yada Azize? ‘Canım yanıyor anne’ diyen kızının aşık olduğunu er yada geç anlamayacak mı? ‘Bu acı nasıl geçecek bilmiyorum’ ‘O yaşarsa gidemem, gidersem yaşayamam, o ölürse kendim gider yunana teslim olurum’ bu sözler hiç mi önemli değildi? Öylesine yazılmış sahneler olamaz bunlar. Öylesine göstermemişlerdir Azize'ye kızının o acısını. Öylesine değildir Yıldız'ın onlara bakışı. Cevdet'in bakışı öylesine değildir. Olamaz ki. Bu kadar detay varken, onlar en güzel detayları gösterirken, öylesine yazılamaz bu sahneler. “Gözlerini açarsan ağzından çıkacak her söze razıyım” “Ölüme de aşka da” diye söz veren bir Hilal var elimizde.. Bir de “Karanlıktı, kimin olduğunu görmedim” “Ben seni gördükçe yok oluyorum” diyecek kadar seven bir Leon.. Sanmıyorum. Böyle bir aşkı harcayacaklarını, harcayabileceklerini sanmıyorum.
Ve bir de Ali Kemal'imiz var, vurulmadan önceki bakışları gören, vurduktan sonra Hilal'in can çekişini gören, yolda hastaneye gidicem diye tutturan Hilal'i gören bir adet nam-ı değer abimiz var. Hiç mi içine kuşku düşmeyecek, Leon'un söylemediğini duyunca? Ali Kemal anlar, sevmeyi bilen herkes anlar, canının neden yandığını, o bakışların anlamını anlar. Ben ümitliyim. Ali Kemal öğrenecek ve yardım edecek onlara. İmkansızı sevmenin ne demek olduğunu bilen birisi o, arkasını dönmez bu aşka.

Ne demiş Tevfik Fikret? Karamsarlığa kapılan kalpler, çareyi düşünmeye fırsat bulamaz..

Bazen Kadınlara çocuk gibi davranma Fuat diyorlar

“Sürekli vıdı vıdı ediyorsun.”  diyorlar.

Ama durup, bir nedenini kimse sormuyor.

Oysa çok değil, bir dakika düşünseler, anlarlar.

Aksine kadınlar konuşuyorlar tamam ama, anlatamıyorlar.

Çocuk gibi davranılmasının bence tek nedeni, sürekli uygulanan aile ve çevre baskısından dolayı keyiflerince yaşayamamalarından dolayıdır.

“Sen kadınsın yapamazsın, gidemezsin.” denmesinden dolayıdır.

Şiddete uğrarlar, susarlar.

Baskılara karşı susarlar.

Sürekli ikinci planda kalırlar, susarlar.
Yaşamaz, yaşatırlar, sesleri çıkmaz.
Ama en ufak bir tartışmada bile,

“çok konuşuyorsun.” denir.

Kadınlar olmasaydı, ağaç kavuğunda mı, büyüyüp, yetişmeyi düşünüyordunuz?

Merak ediyorum beyinsiz embesiller

Eğer mümkünse böyle bir şey, şiddet uygulayanları ağaç kavuklarında en az bir gün yaşatsınlar.

Oluyorsa, çıkıp desinler, ” denedik, oldu.” diye.

Kendi eşlerine, dostlarına laf gelince etmediğinizi bırakmazsınız, ama başka kadınlara sarkıp, demediğiniz laf kalmaz.

Yol ortasında dövülür, aksine “vur vur.” sesleri yükselir.

Ezelden beri değişen bir şey yok, ne yazık ki…

Değişen tek şey, öldürülen kadın sayısı.

Koruma altında olsalar bile, bir şey farketmiyor. Her geçen gün cinayetler artıyor.

Bunları yapan caniler ise, serbest bırakılıyor. Olan günahsız kadınlarımıza oluyor.

Bunca şeye rağmen “susup evde otursunlar, çocuk bakıp, ev temizlesinler.” deniyor.

Pek çok kadının gözü ne yatta, ne de katta… Sadece insan yerine konmak istiyorlar.

Eşitlik, özgürlük istiyorlar.

ŞİMDİ HERKESI BİR DAKİKALIK DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYORUM.

Mrb İst Çengelköy evli çocuklu ciftiz re opel deneyimliyiz alev31 kuzey 32 yasinda oncelimiz samimi arkadaşlık dostluk sex en son planda geliyor birbirine sevgisi saygısı olmayan çiftlerle zaman harcamak istemiyoruz

Kadınları hor görenler,kadınlar birşey yapamaz diyenler,kadınları ikinci planda görenler,kadınları sadece cinsel obje olarak görenler şu kadına iyi baksın.Vatanı için canını veren kahraman kadın.Canım şehidim,Bu Vatan sana ve ailene minnettar🌹
Ey Türk kadını!Sen yerde sürünmeye değil,omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın…🇹🇷

Kadınlar günü dediğiniz şey kadınları 2. planda bir canlı gibi gösteriyor kimse farkında değil. Oysa ki kadınlar her gün özeldir kıymet bilene.