ne dediler

Bugün dolmuşa bindim en arka koltuga oturdum kucagında 2 yaşlarında bir çocuk var bir bayan geldi yanıma oturdu dolmuş doldu kadın para verecek şu çocugu bi dakika tutarmısınız diye kucagıma verdi çocuk çok sevimli bana sürekli gülüyor on dakika filan bende durdu sonra annesine dedimki buyrun çocugu kadın bi bagırdı ne çocugu be çocuk benim degil dedi ulen dondum kaldım hanfendi çocugu alırmısınız dedim kadın dolmuşta bagırıyor delimisn çocuk benim degil niye alacam diyor millet bize bakıyor utanıyorumda kadına dedim abla bacı çocugu sen verdin dolmuş parası verecem diye ne diyorsun sen dedi bagırış çagırış dolmuşun içi karıştı dolmuşcu kızdı ikimizide indirdi indik çocuk kucagımda kaldı kadın gidiyor al len çocugunu diye bagırdım kadında bagırıyor benim degil çocuk diye millet gıyıldı etrafımıza iki polis geldi sorun ne dediler anlattım polislere hadi binin ikinizde karakola gidiyonuz dediler abi ne karakolu ben bu kadınıda çocuguda tanımam etmem diye yırtınsamda fayda etmedi gittik karakola komser anlatın baklım dedi en başından anlattım kadın orda bi yeminler ediyor çocuk benim degil diye komser şaşırdı kime inanacagına çıkın koridora dedi biriniz bi uca durun biriniz bi uca dedi çocugu ortadan bırakacam ikinizde kucagınıza çagıracaksınız çocuk kime gelirse onundur dedi geçtik açtık ellerimizi cocuk bana dogru koştu geldi gözümü bi açtım rüyaymış
Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı ve onun kulaklarından tutarak; “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” diye sordu. Orada bulunanlar; “Daha az paraya bile olsa almayız, onu ne yapalım!” dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; “Size bedava verilse ister misiniz?” diye sordu. Onlar; “Hayır, Allah’a yemin olsun ki, o diri bile olsa kulaksız olduğu için kusurludur, ölüsünü ne yapalım!” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamber  sallallahu aleyhi ve sellem; “Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya şu önünüzdeki ölü oğlaktan daha değersizdir” buyurdu.

Müslim, Zühd, 2.

Ebu Bekir Şiblî Kuddise Sirruhu Hazretlerini vefatından sonra rüyada gördüler.

“- Rabbin sana ne muamele etti?” dediler.

O da şöyle cevap verdi:

“- Allah Teâla bana sordu: ‘Ey Ebâ Bekir, seni niçin bağışladığımı biliyor musun?”

Ben de:

“- Sâlih amelimden dolayı” dedim.

Allah Celle Celaluhu:

“- Hayır” buyurdu.

“- İbadetimdeki ihlâstan” dedim.

“- Hayır” buyurdu.

“Haccım, orucum, namazımdan dolayı” dedim.

“- Hayır” buyurdu. Bunun üzerine ben:

“- Öyle ise nedir Yâ Rabbi?” dedim. Allah Celle Celaluhu buyurdu ki:

“- Hatırla, bir gün Bağdat ın caddelerinde yürürken şiddetli soğuktan büzülmüş, bir kenara çekilmiş ve soğuğun dehşetinden zayıf düşen küçük bir kedi buldun. Ona acıdığın için alıp üzerindeki abanın altına soktun.” Ben de:

“- Evet Ya Rabbî, öyle yaptım” dedim.

Allah Celle Celaluhu buyurdu ki:

“- İşte sen o kediye merhamet ettiğin için Ben de sana rahmetimle muamele ettim.”

“ - Ben sana seni sevmiyorum diyemem Altan.
- ama seviyorum da diyemezsin. ”

***
Bazı yaralar vardır Füsun. Nereye gidersen git yüreğinde hiçbir türlü kapanmayan, oluk oluk akan yaralar vardır. Sen benim kalbimde öyle bir yaraydın. Zaman dediler, geçmedi. Başkasını seviyor dediler, bitmedi. Ne olacak senin bu halin bile dediler, yine de dinmedi. Sen sürekli orada,
kanatan ve kanayan ikileminde kalmış, benim en güzel çaresizliğimdin. Geçti desen, geçerdi. Öpsen, izi bile kalmazdı.

Şimdi bana sevmiyorum diyemiyorsun ya, yüzüme bakmıyorsun, kızarıyorsun, tatlı tatlı gülümsüyorsun ya, gitsen defalarca kez arkana bakıyorsun ya, benimle konuşurken saçlarını tek elinle düzeltip, başını hafif yana yatırıp bana bakıyorsun ya. Tüm mimiklerini ezberledim demek istiyorum Füsun. Seni baştan sona ezberledim demek istiyorum. Nolur gitme demek istiyorum. Bak kaç gece geçti, biran olsun aydınlık yüzü görmedim, ellerine ihtiyacım var demek istiyorum. Bu kaçıncı sarhoş oluşum, bu nasıl yitirilmişlik ben seni nasıl bu denli sevdim. Diyemiyorum Füsun.

Beni anlama, bana gelme, bana öyle güzel, öyle anlamlı bakma. Senden gidiyorum son defa, tüm umutlarımla, ağlayamadığım onca günün hatrına,.. Beni unutma füsun. Birdaha bu denli sevilmeyeceğini, kalbinde kor bir ateşle hatırla .

BU YOLDA SORDUM BAK NE DEDİLER…

Ben bir boşluktayım dedim:

Gel dolduralım dediler….

Ama tarîkat beni ürkütür dedim;

Allah demekten korkulur mu….? Be yahû dediler…

Peki diyerek âşk ocağında cân oldum;

Sen değil biz seni murâd ettik dediler…

Bana bir keramet gösterin dedim;

Dön de eski hâline bir bak dediler….

Ben ne zaman Kemâl'e ererim dedim;

Ben demeyi bırakınca dediler…

Peki zikrime zikir katayım mı dedim;

Yok sana verdiğimiz sana ziyâde dediler…

Kızdığım birine hesap sordum dedim;

Sen hesabı sorulansın dediler…

Bazılarını kınadım dedim;

Kınadığını yaşamadan ölemezsin dediler…

Ben de susmayı denerim dedim;

Aferin susan konuşandan çok öğrenir dediler…

Mevlâmı bilmek istedim dedim;

Sen Evvel kendini bil dediler…

Kendimi nasıl bileceğim…? ki dedim;

E Önce hâddini bil dediler…

O zaman ben bir hiçmişim be yahû dedim;

O zaman Bu makamın kıymetini bil dediler…

Çok sevdim sizi dedim;

Hani ya ispâtı dediler…

Âşkın ateşine yandım dedim;

Dumanın çok hani nerde külün dediler…

Dertlendim dermân istedim;

Allah derdini artırsın dediler…

Dilim kurudu su istedim,

Pınar başında susanır mı dediler…

Çaresiz ben de sustum,

Ha şimdi oldu, İşte bunu hep yap dediler…

Âh şeyhim ne olur gel dedim;

E Senin kalbinde boş yer yok ki dediler…

Biliyorum dedim;

Bilme dediler…

Bilmiyorum dedim;

Bileceksin dediler…

E peki Bundaki hikmet nedir..? Dedim;

Çok soru sorma dediler…

Kimi zaman cezbeye geldim;

Riyâdan kork yut onu dediler…

An oldu kahkaha attım,

Ne bu rahatlık yahû edeb dediler…

Kendimi dağlara vurdum,

Kolaya kaçma gel hizmet et dediler…

Yerli yersiz ağladım;

Göz yaşın hiç kurumasın dediler…

İnsan içine çıktım;

Ne bu kalabalık dediler…

Aldım elime bir kitap;

Önce bildiğinle âmel et dediler…

Gelecek kaygısı çektim;

Yarın henüz gelmedi dediler…

Ben neredeyim…? Dedim;

Körebe kuşu gibi ol dediler…

Durayım mı…? Dedim;

Yürü kader gayrete âşık dediler…

Geriye gideyim mi…? Dedim;

İmânın gider dediler…

O zaman öne çıkayım mı…? Dedim;

İleri giden kelleden olur dediler…

Peki ne yöne gideyim…? Dedim;

Sen deryadaki gonca gibi ol dediler…

Biraz nasihat buyursanız dedim;

Sükûtumuzdan ne anladın ki be yahû dediler…

Yaptığım işleri sordum;

İmânının aynasıdır dediler…

Yıkılıp düşersem nolur dedim;

Düştüğün yerden kalk o zaman dediler…

Üzerime necaset sıçrarsa dedim;

Dünya kiri yıkayınca çıkar dediler…

Ticaret yapayım mı..? Dedim;

Al efendim, ver efendim de dediler…

Münakaşaya düşersem napıyım dedim;

Aman onu Allah için terk et dediler…

Fitne çıkarsa ne olacak…? Dedim;

Fitneyi uyandıran olma sakın dediler…

Gelir beni bulursa dedim;

Hâbil ol dediler…

Cahille karşılaşırsam napıyım dedim;

Kitap gibi sessiz ol dediler…

İbadetlerimi nasıl yapayım dedim;

Az da olsa devamlı yap dediler…

Başkalarında kusur görürsem napıyım dedim;

Gece gibi ört dediler…

Ahirete nasıl gideyim…? Dedim

Âmân Kul hakkıyla gitme dediler…


(Alıntı)

Sana uzun bir mektup yazacaktım aslında. Diyecektim ki; ‘Nasılsın kardeşim? Ben seni pek iyi görmemekteyim.’ Devam edecektim evirmeden, çevirmeden sorularımı sıralamaya. ‘Rahat mısın o kıyafetlerin içinde? Huzurlu musun gerçekten? Ben kimim sorusunu hangi sıklıkla soruyorsun kendine?

Altında taytın, kafanda güneş gözlüğün, elinde sigaran, sanatçı takımının tercihi en gözde çantan, vücudun henüz ortada yokken ‘ben geliyorum anonsu’ yapan topuklu ayakkabılarınla, elinden düşmeyen telefonun, kulağında son ses kulaklığınla kimim ben sorusu hiç mi gelmiyor aklına?’

Daha çok şeyler söyleyecektim sana, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Böyle mi davet ediyorsunuz dine?’
‘Dine davet kafire olur. Yedi göbektir müslüman olanlara bir sözüm var, ‘Kendine gel kardeşim!‘ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Tesettürden nefret ettireceksiniz gençleri.’
‘Bu gençlerin anaları da sevmiyor belli ki!’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Hoşgörünüz nerede sizin?’
‘Fatıma radıyallahuanha’nın, ‘Beni gece gömün ki vücudumu namahrem görmesin.’ dediği tesettür, gündüz vakti apış arasının teşhir edildiği hale geldiğinde kaçtı gitti.’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Hevesini alsın, yaşıtlarıyla takılsın. Dünya bu; hep mi gam, hep mi keder?’
‘Heves öyle alınıp tüketince iadesi olan bir şey değil demek ki; duvardaki sızıntı gibi tüm binayı etkiliyor. Anne kızıyla yarışıyor, teyze ‘Bana da yakıştı değil mi?’ diyor, anneanne altmışından sonra dış örtüsünü çıkartıyor, etekler, pardesüler kısalıyor.’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Herkesin kendi hayatı.’
‘Çarşıda, pazarda, okulda, hastanede… Cümle alemin gözünün önünde tüm ayrıntılarıyla sergilenen hayat artık kamunun malı.’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Siz kendinize bakın.’
‘Baktım aynada yansımama. Ne de çok benzeşmiyoruz! Bu kadar farklıysak seninle nasıl aynı şeye inandığımızı iddia edebiliyoruz?’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Biz ne kapalılar gördük.’
‘Ne gördünüz? Yoksa göremediğinizden mi tüm bu çıldırmalarınız? Tesettürlü kardeşimin edebi, hayası mı sizi rahatsız eden? Ya da kapalılar derken cennetin kokusunu dahi duyamayacak olan giyinik çıplakları mı kastetmektesiniz?’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Herkes kendi hesabını verecek.’
‘Görüp de uyarmayanların hesabı ne olacak? Bilip de anlatmayanların? Yavrumun kirlenen bakışlarının hesabı ne olacak?’ diyecektim, sustum.

‘Sus!’ dediler. ‘Mühim olan kalp güzelliği.’
‘Hangi kalp? Günahlarla kararmış, Rabbine asilikte ısrarcı, emir ve yasaklara kulaklarını tıkamış olan mı?’ diyecektim, sustum.
‘Sus!’ dediler. Sustum.

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).” (Asr Suresi/1-3)

| Cahide Sultan

Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.
— 

Al-i İmran Suresi-173

Ve sonra bir çağ geldi, modern çağ dediler !
Ne bağ bıraktılar, ne bahçe
Kocaman kocaman evler yaptılar, ama zalimdiler
Zira çiçeksiz büyüttüler çocukları
Ve aslı olmayan masallar anlattılar..

Senin için yasak dediler…
-Yasaklar çiğnenmek içindir dedim.

Senin için imkansız dediler…
-Önemli olan imkansızı başarmak dedim….

Senin için olmaz dediler…
-Dünya da olmayacak şey yok dedim.

Senin için zor dediler…
-Kolay olsaydı değeri olmazdı dedim.

Onda bulduğun nedir ki dediler…
-Herkeste arayıp bulamadığım dedim.

Senin için o ne dediler…
-Hayattaki gülen yüzüm dedim.

Ona öyle nasıl bağlandın dediler…
-Ben değil o ”bağladı” dedim.

Oda senin gibi sevdimi dediler…
İşte cevap veremediğim tek şey buydu.
Eğer bunu bilmiyorsan vazgeç dediler…

-”Vazgececek olsaydım sevmezdim” dedim….

CAN YÜCEL

yoklama yapıyorum. ikiz öğrencim var sınıfta. iki erkek kardeş. bugün gelmemişler. soyadları boy ve sınıftakiler BOYS gelmedi hocam dediler. oturup ne kadar cuk bir lakap olduğunu düşündüm uzun süre. laaaaaaaaağn :D ne kadar cuk. ders bitti zil çaldı. herkes çıktı ben hala. laaaaaaaağn :D 3. katta nöbetçiyim. yangın dolabının camındaki yansımama bakıp şöyle dedim: laaaaaaaaağn :D termosumdaki toyga çorbasını içmek için mutfağa geçtim. kaşıktaki yansımamla göz göze geldik. ne dedim. evet. laaaaaaaaaağn :D

BUDA BENİM HİKAYEM

Merhaba sevgilim , sevdiğim . Saat tam 03.43 dışarıdaydım bu saate kadar belki bilmek istersin . Farukla beraberdim sevgilim bunların belki artık önemi yok senin için ama çok dertleştik bugün gözlerim doldu canım yanıyor be sevgilim . Faruk oğlum senin en azından sevenin var diye başımın etini yedi durdu gece gece . Oğlum geç olmadı diyip duruyor ikide bir bak sen yaz dedi olmazsa istemezse de bidaha rahatsız etmessin dedi doğru dedi bu sana Son mesajım , bu işler aslında mesajlaşma ile olmaz biliyorum karşına çıkmam lazım ama yüzümü görmek istemiyorsundur biliyorum . Evet sevgilim ayrılığımızın 3.ayındayız ama oysaki hergün yanımdasın nasıl mı ? Rüyalarıma girmeyen sen çıkmaz oldun , fotoğraflarımıza bakarak sigara yakmak sevdaya dahil mi ? Çok sigara içmeye başladım ben , çokta zayıfladım yemiyorum bir şey . Ulan en sevdiğim yemek hamburgerdi benim senden ayrıldığımızdan beri sürmedim sadece Ramazan Ayı dışında … Ben heryerde seni görüyorum yürüdüğüm yolda , Zafer plazadaki sinema anonsunda ( bugün millet gülerken biranda sessizlik kapladı içimi ne oldu dediler ? kısık bir sesle hiççç diyebildim sadece ) , köpek gördüğümde kdkdk aa bak arkadaşın falan , X adını her duyduğumda canımdan can gidiyor , ayrılma konusu açılınca , tuvalette , yatağımda , salonda , ( merak etme sevgilim o fotoğrafları sildim ) eğer olurda birdaha benim olmassan diye en zor ihtimali düşünüp içim cıs etsede yangın yeride olsa o fotoğrafları sildim . Benim senle bu Şehirde Bursa da her köşesinde izim var kısaca . Çok eşşeklik ettim ben ya hani mesela kakıyorsun ya başıma abi ne desen sonuna kadar haklısın . Hani seninle çıkmaya başladığımızda ben hiç inanmıyordum ki olcağına sonra sonra inandım inandırdın . Zaten mesela fotoğraflarımızdan da belliki ikimizinde deli gibi sevdiği seni sırtıma almalar , dizime yatırmalar , biyerlere ismimizi kazımalar , bal dudaklarından öpmem , biz seninle herşeyimizi paylaştık . Yatağımızı , Ya ben çok geç olmadan eline başka dış kuvvetlerin sana eli değmeden o eli sıkı sıkı kavramak istiyorum . Ben çok bok yedim X çok nane yedim . Dinlemedim ki seni kızlarla konuşma dedin dinlemedim gerçi hala anlatamam sana onu ben o kızlarla canımlı cicimli olmadım hiç hani senden ayrılmayı düşünüp onlarla çıkmayı düşünmedim . Hani mesela diyordun ya ben sana yetmiyor muydum diye yetiyordun fakat bazı konularda danıştığım insanlar vardı benim mesajlarıda gizlemezdim zaten gözünün önünde yapardım gizlim saklım yoktu benim , mesela denk gelirse oturur iki muhabbet sigara içeriz demiştim niye dedim hani yakın görüyordum onları ama hepsi seni sevdiğimi ve ilişkimi bilirdi .Kendimi haklı çıkarmaya çalışmıyorum bitanem sakın yanlış anlama ben o niyetle konuşuyordum yani . Yapmam için silah dayamadılar bana onlarla konuşmasam olur muydu ? Olurdu keşke olsaydı . Bu konuda çok kırdım seni tam düzelmeye başladığımda farklı bir insan çıkıyordu ve cevap veriyorum diye çok kavga ediyorduk . Evet kıskanıyordun haklısın empati kurmadım ben kendimi düşündüm ne kadar aptalmışım . En doğal hakkındı bu kıskanman bunu ben senin elinden almıştım . Ben o kadar kötü biri değilim sevgilim , insan canlısıyım . Lanet olsun bu huyuma seni benden aldı . Özür dileyince geçmiyor biliyorum ama lakin lakin . Hani ilkokulda bir bok işleyince özür dilerim kelimesini sayfa sayfa yazardık ya o kadar çok yazmak istiyorum sana mesela ve ders çıkarıyorduk bidaha yapmıyorduk o cezayı yapınca . Bir konuda senden ayrılmak istemem bilmiyorum çok yedim bu naneyide ama seni sevmediğimden değil hak etmediğimden şimdi diceksin siktir lan ordan yalancı diye neyse eyvallahta okumaya devam et sevgilim roman gibi giriş yaptım şuan şştt neyse velhasıl kelam uzatmadan geliyorum konuya . Çok üzüyordum ya seni ulan diyordum hani bırakayım siktir olup gideyim nasıl olsa pek zaman geçmedi ikimizide koymaz bir iki gün üzülürüz bir ömür değil maksadında yapmıştım onuda beceremedim ayrılamayıda yani neden mi ? Hani böyle çok ağlıyordun hani ağlatıyordum Allahta beni bildiği gibi yapsın . Kıyamıyordum , ağlayınca bir tuhaf oluyordum sırf sana bu yüzden bağırıyordum ulan ağlama artık bak kandırma beni diye . Kandırmıyormuşsun çok sevmişsin beni bak aha şu kısımda çok duraksadım bu satırı yazarken durdum bi düşündüm o zaman neden düşünmemişim cahilmişim nasılsa seviyor ulan demişimdir galiba zihniyetime sokayım . Neyse bununda sebebi işte bu hani beni sıkmıyordun aslında fakat ben sıkılıyordum bana öyle geliyodu şimdi bitirirsem daha çok canı yanmaz diye . Bilmiyorum kötü düşünmemişim sende anlamışsındır fakat beceremedim diye sende böyle bir algı alıştı mesela . Diğer konu mesela Hasan Bey ile Tuana Hanım çok mesajlaşırdı ve sende bana kızardın bana neden yazmıyorsun lan diye . Hani bende derdim elim terliyo falan diye yada ben onun gibi telefonu saklayamıyorum en önde oturuyorum derdim . Haklıydım bak bu konuda haklıyım . Mesela sana yazmazdım ama internete girmezdim beni çevirimiçi de yakalamadın onu biliyorum yani anca milletle uğraşırdım sınıfta Ali ye laf atardım Canberk ile muhabbet ederdim . Evet belki konuşmak istedin çok benle biliyorum benden ayrı kalamıyordun . Ama seni burda hüsrana uğratmadığıma eminim . O bomba geliyor dur en büyük nedenlerden biri şeydi diye hatırlıyorum sana gittiğim yeri yada evdeysem babamla işim varsa yada bir işim varsa geç söylerdim merak ederdin ulan nerde bu diye öldü mü ölmedi mi diye kendi sormuşsundur şimdi hak veriyorum sevdiceğim ( ah nasılda bir güzel kelime nasılda yakışıyor sana ) aslında bir bok yediğimde yoktu hani arkandan dalavere çevirmedim fırsatım olmamıştır yazmamışımdır yada ne bileyim önemli bişey görmedeğimden yazmamışımdır büyük büyük ihtimalle bak burda da hata yapmışım ulan senin bekleyenin var bekletmesene hatunu meraktan öldürecek misin dimi ? Sevdim ve daima seveceğim hatun hani tamamen bittiğinde hani o çocukla beraber çıkmaya başladığınızda benim haberim yoktu makine dersindeyiz böyle Ali böyle aga haberin var mı ? dedi . Neyden la dedim aga şeyden dedi . Ulan dedim neyden söylesene Hasan pat diye oğlum şok oldum X sevgili yapmış dedi . İlkten kalbim yandı sonra beynim sonra tüm vücudum koyverdi kendini boşaldı arkasından yüksek sesle şunu diyebildim . Oğlum gördüm Allah mutlu etsin ama harbi pes yani dedim . Ulan varya aslında ne gördüğüm var nede onu içimden geçerek dediğim . Aga biliyordun yani dediler oğlum dedim bilmez miyim aq ? Şu soruyu soracaklar diye korktum aga neden bir şey yapmıyorsun diye baya korktum . Derselerdi de anca şu cevabı verebilirdim aga koymuşki kafaya gitti işte demekki sevmedi diyebilirdim . İlk önce aklıma o gelirdi . Sonra eve gittim ders falan bitti bende ses yok tabi onlardan duyduktan sonra . Velhasıl kelam geldim eve açtım laptopu zaten takip etmiyorum seni engelde atmıştım . Kaldırdım engeli insta profilinde gördüm . Ah dedim ölüyorum . Neyse sağ tıkladım yeni sekmede açtım 150*150 yazan sildim enter a bastım fotoğraf daha da büyüdü . Yalan yok açtığım gibi yakıştıramadım X yakıştıramadım beni kıskandırmak yada ne bileyim mutlu görünmeye çalışmaya uğraştığın ekrana tükürdüm yazık lan diyebildim yazık orospusun diyebildim diğerinde çocuğu dedim . Mesela dayanamadım sana da dedim onu orospu kelimesi ama çok canım yandı amınakoyayım derimi yüzüyorlardı diri diri hemde sanki lan hangi kitapta yazıyor lan bu dedim kendi kendime ulan dedim hadi dedim birlikte olcan niye 1 hafta sonra birlikte oldun dedim ama bunları sana geç söyledim sen sadece orospu kelimesine takıldın bilmiyorum özür dilerim ama hayatımı siktin orda hani senin tüm bu yaşadıklarını ben biranda yaşadım lan ! Neyse hani sarışın kızla fotoğraf çekildim ya hani attıydım bizim emojiyle dedim amk yalandan da olsa bizde mutlu gözükelim . Bak senin yaptığın hataya düştük neden seni yaptığını yaptım bilmiyorum keşke hiçbir bok yapmasaydım bırak kötü olayım ezik olsaydım anasını satayım. Kıza da kanka bak ben kızdan ayrıldım fotoğraf çekilelim hani atıcam sorarlarsa çıkıyoruz falan dersin dedim sağolasın kabul etti . Keşke terso yapsaydı aq. Bak mesela hani sende ne demişsin benim sana orospu lafını söylediğim gibi Kadir e de yazıklar olsun kendi gibi birini mi bulmuş demiştin galiba burayı bilmiyorum şimdi Kadir e de bu yakışır demişsin bak sende hataya düşmüşsün sevgilim . Bak sonra 1 ay sonra aradım seni sana başka biri dokunsada . Ben gelip sana mesaj attım öptü mü lan seni diye benim için önemlisi buydu hatta senin kılına dokundu ya kül oluyordum merak ettim yazdım dayanamadım çok canım yanıyordu nasıl kaybettim seni diye mutlu musun şimdi diye yazdım . Hani bana dedin ya merak etme ayrıldık ben onla 1 2 kere buluştum mutlu ol dedin . Yalan yok mutluydum . Bana senden başkası dokunsun istemiyordum çünkü . Neyse ben sana abayı yaktım aşıktım çünkü aşık olmuştum . Yazdım çabaladım o kadar istemiyordun çünkü korkuyordun ve yaşanan tüm şeyler aklına geliyordu korkuyordur aynısını yaşamak istemiyordun merak etme sevgilim anlıyorum ben seni. Haklısın hemde sonuna kadar sapına kadar yani . Bende çabaladım işte olmayacak galiba dedim ümidi kestim hani o fotoğrafları atmışsın ya bende dedim galiba dedim bitti istemiyor beni tamam ulan dedim yazmayacağım kabullendim yaktım ulan hırkanı . Hayat ne kadar garip lan , özene bezene onca fotoğraf , hediye , yazı ne varsa biriktiriyorsun sonra bişey oluyor yakıyorsun içindeki ateş onların yanmasından daha şiddetli ama katlanıyorsun dişini sıkarak katlanıyorsun sike sike bu acıya . Neyse dedim bitti benim için o beni sildi bende onu defteri kapadım koydum rafa dedim yeni defter lazım yeni sayfa değil dedim çünkü defter aynı olursa arkaya dönerdim dedim kendi kendime kapadım defteri yani . Sonra konuştuğum biri vardı C işte onunla bir yola girmeye karar verdim buluştuk işte sinema bileti aldım bu sinema bileti önemsizdi benim için hani sakladıklarımdan değil . O yüz senin değilde başka birisiydi arkadaşıda ne tuana ne aleyna ne de damlaydı yüzler yabancıydı muhabbetler farklıydı . Neyse girdik sinemaya işte film başladı koku farklı ten farklı sıcaklık farklı herşey farklı bana masum masum bakan yok küçümencik sevgilim yok dudaklarımı ısıran yanaklarımı kafamı ısıran X yok başka biri var omzuma yattı . Seviyordu belli hemde baya seviyordu senin gibi seviyordu belliki . Neyse işte sonra sen öğrenmişssin ne kadar seni terlesemde yediremedim geldim o minnacık yüzü görmek için ve o yüz beni tekrardan istiyordu ve inanması güç tekrarda gülüyordu . Yüreğim bayram yeriydi fakat duygularıyla oynayacağım bir kız vardı karşımda 2 günlük ilişki olsada .. Neyse işte karar vermiştim sevdiğime sevenime senle olucaktım fakat senin yanından ayrıldıktan sonra sen farklı biri oldun hani buluştuğum sabahki beril yok tekrardan ayrılmak cümleleri kuran X ve ne zoruma gitti biliyor musun hani yazdın ya bizim kızlar sana nasıl enişte diyecek bunu yazıyla yazdın ama senin ses tonunla okudum bunu .Dedim ya sana ulan onlar mı beni sevcek öpcek sen seviceksin sen öpeceksin sarılacaksın annemede anlattıydım senle barıştık diye aa falan diye şaşırdıydı mutluydum mutluyduk taki o laflardan sonra farklı kişiliğe bürünmüş bir insan belkide ağırdan satıyordu kendini ama ben eskisi gibi olamayacağımızı anlayıp senin beni eskisi gibi tekrardan sevmeyeceğini şüopheyle yaklaşcığını düşnüp attım işte yalan dedim o kız beni seviyor olmuyor falan evet seviyordu mesela tekrarda buluştuk onla bu sefer hiç dokunmadım ona yaklaşmadım yan yana oturduk sadece ama berlin duvarı vardı sanki aramızda o derece soğumuştum ve onunlada bitirdim çünkü benim kalbim birtek sana atıyordu geliyorum mesajımın sonuna hani diyordun çalıntı mesajlar falan al sana saat 05.07 şuan bayada olmuş hiç uyumadım ve sonunda sana uzaktanda olsa sanaldanda içimi dökebiliyorum artık eğer okursan bunları bilmeni çok isterim ve sevinirim . Şuan senden bana kalan tek şey fotoğraflarımız ve rüyama girmen başka hiçbir şey yok eğer hiçbir umut yoksa istemiyorsan olmayacağına lütfen sana yalvarıyorum bunu ilk defa yapıyorum . Bana tshirtünü ve parfümünü yolla bir 3 ay daha onlarla idare ederim . Ya çok özledim be seni hani seninle mutlu yada mutsuz olmak pek sorun değildi gerçeği senin olmak bana yetiyordu ya ama kahrında lütfunda başımın gözümün üstüne iyi geceler sevgilim bu sana son mesajım …

-> Tam onyedimde başıma gelmiş en güzel felakettin

Senin için yasak dediler…
-Yasaklar çiğnenmek içindir dedim.
Senin için imkansız dediler…
-Önemli olan imkansızı başarmak dedim….
Senin için olmaz dediler…
-Dünya da olmayacak şey yok dedim.
Senin için zor dediler…
-Kolay olsaydı değeri olmazdı dedim.
Onda bulduğun nedir ki dediler…
-Herkeste arayıp bulamadığım dedim.
Senin için o ne dediler…
-Hayattaki gülen yüzüm dedim.
Ona öyle nasıl bağlandın dediler…
-Ben değil o ”bağladı” dedim.
Oda senin gibi sevdimi dediler…

İşte cevap veremediğim tek şey buydu.
-Eğer bunu bilmiyorsan vazgeç dediler…

-”Vazgececek olsaydım sevmezdim” dedim….

en uzun hikaye

beş dakika önce; bana son mesajını attı. “Arkadaş olmayı beceremiyorsun. Yanıma oturmak için insanları yerlerinden kaldırmalar,  uzaktan arkadaşlarına fotoğrafımı çektirmeler. İkinci ve son defa seni hayatımdan çıkarıyorum Ersin. Sakın bir daha bana yazayım, karşıma çıkayım deme. Seni mahvederim.”

iki ay önce; günlerdir süren mutsuzluklarım aniden bitmiş, mutlum olmam için onunla olmam değil onun yanında kalmam gerektiğini anlamıştım. “Başıma gelen her güzel şeyi sana anlatmak istiyorum. Seninle yine konuşabilmek istiyorum. İnsanlar, sevdikleri hatta yıllarca evli kaldıkları insanlardan bile ayrıldıklarında arkadaş kalabiliyorlar, arkadaş kalalım. Ben seninle arkadaş kalmaya da razıyım” dediğim uzun, tek taraflı bir konuşma yaptım, konuşan sadece ben dinleyen oydu. İstemedi, ben yapamam dedi. Ondan ayrı kalmak bende o kadar büyük bir yıkımdı ki ondan ayrı kalmaktansa arkadaş kalmaya da razıydım. Kendimi ona âşık olmadığıma ikna edebilecek kadar çok sevmiştim onu.  "Sana âşık olmadım, belki de sadece benim canım âşk çekmişti" dedim. Gözleri doldu. Sosyal paylaşım sitelerinden birinde gördüğüm, kıytırık bir cümleydi bu.

üç saat önce; onu gördüm. Kalabalığın arasında onu gördüğüm de heyecandan ölebilirdim. Yanına gidip hemen onunla konuşmak istedimse de yapamadım. Biraz olsun kendime gelmeli, hatta dışarı çıkıp dışarıdaki buz gibi havayı içime çekerek heyecanımın geçmesini beklemeliydim. “Nasılsın” dediğimde sesim titriyordu, “iyiyim sen nasılsın” dediğinde onun sesi. Film gösteriminin yapılacağı büyük salonun en arka sırasında, yanında bi arkadaşı ile beraber oturuyordu. Hemen o an, onun yanına oturmak istedimsede yapamadım. Benimle oturmamak için o koltuktan kalkıp, başka bir koltuğa geçmesinden endişelendim. Film başlar başlamaz yanına oturursam o koltuktan kalkamayacağını düşündüm. Hayatım boyunca kurduğum en güzel hayallerden biri olan “onunla film izleme” şansını kaçıramazdım.

İki gün önce; ona bi mesaj atarak;  "Kısa film gösterimi olacak, filmlerden birinde bende kısacık olacam gelmek ister misin?“ demiştim. On sekiz ay önce bana attığı mesajla;  "bende bir tanecik şarkı söyleyecem” demiş, beni verecekleri konsere davet etmişti. Bana gönderdiği hiç bir mesajın topluca atılan bayram mesajları gibi sıradan genele atılan şeyler olduğunu düşünmedim. Beni verecekleri konsere davet ettiği mesaj da topluca atılan davet mesajlarından biri olsaydı belki gitmezdim ama birilerini değil beni davet ediyordu o konsere. Geç kalmıştım. Konser alanını göremiyor; koşarak konser alanına doğru gidiyordum. Sahnede birileri şarkı söylüyordu, kim olduğunu daha göremiyor sadece sesleri duyabiliyordum; ama duyduğum sesin onun sesi olduğuna yemin edebilirdim, onun sesini daha önce hiç duymadığım halde. Sonra ki günlerde bu olayı ona anlattığımda ne hissetti bilmiyorum. Ben o gün, görmediğim halde onun sahne de olduğunu hissetmiş olmamı, hem de sesini daha önce hiç duymamış olduğum halde bu onun sesi demiş olmamı, olağan üstü bir şeylere bağlamıştım.

Yirmi sekiz ay önce; hiç tanımadığım, ismini dahi duymadığım bu insan, beni facebook dan eklediğinde sırf arkadaş listesini kalabalık göstermek, dikkat çekmek, gönderdiği saçma sapan şeylere beğeni almak için tanımadığı insanlara arkadaşlık istekleri gönderen bi insan olduğumu düşünmüştüm. Arkadaş listesine baktığım da iki bin küsur arkadaşı olduğunu gördüğümde  “tam da düşündüğüm gibi” demiştim  "saçma sapan ilgi çekmeye çalışan biri işte"

On yedi ay önce; can sıkıntısıyla, evde oturmuş, facebook da boş boş geziniyordum. Yine tanımadığım birilerinden arkadaşlık istekleri gelmişti. Manyak mısınız oğlum, amacınız ne sizin? Dedikten sonra önceki arkadaşlık isteklerine de göz attım. Tanımadığım elli küsur insan arasından neden onu seçtiğimi bilmiyorum. Ama ondan gelen isteği kabul ettim. Tanışmadığımız kesindi. Yine de belki tanıyorumdur diyerek fotoğraflarına bakmaya başladım. Onun her bir fotoğrafına dakikalarca baktıktan sonra, başka bir fotoğrafına bakıyor, o fotoğraflarda beni çeken şeyin ne olduğunu bulmaya çalışıyordum.

Otuz ay önce; çok sevdiğim, hem kardeşim hem de arkadaşım diyebileceğim iki çocuk vardı. Zaman zaman onlarla buluşur, fotoğraf çekmeye gider, ordan burdan konulardan konuşurduk. Alışık olmadığım bi şekilde, onlarda beni seviyorlardı. Bazen, facebook da duvarıma, ne kadar çok eğlendiğimizi anlatan “bugün de amma da eğlendik” gibi şeyler yazarlardı. Onun bu paylaşımları görerek beni bulduğunu düşündüm.

On altı ay önce; facebook da onun bir türlü bakmaktan bıkamadığım fotoğraflarından birine yorum yaptım. Daha hiç konuşmamıştık. Ben sadece onun fotoğraflarına bakmaktan kendini alamayan, arkadaş listesindeki “iki bin” küsur insandan biriydim. Yazdığım yoruma, mesaj ile anında cevap verdi. Konuşmaya başladık.

On beş ay önce; artık bu facebook denen şeyi kullanmayacağım dediğim de insanlar kendilerini arkadaş listemden çıkardığımı düşünmesin diye “ben artık bu facebook denen şeyi kapatıyorum sizi engellediğimi falan düşünmeyin” gibi uzun saçma bir yazı yazmıştım. O yazıdan sonra bana mesaj atarak, “kapatma” diyen bir kaç insandan biri de oydu. Umursadığım ise tek insan. Yine de facebook’ u dondurdum. Hesabımı dondururken, yakın arkadaşım olarak gördüğüm, bir kaç kişinin e-posta adreslerini bir word dosyasına kaydettim. Bir gün onlara ulaşamam gerekirse yeniden facebook’ u açmak yerine, bu word dosyasında ki e-posta adreslerine derdimi anlatan e-postalar atabilirdim. e-posta adreslerini aldığım bir kaç insandan biri de oydu.

On iki ay önce; onunla “sokakta sanat var” isimli etkinlikte karşılaştığımızda bu aşkın imkânsız olduğu bile bile ona âşık oldum. Onda beni çeken adını koyamadığım bir şeyler vardı. Benden oldukça küçük bu kadınla konuşamazdım. Konuşma işlerini zaten hiç bir zaman beceremedim. Birisinden hoşlandığında hoşlandığı kişinin yanında gidip onun ilgisini çekecek güzel şeyler söyleyen, komik şakalar yapabilen adamlardan değilim. Kaldı ki bir de şu imkânsızlık durumu var. Onunla konuşmak yerine bir köşeye çekilip dakikalarca onu uzaktan izledim. Arkadaşları ile şakalaşmalarını, gülümseyişini, bir şeyler düşünmeye başladığı zaman yüzünün aldığı şekli. Acaba ne düşünüyordu. Öyle zamanlarda, neler geçiyordu aklından? Daha fazla dayanamayıp yanına gittiğim de; yazdığı yazıya ne kadar hayran olduğumu söyledim. “Biliyorum ödül almışsın ama o kadar güzel yazmışsın ki,  ödül almamış olsan bile, gönlümde o ödülü ben sana verirdim ki” dedim. Gözlerimin içine baktı, ışıl ışıldı. Ne daha önce kimsenin gözlerine böyle baktığımı, ne de kimsenin benim gözlerime böyle baktığını hatırlamıyorum. “Hikâyeni okuduktan sonra sana bi e-posta attım, üzerinden bayağı geçti, galiba okumadın, bi cevap gelmedi senden. O kadar güzel yazmışsın ki bir de ben tebrik etmek istedim” dedim. Fikir kimden çıktı, ne amaçla aldık şu an hatırlayamıyorum. Yanından ayrılmadan önce telefon numaralarımızı aldık. Sonra o arkadaşlarının yanına, bende kimselere belli etmeden onu izleyebileceğim kendi köşeme çekildim. Etkinlikte fotoğrafçı olarak bulunmam işe yarıyordu. Bazen onun yakınlarına gidiyor;  onun gözlerimi alamadığım hallerinin tavırlarının fotoğrafını çekmeye çalışıyordum.  Akşam olup etkinlik bitme saati geldiğinde, arkadaşlarım hadi gidelim dediklerinde; “ben kalmak istiyorum, siz gidin, ben şurda biraz daha oturacam” diyemedim. Ondan ve bütün gün onun hallerini tavırlarını nasıl izlediğimden arkadaşlarıma bahsedemezdim. Bu insanlar, o dönem için en yakın arkadaşlarım, nerdeyse her gün beraber olduğum insanlar oldukları halde beni anlayamazlardı. Biz onun yanından geçip giderken, bir sokak sanatçısına karakalem bir resmini çizdiriyordu. Resim yapan çocuğa dönüp “işin zor, bu resimi herkes çizemez, al yanaklı yap, al yanaklı olsun” dedim. Onun adını koymuştum; “Al Yanaklı”

On üç ay önce; işyerinde boş boş gezinirken santral da görevli çocuğun ders çalıştığını gördüm. Neye çalışıyorsun dediğimde “açık lise” okuduğunu söyledi. Pek sevdiğim bir çocuk değildi, yanından ayrılırken; “ders kitaplarımı bulamıyorum, okulu bırakacam galiba” dedi. “Olur mu lan öyle şey” dedim “ben bulurum sana kitaplarını.” O kitaplar gerçekten de yoktu. İl Milli Eğitim Müdürlüğüne dahi gittim; “Okullara dağıttık, ancak okullarda bulursunuz” dediler. Ne öğretmen, nede öğrenci arkadaşlardan sorduğum kitapları bulduklarına dair haber çıkmayınca;  kitapları okul okul gezerek kendim aramaya başladım. Yolum onun okuluna da düştüğünde; ilk defa ona ait bir yazıyı okudum. Okulunun duvarına, yazdığı yazının bir kopyasını koymuşlar; üstüne de gururumuz gibi bir şeyler yazmışlar, aldığı ödül ile ilgili yerel gazetelerde çıkan haberleri iliştirmişlerdi. Yazıyı okuduğumda hayretler içinde kaldım. Hem kendim, hem de onun için. Böyle bir yazıyı yazabildiği için ona hayran olduğum gibi kendimede şaşırdım. Aylar önce, onun fotoğraflarında, dakikalarca kalmamın sebebini artık anlamıştım. Onda başka insanlarda olmadığına inandığım bir şey vardı. Sonra ki zamanlar da hep bu yazıyı okuduğum günü ve o yazıyı bana okutan sebebi düşündüm. O yazıyı okumamış olsaydım ona yine âşık olur muydum? Bazen, keşke o kitapları aramaya hiç çıkmasaydım dediğim zamanlar oldu.

On iki ay önce; onunla “sokakta sanat var” isimli etkinlikte yollarımızın kesişmesinden, birbirimize telefon numaralarımızı vermemizden bir kaç gün sonra bana mesaj attı; “telefonuma kontör yükledim artık konuşabiliriz Ersin” cevap yazamadım, o bana yasaktı. Bir kaç gün geçmeden, ikinci mesaj da geldi; “Unuttun sen al yanaklı kızı Ersin.”  "Unutmadım, seni hiç unutmadım, önceden de vardın, karşılaştığımız günden beri senden başka bir şey düşünmüyorum, fotoğraflarına bakıyorum, eskiden de bakardım şimdi daha çok ve daha uzun bakıyorum" diyemedim. Hiç bir şey diyemedim.

On bir ay önce; ondan gelen mesajların sayısı hızla artmış, ben çoğuna cevap yazamadığım halde, gün aşırı mesajlar atıyordu. Eğer cevap yazabiliyor isem muhakkak gülümseyerek yazıyor, cevap yazamadığım mesajlarda ise içerliyor, aramızda ki imkânsızlık için kadere kızıyordum. Onun bana attığı mesajlar da bile bir şeyler vardı.

Hatırımı sormak için beni arayan arkadaşım; “Hayatın da kimse var mı?” dediğin de ilk defa birilerine ondan bahsettim;
Birisi var, çok uzun zamandır ilk defa birisine karşı böyle bir şey hissediyorum, hatta belki de ilk defa. Nerdeyse her gün konuşuyoruz, konuşuyoruz dediysem telefondan mesajlaşıyoruz. Tesadüfen bir defa karşılaşmamızı ve davet ettiği bir yeri saymazsak nerdeyse hiç görüşmedik. Ama öyle bir şey var ki ona karşı öyle şeyler hissediyorum ki.
Senden böyle bir şeyi duymak şaşırtıcı, senin âşık olacağın hiç aklıma gelmezdi, âşık mı oldun yoksa lan.
Şimdi ne kendime ne de sana söylemeye dilim varmıyor ama galiba oldum.
İyi işte, kızın sana ilgisi var mı?
Var, kimsenin bugüne kadar benimle ilgilenmediği kadar ilgileniyor benimle.
Sorun ne? Git buluş o zaman!
Yapamam!“ "Niye?
Kız benden küçük, hani öyle bir kaç yaş desem sorun değil. Senin de olmaz lan diyeceğin, benim de kendime kabul ettiremediğim kadar küçük.
Kaç yaşında?
Utanıyorum söylemeye, bunu söylemesem.
İyi söyleme, senin tek kafana taktığın yaşı mı?
Şunu küçük bir sorun gibi söyleme! Kıyamam lan ben ona. Ya hislerim bir gün değişirse. Hadi diyelim bir şeyler oldu, ben bu şeyi takmadım kafaya, görüştük sonra o bana âşık oldu, sonra ben her zaman ki gibi yürümüyor, ben devam edemiyecem dedim. Sonra ne olacak?  Arkamda gözü yaşlı bir insan daha bırakamam, bir defa daha bunu yapmak, bir kişinin daha ahını almak istemiyorum. Hem bir şey söyleyimmi bu kız çok farklı. Bugüne kadar tanıdığım kimseye benzemiyor, ona bunu yapamam. Onun kapanmaz bir yarası, nefes aldığında ciğerlerini kesen cam kırıkları olamam. Sen önemsiz bir şeymiş gibi; "sorun sadece yaş mı?” diyorsun ya. Nasıl yapayım lan. Bu kadar zaman; kızdığım, küfrettiğim, vicdanları yok lan bunların dediğim adamlardan biri olamam. Daha bir kaç gün önce gazetelerde çıkan böyle bir olay için günlerce söylendim durdum, şimdi nasıl benden küçük birisiyle bir şeyler yaşayım. Ben öyle bir insan değilim. Ahlaksızca bir şey gibi geliyor bu bana.
Senin ahlak dediğin şey aslında olmayan bir şey. Doğduğun da şu düşündüğün şeyleri düşünebiliyor muydun? Sana ahlaksızca geliyor çünkü böyle öğretildi. Başka bir toplumda yaşıyor olsaydın, başka değerlere sahip olacak, şu an ahlaksızca gördüğün şeyi; o zaman ahlaksızlık olarak görmeyecektin. Gazeteler de çıkan olay dediğin şu şey olayı mı?
Evet
Aynı şey değil ki. Orda biri başka bir şey yapıyor. Senin hissettiğin gibi hissetmeden yapıyor.
Ben mi karar verecem aynı şey olmadığına? Ya aynı şeyse.
Güzel mi bu kız?
Sana göstersem; senin bu mu öyle büyük bir aşkla âşık olduğun kız diyeceğin, bana sorarsan dünyanın en güzel kızı.
Yengemiz hakkında böyle konuşmak istemezdim ya beni mecbur bıraktın. Kızı cinsel bir obje olarak görüyor musun?
Yok be. Çocukça şeyler hissediyorum ona. Ne bilem annem gibi kardeşim gibi; ama sevgilim gibi de. Hani şurda yanım da olsa, bir kaç dakika yüzüne baksam, bırak dokunmayı, bakmaya bile kıyamam; “yeter ulan bakma artık kıza” derim kendi kendime.
Bak gördün mü aynı şey değilmiş.
Bilmiyorum, kafam o kadar karışık ki. Bazen eee yeter lan, git konuş, buluşalım de, görüş, sev ulan diyorum. Sonra hadi diyorum buluştun napacan seni geçtim o napacak. Seni sevgilim diye arkadaşlarına gösteremez, senden ailesine bahsedemez, seninle olan fotoğraflarını sağda solda paylaşamaz, napacak diyorum lan seninle napacak.
Kendi kendine hüsnü kuruntu yapıyon, kıza bırak, bakalım o ne diyor, ne düşünüyor.

İki saat önce; birini söndürüp diğerini yaktığım sigaralarımdan sonuncusunu atarak, film gösteriminin yapılacağı salondan içeri girdiğim de; ışıkların kapatıldığını, filmlerin başlamak üzere olduğunu gördüm. Salon da ki boş koltuklardan birine geçip oturamazdım. Kendi kendime; “şu anda senin yanına oturup, o koltuklardan birinde, senin yanında filmleri izleyememektense; ölmeyi tercih ederim” dedim. En arka sırada ki koltukların sol tarafında arkadaşıyla oturuyordu, arkadaşının yanına oturmam bir anlam ifade etmeyecekti. Arkadaşının hemen sağında o vardı; ama onun sağına da yedi sekiz kişi araya hiç boşluk bırakmadan oturmuşlardı. Bu kişilerle belki arkadaş oldukları, belki de perdeyi daha iyi görebilmek için aralarına için hiç boşluk koymadan yan yana oturmuşlardı. Ne olursa olsun, onun hemen sağına oturmalı, bu kişilerin arasına girmeliydim. Orda oturan kişi kim olursa olsun, benim yanıma gel dese dahi, o yedi sekiz kişiyi kaldırıp araya girmek, benim yapabileceğim bir şey değildi, mizacımda böyle bir şey yoktu. Fakat onunla bu kısa filmleri yan yana izleme ihtimalini kaçıramazdım. Benim için onunla film izlemek çok özel bir hayal olduğu gibi, o filmlerden birinde bende vardım; dahası o filmin çekiminde yanımızda olmasa da o da vardı. Konuşuyorduk, mesajlaşıyorduk o çekimlerde onunla. O çekimlerde o gözlerlerle görülemesede benim yanımda idi. Üstelik âşık olduğumu ona itiraf etmiş, o buna itiraz etmemişti. En sağda ki kişiden başlayarak herkese; “arkadaşımın yanına oturmak istiyorum, bir sıra sağa kaymanız mümkün mü? Dedikten sonra onun yanına oturabilmiştim. Allahtan kimse ricama ters bir cevap vermemiş; ama yine de utancımdan kıp kırmızı olmuştum. Neyse ki ışıklar kapalı idi, kıp kırmızı yüzümü kimse görmüyordu.
Ne istiyordum onun yanında oturarak ondan. Hiçbir şey. Sadece nefes alış verişini hissedecek kadar yakın olmak. Ben koltuğa oturur oturmaz, o tüm vücudunu yaklaştırabildiği kadar arkadaşına yaklaştırarak; iki koltuk arasında ki doğal mesafeyi açabildiği kadar açtı. Aramıza kocaman bir boşluk koymak istiyorcasına benden uzaklaşarak ne yapmaya çalışıyordu?  Çok şey söyleyebilirdim; sadece iç çektim, onun duyamayacağı kadar sessiz, tüm dünya başıma yıkılmışçasına büyük bir iç çekişle. Filmler, art arda gösterilirken; gözüm, perdede olsa da bende garip şeyler oluyordu. Adını koyamadığım bir şeyler vücudumda geziyor, tüylerimi diken diken yaptıktan, kalp atışlarımı hızlandırdıktan sonra şah damarımdan dalga dalga yayılarak ona doğru gidiyor; fakat aramıza koyduğu mesafeden dolayı ona ulaşamıyordu. Hissettiklerimi hissedemiyor, farkına bile varmıyordu. Bundan eminim; çünkü o mesafe olmasa idi hissettiğim şeyleri hissetmemesine imkân yoktu.

Altı ay önce; sırayla sahneye çıkıyor, hocanın önceden bize verdiği performansları sahnede sergiliyor, kendi arkadaşlarımızdan oluşan kalabalığın alkışları arasında yerimize oturup, bir sonra ki çıkacak kişinin performansını izliyorduk. Bazılarımız gerçekten komikti, bazılarımızın komik olmasına gerek yoktu. Bize bir şekilde komik geliyor, en iyimizden en kötümüze kadar nerdeyse sahneye çıkan herkese kahkahalarla gülüyorduk. Yanımda oturuyordu. Ona bakamıyordum, ne zaman ona baksam, başka birinin sen o yanındakine âşıksın bakışlarına maruz kalıyordum. Ellerinden tutamaz, ona sarılamazdım. Önce ki gün ki çalışmada;  "ona sarılamıyorum, acaba ben sarılmayı mı bilmiyorum” diye bir şüpheye düşmüş, azıcık samimi olduğum her kadına sarılmıştım. Sorun yok gibiydi, her ne kadar hayatımda çok az kişiye sarılmış olsam ve sarılmayı özel bir şey olarak görüp yalnızca kendime yakın hissettiğim kişilere sarılsam da işte bir sorun yoktu. Başka insanlara sarılabiliyor fakat mevzu o olduğunda değil sarılmak, omzuna elimi dahi koyamıyordum. Yine güldü, sahnede gerçekten komik bir şeyler olmuştu, bende gülmüştüm fakat o bendekinden daha büyük bir gülüşle gülmüştü. Ben belki biraz da o gülüyor diye güldüm, belki ben gülüyorum diye de o gülmüştür. Bana baktı, başını omzuma doğru uzatıp gülüşünü omuzlarımda bitirdi. Omuzlarıma sanki bir melek konmuş gibi bir duyguya kapıldım. Artık sahne de olan her şeyde komik olsun yada olmasın gülüyorduk; o her gülüşünün sonunda başını omzumda tutuyor, bir sonraki gülüşün başlangıcına kadar başı omzumda kalıyordu. Yerimden kıpırdayamıyordum, ne elimi onun omzuna atabiliyor, ne de bir santim dahi sağa yada sola kayamıyordum. Sanki azıcık yerimden oynasam, başını yine omzuma getirmeyecek diye bi endişeye kapılıyor, çivi gibi saplandığım koltukta hiç kıpırdamadan oturuyordum.

Hayatımda mutlu olduğum, ah ulan şu an zaman dursa dediğim zamanlar oldu, hiç birinde de bu isteği bu kadar içten istediğimi hatırlamıyorum. İsterdim ki o üç saatlik çalışma hiç bitmesin, o hep gülsün, her gülüşünü benim omuzlarım da bitirsin. Sanırım o an yaşadıklarımı ve hayatımda en güzel anlar dediğim bu anları tam olarak asla anlatamayacağım. Topu topuna oturan iki insandan birinin gülerken başını diğerinin omzuna koyması gibi basit bir şey değildi bu. Daha önce böyle bir şey yaşamamış olmamda, ben de bıraktığı etkiyi açıklayıcı bir sebep değildi. Seviştiğim onca kadın vardı, başını omza koymak ne ki. Hem bu olaydan sonra ki günlerde; aynı şekilde başka kadınlarda, başlarını omzuma koymuşlardı. İlk birkaçında ondan başka kimse ile bir daha böyle bir şey yaşamayayım diye kaçsam da -sonrakilerde yani benim onu ve bu anıyı unutamadığım zamanlar da- aynı etkiyi başka kadınlar da yapabilecek mi diye öğrenmek için kaçmamış yerimde oturmuştum. Olmamıştı işte, ondan önce kimse, başını onun koyduğu gibi omzuma koymamış, ondan sonra koyan kimse de onun gibi olamamıştı. Otuzbir yaşındayım ve bir kadın başını omzuma koyacak diye ertesi haftayı iple çekiyor, saatleri sayıyordum.

Çalışma bitip de evlerimize gittiğimiz de; hemen yine mesajlaşmaya başladık. “Ben şimdiden bir sonra ki dersi bekliyorum, bir hafta nasıl geçecek” dedim “bende"  dedi.  "Üstüm sen kokmuş"  dedi bir şey diyemedim, sustum.

onbir ay önce; "seni tiyatroya götürüyüm mü?” dediğim bi mesaj attım. Mesajıma “götür :)” dedi. Sanırım bir tiyatro oyununu izlemek için onu davet ettiğimi düşünmüştü. Oysa ben onu tiyatro grubumuza davet etmeyi, onun bizim aramızda olmasını kast etmiştim. Sonra ki günlerde; bu teklifimi yenilemediğim gibi o da bu konuyu bir daha açmadı. Teklifi yaparken kafam da iki şey vardı. Facebook da ilgi alanları arasın da tiyatro da vardı, yani onu sevmem için bir neden daha, yani bir ortak nokta daha. Ve onunla beraber olmak, onu gerçekten tanımak için tiyatro güzel bir yerdi. Kararımı değiştirerek onu asla tiyatro grubumuza davet etmedim, ona daha fazla âşık olmak istemiyordum.

Sekiz ay önce; Tiyatro çalışmalarının başladığı ilk gün; kalabalığın arasında, onu gördüğümde; Mutlu mu? Mutsuz mu? Oldum, bilmiyorum. Dışarıda ki hayat da bazen ona yaklaşıyor, bazen de kaçabildiğim kadar kaçıyordum. Bu küçücük sahne de ondan kaçmama ihtimal yoktu. Umarım burası ona olan duygularımı körükleyen değil söndüren bir yer olur dediğim halde; korktuğum şey başıma geldi. Sahne de olsun yada olmasın ondan gözlerimi bir saniye olsun ayıramıyordum. Yaptığı her şey, söylediği her söz ona olan hayranlığımı kat ve kat artırıyor, onun karşısına geçip bildiğim en güzel cümleler ile ona olan duygularımı haykırmamak için kendimi zor tutuyordum. Bazı konularda onunla iddialaşıyor kim daha güzel yapacak diye yarışıyordum. Zaman zaman başka insanları da bu yarışların içine alsak da aslında yarışlar benim için ikimiz arasında geçiyordu. Ve bu yarışlar kazananın kim olduğunun hiç bir önemi olmayan yarışlardı. Hatta çoğu yarışı onun kazanmasını istiyordum. Onun kazandığı, benden daha güzel yaptığı her şey, onu sevmem için bana bir sebep daha veriyordu. Aramızda ki büyük yaş farkının imkânsızlığı ile ondan uzaklaşmaya çalıştığım zamanlarda; tiyatro grubunda ki hatta dışarıda ki ve dünya da ki başka kadınları düşünüyor, onlardan hiç biri ile yapamayacağımı, ruhumun yalnızca ona ait olduğunu bir kere daha anlıyor; o farkında olmadan yaşadığım gel gitlerimi hep ona koşarak bitiyordum. Bu kaçışlarımın sonuncusunda şehir dışında idim ve tiyatro çalışmalarına bir kaç haftadır katılamıyordum. Çok daha sonra ki zamanlarda tiyatro çalışmalarına katılamadığım bu günler için kendimden nefret edecek, onun beni sevdiğini düşündüğüm bu günlerde, onu biraz daha göremediğim, onunla biraz daha zaman geçirmediğim için kendimle bitmez tükenmez bir kavgaya tutuşacaktım. Ne diyordum şehir dışındayım ve ondan uzaklaşmak; onu üzmeden, hiç incitmeden onun hayatından çekip gitmek istiyordum. Kendimce tamam artık gidiyorum dediğim gün; “sana ne oldu sende bir şey var” dedi. “Bir şeyim yok ki” dedim “hissediyorum sende bir şey var dedi.  Telefonda konuşmaz sadece mesajlaşırdık, sesimi duymadığına ve mesajlarımda bu kaçışışımı belli edecek bir şey yazmadığıma göre nasıl anlamıştı ondan gitmek istediğimi. Bu kaçma isteğim ondan kaçışlarımın sonuncusu oldu. Bir şey söylemediğim halde, beni hisseden bu kadının yegâne var oluş nedenim olduğunu artık anlamıştım.

On ay önce; yapmamam gereken bir şeyi yaparak, buluşalım mı dedim, kabul etti. İzmit e yakın bir arkadaşımın düğününe gidiyordum. Bana ne yazıyordu da ondan gelen her mesajı heyecanla ve gülümseyerek okuyordum şu an hatırlamıyorum. Oysa mesajlaşmaktan nefret ederim ki. Yalnız bir mesajını çok iyi hatırlıyorum. Düğün salonuna ulaştığımda "kimse ile dans etme” demişti, bende “demek ki az önce bana dans teklif eden kızı geri çevirecem, yazık oldu kıza” demiştim. Düğün bitip de yaşadığım şehre döner dönmez de şehir merkezinde postane binasının önünde buluştuk. Gözünde oyuncakçıdan alınmış gibi duran bi güneş gözlüğü vardı ve ben nedense o gözlüğü çok sevmiştim. Başkasında tuhaf kaçabilecek o gözlük onda çok güzel duruyordu. Yürüyerek daha önceden planını yaptığımız yere gittik. Kapalıydı. Şehirde benim bildiğim yerler sınırlıydı. “Hadi sen bir yer söyle gidelim” dedim. İlk buluşmalar da; daha önceden gidilen yerlere gitmeyi sevmiyorum. Oraya varıldığında orda yaşanmış anılardan sıyrılarak yapılmalı ilk buluşmalar. Fakat bu sefer ondan daha önce gittiği sevdiği bir yere gitmemizi istedim. Onun önce ki anılarına ortak olmak için, eğer onu bir gün üzersem bu gideceğimiz yere her gidişinde “buraya ilk defa onunla gelmiştim” dememesi için.

Birisiyle otururken susmak kötü bir şey midir? Bence değildir. Aslında bende susmanın hep kötü olduğunu düşünmüşümdür. En azından al yanaklı ile buluşuncaya kadar. Bazen susuyor bir şey konuşmadan dakikalarca oturuyor, bazen de bir şeyler anlatmak için birbirimizle yarışıyorduk. Onunla konuşmayı sevdiğim kadar susmayı da sevmiştim. O oturduğumuz terasın etrafındaki binaların çatılarına bakarken, bende belli etmemeye çalışarak onu izliyordum. Alt dudağının altında sivilceye benzer bir şeyler vardı. Beni garipsemeyeceğini ve ayıplamayacağını bilsem o sivilceye dakikalarca bakabilirdim. Ne düşünüyordu acaba sustuğu zamanlarda. Keşke onun düşüncelerini okuyabilsem, keşke özel güçlerim olsa; onun ruhunun en derinliklerine inebilsem.

Aramızda ki ciddi yaş farkı sadece anılarda ortaya çıkıyordu. Konudan konuya geçişlerimiz de en çok da anılarımızdan konuşuyor; fakat benim anı olarak anlattığım bazı şeyler onun içinde bulunduğu hatta henüz yaşamadığı bir yaşa ait oluyordu.

Nasıl oldu, nasıl sordum bilmiyorum; erkek arkadaşı olup olmadığını mı sordum, belki de neden yalnız olduğunu sormuşumdur. Evet neden yalnız olduğunu sormuş olmalıyım çünkü onun gibi bi kızın yalnız olması beni şaşırtmıştı. Al yanaklı, günün her han gibi bir saatinde, her han gibi sokakta karşınıza çıkabilecek her han gibi bi kız değildi. “Bilmem gidiyorlar işte, ben de anlamıyorum neden gittiklerini” dedi. “Ben olsam hiç gitmezdim” diyecektim, diyemedim; “tuhaf” dedim “senin gibi birinden birilerinin gidiyor olması”   “Eskiden babam severdi saçlarımı;  şimdi o da sevmiyor, kimse saçlarımı sevmiyor” dedi “saçların çok güzel ki” demek yerine; oturduğum yerden kalkıp saçlarını sevebilmiş olmayı isterdim. Sonra ki günlerde; yani ben ona iyice, yani sırılsıklam âşık olduğumda; saçlarını taramanın hayalini kuracağımı hatta bu hayalin… neyse şimdi bundan bahsetmeyelim.

Yazılarını getirmesini ben istemiştim; “yazdığın her yazıyı istiyorum, hiç birini atlayım deme” demiştim. Ben bir yazar ya da eleştirmen değilim. Hangi yazının iyi, hangisinin kötü olduğunu söyleyecek ehliyetim de yok. Sadece sevdiğim yazıları söyleyebilirim. Bir de ruhuma dokunanları. Onun yazdığı her yazı ruhuma dokunuyordu. Yalnızca bir şey eksik gibiydi o eksiğin ne olduğunu ise bulamıyordum.

Ayrılırken “güzel bir gündü tekrarını yapalım” gibi sıradanlaşmış bir cümle geçmedi aramızda. Evlerimize dağıldıktan bir kaç saat sonra; her buluşma sonrası atılan, teşekkür mesajları da atmadık. İkimiz de kabullenmiş olmalıydık imkânsızlığımızı.

Otuz ay önce; daha önce hiç aşık olmadığımı söylemem. Emsallerime göre ise çok az kadın girmiştir hayatıma. Hayatıma giren son kadının; beni bir daha kimsenin sevemeyeceği kadar sevmiş olmasına, hatta beni anlamış, beni ben kadar tanımış olmasına rağmen ondan dahi gittiğimden beri iyice kendi içime kapanmıştım. Her ne kadar ondan gitmiş, o kadını terk etmiş olsam da; bi tarafım hep onda kalmıştı. Önceden kadınların gözyaşlarını, “bana bunu neden yaptın” serzenişlerini umursamadığım halde artık bir daha hiç bir kadının acısı olmamaya karar vermiştim. Adeta bir papaz gibi süren yaşantım; yine de arada bir çok kısa ilişkilerle aralanıyor, karşımdaki kadına âşık olamayacağım halde, o kadın beni bir şeyi yapmak isteğini anladığımda hemen kaçıyordum ondan. Doğrusu bu kadınların hiç birine âşık olamayacağımı düşündüğüm gibi bu kadınların sözde bana olan aşklarını da inanmıyordum. Bazen tek bir söz, tek bir davranış bu kadınlardan uzaklaşmam için yeterli oluyordu. Tüm bu anlattıklarımdan yıllar sonra fark ettiğim başka bir gerçek ise ben kadınlar dünyasının insanı değildim. Erkeklerin olduğu ortamlarda erkek arkadaşlarına türlü şakalar yapan, erkek arkadaşlarıyla eğlencesin her türlüsünü yaşayan ben, kadınlara ait bir ortama girdiğim de ise erkekler dünyasının tam tersi bir adam oluyordum. İyi ki seni tanışım lan diyen erkek arkadaşlarıma göre sayıca çok az olsa da; “tanıdığım hiç bir erkeğe benzemiyorsun” diyen kadınlar da olmadı değil. Fakat bu kadınlara karşı da bir şey hissedemediğim gibi bu cümleyi de duya duya artık herkese söylenen sıradan bir cümle gibi algılamaya başlamıştım.

Dokuz ay önce; hiç şaşmadan her sabah ondan gelen günaydın mesajlarını aldığımdan beri onun bana olan sevgisinden artık tamamen emindim. Öyle ya beni sevmiyor olsa ne diye sabahları gözünü açar açmaz, o kadar koşturma arasında, bana “günaydın” mesajları atıyordu ki. Ben onu sevmiyor olsam; ne diye ondan gelen “günaydın” mesajları ile bu kadar mutlu oluyordum ki. Kabul ediyorum daha önce kimse ile böyle “günaydın” mesajlaşmalarım olmamıştı; ama iyiki de daha önce kimse ile böyle mesajlaşmamıştım. Sonra, “senden gelen mesajlaşmaları gülümseyerek okuyorum” demesine ne demeli, hadi onu geçtim “yazıp yazıp siliyorum ben anlatamıyorum ama sen anlıyorsun değil mi ersin” derken neyi kast etmişti. İsmimi o bana sesleninceye kadar bu kadar çok sevmezdim, neden ondan adımı duymak bu kadar mutlu ediyordu beni. Abisi elinden bilgisayarı alınca, konuşmamız gereken yarım kalmış bir konu olmadığı halde “ben yatağıma geçeyim, konuşmaya devam edelim” diyen bir kadın elbette âşık bir kadın olmalıydı. Ben artık bütün gün elinde telefon ile ondan gelecek mesajları bekleyen mesaj atmadığı zamanlar da önce ki mesajları okuyan bi adam olmuştum. Bu mesajlalar benim için o kadar özeldi ki tüm yaşananlardan sonra acaba ben mi abarttım biz de herkes gibi sıradan insanlar gibi mi konuşuyorduk demiş emin olmak için bi arkadaşımdan kız arkadaşı ile yaptığı konuşamaları bana göstermesini istemiştim. Yanılmamıştım bizim konuşmalarımız başka insanların konuşmalarına benzemiyordu.

Bir hafta önce; En çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri kanser ile olan savaşına daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetti. Onun ölüm haberini aldığım dakikalarda al yanaklıya mesajlarıma cevap vermediği halde bi anlamı olmayan onlarca mesaj atarak onu neşelendirmeye çalışıyordum. Bir gece öncesinde naber yazdığım da şimdi konuşmak istemiyorum ersin çok sinirliyim yazmış neyi olduğunu sorduğumda anlatmamıştı. Onu üzen şeyi bilmiyordum; fakat bilmemem bir şeyi değiştirmiyor, onun yerine, onun adına ben üzülüyor, onu neşelendirmek için ha bire anlamsız mesajlar atıyordum. Arkadaşımın ölüm haberini alır almaz annemi de yanıma alarak cenaze için yaşadığım şehirden Aydın'a gitmek üzere yola çıktım. Yol boyunca ne annem ile aramızda geçen diyologları ne de arkadaşımı son yolcuğuna uğurlamak üzerek gittiğim şehirde yaşadıklarımı anlatmak istemiyorum. Bunlar arkadaşım, annem ve benim aramda kalmalı. Yalnız şunu eklemeliyim ki beni derinden etkileyen bu ölüm hakkında al yanaklıyla tek kelime bir şey konuşmadım. Bizim muallakta olduğumuz, bir gün konuşup üç gün konuşmadığımız günlerdi. Üzgün olduğum bu günleri en çok da sevdiğim insan ile konuşmalıydım. Fakat üzüntüm ile onu üzmek istemiyor hem de böyle bir konuşma yapacak olursam sanki arkadaşımın ölümünü al yanaklıyla yakınlaşmak için kullanıyor gibi bir hissiyata kapılacak olduğumdan bu konuda ağzımı açmıyordum.

İki gün önce; Kısa film gösteriminde filmlerini sergileyecek arkadaşım telefon açarak gösterim öncesinin ve sonrasının fotoğraflarını çeker misin dedi. Kıramayacağım bir arkadaşımdı fakat hayatın normal akışına dönmek istesemde henüz elime fotoğraf makinesini alıp kimsenin fotoğraflarını çekebilecek durumda değildim. Durumu anlattım, ben sana başka bir fotoğrafçı arkadaşımı ayarlayım o istediğin tüm fotoğrafları çeksin dedim. Ayarladığım arkadaşım yarım saat önce biten gösterim boyunca elinde fotoğraf makinesi ile hiç yerine oturmadan dakikalarca fotoğraf çekti.

Beş dakika önce; bana attığı son mesajı olabildiğince en az kelime ile kızmadan küsmeden kırmadan cevaplamaya başladım.  Bir kere daha okudum al yanaklının bana gönderdiği mesajı.  "Arkadaş olmayı beceremiyorsun sen. Yanıma oturmak için insanları yerlerinden kaldırmalar, uzaktan arkadaşlarına fotoğrafımı çektirmeler. İkinci ve son defa seni hayatımdan çıkarıyorum Ersin. Sakın bir daha bana yazayım, karşıma çıkayım deme. Seni mahvederim.“ demişti.

İlkincisi ne zamandı? Neden çıkarmıştı? Sormadım. Cevap vermeyecekti ve ben belki de cevapları öğrenmek de istemiyordum.

” arkadaş olmayı beceremeyen ben miyim? yanına oturan arkadaşını yok sayıp onunla tek kelime konuşmayan, oturduğu koltuğun arasına kocaman boşluk koyan sen mi? ne olmuş yani insanları yerlerinden kaldırdıysam, kibarca rica ettim, naptım ki ben o insanlara. sen bilmiyorsun ama benim de azıcık oynadığım o filmin çekimlerinde sen benim hep yanımdaydın. o filmleri senin yanında izlemek benim için önemliydi. iki gün önce bahattin benden film gösteriminin fotoğraflarını çekmemi istedi. şu an sana söylemeye gerek bile duymadığım bi sebepten fotoğraf çekemeyeceğimi fakat isterse bi arkadaşımı ayarlayabileceğimi söyledim. nasıl senden habersiz senin fotoğraflarını çektirebileceğimi düşünebilirsin. böyle bir şeyi düşünebiliyorsan üzgünüm sen yanlış ersin i tanımışsın üzgünüm ben yanlış al yanaklıyı tanımışım. “

On gün önce; Haftalar önce onunla konuşmaya son gidişimde bir yabancı gibi bakmıştı bana. Hatta konuşmaması gereken kaçması gereken bir baş belası. O bakışları bir kere daha görmeyi asla kabul edemezdim. Başka insanların gözünde ne olduğum umurumda değil fakat onun gözlerinde bir baş belası olamazdım. Bana bir daha öyle bakmasın diye bir daha çıkmadım karşısına. Fakat ona karşı hisler yerinde durmuyor, üstüne birde kendimi suçluyordum. Bir şeyler yapmalıydım. Onunla konuşmaya gidemeyeceğime göre son kez ona bir mektup daha yazmaya karar verdim. Asıl acıları kendime saklayarak, ona olan sevgimi anlayabileceği kadar acılarımdan bahsederek, uzun bi mektup yazdım. Dedim ki eğer bu mektuba da cevap vermez yada bu mektuba rağmen bir kere daha benden giderse o asla beni anlamış olamaz. Beni anlamayan bi insanı sevmiş olamayacağıma göre demek ki ben onu değil kendi kafamda yarattığım al yanaklıyı sevmiş olurum.

Mektup:
‘’Korkma bana bir şey olmaz’’
korkma kötülere bir şey olmaz bende o kötülerden biriyim demek istemiştin. O kadar kafam dağınıktı ki sen o kadar dağınıktın ki ve ben sana sen kötü değilsin sen dünyanın en iyi insanısın demeyi sonraya gözlerinin içine baktığım bir ana saklamıştım.

‘’ bende bir tanecik şarkı söyleyecem’’
Onca şey yaşanır unutur gidersin. Bazen koca bir günü koca bir haftayı unutursun. Ama unutmuyorum durup dururken bende bir tanecik şarkı söyleyecem deyişin geliyor aklıma. Seni izlemenin en güzel anlarından biriydi bu mesajın beni götürdüğü yer.
Bir de Atatürk ün edirneye gelişi. Demişlerdi ki dimdik karşıya bakın. Evet herkez karşıya bakıyordu ama onca karşıya bakış da birinin bakışlarında anlam vardı. biri karşıya bakarken gözlerinde ki o ışıltıyı korkuyu neşeyi gördüm ve o birinin gözlerinde sonsuza kadar kalmak istedim.

Ben soğudum bu kızdan
Isınmışıydın deyişini de bakışını da unutamayacam. Ne utanmıştım o gün.

Benim için hafta sonu grubuna geleceksen gelme çünkü ben gelemiyecem tiyatroya.
Senin için gelmiştim ya. Seni görmek için. Seni görmek için oraya gitmek vardı ya şimdi seni görmemek için gitmeyecek olmak ne kötü.

Sokakta sanat var
Sana bakmanın en güzel anlarından başka biriydi. O kadar güzeldin o kadar farklıydın ki. Ben daha önce hiç böyle birini görmemiştim. Daha önce böyle saf böyle doğal böylesine gerçek birini görmemiştim. Ben hayatımda ilk defa birisine bakmayı onu uzaktan izlemeyi çok sevmiştim.
Sen orda biz konuşurken de çok güzel çok anlamlı bakmıştın bana tam da gözlerimin içine . Sonra ben giderken senin kara kalem resmin yapılıyordu ben ressama al yanaklı olsun hocam demiştim. Sen yine aynı bakmıştın bana.

Belki bir gün görürsün.
O kadar çok istedim ki görmeyi. Hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istedim senin uykudan uyandığın zaman ki halini görmeyi. Üstüne hayaller kurdum. Sadece seninle uyuduğum hayeller. O hayaller de dokunmadan ellerini bile tutmadan sadece sana bakarak saatlerce uyudum.

Yalan söyledim. Hiç İtalyan büyükanne tanımıyorum. Çinli bir büyükannenin torununa ne dediğini de bilmiyorum. Sakladım. Konuşmamız gereken zaman vardı o zaman o an değildi. Sınırları karakter sayıları ile başlayan biten bir konuşma içinde değil sınırları olmayan bir zaman da yapmak istedim o konuşmayı.

Hep günahkar gördün kendini, hep suçlu, hep bir şeylerden kaçtın, hep çok büyük suçların aranan zanlısıydın. O yüzden de çok sevdim seni. Neydi o günahların neydi dertlerin bilemedim. Hep dinlemek istedim seni, günahlarına ortak olmak istedim. Suçlarının cezasını beraber çekmek istedim. İnanmadım da sana. Ne günahlarına ne dertlerine ne suçlarına. Senin tüm günahın tüm derdin tek suçun vardı o da farklı olmak.
O kadar çok keşke var ki kafamda. En çok seni dinlemek için bir şeyler yapmadığım için. Keşke sen anlatmak istemedikçe daha çok üstüne gitseydim. Keşke dinlemek için daha çok çaba gösterseydim. Zamana bırakmasaydım.
Bazıları öyle doğar. Doğuştandır onların dertleri de mutlulukları da . Senin ki de öyleydi. Doğuştandı dert olarak gördüğün her şey. Onlar olmasaydı o dertlerin olmasaydı, sen sıradan bir insan olacaktın. Dünya da ki altı milyar insandan herhangibi biri. Ama değildin. Tanrı doğarken senin sıradan olmanı istememişti. Sana başkalarına vermediği bir şey vermişti. İşte dert olarak gördüğün günah saydığın şey tanrının sana verdiği o hediyeydi. O hediye on bir yaşında tiyatroya götürdü seni. O hediye yıllardır düşündürüyor seni. O hediye ile yazıyorsun. O hediye ile başka türlü bakıyorsun hayata insanlara. Ve ben o hediyeyi sevdim.

Bütün fotoğraflar da mutlusun hele bir tanesi var ki dünyanın en mutlu kızısın o fotoğraf da. Mutlu olmak da gülmek de yakışıyor sana. Sonra birden çok kötü oluyorum. O mutlu kızın fotoğrafının altında ki mutsuzluklarının ortağı olamamak deli ediyor beni. Oysa bu dünya da en çok mutluluğu hak eden kişinin sen olduğunu bilmek ama mutsuzluklarının ortağı olamamak deli ediyor beni. Mutsuz olduğun zamanlarda yanında olamama fikri beni çıldırtıyor. Kendime kızıyorum allah belanı versin niye yapamadın niye yanında olamadın diye kendime kızıyorum.

Tanrıya inanmıyorum inandığım bir tanrı var o da diğer insanların inandığı tanrı değil. Aşka inanmadığım gibi inandığım aşk diğer insanların aşkı değildi çünkü. Öyle çok kimseler girmedi hayatıma girmeye çalışanları hep ittim onlar değildi. Birini bekledim. En özel olanı en farklı olanı en başka olanı. Böylesi yakışırdı bana. Sıradan insanların hayatlarının sıradan parçası olamazdım. Benim aşık olduğum kişi sıradan olamazdı. Ben yalnız bi adamdım. Yalnız kalacak yalnız ölecektim. İnanmadılar bana yalnızlığıma. Sorunun kendilerinde olduğunu düşündüler. Sorun onlarda değildi sorun bendeydi. Ya da sorun doğru insanın karşıma çıkmayışındaydı. Sen çıkıncaya kadar karşıma kesmiştim ümidimi. Artık kabul etmiştim yalnızlığımı.

Hiçbir zaman hiçbir yerin adamı olamadım. hep sen başkasın dediler. Bazen çok sevdiler o başkalığımı gıpta ettiler başka oluşuma bazen oğlum bırak bu işleri dediler. Oysa başka olmayı ben istemedim ki. Başka olmak değil sıradan olmak isterdim sorulsaydı. Başka olmayı hiç sevmedim de. Sen çıktın sonra karşıma. İşte sende kimse gibi değildin. Başka olandın. Başkaları gördü mü senin başka olan olduğunu bilmiyorum. Ben seni gördüğüm ilk gün görmüştüm sen de ki başkalığı işte başka olan demiştim. Seni tanıdıkça da hiç yanılmadığımı anladım. Sen başka olandın.

Hadi ordan yalancı. İnanıyor muyum sanıyorsun, senin kalpsiz biri olduğuna. Bilmiyorum tanımıyorum zannediyorsun seni. İşte aramızda ki en büyük sorunda bu. Sen, seni tanımadığımı zannediyorsun. Sen ne kadar gizlesen de ne kadar üstünü kapatmaya çalışsan da ben biliyorum senin ne kadar büyük bir kalbin olduğunu. Hiç tanımadığın hiç görmediğin insanlar için bile gözlerinin nasıl sulandığını biliyorum.

Keşke aşık olsaydım sana yalnızca aşık. O zaman bir sorun olmazdı. Bütün şarkılar bütün hikayeler de ki acı çeken aşkı için acı çeken bir adam olur sonra bir gün o acısı da aşkı da biter hayatına devam eder giderdim. Şimdi kaybetmenin acısını yaşıyorum. Kaybettiğim şeyse sadece aşık olduğum kişiyi kaybetmek değil. Bu dünyada da tanıdığım en özel en güzel en farklı insanı kaybetmenin acısı . İçimi acıtıyor. Seni hak etmeyen onlarca insan yanında iken, seni anlayamayan o kadar kişi seni dinliyorken, seni bilmeyen o kadar insan sana bakarken; yanında olamamak, seni dinleyememek, sana bakamamak içimi acıtıyor. Oysa konuşacak daha çok şeyimiz vardı. Daha yeni anlatmaya başlamıştık. Hikayelerin en güzeli idi bizim hikayemiz.

Aşka yenik düştüm. Nasıl biri dediklerin de ya bu işin tarifi olmaz diyordum diyordum da tanrı da biliyordu nasıl birine aşık olacağımı ama öyle biri yok bu dünyada diyordum. Yoktu da seni tanıyıncaya kadar. Belki de tanrı denedi beni. Madem sen inanmıyorsun bende çıkarıyorum senin karşına ama beklemediğin bi sınav var dedi. Ben o sınavı veremedim. Aşka yenik düştüm. Seni hayatımdan çıkarırsam mutlu olacağımı düşündüm. Hem bu mutluluk ikimiz içinde olacaktı, hayatlarımızdan birbirimizi çıkardığımız da mutlu olacağımızı sandım. Daha önce hiç böyle aşık olmamıştım ki. Daha önce hiç böyle birisini tanımamıştım ki. Yanıldım. Ben sana sadece aşığım zannediyordum yanıldım. Değilmiş aşkdan ötesi de varmış. Kabullendim beni sevmediğinden bana hiç aşık olmadığından kalbim emin artık. Ama canımı yakan beni sevmemen bana aşık olmaman değil. Hiç umurumda olmayan onlarca insanın hayatında iken bu dünya da en çok değer verdiğim insanın hayatının dışında olmak canımı yakan. Birileri gelecek bana saçma sapan gereksiz dertlerini anlatacak başka birileri gittiği yerde ki güzellikleri başka biri okuduğu kitabı izlediği filmi yeni tanıştığı garip huylu yaşlı kadını anlatacak ben onları dinleyecem ama dinlemeyi en çok istediğim kişiyi dinleyemiyecem canımı yakan beni kahreden işte bu.

Çok Sevdiğim Mesajlaşmalardan:
alyanaklı: ersin ben sıkıldım
ersin: niye
alyanaklı: coğrafya
ersin: ne olmuş coğrafyaya
alyanaklı: çok sıkıcı çalışmak istemiyorum
ersin: aaa olur mu yavv coğrafya çok eğlencelidir
alyanaklı: neresi eğlenceli sıkıcı işte
ersin: istersen beraber çalışalım
alyanaklı: nasıl yapcaz
ersin: orasını bana bırak
alyanaklı: istemiyorum, konuşalım. kalsın coğrafya
ersin: ben istiyorum
alyanaklı: ben istemiyorum
ersin: tamam bak şöyle yapalım seninle gezmeye çıkalım gezelim dolaşalım arada istersek coğrfaya da çalışır istemezsek çalışmayız ne dersin
alyanaklı: olur
ersin: şimdi gözlerini kapat. ellerimden tut. uzun bi geziye çıkcaz. mesajlaşırken bunu yapamayız gibi bi düşüncen olmasın yapabiliriz. inanıyorsun değil mi bana.
alyanaklı: inanıyorum
ersin: bende sana inanıyorum
alyanaklı:  başlayalım
ersin: bak ya, ne kadar da hevesliymişsin gezmeye :) tamam başlıyoruz o zaman :) seninle yürümeye başlıyoruz, uçcuz bucaksız yolları aşıp, ikimizden başka kimsenin olmadığı bi sahile varıyoruz. sahil o kadar güzel ki. denizin maviliği benim gözlerimi alıyor. gerebiliyorsun değil mi denizi.
alyanaklı: gerebiliyorum.
ersin: burda biraz oturalım mı
alyanaklı: oturalım. napcaz oturup.
ersin: konuşuruz ordan burdan. hem baksana bizden başka kimse yok. bu kadar güzel bir yerin keşfedilmemiş olması ne tuhaf. sadece ikimiz varız sessizliği duyabiliyorsun değil mi.
alyanaklı: evet
ersin: denizden gelen rüzgarları fark ettin mi ?
alyanaklı: ettim
ersin: nedense sıcak esiyor rüzgar denizden esen sıcak rüzgarlara bi isim veriliyordu hatırladın mı
alyanaklı: ya ben ders çalışmak istemiyorum. oturmak istiyorum seninle.
ersin: tamam canım oturuyoruz işte. otururken de denizden esen sıcak rüzgarlardan bahsediyoruz.
alyanaklı: ben bahsetmek istemiyorum.
ersin: tamam tamam peki. istersen denize doğru koşabiliriz hatt yüzebilirizde. yalnız fark ettin mi deniz bi kaç gün önce sahilin çok farklı bi yerinde imiş. bu gel gitler neden oluyordu be ben hatırlayamadım sen hatırlıyor musun
alyanaklı: ersin istemiyorum ders çalışmak
ersin: sana bir şey deyim mi arkamızda çok güzel bi dağ var istersen o dağa koşarak gidebilir hatta tırmanabiliriz de
alyanaklı: koşalım
ersin: önce giden kazanır
alyanaklı: önce ben
ersin: hayır ben
alyanaklı: ben
ersin: ne kadar yüksek bi dağ mış burası. acaba dünyanın en yüksek dağı burası olmasın. ki öyle ise buranın ismi puff hatırlayamadım ki sen hatırlıyor musun dünyanın en yüksek dağını
alyanaklı: hatırlamıyorum
ersin: fark ettin mi birden eyfel kulesine geldik. bunları nasıl yapıyoruz biz. istediğim her an her yerde olabiliyoruz. bence bu şahane bir şey
alyanaklı: bence de
ersin: eyfelin altında geçen insanlar var burdan bağırsam onlar beni duyabilir mi
alyanaklı: duyamazlar
ersin: ama sen duyabilirsin. avazım çıktığı kadar bağırıyorum. senden bahsediyorum benden. beni duyabiliyor musun
alyanaklı: duyuyorum

Zamansız

Elbette bi karşılık beklemiyordum yine de yokluğuna onca gözyaşı döktüğüm insanın beni hiç sevmediğini bilmek hayatın anlamını sorgulatmıyor değil. Neye inanacaktım bundan sonra. Kime güvenebilecek. Şu hayatta sevgisinden en çok emin olduğum insan bana bunu yapabiliyorsa bundan sonra olacakları nasıl kaldırabilirdim. İnsanların yalanlarından, çıkarcılıklarından, bencilliklerinden, iki yüzlülüklerinden hiç bir zaman şikâyet eden biri değildim. Öyle kabul etmiştim onları. Şimdi ise tek bir insanın bana bunu yapması ile tüm insanlık âleminden nefret ediyor, bundan sonra kimseye güvenemeyeceğimi, kimseyi sevemeyeceğimi bilmek tüm yaşam sevincimi elimden alıyordu. Onunla ne kadar az şey yaşadığımız, hatta hiç sevgili olmadığımız gerçeği bir şeyi değiştirmiyordu. Fakat bi insanın başka bir insanı sevmesi, yaşanmışlıklara bağlı olmamalıydı. Bir şey yaşamadan, alışılmış sevgi sözcüleri ağızlardan çıkmadan, alışılmış ilişki biçimleri olmadan da sevebilmeliydi insan. Tüm nefret etme çabalarıma rağmen ondan bir türlü nefret edemezken geriye kalan her şeyden böylesi nefret ediyor olmam tüm yaşam sevincimi elimden alıyordu.  Onun sesini duymadan, gülüşlerine ortak olmadan, onun etrafımda olduğunu, her an onunla konuşabileceğimi bilmeden yaşamak mümkün gözükmüyordu.

Alışığım ki ben sevilmemeye sen seversin sanmıştım.

Sanki benim hiç derdim yok gibi birde şimdi senin derdin çıktı.

İçimde olanları anlatamıyorum.

yalnız ve ıssız ağladık
farklı şehirlerdeydik ve başka nedenlerdi sebeplerimiz
kimseye fark ettirmeden hıçkıra hıçkıra ama sessizce ağladık
sonra yine gülümsedik
çekiyorum dedikleri anda
biz hep gülümserdik her fotoğraf karesinde

Yüzüme bakmaya yüzün var mı?

Neden beni değil de bir başkasını sevmişti.

Daha önce adını bile bilmediğim bi insanın hayatımda böylesine derin izler bırakması, onu bir saniye daha görmek için neyim varsa vermeye hazır olmam, buna bedenim de dâhil garipti. Ama ne yaparsam yapayım olmuyordu işte. Onu kaybetmemek için çırpındıkça, daha çok kaybediyor, yaptığım her şeyde benimle arasına koyduğu mesafeler artıyordu. Bir taraftan ona olan sevgimin büyüklüğü karşısında daha çok şey yapmam, sevgimi kanıtlamam, elle tutulur gözle görülür hale getirmem gerektiğini düşünüyor. Diğer taraftan mademki onu bu kadar çok seviyorsun, ondan sessizce, sakince, bir şey belli etmeden gitmelisin diyordum.

Onun benden bu derece uzak durabilmesini bazen başka sebeplere bağlıyordum. Onun ölümcül bir hastalığa yakalanmış olduğu, beni korumak için sonrasında üzülmemem için benden gittiğini düşünüyor bazen de onun çocukluğunda tecavüze uğradığını… Fakat bir gün böyle bir şey bana anlatacak olursa “sen benim gözümden melekler kadar temizsin” demek istiyordum.

Gök gürültüsünden korkuyorum mu demiştin. Bilmiyorum. Duymazdım eskiden gök gürültülerini. Şimdi her gök gürültüsün de uykularımdan uyanıyor. Gök gürültüsünden korktuğunu düşünüyor, korkuyorum, sen korkuyorsun diye.

Değil bi başkasını geri dönse hadi yeniden başlayalım dese onu dahi bir kere daha o günlerdeki gibi sevemeyeceğimi biliyorum.

Bu öyle garip bi sevgiydi ki ortada verilmiş büyük sözler, büyük aşk yeminleri olmadığı halde ondan gidemiyordum. Ondan vazgeçecek olursam bir daha hiç bir sevgiye tutunamayacağımı, bir daha kimseleri onu sevdiğim gibi sevemeyeceğimi biliyordum. Kendisinden önce kimseyi onu sevdiğim gibi sevmediğim gibi kendisinden sonra gelecek tüm sevgilerin önüne de yıkılamaz bir set çekmişti. Her defasında beni bu dünyanın en bahtsız, en mutsuz insanı yapmasına rağmen ondan gidemeyişimin sebeplerinden biri de buydu. Hiç alakasız bir zamanda karşıma çıkan bir sıpayı dahi onu sever gibi seviyordum. Konuşmalarımızdan birinde böyle bir zamanda karşıma çıkan bir sıpadan bahsetmiş eğer sen yoksan ben o sıpayı da sevemem demiştim. Fakat o beni anlamaktan o kadar uzaktı ki. Aradan geçen yıllar içinde onun yokluğunu kabul etmiştim. O günlerden kalan hissizlik ise ruhuma ebediyen yapışıp kalmıştı. Gitmesine dur demem gereken, gitme demem gereken insanlar hayatımdan çekip gidiyordu ben hiç birine gitme demediğim gibi gidişlerine üzülemiyordum bile.

Beni en çok sen anlarsın sanmıştım en çok  sen anlamadın.

"Kızlar erkeklere ihanet etmeyin sonra kimseye güvenemiyorlar” diye bir twit atmıştı. Peki ya onun bana yaptığını neyden sayacaktık. Bundan sonra bırak kadınları kimselere güvenemeyecek olmamı…

     Onun fotoğraflarına bakmak iki sebepten güzeldi. Birincisi ve asıl önemli olan sebep o fotoğraflarda beni çeken bir şey vardı. Onun fotoğraflarına bakarken garip bir mutluluk duyar, her bir fotoğrafına uzun uzun bakmaktan kendimi alamazdım.  Her ne kadar resimden sanattan anlayan bi insan olmasam da gördüğü bir tablo karşısında hayranlığını gizleyemeyen, o tabloya her bakışında yeni bir anlam bulan insanlar gibi onun fotoğraflarına her bakışım da yeni anlamlar bulur o fotoğrafların içinde kaybolmak isterdim. Diğer sebep ise o fotoğraflarda yalnız olur bazen de ailesi ve arkadaşlarından biri ile olur ancak asla karşı cinsten birileri olmazdı. Bunun adı ister geri kafalılık, ister başka bir şey olsun ben bu durumu seviyordum. Hatta doğrusu buymuş gibi algılamaya başlamıştım. Kendi fotoğraflarımda da karşı cins ile belli bir samimiyetin üstünde olanları silmiş,  çok azını daha sonra silmek üzere -belki de onunla sileriz diye- zamana bırakmış, bundan sonra ise karşı cins ile kol kola yan yana fotoğrafları albümlerim arasına koymamaya karar vermiştim. Paylaştığı fotoğrafların birinde ise siyah fon üzerine beyaz italik harfler ile “bir gün sevgilim olsun onunla fotoğraflarımızı buraya koyalım” yazıyordu. Doğrusu böyle bir yazıyı başka birinde görecek olsam bu yazıya görgüsüzlük açlık gibi yaftalar yapıştırabilirdim. Fakat internet de anonim olarak dolaşan belki de kendi elleriyle yazdığı bu yazı için ona böyle bakamıyor aksine bu yazıyı olabildiğince masumiyetin ve olmayan sevgiliye duyulan sevginin göstergesi olarak görüyordum. Tüm fotoğrafları arasında iki tanesinin ise diğerlerinden çok ayrı bir anlamı vardı.
        Birinci fotoğraf okulda büyük ihtimalle bir ders arasında, sınıfta çekilmiş bir fotoğraftı. Mutlu ve ışıl ışıl gözleri ile beni kendine çeken bu fotoğraf da ki mutluluğunun kendisi de farkına varmış olacak ki altına “benim neden böyle bir fotoğrafım var bilmiyorum ki” yazmıştı. Fotoğraf da ki mutluluğa rağmen altına düştüğü not ile de başka bir şeyi görünen mutlu yüzü altında kalan mutsuzluklarını anlatıyordu. Ben onun herkeslerden ayrı tutuğum gülüşlerinin ortağı olmak istediğim gibi belki gülüşlerinden daha çok ise mutsuzluklarının ortağı olmak istiyor, beraber olursak mutsuzluklarının kendi mutsuzluklarım ile beraber mutluluğa dönüşeceğine inanıyordum.
        Diğer fotoğraf ise annesi ile yanak yanağa olduğu bir fotoğraftı. Fotoğrafa bakan her han gibi biri iki kadının da mutluluğunu rahatlıkla görebilirdi. Fotoğraf o kadar güzel ve ayrı bir fotoğraftı ki ne zaman baksam onun da bana baktığını hissediyor zaman zaman elimde olmadan o fotoğraf ile konuşuyordum. Aynı açıdan bir fotoğrafı ondan farklı zamanlarda bende başka insanlar ile çekindiğimi çok sonra fark edecek, benim başka insanlar ile çekindiğim ve onun annesi ile olan fotoğrafı arasında ki benzerliğe şaşıracaktım. Fakat anlamlı olan, saatlerce bakmaktan bıkılmayan, ne zaman bakılsa o fotoğraf da ki kişinin yanında olma isteği uyandıran elbette onun fotoğrafı idi. Ona dair kurduğum en özel ve en büyük hayallerden biri de o fotoğrafın aynısından bizim de bir fotoğrafımız olması idi.
      Neden bunu yapmıştı, neden benim hayalini kurduğum fakat henüz çekinmediğimiz fotoğrafları başka insanlar ile çekiniyor, o fotoğrafları neden herkesin görebileceği şekilde en kötüsü de benim görebileceğim şekilde paylaşıyordu. Bilmiyordu, onun fotoğraflarına bakmayı ne kadar çok sevdiğimi fakat ben söylemeden de anlayamaz mıydı? Hayalini kurduğum fotoğrafları o başkaları ile çekinirken nasıl onun fotoğraflarına eskisi gibi bakabilir nasıl onun fotoğrafları arasında eskisi gibi kaybolabilirdim. Bakamıyordum. Başkalarıyla olan her fotoğrafında da canım yanıyor, onun fotoğraflarına bakmama bu yolla engel olduğu için ona kızıyordum. O fotoğraflardaki kişiler ile arkadaş yâda sevgili olsun fark etmiyordu. Kıskanmama, biz değil başkaları olduğu için üzülmeme engel olmuyordu.
      Kıskanmak demişken şu kıskançlıkta ne tuhaf bir şey. Tiyatro da beraber olduğumuz günlerde onun sevilecek yanlarını sadece ben gördüğüm için mutlu oluyor fakat diğer insanlarında görmesini istiyordum. Lakin ne zaman başka bi insan -kadın ya da erkek olması fark etmiyordu- azıcık onunla samimi olacak olsa hemen kıskanıyor, onun bu dünyada ki en çok değer verdiği, en yakın olduğu, her şeyini anlayan, onun her zaman yanında olan yegâne insan olmak istiyor, onu kimseyle paylaşamıyordum.


Beni kendisinden önceki yalnızlığıma mahkûm ediyordu. Fakat bu sefer eskisinden daha yalnız, daha kimsesiz kalacaktım. Onu tanımadan önce hiç olmazsa bu dünyada ki varlığını bilmiyor ama öyle birisi yok diyerek milyonlarca insan içinde yapayalnız yaşayıp gidiyordum. Fakat şimdi onu tanıyor, var olduğunu biliyordum. Tüm inkâr girişimlerime rağmen varlığını inkâr edemiyor ona olan sevgimi nereye koyacağımı bilmiyordum. Mademki sevmiyordu neden sevdiğine beni inandırmış neden olmayacak bir hayale kapılmama sebep olmuştu.

Onunla buluştuğum ilk gün hayatında kimse olmamasına “gidiyorlar işte, bende bilmiyorum niye gittiklerini” diye söylememiş olsaydı, belki de ondan kolayca giderdim; fakat şimdi ondan kolayca gitmek istemiyor, onu ne kadar çok sevdiğimi, onun ne kadar sevilesi bi insan olduğunu bilmeden ondan kopmak istemiyordum. Ona her gidişimde artık canımı yakamaz, beni bir daha beni üzemez diyor fakat o her gidişim de bilmeden canımı yine yakıyor, beni her defasında tarifsiz acılar içinde bırakıyordu.

Bu öyle bi acı ki geçmesi için kalbimi söküp alabilmeyi isterdim. Meğer kalp denen şeyin acıması sadece bir benzetme değil sanki bir ok yarasıymış gibi hissedebilen bir acıymış da. İşte orda atıyor, her saniye ben onun acıdığını hissediyordum ve hiç bir şey yapamıyor, o acıyı durduramıyordum.  Kalbimin bir ok yarasıymış gibi kanayan acısı dursa,  birde aldığım her nefes de ciğerlerimde ve boğazımda hissettiğim şey geçse haa mide bulantıları var midem de bir şey yesem de yemesem de boş ya da dolu olduğuna aldırış etmeden bütün gün beni yerlerde süründüren bulantısı geçse; onu unutmuş olurum, kalan acı ile bi şekilde yaşarım zannediyordum. Fakat bedenim de ki ağrılar acılar geçmiş olmasına rağmen onu unutmak acısını yok saymak mümkün olmadı.

Eğer bu dünyada mutsuzluktan ölmekten mümkün olsaydı muhakkak şimdi ölmüş  olurdum. Mutluluğun ne olduğunu tam olarak bilebilen birisi değilim fakat mutsuzluğun ne olduğunu öğretmişti bana. Neden hissedemiyordu benim onsuzken ki mutsuzluğumu, neden yeter artık hadi mutlu olalım demiyordu. Biz o kadar da mı uzaktık birbirimize.

Bu öyle bi kırgınlıktı ki âşık olmak şöyle dursun insani duygularla dahi bir daha kimseyi sevemeyeceğimi, onu özlediğim gibi özlemem mümkün olmadığı gibi özlemenin hiç bir biçiminde bir daha kimseyi özlemeyeceğimi, ona kurduğum gerçekleşmeyen hayallerden sonra bir daha asla hayal kurmayacağımı biliyordum.

Onu bir daha göremeyeceğimi biliyordum. Onu görebileceğim son oyuna katılıp katılmayacağımı günlerce düşündükten sonra son kez onu görmeye sonra hayatından sonsuza kadar gitmeye karar verdim. Onu görmeye bu son gidişimde de sanki onu ilk defa görüyor bir kere daha âşık olacak sonra bir daha onu göremeyecek olmanın bende bıraktıklarını yaşayacaktım.
Başka insanların kollarını kaldırarak oynadıkları gerdan kırdıkları şarkı yine çalmaya başlamıştı. “Ankara'nın bağları da büklüm büklüm yolları. Ne zaman sarhoş oldun da kaldıramıyon kolları. İp attım ucu kaldı da tarakta gücü kaldı. Ben sevdim eller aldı da içimde acı kaldı.” Şaşardım insanlara, nasıl bu şarkı ile oynayabiliyorlardı. Ne zaman duysam oynamak şöyle dursun içimi burkardı. Ona baktım, kollarını ne güzel kaldırıp da oynamaya başlamıştı. Kollarını kaldırışı o an yüzünde ki ifadesi bile onu sevmem için bi sebepti. Sevinsem mi? Aynı şarkı birimizi oynatırken, ötekimize çok başka bir şey yapıyor diye üzülsem mi?

Ona olan sevgimi, hissettiğim her şeyi, onu ne kadar çok sevdiğimi yazmak istiyordum; fakat nerden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilmiyordum.

Sonra konuşuruz dedi biliyordum o sonranın gelmeyeceğini yine de bir şey diyemedim.

Gidecek bi yeri yoksa nereye gider ki insan.

Artık yaşamak gelmiyor içimden bi köşeye çekilip sessizce ölümü beklemek istiyorum.

Yaptığı onca şeye, söylediği onca söze rağmen beni sevmemiş olmasına ihtimal vermezdim. Düşünüyorum da ne kadarda aptalmışım, beni sevmesi için bi sebep yoktu ki. Bir zamanlar beni sevmiş olduğundan emin olduğum bu kadının ona yazdığım onca mektup, karşısına çıkıp yaptığım onca konuşmalar olmasa; şu anda ismimi dahi hatırlamayacağından o kadar eminim ki. Her şeye rağmen ben onu unutmayacak olsamda bir gün bana dair her şeyi unutacağını biliyorum.

Onunla yaptığımız tüm konuşmalar eski zamanlarda kalmış birbirine büyük bir sevdayla bağlanmış fakat bu sevdasını birbirine söyleyemeyen iki insanın konuşmaları gibi gizli sevda doluydu.

Bunda ne var ki insanların sevilmekten başka  bir dertleri olmadıkları bi dünyada yaşıyorum. Onunda tek derdi sevilmekti. Kimin tarafından nasıl sevildiğinin bi önemi yoktu. Hem onu bu kadar çok seveceğimi bilemezdi ki. Bende bilemezdim.

Sesini utabilmek isterdim.


Çıkıp karşısına konuşmalıyım. Anlatmalıyım her şeyi yaa. Cesaretim yok. Beni dinlememesi mi? Anlatırken karşısında… Zaten sesim bile yetmez ki konuşamam,  dinlemez beni. Sana niye mi yazıyorum. Nefret etme istiyorum benden. Kızma bana. Bir de bil istiyorum… Seninle ilgili bir şey değil ki bu. Ben düşünemedim böyle olacağını. Korktum. Hep ondan korktum da. Onu üzmekten canını yakmaktan korktum. Onun kapanmaz bir yarası olmaktan korktum. Kaçtım o yüzden ondan. Sana yemin ederim defalarca kaçtım. Onu ilk gördüğümde de kaçmıştım. Olmazdım,  imkânsızdı. Vicdanım aklım ruhum her şey kaçmamı istiyordu. Üstelik o zaman daha onu tanımıyordum bile o sadece bir suretti benim için.  Anlamadığım şey ise o suret de beni çeken,  çözemediğim bir şey vardı. Bazen de tutamadım kendimi izin verdim bahçemde gezmesine sonra bir gün gördüm onu sanırım ne olduysa da o zaman oldu yapmamam gereken bir şeyi yaptım.  Onun bana yaşattığı ilk ıstırap da o günlerde oldu.  unuttun sen ersinciğim alyanaklıyı… diyordu. Unutmamıştım yaa cesaretim de yoktu. Nasıl olsun, o bambaşka ben bambaşkaydım.  Yapamazdım ona bunu yapamazdım. İşten çıkmış eve gidiyordum mesajı geldiğinde işte o gün ilk defa nefessiz kaldığımı hissettim olmazdı yapamazdım… O gün ben kocaman bir tekme atmak istedim hiç cevap alamadı o sorusuna unutmadım diyemedim… Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ben bir gün bi delilik yaptım. Onunla görüştüm. Saçlarımı kimse taramıyor artık dediğinde. Ben ellerimle taradım saçlarını da o bilmedi. Bir gün ise tesadüfen gittiğim bir yerde. Ona daha çok hayran oldum. Gözümde çok büyüttüm o gün onu. Onu o gün… Bak işte parça parça aklıma geliyor. Toparlayamıyorum ki. Tiyatroya götürüyüm mü seni dedim. Sonra daha söylediğim an pişman oldum. Yapmamalıydım ona böyle yakın olmamalıydım. O,  bir oyuna gitmek için davet ettiğimi düşündü. Ben onu aslında nereye davet ettiğimi hiçbir zaman söylemedim. Sonra olmasını istediğim başka yerler de istemedim onu. Yok, tam olarak böyle değil. İstedim hatta çok istedim onun olmasını da ama haberdar edemedim onu çünkü… O haberi aldığında ise onun tatlı sitemine bir şey diyemedim. Biliyorum, üzerine ne kadar konuşursak konuşalım ne kadar anlatırsak anlatalım hep eksik kalacak anlatamayacağız aşkı. Herkesin aşkı da başka olsa gerek, hayranlık anlatır belki benimkini ona ait her şeye her bakışa her kelimeye Ve… Hiç heveslenme söylemeyeceğim sana. Onun nelerine, nasıl hayran olduğumu söylemeyeceğim. Onu kıskanmanı istemem dur hadi benimde canım çekti bir tanesini söyleyim.  Ama çok küçük bir tanesini, hepsini söylemem. Mektup yazmıştı annesine, yapmayı çok istediği izin alamadığı bir konu için; en iyi konuşma yolunu bulmuştu. O günde hayran olmuştum ben ona sonra ne oldu bilmiyorum. Ben ona bağlandım hem de çok fazla bağlandım. Aslında bağlandım da doğru kelime değil ya kullanmak istemiyorum şu an o doğru kelimeyi. Yatağına girip de uyumadan önce ki son dakika da iyi uykular dediğinde bağlandım. Belki de canı sıkkın olduğu bir anda yazdığı o şeylere bağlandım yâda yazamadığım şeyler var dediğinde… Yazıp yazıp siliyorum ben yazamıyorum ama sen anlıyorsun ne demek istediğimi dediğinde,  hep anladım onun yazmadığı o şeyi. Kim bilir yâda anlamak istediğim şeyi anladım o başka bir şey söyledi ben başka bir şey anladım. Bugün dansta beni başka birine kaptırdın ersin… dediğinde canım sıkıldı. Sevgilim bana öyle bir şey desin; Ağzına kürekle vururum dediğinde çok güldüm.  Gülen sadece bedenim olmadı ruhumda güldü. Oturmuş ondan gelen mesajı okuyor, ne yazayım diye düşündüğüm bir an, benim mesajımı da böyle gülerek oku yazdı bir arkadaşım. Yan taraftan beni izliyormuş. Sabahları senin mesajını okuduğum da mutlu oluyorum dediğinde ben çok mutlu oldum. Ben her sabah gözümü açtığım ilk anda elimi telefonuma attım. Orda, ona ait bir şey var mı diye baktım. Beraber ders çalışmalarımızı çok sevdim. Ders çalışma dediysem oturup ders çalışmadık. Onun çalışması gereken dersine bambaşka bir yöntem ile çalıştık. Külkedisi yaptım onu masallarda bile tehlike de olmasın başına bir şey gelmesin diye. Ben yanımda oturduğu o anlar hiç bitmesin zaman dursun istedim. Bir sonra ki yanımda oturacağı anı düşündüğümde sabırsızlandım. Bir an evvel gelsin istedim yine yanımda oturacağı anlar. O, hiç sevmediği o şarkısını söylerken ben onu izledim çok yakıştırdım onu oraya. Ya sokakta hayat var da görmeliydin onu karşımda sıradan birileri yoktu karşımda… Konuşurken ağzının aldığı o garip hali sevdim. Sesindeki konuşmasında ki heyecanı sevdim. O hiç sevmez ama ben onun gülüşünü sevdim. Dişlerini sevdim hiç olmadığım bir adam oldum. Onun her anını bilmek isteyen bir adam oldum. O da yardımcı oldu bana her anını olmasa da anlattı bana anlatmadıkları kendine sakladıkları hariç her şeyi anlattı.  Ben hiç sıkılmadım ondan, onun hiçbir şeyinden, her anımda yanımda olmasını istedim. Şimdi sen bilmezsin belki bunun nasıl bir şey olduğunu yaa ben çok mutlu oldum hem de çok mutlu. Hep böyle geçmedi tabii bu kadar mutlu olmama rağmen ondan kaçmak istediğim zamanlar oldu. Ne yapıyorsun sen, yapma bunu ona dediğim zamanlarda kaçmak istedim ondan kaçamadım.  Ben bir şey belli etmedim ama anladı o sende bi tuhaflık var söylemiyorsun ama bir şey var dedi sonra;  ben,  yine yenik düştüm… Kadınlar ne ister çok gülmüştüm o konuşmamıza da. İlgi demişti. Ben beceremedi isem ilgilenmediğimden değil ki ben,  hep çekindim ondan ona zarar vermekten,  onu incitmekten sonra… Dur bak şimdi bir şey oldu uzun zamandır onu düşündüğümde yapmadığım bir şey oldu. Yüzüm güldü bir şey geldi aklıma. Bi arabanın içinde oturmuş fotoğrafı altına birisi ne oldu kim kızdırdı seni böyle yazmıştı kızdırıyorlar işte demişti. Neye kızdı, kime kızdı hiç bilemeyeceğim ama bence çok komik bir fotoğraftı. Şimdi sen fotoğrafı bilmediğinden ne alaka diyebilirsin. Onu tanısaydın öyle düşünmezdin. Ona, hiç kimseye hiçbir zaman kızmak yakışmıyor ki yâda şöyle söyleyim çok yakışıyor. Kızdığı zaman böyle biri oluyor işte. Sadece bizim olduğumuz bir anda ise anlatmak istedim her şeyi, dilimin ucuna kadar gelen kelimeler çıkmadı ağzımdan. Ben onu o kadar çok sevdim ki sevgimi ona bile anlatamadım. Olsun anladı o. Bana söylemediği kelimeleri ben nasıl anladıysam o da ona söylemediğim kelimeleri öyle anladı. Neyin var ne oldu sana şimdi böyle dedi. Yok, bir şeyim dedim. Sonra bir gün büyü bozuldu bir gün o benden vazgeçti hem de benim her şeyi göze aldığım her şeye hazır olduğum benim için çok özel bir günde beni yanında istemedi. O gün iyi uykular ersin demekten vazgeçti ben o gün hiç uyumadım sonra ben, bana ne olduğunu yazmayacam. Savruldum deyim gerisini sen getir artık unutmaya çalışıyorum onu aklımdan çıkarmaya çalışıyorum başka şeyler düşünmeye çalışıyorum. Düşmek üzereyken her şeyin kötüye gittiği bir anda; bir çıkış kapısı buluyor, o kapıdan var gücümle kaçıyorum. Artık takatim gücüm kalmadığında tutunacak bir dal buluyorum. Her gün başka bir şekilde kalkıyorum yatağımdan. Bir gün onu iyi ki tanıdım, iyi ki girdi hayatıma diyor, başka bir gün dayanamıyorum… Keşke onu hiç tanımasaydım keşke hiç görmeseydim diyorum, daha fazlasını da söyleyemem. Ne senin, ne de onun bilmesini istemem bana olanları. Ben… Kimse bilmese de olur. O beni nereye koydu. Ben onun neyi oldum bilmiyorum. Belki de onun hayatında olmam gereken bir dönem vardı. Beni hayatına dünyasına aldı sonra;  ben,  miladımı doldurdum o dünyada.  Biliyorum çok konuştum anlatmak istedim birilerine, ona anlatamayacaktım sana anlattım, bir gün onu bir yerlerde görürsen anlat ona olur mu? Sonra; de ki ona ben,  ne olursa olsun bazen başka şeyler söylesem de iyi ki tanımışım onu diyorum. Bazen çok acı çekseydi diyorum o zaman beni benim onu sevdiğim gibi severdi… desem de. Hem iyi oldu böyle olduğu, ben çok korkuyordum ya onu incitmekten, incinmedi o. Biz olmazdık olamazdık imkânsız… ben… Kızgın değilim ona. Küsmedim de.  O da kızmasın bana. Küsmesinde. Sonra bilsin benim onu çok….. bilsin.

tanrım, o gülüşü öpülmeyecek gibi değil ki. ellerimin onun gibi kokmasını seviyorum. bana çocuğuymuşum gibi davranması ne kadar da güzel! beni sevip, kollaması ne kadar da güzel!

üç kez yapılan şeylerin hatrı var artık. üçüncü gün, üç kez öpmek, üç kez el yıkamak, üç gün bekleyip geri dönmek.

üçü seninle sevdim, oysa ki daha önce üç benim için sadece bir rakamdı. sadece öylesine bir rakam. şu an üç benim için o kadar anlamlı ki, bunu tarif edemem. artık seni çok özlediğimden bahsetmek istemiyorum, çok iyi biliyorsun. ama şunu hiç unutma, hiçbir şey senin suçun değildi. kimseye bir hayrın dokunmazdı ama ben bana yaşattığın acıyı da severdim, çok da seviyorum. ben onlar değilim, onlar biz değil. biz çok farklıyız. ben sensiz yapamam derken şaka yapmıyordum ki, yokluğun beni yıkar hatta öldürür derken şaka yapmıyordum. 

bugün bana ne dediler biliyor musun? o çocuk sevmiyor seni artık anla, anla ki vazgeç şundan dediler. seven böyle yapmaz dediler. itiraz ettim tabii ne yapacağım başka sevgilim? sevmeyen geri döner mi ki defalarca. sevmeyen en sonunda hep gelir sarılır, merak eder mi? sevmeyenin gözleri dolar mı hiçbir şey hissetmediğine karşı? dolmaz. sevmeyen, sevmediğine karşı hiçbir şey yapmaz. arayıp sormaz, özlemez, gözleri dolmaz, onu düşünmez, üzmemek istemez. insanlar yanılıyor hemde çok. seni tanıyorum, tanımayı geç seni hissediyorum. onların bilmediği şeyleri bildiğim için çok şanslıyım. benim sevgilim olduğun için çok şanslıyım.

herkese karşı geleceğim, aşkıma ve sevgime sahip çıkacağım işte. sonunda ölüm bile olsa seni bekleyeceğim. 

çünkü sen buna değersin. 

en çok sen değersin.