planda

Mendilleriniz çok güzel.
Kravatlarınız bıyıklarınızla çok uyumlu bir kombin oluşturmuş.
Özenle taranmış saçlarınız ve kolalı gömlekleriniz, meseleye verdiğiniz öneme işaret ediyor.
Yüzünüzden okunan samimiyetiniz, sinek kaydı traşınızla biraz daha samimiyet kazanmış.
Ceketinizin ekose deseni, yakanıza iliştirmiş olduğunuz zarif rozet ve arka planda şahin bakışlarla etrafı kesen korumanızdan, saygın kimlikleriniz kolayca anlaşılıyor.
***
Saygın dirseklerinizle bir adım geriye itmiş olduğunuz, deri yelek ve yün içlikli baba da şehit babası. 

- Caner KARA

anonymous asked:

What have you been recently?

Artık anasayfam da altın kaplama jipler, dövmeli kadın kalçaları, sensiz olmaz sözleri, arka planda deniz kadraj da bank, mac rujları, boya badana, gümüş casio saatleri, kahve, eskit dekore edilmiş ev- boş salonun ortasına konulmuş puf koltuk ve karşısında kitaplık tantanaları görmek istemiyorum birader. Sonra neymiş topluma karışmış aga benim böyle bi toplumda canım sıkılıyo. Kim yönetiyo ulan bu tantanayı kim bu akımın babası. Akşama kadar çalış et, 1 ay çalıştığın iki nusret hesabı yapmasın, eve gel zencilerin altın dişlerini rble, şafşaflı restoran masalarını rble, çocuk kıza sarılmış rble.. Ulan bizim neyimize daha çeyrek alacak imkan yok bide altınlı dişlere arabalara heves ediyoruz. Kim ettiriyo lan! Alışmak çok garip. Alıştırmakta bi o kadar. Sonra bunca insanın canı sıkılıyor. Sıkılır tabi abi, içgüdüsel olarak mercedes amblemini duvarında paylaşmak zorunda hissettiğin bir dayatma. Bi aile büyüğünün facebook sayfasına baksan ülke gündemi, HAYIR-EVET BOR, şok şok tubitakın reddettiği proje amerika da… kamprail, okey, en büyük eğlence: -hamit duvarına yazdı- “lan rıza napıon:)-” bide bi lise öğrencisinin heves ettiklerine, sahip olmak istediklerine, içgüdüsel olarak başarıyı böyle popüle topile tantanaları işte. Mac rujlarıyla, altın kaplama jiplerle, şekilli şukullu avizelerle anneni kandırabilir mi? Vampirler gençleri severmiş. Ya ben senin götünü sikeyim rockefeller ya

Mrb İst Çengelköy evli çocuklu ciftiz reel deneyimliyiz alev31 kuzey 32 yasinda oncelimiz samimi arkadaşlık dostluk sex en son planda geliyor birbirine sevgisi saygısı olmayan çiftlerle zaman harcamak istemiyoruz

‘’Tesettürlüyüm Çünkü…

Allah’ı hatırlamak ve hatırlatmak için…

Yaratılış gayemin gereği

Özel olduğum için… Özel hissettiğim için…

İnsanların gözünde değil Rabbim’in nazarında özel olduğum için…

Kulluğumun gereği…

Rabbim’in rızasını kazanmak için…

Tesettürlüyüm çünkü: Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,

Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için,
Allah rızası için,

Birtakım kötü gözlerden koruduğu için,

Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla, davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için,

Tesettürlüyüm çünkü:
Buna verilecek en iyi cevabım,
İnandığımın kanıtı tesettürüm.
İnanıyorum; emri başım üstünde,
Her varlığa sevgi duyuyorum her varlık Ona çıkıyor Onu seviyorum…
Tesettürlüyüm çünkü: Rabbim bize zinet değerinde bakıyor ve ben bu zineti en iyi şekilde muhafaza etmek istiyorum.

Tesettürlüyüm çünkü: Kadınlık vasfıyla değil, insan vasfıyla hayatta ilerlemek istiyorum.
Tesettürlüyüm çünkü ehli imana zarar vermek istemiyorum.
Tesettürlüyüm çünkü: Tesettürün en baş vasfı başörtüsünü ilk önce kalbimde sonra kafamda taşıyorum.

Tesettürlüyüm çünkü: İslam’ı yaşamayı kolaylaştırıyor hayatımın her safhasına yaymamı sağlıyor.
Tesettürlüyüm çünkü bana Rabbim’i hatırlatıyor ve hatırlatanlardan olmak istiyorum.
Tesettürlüyüm çünkü: “KULUM!” DİYE YADEDİLENLERDEN OLMAK İSTİYORUM…

Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben!
Tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda
(öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda)

Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor
Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok
Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben
Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması
Gurur addetmeyiniz

Tesettürlüyüm çünkü:
Değerliyim!!
Tesettürlüyüm Çünkü…
Allah’a İtaat Ediyorum…

Tesettürlüyüm… Çünkü Allah’a Teslim oldum.

O emretmişse, başım üstüne.’’

beni ben yapan her şey ikinci planda, seni sen yapan herkes geride kalmışsa; çık karşıma otobüste ya da durakta, bak bana tanır gibi başka hayatlarda.

Mrb İst Çengelköy evli çocuklu ciftiz re opel deneyimliyiz alev31 kuzey 32 yasinda oncelimiz samimi arkadaşlık dostluk sex en son planda geliyor birbirine sevgisi saygısı olmayan çiftlerle zaman harcamak istemiyoruz

Atatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Gafil Türkçüler

Memleketimdeki bazı türkçülerin ne kadar sözde, ne kadar ‘tarihî Türkçü’ (Ziya Gökalp'in deyimiyle, kendisi ‘felsefî Türkçülüğü ön planda tutar) olduğunu özetleyen bir yazıya başlıyorum. Şimdiden söyleyeyim, bu yazı kimilerini ‘rahatsız’ edebilir.

Atsız da Atatürk gibi İslam hakkındaki düşünceleri bilinememiş, hattâ kimi düşüncelerde İslamı savunmakla dahi bir tutulmuş bir adamdır. Öncelikle Atatürkten bahsedeceğim.

Atatürkün kongrelerde, toplu konuşmalarda yahut meclis konuşmalarında din ile ilgili olumlu beyanlarda bulunduğu, peygamberi övdüğü doğrudur. Evet, Atatürk Milli Mücadeleye doğru, görüştüğü mollaları “Din elden gidiyor, bak elin İngilizi Fransızı Müslüman yurduna ayak bastı. Bize hiç yakışır mı mücadele etmemek?” tarzı söylemlerle kendine çekmeye çalışmıştır. Fakat bunlar Atatürk'ün o anki ortamda nasıl bir tavır takınması gerektiğini bilecek kadar zeki olduğundan başka bir şeyi kanıtlamaz. Atatürk, hilafet ve padişah yanlıları isyan etmesin, milli mücadele esnasında bizimle beraber olsun, İstanbuldaki Osmanlı hükümetini dinlemesin düşüncesiyle hareket ettiği için din ve peygamber övmüştür. Yoksa kendisi dinin birleştirici gücü olmadığını Araplar İngilizlerle işbirliği yapmadan önce de görmüş, yaptıktan sonra da bu görüşü tescillenmiştir. Atatürk bizzat, Sümer medeniyetine dair araştırmalar yapmış, kitaplar okumuş ve “Hitit ve Sümerler Türk müdür” konulu bir tez ortaya atarak bununla ilgilenmiştir.
Hattâ, Atatürk'e 1937 senesinde “Güneş külü” adlı bir rapor gönderilmiştir.* Raporu gönderen kişi Tahsin Mayatepek'tir. Bu zatın gönderdiği 14. Rapor olan Güneş külü, Cumburbaşkanlığı arşivindedir. Bu rapordan başka diğer 13 rapora bugün hâlâ ulaşılamamıştır.

Bu raporun içeriğinde ne var derseniz, Sümer medeniyetinin Güneş'e ve muhtelif yıldızlara, Ay'a taptığı ve ne ilginçtir ki (!) Sümer dininin İslam dini ile her yönden birebir aynı olduğu görülmektedir. Aklıma hemen şu soru geliyor: Acaba neden o 13 rapora ulaşamıyoruz, “Müslümanlığımıza” zevâl gelmesin diye mi?..

Gelgelelim ateistliği pek kimselerce bilinmeyen Atsız'a. H. Nihal Atsız hayatı boyunca dine karşı olmuştur ve bazılarının uydurduğu gibi ‘son nefesinde imana gelme’ gibi bir durum yaşamamıştır. Bunu kendi makalelerinden, kitaplarından ve oğlu Yağmur Atsız'dan öğrenebiliyoruz. Buyurun:

“Tanrı insan idraki dışındadır. Kur'an, Muhammed'in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köpüren ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı'dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed'in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.” (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - ÖTÜKEN, 1970)

“(Yobazlar) Soy soy insanların bir tek Âdem’le Havva dan türediklerine, Âdem’in 1050 yıl yaşadığına, Havva'nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh'un gemisi onlarca tarihi bir hakikattir. Hangi Teknik Üniversitesinden mezun olduğu belli olmayan Nuh'un yaptığı o pazarcı kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde birbirini yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire… Şimdi bu kafadaki adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün. (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir)”

“İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet İslamiyet’te olsaydı her Müslüman millet yükselirdi. Hele tarafımızdan birkaç kere tekrarlandığı gibi İslamiyetten önce büyük devlet olan İran İslam olduktan sonra bugünkü durumuna düşmezdi. (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir)”

“Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kâinatın din kitaplarında yazıldığı gibi altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Âdem’le hayali bir Havva'dan türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır. (Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir)”

“Dindar bir insan olan ve ara sıra namaz da kılan, fakat bazen Zekeriyâ Sofrası (dileği kabul olan kadının 40 çeşit yemek yaparak onu kadınlarla paylaşması) düzenlediği için Atsız tarafından “örtülü putperestlikle” (!) suçlanan Annem Bedriye Hanım ise zevcinin günaha girdiği tezini savunurdu. Bir yaz günü öğle üzeri sofraya koca bir tabak dolusu iri türbe eriği gelince Atsız bu eriklerden esinlenerek “Erik Yanaklı Allah” sözleriyle Anneme takıldı. Annem telaşla “Nihal, çarpılacaksın!” deyince şu unutamadığım karşılığı verdi: “Allâh"ın hiç işi gücü yok da bir hiç mesâbesinde olan benimle uğraşacak öyle mi? Bana bu kadar değer verecekse ne mutlu bana! O vakit razıyım, varsın çarpsın!” (Yağmur Atsız, Aksiyon - Mart 2008)

“İslam beynelmilelciliği davası güdenler de hep milliyetçi olduklarını söylerler. Türkçülük bu türlü eksik ve yanlış milliyetçiliklerin hepsini reddeder. (Türkçülük ve Siyaset - Ötüken, 26 Temmuz 1972)”

Daha buraya yazacak onlarca cümle bulabilirim, fakat bunlar yeterli olur sanıyorum. Atsız ile birlikte Atatürk'ten bahsetmemin nedeni ise aynı ıstırap verici “Müslümanlık” damgasıyla karşı karşıya kalmaları ve Sümer dinini Arapların bizzat alıp İslam yapmış olduklarını fark etmeleridir. Bizim Türkçülerin (kendini Türkçü sanan ülkücüler ve Türkçüler) yüzde kaçı Müslüman acaba?

*Turan Dursun, Din Bu - 2

İnsan Kirlenmesi

Koca derya kirlenir mi hiç! Akarsu pislik tutmaz. İşte size kulağınızda yer etmiş çocukluğumdan kalma bazı sözler. O zamanlar bu sözlere tartışılmaz doğrular olarak bakılırdı. Ama günümüzde koca derya bakın nasıl da kirlendi. Akarsu pislik tuttu alabildiğine. Çevre kirlenmesi öyle büyük boyutlara ulaştı ki, bu konuda en duyarsız kişileri bile kaygıya düşürdü. Kirlilik önlem alınması gereken en yaşamsal sorunu haline geldi dünyamızın.

Bugün aklı başında herkes çevreyi koruma konusunda yıllar önce gösterilmesi gereken bir duyarlılığın bayraktarlığını yapıyor. Zararın neresinden dönülürse kardır ama, böylesine küçük bir kar payıyla dönülen zarar görülmemiştir herhalde.

Çevre kirliliğini önemsemediğim ya da hafife aldığım sanılmasın sakın. Ama bu yazının konusu çevre kirlenmesi değil. Bir bakıma ondan daha vahim sonuçlar doğurabilecek olan, henüz tam fark edilememiş, bu nedenle de önlemi alınmamış başka bir kirliliktir. Geleceğe olduğu kadar, geçmişe de yönelik bu kirliliğe ben “insan kirliliği” diyorum. Düşünsel ve duygusal planda beşeri diye bildiğimiz hemen her değerin içini boşaltan ve bu değerleri anlamsızlaştıran insan kirliliği, bir yandan geçmişi silip unuttururken, diğer yandan insan ne getireceği belli olmayan karanlık bir gelecek hazırlamaktadır. Bugün toplumun büyük çoğunluğu giderek artan bu kirlenmeyle iç içe yaşıyor.

Sözünü ettiğimiz bu insan kirlenmesinin kaynağı insanın öz değerlerine yabancılaşmasıdır. Ama burada faturayı bireye kesmek insafsızlık olur. Çünkü yabancılaşmanın temelinde, insanın toplumsal yaşam içinde yürekten inandığı değerlerin geçerliliğini yitirip erimesi yatmaktadır. Yani sorun bireysel olmaktan çok toplumsal bir düzen kirliliği olarak çıkmaktadır karşımıza. İşte bu düzen kirliliği, içindeki insanı da kirletmektedir. emeğin değil paranın para kazandığı, dürüstlüğün değil sahtekarlığın prim yaptığı bir düzende, insandan saf ve temiz kalması beklenemez. Çünkü her şeyden önce, karnını bile doyuramayan, emeğine yabancılaşan insana kirlenmekten başka yol kalmamaktır.

“Tanrı olmasaydı her şey mübah olurdu” diyor Dostoyevski. İşte günümüzde, bize özgü ilkesiz bir pazar ekonomisinde yaşanan budur. Gerçi tanrının varlığını yadsıyan yoktur ortada. Ama mukaddesatçıların da katılımıyla gerçekleştirilen bir by-pass operasyonuyla tanrı sanki devre dışı bırakılmış gibidir. Çünkü her şey garip bir biçimde mübah olmuş, en utanılacak işler bile herkesin gözü önünde yapılmaya başlanmıştır. İşte böylesine çarpık bir çıkar ortamında aşk bile alınır satılır olmuş, insan onuruna fiyat konmuştur. Artık insanlar kaygan bir zeminde birbirlerinin ayağını yerden kesmek için itişip durmaktadır. Yani insan kirletilmiş, dahası bunun iyi olduğuna inandırılmıştır.

Sözün burasında medyaya bir atıfta bulunmak gereği vardır. Çünkü medya bu kirlenmenin en büyük destekçisidir. Televizyon kanalları yarışma programlarıyla, 900 900’lü telefon hatlarıyla insanı küçültme ve kirletme yarışına girmişlerdir. Her gün yüz binlerce Ali’den topladıkları paranın bir kısmını verdikleri Veli’lerle halkın önünde bir kurtarıcı edasıyla çıkan bu kanallar, bir yandan milyarları bulan cirolarıyla keselerini doldururken, diğer yandan kirlenme sürecinde üstlerine düşen görevi yapmanın sinsi keyfini yaşamaktadırlar. Şu bir gerçektir ki, günümüz insanı medyaya çok gafil yakalanmış ve şimdiye kadar hiç görmediği bu tuzağa biraz da gönüllü olarak düşmüştür.

İşte burada aydına düşen görev… Boş versenize; hangi aydın, hangi görev! O aydın bugün medyada kendine yer açmaya bakıyor.

Metin Altıok, Aydınlık,  17 Mayıs 1993

anonymous asked:

Elime dokundu!! O an mutluydum ama başka biri vardı hayatında ve bu, o anda bile arka planda çalan buruk bi fon müziğiydi. Hiç geçmedi, peki ne olacak, amacı ne?

Elleri ellerinse sana dokunmasındaki o iz silinip gidecek ama mutluluğu hep kalbinde kalacak ne kadar hüzne dönüşse de amacı ne bilmiyorum

biz makyaj yapmayan kızlarız,
biz topuklu giymeyen kızlarız,
biz normal de güzelsekte
bakım yapmadığımız sürece
asla görülmeyecek kızlarız,
ki aslında güzel olduğumuz falan da yok.
biz kendimizi çirkin hisseden kızlarız,
sevdiğimiz erkekler;
eteği diz üstü olan kızlarla ilgilendikçe,
asla güzel olduğumuza inanmayacak olan kızlarız,
biz var ya biz;
aslında hiçbir anlamı olmayan,
iki üç, kendimiz gibi görünmez kızlarla takılıp,
bunların bir öneminin olmadığına kendimizi inandırmaya çalışan,
çalıştıkça;
erkek gibi kız diye hitap edilen,
ve hatta ‘kezban’ diye adlandırılan kızlarız.
biz asla ön planda olmayan,
gündüz umursamaz, duygusuz taklidi yapıp,
gece yatağa girdiği anda ağlamaya başlayan,
küçük kız çocuklarıyız.
biz, çirkin hissettirilen
ve güzel olmak nedir bilmeyen kızlarız,
biz sorunlu kızlarız,
biz ailesinde çatlaklar olup,
bu çatlaklar ruhlarına işlemiş olan kızlarız,
ben daha ne diyeyim bilmiyorum.
biz iyi olmayan,
hiçbir zaman iyi olacağına inanmayan
ve evet, asla da tam olarak iyi olmayacak olan o kızlarız.