nedene

Bence 20 yaş sendromu diye bir şey var böyle insan hayattaki varlığını sürekli sorguluyor. Ölüm bu kadar anlıkken neden deli dana gibi oradan oraya kendimi harcıyorum diyor. Sonrası gece uyuyamama sabah yataktan kalkamama hali.

anonymous asked:

bitti. hiç kazanamamışken, gitti. gidenler geri gelir mi? bu acılarda geçer mi?

“Herkes gider
Ne?
Bilmiyor muydun sanki
Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin..”

Günaydın. Günaydın. Günaydın.

Saat 10:07 ve bu yazıyı yataktan yazıyorum. Başımda Gofret saatlerdir bağırıyor. Kalkıp ona yemek yerken başında beklememi ve bir milim bile hareket etmememi istiyor ama Allah aşkına kedicim maman orada duruyor işte neden gidip kırt kırt kırt yemiyorsun? Neden beni uyandırıyorsun? -bu cevap beklenen bir soru değil. Nedenini yıllardır biz de bilmiyoruz-

Normalde bu saatlere kadar uyumam ama dün dişim çekildikten sonra ilaç alıp uyumuştum. Öğlene kadar uyuduğum için akşam uykum gelmedi haliyle. Bu bir döngü. Uyuyamadım, geç uyandım, tekrar uyuyamayacağım ve geç uyanacağım.

Ramazan geldi bile ve benim finallerim de geldi. Hadi neyse 2-3 yıldır buna alışkınım zaten ama bütün sınavlarım öğlen-akşam aralığında gidip geliyor ve ben okula yürüyerek gidip geliyorum. Aslında bunları dert etmemem gerekiyor, hangi gün orucunu bozacak kadar fena oldun, deseler cevabım yok. Ama her yıl, ya bu yıl çok zorlanırsam, diye salak ve gereksiz bir korkuya kapılıyorum. Rabbim sabrını verir, değil mi? Tabii ki öyle.

Ders çalışmam lazım, finallerim geldi ve daha defter yüzü açmadım. İşaret dili çalışmam lazım bu hafta sonu sınavım var ve onun telafisi yok. Dün gece rüyamda işaret dili sınavına girdiğimi gördüm ve -hayret- güzel geçiyordu. İnşallah güzel geçer.

Tabi ben size kimyadan ve matematikten kalma sınırında olduğumu anlatmadım. Notlarım epey düşük ve bütleri kaldırmışlar mı ne öyle bir şey diyorlar. Yani paşa paşa yaz okulu eğer geçemezs… bi dakika aklımıza kötüyü getirmiyoruz. Neden geçemeyim canım Allah Allah? Mis gibi de vereceğim bütün derslerimi, göreceksiniz.

Gofret kazandı, şuan kırt kırt mamasını yerken yaz gözle beni kesiyor, hareket etmemem lazım. Kediler sahiplerine çekermiş acaba biz de bu kadar takıntılı mıyız? Benim de karnım aç pisi pisi ama ben ortalığı velveleye vermiyorum değil mi?

Bugün iş kadınları gibi hafif bir kahvaltı yapıp peşinde kahve içeceğim ve bilgisayardan işlerimi takip ediyor numarası yapacağım. Halbuki “hocalara geldik"ten trigonometri açık olacak. Olsun, havam yeter.

Şevval olayını atlattım sanırım bir miktar daha iyi ve neşeliyim. Neşesiz bu hayat çekilmiyor, her dakika depresif nasıl yaşıyor bu gençler anlamıyorum. Her dakika “lanet olsun bu hayat” düşüncesi, çatık kaşlar beni yoruyor. Hayat bu yahu, kim bizi her şeyiyle sevmiş ki zaten? Ramazanda bu beşeri ilişkilere bu kadar önem vermemi telâfi edecek şeyler yapmam lazım. Yoksa tek gerçek dost Allah'tır. Bencillikten, hırstan, aç gözlülükten, çirkin insanî özelliklerden arınmış tek Allah'tır.

Günaydın demiş miydim sütlü kahvelerim, yeşil zeytinlerim, ezine peynirlerim? İyice acıktım artık yazıyı bitirmeliyim. Kendinize iyi bakın.

Senelerdir bir kadını / erkeği elde etmek için türlü türlü taktikler kasıyonuz, hepinizin deneyip de başarılı olduğu belirli davranışlar var ve o davranışları hemen her ilişki adayınıza uyguluyonuz, yani stratejileriniz var değil mi?

Benim de vardı. Mesela en büyük stratejilerimden biri, ‘gün içinde iki kere gözünün içine bakıp dikkatini çek, üçüncü görüşünde yüzüne bile bakma ve mal gibi kalsın’dı. Abi, bu yolla bölümün en taş erkeği Alican’ın, bana yazdığı şiiri Naço’da avucuma sıkıştırmasına neden olmuşluğum var yani! Deliriyo herifler buna. “İstiyo mu istemiyo mu, gözüme gözüme bakıyo, sonra onu göriyim diye şurda dikiliyorum varlığımı fark etmiyo bile!”

NAH etmiyo. Sen salak ol diye bakmıyo, salak!

(Bu arada Alican’ı bilenler isminin anılmasıyla birlikte “hiiii Allicccaaaaaan” diye masalsı diyarlara doğru baygınlık geçirecektir, dalmayın çıkın ordan; drama derslerinde iki sene boyunca hocalarım “theme conflict: appearance versus reality” deyince aklıma hep Alican geldi benim fdkjghkd)

Neyse, ben bi’ de bi’ yandan yakın arkadaşlarımın ve kardeşimin “teknik direktörü”yümdür tamam mı? “Şöyle yap, şöyle de, şeyap işte, şöyle dön şurdan atla burdan zıpla hop” falan. İşe yarar da hep. Mesela yaklaşık bir saat önce Melis’in fellllaaaaaket işine yaradım =D

Şimdi benim 10 aydır süregelen, hayatımın en mükemmel ilişkisi diyebileceğim bir ilişkim var. Bu ilişkinin başlangıç aşamasında her ikimizin de taktiği neydi biliyor musunuz? TAKTİKSİZLİK.

İlişkinin başlarında kendi aramızda çok konuşurduk. “Olum sana kendim olarak geldim, sıfır taktik çok değişik bi şeymiş la” - “Olum ben de ya! İçimden nasıl geliyorsa hep öyle” falan diye. Bir de bu o kadar belli ve hissedilir bir şeydi ki, ben normalde ilişki girizgahlarında insanların istem-dışı samimi olmadığını düşünür ve söylenen sözleri çok da ciddiye almam. Hani adam 10 söyler, sen bunu 1 olarak düşünmelisindir çünkü taktik kasıyordur o an. Ama Ömer epey samimi geliyordu çünkü ben de 1′ e 10 katmıyordum bu kez, hissettiğim şey de 1 değildi ki çünkü. Gerek yoktu yani. Neyse.

Size ablanız olarak şu kadarını söyleyeyim, dünyanın en keyifli taktiği taktiksizlik. Kulağa oksimoron gibi geliyor olabilir ama söz sanatı kasmıyorum; taktiksizlik de bir taktiktir! Her şeyden evvel, kendin olduğun için ilgi gördüğünü hissediyorsun ve bu insana aşırı iyi hissettiren bir şey. Ben Ömer’le ikinci görüşümde o meşhuuuur “resting bitch face”imle takıldım la, “ben buyum” dedim, “sen çok neşelisin ben çok ciddi, ben seni aşağı çekerim” dedim. “Ben çok neşeli insanlarla güzel vakit geçirmiyorum ki, ben beni dengeleyen insanlarla güzel vakit geçiriyorum“ dedi o da. Nete netle karşılık verdi. O gün bugündür aramızda “ay sen çok durgunsun öf” yahut “aman sen çok hareketlisin, bi dur” gibi bir konuşma geçmedi. Bilerek girdik topa çünkü. Daha birkaç gün evvel arkadaşlarıyla birlikte olmanın keyfiyle yolda dans ediyordu, ben de “Allaaaam yarappim” diye yarılarak arkamı dönmüşken onun arkadaşıyla göz göze gelmiştim. “Tanıdığım günden beri hiç yerinde durduğunu görmedim” dedi ve ben dışımdan gülmeye devam edip içimden “iyi ki” dedim ya, “iyi ki yanımda içinden geldiği gibi davranabiliyor, iyi ki onun bu olduğunu bildiğimi biliyor.”

Düşünsene abi, sevdiğin insanın bilmediği bir yönün var çünkü onu elde etmek için bu yönünü bastırmışsın; onu sevdiğin sürece bu yönünden mahsur mu kalacaksın? FACİA.

Bu, sayısız “net”lerden aklıma gelen ilk örnekti.

Bir insanı en çok etkileyebilecek, ona kendini en iyi hissettirebilecek taktiklerden birisi “sana taktiksiz geliyorum” göstergesidir. Ben insanların taktik kasarken, sırf taktik kastığı için karşısındaki insanı kaybedebileceğine de inanıyorum. Belki kişi senin bir davranışını çok sevecek, belki kişi sahiplenilmekten / kıskanılmaktan çok hoşlanıyor. Sen taktik kasacağım diye “ben sahiplenmem / kıskanmam” şov yapıyorsun ve bir bakıyorsun adam “ııh, olmaz bu” diyor. Yapmayın abi. Etmeyin.

Hiç yapmayın demiyorum, en azından birisinin sizin için önemli olacağını hissediyorsanız, “bu kez farklı olacak gibi” diyorsanız ya da karşınızdaki insanın size taktiksizce geldiğini hissediyor ve o samimiyeti alıyorsanız yalvarırım bir kez olsun otokontrolü bırakın.

Emin olun sonrasında benim şu an yaptığım gibi, diğer insanlara “yalvarırım bi dene ya, nolur bi dene bak, allaşkına bi dene” diyor olacaksınız.

anne-baba arasındaki sorunların çocuklara yansıtılmasının çocuğa dönüşü o kadar ağır oluyo ki ne yazık ki salak ebeveynlerin yüzde doksanı bunun bilincinde değil sonra o çocuk hırçın, sabırsız, saldırgan, negatif, karamsar bir şeye dönüşmeye başlayınca ‘bu çocuk neden böyle oldu’ diye şikayetlerde bulunuyorlar valla insanın “sebebi çok uzakta aramayın gayet de sebep sizsiniz amına koyduklarım çocuk bakmak kedi köpek bakmaya benzemez ailesiyle büyüyen bir çocuk daima ailesini yansıtır bu böyledir bakmasını bilmiyorsanız dünyaya çocuk getirmeyeceksiniz lan” diyesi geliyor

Ben bu hayatta her şeyi hallettim, ağladım zırladım, duvarlara vura vura nefesim yettiğince bağırdım çağırdım ama hallettim.

Sen neden çıkmıyosun şu yarım aklımdan, neden her gördüğümde sanki ilk günkü gibi kalbim koşuyor sana.

Daha ne kadar mesafe gerek.

Öğrenci evinden anne evine dönmek = içindeki bütün hayvanlığı gün yüzüne çıkarmak. Evde mideme yarayan ne varsa yemeye çalışıyorum midem çöplüğe dönmüş durumda ama aç mısın diye sorsalar "Neden yiyecek bir şey mi var yoksa??" diye salya akıtırım. Bu da benim serseri hayvan stilim.

aydnlgnicindekikaranlk-blog  asked:

Neden tip önemli değil,içi güzel olsun diyen insanlar başkalarını tipe göre yargılar. Tipimiz düzgün değil diye illa torbacı,pis bir insanmıyız. Seni yaradan yarattı da beni de artıklar dan mı yarattı. Neden bu önyargı,neden bu kibir,kendini beğenmişlik. Bana açıklasın biri şunları

O insanlar iki yüzlüdür. Yok canım bana ilgi versin, kalbi güzel olsun, iyi davransın derler ama sadece derler. Meyveyi dışına göre seçip asıl içindeki çürüğü farkedemiyorlar. Başka bi örnek meyvenin dışı çürük olabilir ama üstünü sıyırıp atınca altındaki güzellik ortayada çıkabilir. İnsanlar dışı çürük diye atıyorlar, önemsemiyorlar.

“taş çatlasa şu kadar gösteriyor "dan
"yaş yetmiş iş bitmiş ” cümleleriyle muhataba geçmek istiyorum ivedilikle,
dedikleri gibi hayatın ileri sarma tuşu neden yok?
Zira kendim ve Dünya adına şahit olmak istemediklerim,kalıp hevesle şahit olmak istediklerimi geçmeye başladı ve bu önemli bir denge benim için..