normal-il

Kilo almaya çalışanımız var, kilo vermeye çalışanımız var, uzun boylumuz var kısa boylumuz var, esmerimiz/siyahimiz var bembeyaz tenlimiz var, kıvırcık saçlımız, düz saçlımız var, karşı cinse ilgi gösterenimiz var, hemcinsine ilgi gösterenimiz var, zenginimiz var fakirimiz var, farklı olanımız var ve birbirine benzeyenimiz, dindar olanımız var, inanmayanımız var; VE BU KADAR FARKLILIĞIN İÇİNDE NORMAL OLANIN HANGİSİ OLDUĞUNA SEN KARAR VEREMEZSİN. YARGILAMAYI BIRAK.
Seni ilk defa balkonda gördüm. Yeni taşınmıştınız evinize. Annem bir defa bahsetmişti sizden, yeni komşularımızdan ama kulak asmamıştım. Elinde sigaranla gökyüzünü izliyordun. Karanlıkta yüzünü gölgelendiren ay bile saklayamamıştı yakışıklılığını. Kirpiklerinin yüzüne düşen gölgesi nefesimi kesmeye yetecek kadar vardı. Uzun ince parmaklarının sigarayı tutuşu bile bir farklı gelmişti o gece. Yaz tatilinde hangi ayda olduğumuzu bile karıştıran ben seni gördüğüm ilk günü saati saatine ezbere biliyorum. Haziranın 28′i gece 3′ü 18 geçe. O günden sonra seni hep izledim. O kısacık zamanda olaylara karşı mimiklerinle vereceğin tepkileri bile tahmin edebilecek kadar iyi tanıdım. Bir gün yine sen balkonda ben seni izlerken aklıma bende hiç fotoğrafın olmadığı geldi, başkaları tarafından değil benim tarafımdan çekilmiş hiç fotoğrafın olmadığı. Bir anda yıllardır gelmeyen deli cesaretim geldi. Fotoğrafını çekecektim!  Kararım kesindi. Koymuştum aklıma bu fikri yapacaktım. Çıkardım telefonumu, açtım kamerayı. Balkonlarımız ne çok uzak, ne çok yakındı. Normal bi ses tonu ile konuşsak duyardık birbirimizi. Karanlıktı, flash açık değildi eminim fark edemezdin fotoğrafını çektiğimi. Kaldırdım telefonumu tam çekicem pat diye düştü telefon elimden. Ben alışmıştım artık kendi sakarlıklarıma, Allah’tan telefon ayaklarımın ucuna düşmüştü. Ses dikkatini çekmiş olmalı ki bana doğru döndün, bakmaya başladın. Sana hiç bakmadan eğildim aldım telefonu, kapağının kenarı kırılmıştı. Kırılan yere bakarken bi yandan da söyleniyodum “Stiles’in beyzbol sopası bile benim telefonumdan daha az kırılıyodur yemin ederim.”  Cümlemi bitirir bitirmez kahkahanı duydum. Gülmüştün! Ne gülmesi bildiğin kahkaha atmıştın. Sesin yavaş yavaş ulaşırmışcasına geldi kulaklarıma. Dudaklarım da aptal bi gülümseme ile baktım sana. Güldüğün için oluşan gamzelerin tapılırcasına bi güzelliğe sahipti. Kahkahan yavaşça biterken bana döndün iyice. Gözlerinin içi parlarken “Teen Wolf ha?” dedin sesinin muhteşemliğine kapılırken yavaşça kafa salladım. “Kırıldı mı?” diye sordun. Aptal aptal sana bakarken ağzımdan sadece “Ne” kelimesi döküldü. “Telefonun diyorum. Kırıldı mı?” hemen toparlayıp “Ha, evet. Kapağı kırıldı, ama alıştım ben sakarlıklarıma.” dedim “Bi de sakarsın ha çok işimiz var seninle.” dedin ve içeri girdin. Ben yaşadığım şokla o gece uykuya dalarken bin bir tane düşünce geçti aklımdan. Ertesi gün markete giderken pat diye çıktın karşıma. Elinde küçük bi poşet, gözlerinde her zaman ki ışık, yüzün de kocaman bi gülümseme. Poşeti bana uzatırken “Al, bu senin.” dedin. Sorarcasına baktığım da “Aç görürsün.” dedin ve poşeti biraz daha yakınlaştırdın bana. Açıp içine baktığım da bi telefon kapağı gördüm. “Bu ne?”  “Bu telefon kapağı, işlevini de anlatıyım mı?”  “Telefon kapağı olduğunu biliyorum. Bu neden benimmiş?”  “Ee senin ki dün kırıldı. Kırık bi kapakla beni nasıl izleyip fotoğrafımı çekiceksin?” demiştin. Şok oldum. Fark etmiştin ve bunu bana hiç çaktırmamıştın. Sadece kafamı sallayıp “Haklısın.” demiştim. “Hadi takalım.” dedin. Yüzünde ki gülümseme ukalalığın yanından geçmiyordu. Aksine sıcak ve samimiydi. Benim de yüzümde ki aptal gülümseme ile taktık kapağı. O günden sonra hep konuştuk. Ne sevgiliydik ne de arkadaş. Seninle birlikte kitap okuduk, dianer’e gittik, kahveler içtik, sahil de sabahladık, omuzların da gezdim, sokaklar da bağırarak şarkılar söyledik. Teen Wolf’u tekrar tekrar izledik. Allison öldüğünde ben hep ağlarken sen hep bana sarıldın. Anadolu Kartalların da gözlerimizden kalpler çıkarak izledik f 16′ları, f 4′leri. Maçlarda boğazımız yırtılana kadar tezahürat yaptık. Aynı kulaklıktan şarkılar dinledik. Muhteşem geçen 2 yılın ardından gittin. Hiç bir iz bırakmadan. Veda etmeden. Numaranı bile değiştirmiştin. Çok ağladım. Hiç ağlamadığım kadar ağladım sen gittiğinde. Benden bu kadar kurtulmak istediğini benimle bir daha görüşmek istemediğini annenden öğrendiğim de bıraktım seni aramayı, annene sormayı. Sonra tam 4 yıl. 4 yıl sonra döndün. Yanın da dünyalar güzeli bir kızla, elini tuttuğun dünyalar güzeli bir kızla. Beni görünce yüzünde ki gülümseme durdu ama yemin ederim gözlerin de ki ışık aynı kaldı, hiç değişmeyen ışık. Yüzümde tebessümle geçtim gittim yanından. Acı geçmemişti, zaman geçirmemiş uyuşturmuştu. Acı olgunlaştırmıştı, ama tırnaklarımın avucuma battığı zamanki acı değil, bileklerimi kestiğim zaman ki acı değil, kalbimde ki beynimde ki acı, hıçkırarak ağlarken boğazımın ve gözlerimin acısı değil bedenime ağır gelen ruhumun acısı olgunlaştırmıştı. Yanından geçerken parfümünün kokusunu aldım aynıydı. Değiştirmemişsin sana aldığım parfümü. Bizim hikayemiz de böyleydi balkonda ki aptal bi tebessümle başladı, dudaklarım kıvrılırken kalbimin acıdığı bir tebessümle bitti..
Le cose che abbiamo in comune sono 4.850 
le conto da sempre, da quando mi hai detto 
“ma dai, pure tu sei degli anni ‘60?“ 
abbiamo due braccia, due mani ,due gambe, due piedi 
due orecchie ed un solo cervello 
soltanto lo sguardo non è proprio uguale 
perché il mio è normale, ma il tuo è troppo bello.
—  Le cose in comune , Daniele Silvestri.
Please reblog if...

you post:
- Larry stylinson

- Disney

- one direction 

- janoskians 

- next to normal

- enjoltaire 

 - les miserables 

- Aaron tveit in general

- maze runner

- Thomas Brodie-Sangster

- Il volo

- astrology

- pentatonix

I need some accounts to follow! xx

Non ti darò mai tutti gli abbracci e le carezze che meriti.
I troppi baci e il troppo affetto mi fa innervosire.
Non lo so perchè.
Ti regalerei un abbraccio al giorno piuttosto che trenta al giorno.
Uno sincero.
Uno con tutto l'amore che meriti.
Non ti dirò frasi sdolcinate che in realtà saranno solo frasi fatte, o oggetto di uno stupido screen da postare su qualche sito.
Anzi, forse ti parlerò anche con fredezza.
Ma ti sorprenderò con un monologo strappalacrime quando meno te lo aspetti.
Non sono una di quelle ragazze che vogliono tutte le attenzioni del mondo, che devi riempire di domande, di parole dolci, e altre cazzate varie.
Io odio tutto questo.
Sono capace di smadonnare se vai oltre al “Come stai?Che fai?”.
Amo i miei spazi. Amo tenermi per me.
Non voglio indifferenza, voglio le cose fatte al punto giusto, perchè il troppo mi fa bestemmiare e il poco altrettanto.
Ma il normale mi fa innamorare.
Odio dire le stesse cose.
Non lo sopporto.
La mia reazione sarà ignorarti e basta, non darti nessuna risposta.
E non è un comportamento da stronza, solo che i rapporti troppo affiatati mi danno la nausea, mi danno la noia.
E non c'è cosa peggiore per un rapporto che uno ama troppo, forse nel modo sbagliato, e un'altra ama ma si annoia.
Non dico che voglio uno stronzo che non mi caga ( anche perchè di solito la stronza che non caga della situazione sono io, ma non per cattiveria, ripeto, voglio i miei spazi.) ma non devi nemmeno pressarmi.
Fammi ridere piuttosto.
Non pensare a se domani ci saremo oppure no.
Io non ci penso.
Io non ci faccio più caso.
Io voglio il rischio.
Ma amo anche la tranquillità.
Davvero non capisco quelle persone che non fanno altro che baciarsi tutto il tempo.
Io non voglio dare più di tre baci ogni due ore.
Non lo so, sono fatta strana.
Ma sono fatta così.
Sono difficile.
Ora qualcuno penserà “ Ah, un monologo dove è apatica e dice quello che odia, che ama la tranquillità e un rapporto sobrio senza troppe smancerie, che terminerà sicuramente con ’ .. ma in tutto questo, amo davvero.’ ”
Mi dispiace testa di cazzo che pensavi questo.
(Anche io l'avrei pensato quindi sono anch'io una testa di cazzo.
Ma dettagli.)
Davvero credevi con tutte queste cose che ho elencato, che sono sicura di amare per davvero una persona?
Io vivrò con il dubbio.
“ Ti amo o no ? ”
“ E se potessi amare di più qualcun'altro? ”
“ Oggi non ti amo.”
“ Oggi ti amo più del solito.”
“ Ho fame. Che cazzo vuoi? Ah si, ti amo anch'io. Forse.”
“ E se poi in realtà mi scopro lesbica? Mhh. Eppure ho tendenze omosessuali, lo sento. Oddio forse sono lesbica.”
Sono sicura che se mi sposerò ( spero più tardi che mai, indovinate? Odio il matrimonio come non sopporto i bambini. Tadaaaaaam.) e il prete farà la famosa domanda “ Lo vuoi?”
Mi verrà da vomitare e la mia testa penserà :
“ Lo voglio o no? Oddio forse non lo amo. Sto sbagliando. Ora scappo via come quel film che vidi da adolescente. Però sono sexy con questo vestito da sposa. Però lo amo. Oppure no? Meglio la convivenza, non trovi tesoro?”
Quindi, io odio un sacco di cose, mi piacciono tante cose e qualche volta sogno troppo.
Ma (forse) posso amarti davvero.
Baktım konuşunca kimse takmıyor, yazdım. Ama yazacak o kadar çok şeyim varmış ki konuşmayı unuttum. Ve yine baktım konuşmayınca kimse benimle ilgilenmiyor, hoşuma gitti. Görünmezdim artık. Yazmaya devam ettim ve konuşmadım. Adımı asosyal koydular. Sanki dünyanın bana sırt çevirmesine başından beri mutluymuşum gibi.