ozon

Lightning would be the tongue
(the electric whip singeing this flesh)

Thunder– the hummingbird caged in my chest
(wings beating in wild refusal)

Rain– the switchblade in disguise
(cleansing the surface;
varnishing rust onto the back of my throat) 

Stillness– the gasp of ozone
(of dirt resurfacing)  

Sunlight– the pooling of salt deep
within the trenches of my pores
(a bitter reminder that life, it moves on)

.

—  sdf 123/365 | stratosphere 
değil diyorum değil!!

-alo. ya şey benim bir ambulansa ihtiyacım var.
+sorun nedir?
-ohoo sorun çok. hangisinden başlayayım?                                                           + hasta olan siz misiniz?              
-aşk olsun. bu kadar da şeyapmanız gerekmiyor yani.
+kapatıyorum.
-durun durun! hasta olan ağbim. yani tam hasta da diyemeyiz bence çünkü herhangi bir hastalığı yok. şekline şemaline baksanız turp gibi. bir de yakışıklı ki kerata sormayın gitsin.                                                                           +sormayayım o zaman. iyi günler.
-sorun!! yani durun. yani sorun şu ki benim onu hastaneye götürmem gerekiyor.
+acil bir vaka mı?
-yok yok eski aciliyeti kalmadı çok şükür. götürüp ozon tedavisi yaptırıcam. böyle kulağından filan gaz sıkıyorlar. çok acayip bi teknoloji.
+hastanızın nesi var?
-eksiksiz bir bedeni var. ama şimdilik kendisi o bedenin içinde ikamet etmiyor.
+felç mi hastanız?
-yok  hayır felç değil.
+o halde başka bir yöntemle götürmenizi tavsiye edeceğim çünkü şu anda bütün ambulanslarımız hasta naklinde ve felçli olanlara öncelik tanıyoruz takdir edersiniz ki.
-başka bir yolla götürebilecek olsam niye sizi arayayım diy mi? ay vallahi size ilahi diyorum şu an ambulansçı hanım. yoksa ben de bilirim onu arabaya motora ne bileyim bir kuru yük gemisine filan bindirmeyi ama yürüyemiyor kendisi.
+felç yani.
-ya felç değil! şimdilik yürüyemiyor. daha önce yürümüşlüğü var. çok gördüm. birlikte nerelere yürüdük biz onunla. hatta şimdi burdan bakınca inanılmaz geliyor ama leopar gibi koştuğumuz günler bile oldu. bir keresinde uçurtma uçurmaya çalışırken ne biçim de düşmüştü var ya sfdsfdfssgsf. çok gerizekalıdır kendisi.
+not alıyorum o zaman zihinsel engelli felçli hasta diye.
-ne münasebet! zihinsel engelli filan değil benim ağbim! ben sevdiğim için öyle diyorum. kafası zehir gibidir. 2 dakka sohbet etseniz anında sizi kafakola getirir. ama işte konuşmayı bıraktı. aynı gün yürümeyi de bıraktı zaten. ama felç değil. bilinçlerinde sorun var sadece.
+hastanın bilinci mi kapalı?
-tam kapalı sayılmaz aslında. bazen açılıyor ama anca bana kadar işte. aralık diyelim. arada bir cereyan yapıyor.
+bilinci kapalı felçli hasta için sıraya alıyorum sizi.
-felç değil diyorum anlamıyor musunuz!
+yürüyemiyor diyorsunuz?
-yürüyemiyor ama bu bir daha yürümeyeceği anlamına gelmez di mi? felç olsa hadi neyse diyeceğim de felç değil çünkü.
+anladım hanfendi. ben ambulans için bir adres alabilir miyim lütfen?

- felç değil :/

You know I am a softy for my cats when I drop $150 on a mechanical air purifier for their allergies because they have been sneezing so much lately with spring in full swing.

I researched what is the best one for cats with asthma that emit no ozone. Nothing but the best for my hellions.

I liked making the appointments. Chatting on the internet. Talking on the phone. Hearing their voices. Imagining things. Then going. Checking out the hotel. Wondering what he’d be like. It was like a game. I didn’t feel much during it. But when I thought about it at home… or at school… I wanted to do it again. 

Jeune & Jolie (2013), a film by François Ozon.