nehr

9

I’m in love, totally….of these amazing shots inspired by Egon Schiele by French photograph Eric Nehr for the NYTimes :

The less the French portrait photographer Eric Nehr knows about his subjects, the better. “I select my models for the curve of a nape, the radiance of a complexion – nothing else,” he says. For “Artistic License” on Page 102, Nehr shot this season’s expressive prints and jewel tones as an homage to the Austrian figurative painter Egon Schiele. The lanky artist’s angular aesthetic  has made him a godfather of sorts to designers like Raf Simons. “What strikes me is Schiele’s detailed attention to clothing – the matter, the pattern and the color – that he puts on skeletal bodies,” Nehr says. (To achieve the Schiele-esque effect, Nehr hand-painted the studio’s background and then color-washed the resulting photographs with complementing hues.) His dream subject, however, fits into an entirely different category. “I want to photograph Barack Obama – not as the new president of the United States but like an unknown person.” An exhibition of Nehr’s work will be shown at the Galerie Anne Barrault in Paris this November. ALEX HAWGOOD

Mescid-i Aksa

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnını koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes

Burak dolanırdı yörelerimde
Mi’raca yol veren hız üssü idim
Bellidir kutsallığım şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim

Hani o günler ki binlerce mü’min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine
Cevaba erişen dualar vardı

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu

Mehmet Akif İnan

Biz can çekişen bir millet değiliz, yatağından taşan bir nehre benziyoruz. Bizi zinde tutabilecek yegane kuvvet İSLAMİYET'tir
|Cennetmekân Sultan Abdülhamid Hân

Bir nehirse hayat eğer ben o nehrin kenarında oturuyorum ne ıslanıp nehrin karşısına geçmeyi göze alabiliyorum ne de karşıya geçmeye çalışırken boğulma ihtimalini…
Ne ayaklarımı sokabiliyorum o nehre ne de suda yansımama bakabiliyorum.
Dizlerimi karnima doğru çekmiş oturuyorum o nehrin kıyısında bana deymeden akıp geçmesini seyrediyorum.
Bir korkak gibi tünüyorum kendi köşeme yaşamayı göze alamayan bir korkak gibi…

Neyse ki akış, dünyada kodlanabilen tek şeydir. Unutmayalım ki, fikirler akışlardır: Herakleitos ‘aynı nehre bir kez daha giremeyiz’ demesinin ardından ekliyordu: ‘üstümüze başka başka sular geldikçe, hem biziz, hem değiliz.’ Sorunun bir zaman sorunu olmasından çok, bir akış sorunu olduğu besbellidir. Yine unutmayalım ki, arzular akışlardır; davranışlar akışlardır; zaman ve olaylar akıp geçerler.

Ulus Baker

ben milena olamazdım.
vera
annabelle
tomris.
ve nice adına satırlar olunan, şiirler yazılan o güzel, zarif, ince ruhlu kadınlar.
ben virginia woolf olurdum, iyileşemeyeceğine inanan, kendini bir nehre bırakıp, sonsuzluğa ulaşan, o mutsuz, dalgaların götürdüğü kadın olurdum.
yalnızca.

Jagga
  • Jagga
  • Abrar-Ul-Haq
  • Nach Punjaban
Play

The legend of Jagga Jutt - the dacoit, a Punjabi Robin Hood who would rob the rich to feed the poor, is one that has been told and retold many times by several prominent Punjabi singers from both sides of the border including Gurdas Mann, Abrar-Ul-Haq and Kuldeep Manak.

This popular folk song glorifies one great soorma (warrior), Jagga, who was unparalleled in his brawn, bravery and fearlessness. It describes how Jagga’s birth was celebrated by vadhaiyan (congratulations) throughout the village and how Jagga grew up to be the greatest dakoo (robber) in the history of Punjab!

Now like all free-spirited, young Punjabi lads, Jagga was in the habit of rearing pigeons. This is something of a national pastime among young boys, especially in rural Punjab. Countless pigeon-sheds can be spotted on Lahore’s rooftops, especially in the Androon Shehr (the ancient walled city). Jagga’s pigeons’ were cheenay (having white flecks on their plumage) and would fly high over the nehr (canal) that ran on the outskirts of Jagga Jutt’s pind (village).

Like all handsome, young Punjabi men, Jagga Jutta sported a handlebar mustache, a moch. He would curl the edges of his mustache between his fingers to show his authority and to cower his opposition.

The legend also recounts Jagga Jutt’s grand robbery in Lyallpur (present-day Faisalabad in Pakistani Punjab).The news of the robbery spread like wildfire. Police forces (in the British-ruled Punjab) were sent in Jagga’s wake. It was during this fateful chase that Jagga’s jangia (a kind of boxer briefs that Punjabi men wear under their dhotis/lungis) got stuck on a Banyan tree branch that he was trying to climb. He slipped.

Jagga hung from the Banyan branch. The police officers in his chase caught up and beheaded Jagga under the Banyan tree. Lore has it that so much blood spurted out of Jagga Jutt’s decapitated body that it soaked nine tonnes of sand.

The news of Jagga’s death reached his mother who was bereaved beyond words. She would wail and cry out her only son’s name saying, “Jay mae jandi Jaggay nay mar jana, tay aik di thaan do jam di!” (If only I had known that Jagga would die (so soon),I would have borne two sons instead of one!).

This folk song is an ode to the great Punjabi hero, with the singer lamenting Jagga Jutt’s loss after every stanza, saying: “Jaggaya tur pardes gayon, buha bajeya!“ (Jagga has moved away to a foreign land and his door is bolted!)

Pencereden dışarı bakıyorum.
İçimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem… söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem… cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden, diyor babam.
O kupkuru bir adam.
İçinde ne ateş var ne su.
O da biliyor, benimse içimde hem ateş var hem su.



—  Mine Söğüt

Adamın biri para kazanmak için bir çek köyünden ayrılmış.Yirmi beş yıl sonra,zengin olarak,karısı ve bir çocuğuyla birlikte köyüne dönmüş.Annesi,kız kardeşiyle birlikte,doğduğu köyde otel işletiyorlarmış.Adam onlara süpriz yapmak için karısıyla çocuğunu bir başka otele bırakıp annesinin yanına gitmiş.İçeriye gidince annesi kendisini tanımamış.O da şaka olsun diye bir oda tutmuş,paralarını da göstermiş.Geceleyin, annesiyle kız kardeşi,paralarını almak için kafasına çekiçle vura vura adamcağızı öldürmüşler,cesedini de nehre atmışlar.Sabahleyin,karısı gelip olup bitenden habersiz,yolcunun kim olduğunu söylemiş.Ana kendini asmış,kız kardeşi de kendini kuyuya atmış.