patlatmak

Her sokak, başında duran lambasına emanettir. Giden, kalan ve gelen hep ondan sorulur. Kimi zaman gidene yol gösterir, kalana ışık tutar, gelene ise geri de kalandan birisi sanıp ışığını söndürür. Bu acımasızlığı geçmişe dayanır ve her karanlık sokaktan çıkıp gelen aslında, size geçmişi unutturup geleceği özletendir.
Siktir... ağlamayacaktım.

Kafamın içi yine savaş meydanı… O kadar rütbesiz, o kadar acemiyim ki… Birileri ölüyor kafamda, ama kutsanmıyor askerlerim. Her yeni gün, yeni bir meydan… Her günaydın, yeni bir top üzerime gelen… Sıkıldım. Savaş, bana göre değil-miş. Birilerine gerçek niyetimi göstermek, kendimi anlatmaya çalışmak… Anlamayanın gırtlağına basıp, zorla anlatmasını beklemek… Olmuyor.

Her zaman böyle oldu zaten. Hep, içimdeki konfetileri kendi içime patlatmak zorunda kaldım. Gösteremedim.

Bir arkadaşına ne kadar üzüldüğünü gösterememe, annene seni seviyorum diyememe, kardeşinin başını okşayamama kadar basit bir durum bu. Kabul etmem gerekir, bunları yapmada hiç iyi olamadım zaten. O yüzden bulunduğum yerden de itiraf etmem gerekir ki, hiçbir zaman gerçek beni gösterme fırsatı yakalayamayacağım dünyaya.

Komik… Sınıf arkadaşlarına sunum yaparken heyecanlanıp sesi titreyen bir kız, dünyaya nasıl seslenir ki zaten?

Seslenemiyorum.

Duyuramıyorum sesimi.

Küçük bir insan olarak kalmak isterken, başkalarının büyüdüğünü görmek insani bir duygu olan tatlı bir imrenmeyi getiriyor peşinde.

Ne zamandan beri bunları hissediyorum ki?

Yorgunum.

Galiba sessizlik istiyorum.

Ama önce, kendi kafamın içinde erişmem lazım o sessizliğe.

Ama susmuyorlar.

Ellerinde toplar tüfekler, ölüp ölüp yeniden diriliyorlar.

Ve ben, beyaz bayrak sallayacak kadar dahi güç bulamıyorum kendimde.

Siktir… ağlamayacaktım.

Çocukken güzeldik..

Kutu meyve suyu bittikten sonra üstüne zıplayıp patlatmak.

El yumrusuna yerleştirilen yaprağı patlatmak.

Yastık ve minderlerinden ev veya kale inşa etmek.

Parmaklara iğne sokmak.

Yatağa işemek.

Yoldan geçenlere gizlice balkondan bir şey atmak veya tükürmek.

Kafayı demir parmaklıklar içinden geçirip çıkaramayınca heyecanlanmak.

Çayın içine bisküvileri ezerek koyup mamaya çevirmek.

Mahallede bilye oynamak.

7/24 Salçalı ekmek yemek.

TERÖRİSTE YAPILACAK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK HAKKINDA HİÇ KONUŞMAMAKTIR.

Şunun farkına varılmalıdır ki yapılan terörü lanetleme eylemleri dahi terör örgütlerinin reklamının yapılmasına neden olmaktadır. Terör örgütlerinin amacının ne olduğunu hiç düşünmediyseniz bu söz size saçma gelebilir. Öncelikle terörün neyi amaçladığını bir düşünmemiz gerek. Terörün amacı insan öldürmek midir? Devlete maddi zarar vermek midir? Sağa sola anlamsız şekilde kurşun sıkmak, bomba patlatmak mıdır? Kısmen hepsi terörün araçlarıdır fakat hiçbirisi amacı değildir. Terörün amacı kaos ortamı oluşturmaktır, huzuru baltalamaktır. Patlamaların amacı “Ben buradayım, size rahat yok!” mesajı vermektir. Yapılan her türlü terör faaliyetinin amacı terörün reklamını yapmaktır, terörü gündemde tutmaktır. Terör huzursuzluk istemekte ve bunu birkaç kilo bomba ile rahatlıkla yapabilmektedir. İşin acı yanı farkına varmadan teröre yardım ve yataklık yapanların olmasıdır. Esasen yazdığım bu yazı bile teröre yardım ve yataklıktır, terörün reklamını yapmak, terörü gündemde tutmaktır. İyi bir amaca hizmet etmek için yazdığımdan mazur görüleceğini umuyorum. Bu noktada kanımca alınması gereken tonla önlem var. İlk önlem kağıt üstünde olağanüstü hal uygulaması olmaksızın fiilen olağanüstü hal uygulamasına geçilmesidir. Medyaya anlık getirilen yayın yasağının terör sona erene kadar devamlı hale getirilmesi alınması gereken en önemli önlemlerden arasındadır. Yani medya ölü sayısı da dahil olmak üzere ne patlama haberi yapabilmelidir ne de terör hakkında gece gündüz özel yayınlar yapabilmelidir. Bu amaç uğruna sosyal medya organları bir süreliğine erişime kapatılmalı, hiçbir şekilde terörün reklamının yapılmasına izin verilmemelidir. Bunun için anayasanın 15. maddesi elverişlidir. 15. maddenin uygulanabilmesi için olağanüstü hal durumu gerekir fakat olağanüstü hal uygulaması dahi terörün reklamını yapmak olacaktır. Bu yüzden olağan haldeymiş gibi olağanüstü hal koşulları işletilmelidir. Yazdıklarım sizin için ütopya gibi görünebilir fakat terörün amacını ve ülkedeki kaos halini göz önüne aldığımız zaman ülkemizin bekası için bu önlemlerin alınması benim baktığım perspektifte bir gerekliliktir. Teröre yayın yasağı getirildiği takdirde ne ortada terör kalacaktır ne de yapılması gereken bir terör yayını. 

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Kendi gözlerinin içine içine bakıp, içinde ne olup bittiğini anlamak için çabalıyorsun. Çok değil bir saat önce bitirmiştin, şişesi içindeki sıvıdan pahalı olan dandik şarabını. Üstüne birkaç şişe bira içip bir paket sigara içmiştin. Yetmemişti. Sarmam dediğin tüm tütünleri tek tek ruhunu işleyerek her noktasına sarıp bir bir yakmıştın hayatından gelip geçenler için. Çektikçe çektin dumanı için, içinde bir kara bulut oluştu. Yüreğini kapattı, kapattı, kapattı. Simsiyah bir hâle geldi. İçtikçe içtin şarabı, birayı, ucuz kanyakları. Yüreğinde kapanan, kararan bulutlardan oluk oluk aktı her bir acı. 

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Kızaran gözlerinde yanlışlarını arıyorsun. Sol tarafında bir ustura, her sabah düzenli bir şekilde sakallarını kestiğin ustura. Her akşam boğazından kaydırmak istediğin keskin bir ustura.

Sağ tarafında babadan kalma bir silah. Kaçıncı şişeden sonra eline almıştın onu? Bilmiyorsun. Kaç zamandır şakağına dayayıp patlatmak istedin ki. Çok zamandır. 

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Silah patlıyor. Dağılan beynin olmuyor belki ama için ölüyor o kurşunla. Ayna dağılıyor. Arka fondan o parça giriyor. Duvara yaslanmış içine içine ağlarken.

“Uyumadan uyandım
Yine aynı dünyaya
Karar verdim kalmaya
Baktım dedim ki aynaya
“acelen ne?”
Olacaklar olacak
Bir gün nasılsa
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Seni sevenler var burda
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Sevdiklerin var burda hala “

Yutkunamadığım bir düğüm daha sıraya geçti boğazımda. Sizi gördüm, seninle onu. Gözlerinin içine baktığını gördüm. Bu canımı yakıyor çünkü bana asla öyle bakmadın. Gözlerindeki ışıkları görmedim bir kez olsun. Sana sarıldığımda kokumu içine çekmedin, oysa ben burnumun ucunda kalan kokunla idare etmesini biliyordum. Oysa ben sen fark etmeden sesini kaydedip, geceleri uyumadan önce dinliyordum. Olduğum yerde kaldım biliyor musun? Bu kadar acıtacağını hiç tahmin etmemiştim. Nefesimi kesecek kadar tarifsiz bir acı olacağını bilmiyordum. Sanki damarlarımı kopardılar. Sanki... Sanki öldüm biliyor musun? Onun, o uzun saçlarını kulağının arkasına attın, oysa saçlarımı senin için kestirdiğimi bilmiyordun. Saçım gibi, bir tutam bıraktın beni. Dizlerimin bağı çözüldü, kan akışım yavaşladı, gözyaşlarım birikti gözlerimde. Gözlerimi göğe çevirmek, gözlerimin dolmasını engellemedi. Beni fark etmedin. Beni fark etmedin, inanabiliyor musun? Gözün ondan başkasını görmüyordu ve bu kahretti beni. Çıldırdım, delirdim. Seviyordun onu, basbaya seviyordun. Ona gülüyordun, ona dokunuyordun, onun kokusunu içine çekiyordun. Rüzgar destek oldu acıma, sertçe esti. Sanki benim yerime bir tokat patlatmak istedi suratına. Beni sevmediğin için senden nefret ettim. Kendimi sevdiremediğim için kendimden tiksindim. Dost olmayı ben istedim, sana aşık olacağımı hiç bilmeden. Bana dokunuşunda hep aşka dair şeyler aradım ancak yoktu. Hiçbir dokunuşunda yoktu... Ondan bana bahsederken bile canım yanıyordu, ancak onu karşımda görmek içimde devasa bir çukur oluşturdu. Gövdem Mariana. Gelemedim yanınıza, sende görmemiştin zaten. Gittim, rüzgara dayadım sırtımı, küllerim savrulurken zoraki devam ettim. Gövdem Mariana. Bedenim kayboluyordu sanki, sen kayboluyordun. O çukura atlamanı bekledim, mezarsız bir ceset olmalıydın içimde. Ancak ben gitmeyi tercih ettim. Gövdem Mariana, ben Mariana.
Onu öldüreceğim.. Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, tabancayı alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.. Ve bir gün büsbütün ölecek…

Bırak diğer insanlara hoşgörüyü insanların kendine tahammülü yok. Birbirimizi eleştirip köreltmekten başka hiç bir şeyimiz yok elimizde. Hepimiz gözlerimizi dört açmış birbirimize dikkat kesilmişiz hata arıyoruz sanki ilk yanlışında suratında bomba patlatmak ister gibi. Ama daha kötü olan ne biliyor musunuz etrafta hiç ayna yok..

Bir sessizlik oldu. Portekizli düşünceliydi.
“Bana güvendiğine göre bir şey daha öğrenmek istiyordum,” dedi. “Şu ünlü şarkıyı, hani babanı kızdıran şu tangoyu söylerken şarkının neler dediğini biliyor muydun?”
“Sana yalan söylemek istemem. Tam bilmiyordum. Her şeyi öğrendiğim gibi bu şarkıyı da öğrenmiştim, müziği de güzeldi. Ne demek istediğini düşünmeden söyledim. Ama beni öyle kötü dövdü ki, Portuga; öyle kötü dövdü ki. Önemi yok artık.”
Uzun uzun burnumu çektim.
“Önemi yok, onu öldüreceğim..!”
“Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”
“Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil..! Hayır. ´´Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek´´… Ve bir gün büsbütün ölecek.”
…Anne;
Alçak sesle konuştum ve bu, herhalde hayata yönelttiğim en büyük
suçlamaydı:
Anne, benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım.
Hüzünle saçlarımı okşadı.
Herkes, doğması gerektiği biçimde doğar, dedi.
Sen de öyle oldun..
..Şarki mi söylüyordun..?
Evet.
Öyleyse ben sağır olmalıyım.
insanin içinden de şarki söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey
demedim. Bilmiyorsa bunu ona ögretmeyecektim.
SON İTİRAF
yıllar geçti, sevgili Manuel Valadares. Simdi kırksekiz yaşındayım ve zaman
zaman, özlemimde, hep bir çocuk olduğum izlenimine kapılıyorum. Birden
ortaya çıkıverecekmişsin, bana artist resimleri ve bilyeler getirecekmişsin
gibi geliyor. hayatın sevilecek yanlarını bana sen öğrettin, sevgili
Portuga’m. Simdi bilye ve artist resmi dağıtma sırası bende, çünkü
sevgisiz hayatın hiçbir anlami yok. Arasıra sevgimle mutluyum, arasıra da
yanılıyorum; bu daha sık oluyor.
O çağlarda, bizim çağımızda yani, yıllar önce bir Budala Prens'in, mihrabin
önünde diz çökmüş Budala'nin, gözleri yaşlarla dolarak ikonlara sunu
sorduğunu bilmiyordum:
OLUP BİTENLERİ ÇOCUKLARA NİÇİN ANLATMALI?
Gerçek, sevgili Portuga’m ; ´´bunlari bana çok erken anlatmış olmalarıdır´´.