o bei

anonymous asked:

Hey, ich hätte auch noch einen off-camera Moment. Also ich war Backstage bei chg und dann war ich bei Joko im Kostüm da und er war halt voll mit Feuerlöscher,weil sie irgendwas gedreht hatten vor Beginn der Show. Und Joko hatte sich umgezogen und dann kam Klaas und dann hat Joko ihn so spielerisch weggeschubst und "schimpfte"dass er jetzt duschen müsse seinetwegen und dann meinte Klaas so "soll ich mitkommen" und hat ihn angezwinkert.

Ooooooooh :O das müsste dann bei der Feuerrache gewesen sein? Es passt auf jeden Fall zu den beiden, so ein Verhalten. Danke erstmal dafür! <3
Hättest du vielleicht ein paar mehr Informationen (das klingt so bescheuert) aber warum warst du Backstage? (das is ja hammer!!! :O ;D)

du kannst mich auch privat anschreiben, falls dir das dann so öffentlich zu weit geht :)

Oare exista prieteni adevărați? Te întreb pe tine, cel care are zeci de asa zisi prieteni…Ai un prieten adevărat? Aceea persoana care plânge de dorul tău, care sta cu tine când esti bolnav, care stie cele mai penibile lucruri despre tine. Ai o astfel de persoana pe lângă tine? Nu doar o cunoștință cu care bei bere la un bar sau cu care bârfești despre fostul tau. Ai o persoana in care ai încredere ca nu va pleca atunci când ti-e greu? Ai o persoana care te tine lângă ea mereu si nu pana cand nu mai au nevoie de tine? Ai astfel de prieteni? Esti si tu un astfel de prieten? Nu prea cred. Nu cred fiindcă in ziua de astăzi oamenii sunt falsi si tin persoanele lângă ele doar pentru plăcerile personale, dupa care se detașează. Asa sunt si eu, si tu, si orice alta persoana. Nu puteti nega faptul ca nu ati ținut un om lângă dumneavoastră pentru o perioada de timp dupa care l-ati uitat. V-ati gândit ca poate acel om si-a pus încrederea in voi si v-a crezut un prieten adevărat? Prietenii nu sunt cei care iti dau like-uri la poza de profil sau toti arabii care iti comentează la fotografiile tale. Prietenii adevărati sunt acei prieteni care lupta pentru tine, care te respecta, care te merita, care te încurajează, care au nevoie de tine mereu, care se implica in viata mea si care te salvează din situațiile grele. Restul sunt cunoștințe. Asa ca te întreb pe tine, cel cu zeci de asa zici prieteni: Oare exista prieteni adevărați? Si daca da, atunci cati?
O gece çok kişi öldü hakim bey. Kimseyi ispiklemicez ama gör bizi, kafamız katliam uff nası biliyon mu. Kafamız cinayet. Serseriler sokaklarda. Köşe başları mezarlık misali. Bizim de kafamız katliam tabi, o aralar standart mevzumuz bu. Zaten o olaydan sonra bu semte tek bir melek gelmedi hakim bey. O yüzden bizim kafa hep katliam, o insanlar hep öldürüldü.

Viața e ca o cană cu cafea. E amară la gust, nu? În fața ta ai câteva pliculețe cu zahăr. Doar TU știi de câte pliculețe ai nevoie pentru a savura cafeaua așa cum o dorești. Unii preferă să pună ei zahăr, iar tu să o bei așa cum cred ei că îți place. Alții nu pun deloc. Și e mai bine să nu pună deloc. Decizia e a ta. Îți aparține!

Tu ai control asupra vieții tale. Tu știi de ce ai nevoie ca să fii fericit. Tu decizi ce vrei în viața ta. Mai mult zahăr? Mai puțin? E decizia ta! Pentru că tu trebuie să trăiești cum alegi TU să trăiești, nu cum vor alții. Cât trăiești, există oameni care vor să-ți facă viața amară, dar tu ai puterea să o îndulcești.

—  gandurinocturne

anonymous asked:

Onu çok seviyorum odun bey. O da biliyor bunu. Ama o başkasını seviyor, halbuki ben kime baksam onu görüyorum ama o başkasını görüyor. Deliriyorum odun bey. Sadece onu düşünüyorum onun aşkı delirtiyor. O nasıl mutluysa öyle mutlu oluyorum ama sanırsam ölüyorum.

Sevmek farklı bir şey aşk farklı sevgi yakmaz sevgi içine huzur doldurur göğüs kafesinin ani şişmesi bazende ciğerinin o anlamsız yanması eğer seviyorsan o seni sevmese de mutlusundur aşk ise acı verir seni bitirir dediğin gibi öldürür eğer gerçekten aşıksan onun tüm haliyle seversin ama seviyorsan onu kabullenemeyip bırakırsın ve eğer gerçekten aşıksan o nasıl mutluysa öyle izlersin bir tavsiye mi istiyorsun her seven gibi onun mutlu olmasını isteyeceksin.

youtube

Sunam Türküsünün Hikayesi :

‘’Malatyalı Fahri Kayahan.
Doğduğum topraklarda sevgiliye yakılmış bir türküyü tanıtmamak, onun hikayesini sizlerle paylaşmamak bu türküyü daha da anlamlı hale getiren hikayeyi aktarmamak olmazdı…
Yazarını Malatyalılar çok iyi tanır: Yani, Fahri Kayhan’ı… Gelelim anlatmaya türkülere konu olan ve dilden dile aktarılan bu dramı:
Suna, Fahri Kayhan’ın eşidir. Çok sevmektedir Fahri Bey Suna’yı… Devir, o zamanın Malatya’sı… Ancak sevdiğine sevdiğini söylemenin bile ayıp karşılandığı o dönemde Fahri Bey her daim söyler Suna’ya, ona olan sadakatini ve bağlılığını… Ve bilir karısının gözlerinin başka kimselere bakmadığını…
O dönemin kadınlarının en büyük eğlencesidir, haftada bir yapılan hamam sefaları… Kendilerine ayrılan günde toplanıp hamama gider mahallenin tüm kadınları… İşte o hamam sefalarından birinde Suna’nın sırtında bulunan ve normal şartlarda kıyafetinden asla görünme ihtimali olmayan bir ben dikkatini çeker hamamda bulunan ve sunanın yakın arkadaşı olan Neriman Hanım’ın…
Neriman Hanım, akşam eve geldiğinde laf arasında eşi Mustafa Bey’e, Suna’nın sırtında ben olduğunu anlatır… Aradan zaman geçer… Fahri Kayhan bir gün evlerinin yakınında bulunan kahvede Mustafa Bey ile karşılaşır… Aralarındaki sohbet belli bir süre sonra tartışmaya dönüşür ve olay karşılıklı hakarete kadar gider… Fahri Kayhan hiddetle cevap verir Mustafa Bey’e: “Bir daha karşıma çıkma, seni el aleme rezil ederim.” Bu söylem karşısında sinirlerine hakim olamayan ve sırf Fahri Kayhan’ı yaralamak gayesiyle hareket eden Mustafa Bey’in dudaklarından şu sözler dökülüverir: “Sen benimle uğraşacağına kendi karına sahip çık, ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim.”
Fahri Kayhan beyninden vurulmuşa döner… Evet inanamaz biricik Suna’sının kendisine ihanet ettiğine, ama bu başına gelen neyin nesidir? Elin adamı, Suna’nın sırtındaki beni nerden bilecektir? Bu sorular kafasında iken eve varır, dayanamaz ve karşısına alıp Suna’yı durumu anlatır… Suna iki gözü iki çeşme yeminler eder Fahri Kayhan’a: “Aman beyim etme” der, “Bakar mıyım senden bir başkasına?” O gece konuşurlar, konuşurlar… Fahri Kayhan eşine sarılır, ve ikna olduğunu söyleyip bir daha hiç açmamacasına konuyu kapatır… Lakin durum hiç de öyle olmamıştır… O günden sonra istemeden de olsa aklında hep o şüphe, Fahri Bey karısına kötü davranır…
Yine bir akşam yemekte sudan bir sebeple çıkan tartışma sonrasında Fahri Kayhan ceketini alır ve başlar Malatya sokaklarında dolaşmaya… Eve geldiğinde neredeyse güneş doğmak üzeredir… Eve girer ve gördüğü manzara karşısında dona kalır… Biricik karısı Suna, kendini asmıştır… Sallanan ayağının dibinde elinden düşmüş bir mektup durmaktadır. O mektupta Suna son sözlerinde şunları yazmıştır: “Kusura bakma beyim, ama günlerdir kafandaki soru işaretlerinin sebebini bilmekteyim… Kendimi temize çıkarmak için başka yol göremedim. Şunu bil ki, ben sana hiç ihanet etmedim…
Fahri Kayhan gözyaşları içinde eşinin cansız bedenini yağlı urgandan ayırır, yere yatırır… Islak gözlerini silerken bir bakar ki hava aydınlanmıştır… İçindeki yangın öyle büyüktür ki, sözün bittiği yerde, kelimelerin küllerinden o meşhur türküyü yakmıştır:
“Şafak söktü, Suna’m yine uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım Suna’m sesim duyulmaz
Uyan Suna’m uyan, derin uykudan
Nice diyar gezdim gözlerin için
Niye kızdın bana el sözü için
Dilerim Allah’tan sızlasın için
Uyan Suna’m uyan derin uykudan
Çektiğim gönül elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan Suna’m, derin uykudan…”

İnsanın hayalindeki kadını kaybetmesinin gerçek bir kadını kaybetmesinden daha acı olduğunu öğreniyordu o günlerde Ragıp Bey; sevilecek bir başka kadın bulunabilirdi ama bir kadından bir hayal yaratmak her zaman kolay olmuyordu.
    Dünyanın en iyi mermerlerini bulduktan sonra kötü bir heykel yapmış bir heykeltıraş gibiydi, heykeli beğenmiyordu ama mermeri de kaybetmişti. Sevdiği mermer sevmediği heykelin içinde saklıydı ve o heykeli her düşündüğünde, kaybettiği ve bir daha asla ulaşamayacağı mermeri hatırlıyor, Dilara Hanım'ın kendisi için mutlak ve kusursuz bir kadın olduğu, o muhteşem hayali yarattığı zamanlar için acı çekiyordu.

Ahmet Altan, Ölmek Kolaydır Sevmekten s.15
–Fotoğraf:Pygmalion
       
       **Pygmalion hakkında mini bir dipnot:
       
Zamanın birinde Kıbrıs Ada’sında Pigmalion adında çok ünlü bir heykeltıraş yaşar. Tüm hayatı heykel yapmak üzerine kurulu, insanlardan uzak yaşayan Pigmalion; kendi yaptığı bir heykele aşık olmuştur. Onu sever, şiirler okur, konuşur… Ne var ki karşısındaki bir heykeldir ve ona cevap veremez.

Pigmalion’un bu aşkı, güzellik ve aşk tanrıçası AFRODİT’i çok etkiler veee Pigmalion’un heykeli ne can verir.

Pigmalion , artık hiç olmadığı kadar mutludur. İnsanların arasına karışır ve muazzam bir hayat sürer.

Düşleyin!

      (Pygmalion hatırlatması için Sinem’e teşekkür ederim.)

Io mi chiedo perché la vita non funziona come nei film, perché sui bus le persone invece di limitarsi a guardarti, non attaccano bottone dicendoti che hai dei bei occhi o un sorriso stupendo. Perché al mattino non ci svegliamo con il buon giorno della persona che amiamo, se solo avessimo un po’ di coraggio, più combattivi, sono certa che non dovremmo pagare nessun biglietto del cinema per vedere accadere le cose che vogliamo.
È ingiusto. Tutto ingiusto.
Ma la cosa che fa più male è che non ci possiamo fare niente. Perché è inutile alzare il culo per qualcosa che non accadrà mai.
—  Me (non togliete la fonte)

… Daha sonra beyim ile evlendik. O artistti. Ailem beni vermek istememişti, artist olduğu için.

Evlendikten sonra beyim İzmir'e gidiyordu. Beni de götürdü. Daha yerler kül içinde tütüyor. İzmir yanıyor o vaziyette. Bizim bey arkadaşları ile oynayacakları bir oyun için atatürkü de davete gitmişlerdi. Atatürk sahnede kadınlardan kimlerin olduğunu soruyor. Ermeni kadınlarının isimlerini vermişler. Atatürk bir de Türk Kadını olmalı diyor. Bizim beye ‘sizin hanım yapar.’ Diyor. Daha önce Halide Edip Adıvar'ın Ateşten Gömlek eserinde oynamıştım. Bu romanda Halide Edip Adıvar bir Türk kadınına oynatmak istemiş ve ilk sinemada bu filmle oynayan kadın bendim. Bunun için Atatürk bizim beye “Ben Ateşten Gömlek filminde karını seyrettim, o yapabilir ben gelip seyredeceğim” demiş.

“Birgün içinde rolü ezberledim ve sahneye çıkıp oynadım.atatürk o küllerin toprakların içinden dolaşıp sahneye geleli… Ama aklımız almaz İzmir'in vaziyetini, her yer çamur içinde. atatürk sahneye geldi. Tebrik ederim kızım, benim istediğimi yaptın, bu devam etsin, bırakma sakın, bu geceyle kalmasın bu. İzmir etrafına gidin. Manisa, Akhisar, Söke… dedi. Peki dedik. Yalnız benim için çok entresan bir şey bu. atatürk dedi ki: “Sahneye başı açık çıkma.” Aaa nasıl olur? Dedim. “Yavaş yavaş alıştıralım halkı. Mesela pembe bir esvap giydin onun renginden başına (türbanı tarif ediyor) bağla.” Dedi.

Bir Türk Kadını sahneye çıkıyor hemde başı açık olarak çıkıyor, bunu yadıgamasınlar” dedi.

Nuriye Çeleğen/ Neden örtünüyorum? / Sf. 113.

Uzun bir süredir buralardayım, güzel arkadaşlıklar edindim tumblr sayesinde şimdi ise tek istediğim içimi dökmek. Sizi tanımam, beni tanımanız hiç mi hiç önemli değil. Hiç muhabbet etmemiş olmamız önemli değil. Biliyorum buralarda herkes sürekli "geç kalmayın bir şeyler için" diyor, duruyor ama haklılar. Belki sıkıldınız bu lafı duymaktan farkındayım arkadaşlar fakat dinleyin bu lafları, bu kadar insan boşuna konuşmuyor. Geç kalmışlığım var. Sevdiğim adama içimi dökmek için 2.5 sene kadar geç kaldım, duygularımı ancak 2.5 sene sonra adam akıllı itiraf edebildim ona, geç kalınmış bir itiraftı bu. Çok geç kalınmış hemde. Belki o beyle mutlu olabilecekken, o beyi unutmayı denedim. Her okula gittiğimde gördüğüm adamı nasıl unutabilirdim inanın bilmiyorum, fakat imkansız diye bir şey yokmuş arkadaşlar. Unutmak isteyip, unutamıyorum ya diye düşünmeyin sakın. Oluyor. Mezun olduğu günden sonra gerçekleşti her şey. İlk başta unutamam ya dedim bende, meğersem görmeyince bitiyormuş. Önceleri özlüyordum. Şu aptal snapchatte bile attığım fotoğraf ya da video her neyse heyecanlanırdım, mutlu olurdum artık eser yok o halimden benim ya. Şimdilerde o bey ile kankayız, derdimi dinleyen en yakın arkadaşım oldu. Söyleyince komik geldi yalnız skxmskzs. Aslında anlatmak istediğim şeye gelirsek, eğer ben geç kalmasaydım bu adama, belki de şu an özlemek ve bitirmek yerine görüşmenin planlarını yapardım. Sevdiğinizle konuşun canlarım benim, konuşun. Utanmayın. Kaybederim diye korkmayın zaten sahip değilseniz kaybetmiş olmazsınız. Neyse bir çoğunuz buraya kadar okumuş olur umarım, okuyanlara teşekkür ederim, okumayanın da canı sağolsun be.
youtube

NEW VIDEO: “How Internet Culture is HORRIBLE”

This week I talked about all the ways the internet relatable lifestyle is gonna ruin the world. Watch out for Bey…. :O!