narines

erkekler hakkında en iğrendiğim şey ayrılık sırasında söyledikleri yalanlar. bu bi iki kere başıma geldi. biriyle ilişkim yoktu sadece konuşuyoduk ve konuşmayı kesmiştim yılbaşına doğruydu “ama ben senin için özel kolye yaptırmıştım, tam istediğin gibi narin bi kar tanesiydi özel tasarım beyaz altın kaplama” diğerinde de 6 ay dolmak üzereydi “ben sürpriz yapacaktım arkamda bi buket çiçekle sana, çok güzel bi gün geçirecektik şöyle yapacaktık böyle yapacaktık.” HADE LEN. biz de inanıyoruz sanki bunlara, 6 ay tek bi şey yapmayan birden sürpriz patlaması yaşatacak. veya salağım ben de ayyy kolye yaptırmış diyip dönücem ya da dönmesem bile vicdan azabı çekicem.

Babe. Happy 2nd anniv HAHAHA de pero dalawang taon narin akong nagmomove on sayo. At ayun. SUCCESS! masaya nako sa kalagayan ko ngayon. Masaya nadin ako para sayo hahahaha :) at last okay nadin ako. Yun na siguro ang pinakamahaba at pinakamahirap na dalawang taon na naranasan ko. Basta ayon. Hahaha goodluck sa life. Goodluck sa statics at DE. Hahaha goodluck sa bago mong prinsipe. Alam ko namang masaya kana ngayon. Ako din sa future. Sabi mo nga mahahanap ko din yung totoong prinsesa ko. Dadating na kaya siya? Dumating na ba siya? I dunno. Basta ang alam ko lang. Magiging maligaya din ako soon. Hahaha see you bukas sa klase.

-ex prince

10

D: Durduk işte, al.

N: Nerdesin sen? Arabanın içinde misin? Dışında mısın?

D: Bilmiyorum ki. Her şey ters görünüyor. Narin, annemler de böyle ölmüştü.

N: Biliyorum. Biz ölmedik ama. Sanmam yani.

D: Anlamadım ki. Ölünce konuşulabiliyor mu?

N: Senin konuşmaya devam edeceğine eminim.

…..

N: Deniz? Ya insanın dünyadaki ağırlığını nasıl hesaplıyorlar?

D: Nerden aklına geldi şimdi bu?

N: Yani ne bileyim. Bu terazileri neye göre yapıyorlar? Böyle doğuyorsun, ölüyorsun, bi yer kaplıyorsun dünyada. Sonra böyle anıların, yaşadıkların, sevdaların, çocukların, yılların falan. Bütün bunlar, böyle ağırlığın gittikçe artıyor. Bedeninden daha fazla bi insan oluyorsun. Ruhun ağırlaşıyor.

D: Bence bunları düşünmene sebep kaburgalarının kırık olması. Sen nefes alabiliyor musun?

N: Eveettt, evettt. Derin derin hem de.

D: Narin, ben hamileyim biliyor musun?

N: Çok sevindim bitanem.

D: Ağlama.

N: Çok sevindim.

D: Ağlama.

N: Çok sevindim.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=b1wRP6jjioQ#t=5009

Geçen sene yaz tatilinde, sabahlarken tumblr'ıma 2 mesaj geldiğini gördüm. Tabii heyecanla hemen kimden ne gelmiş diye açtım gelen kutumu. Birisi saçma bi soruydu, ötekinde ise benim çok ilgimi çekmiş olan bişey yazıyordu. Anonim'den birisi ''seni çiçeklere benzetiyorum. çok narin ve bir o kadar da güzel. kırılgan, ama sevilmeye muhtaç.'' yazmıştı. O kişinin kim olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Daha doğrusu o kişiye hayatımda ihtiyacım vardı. Belki de tumblr'ımı bilen okul arkadaşlarımdan bir kaçı benimle dalga geçiyordur diye düşünerek çok ciddiye almadım. Basit cevap verdim. Aynı soru bir hafta sonra tekrar geldi. Yine arkadaşlarımdan birisi olduğunu düşündüm, ama biraz daha ciddiye alarak cevap verdim. Bir süre belirli aralıklarla bu mesaj gelmeye devam etti. Aradan 1 aya yakın süre geçtiğinde bana bir sapığın dadandığını düşünmeye başladım. Yazdığı şeyler git gide artıyor, ama her seferinde çiçeğe benzediğimi kırılgan ve narin, bir o kadar da güzel olduğumu yazıyordu. Yazdığı şeylere cevap vermemeye çalıştım, ama kafamı o kadar kurcalıyordu ki. Ya hayatımın aşkını elimin tersiyle itiyorsam diye düşünüyordum. Bir gün dayanamadım ve adıyla gelmesini, özelden konuşmak istediğimi yazdım. Yarım saat sonra bir mesaj gelmişti, cidden hayatımda ilk kez bu kadar heyecanlandığımı hissettim. İçimde tanımadığım bir insana karşı saçma denecek kadar fazla his birikintisi vardı. Direkt okumaya başladım. ''Sana bir aydır sürekli yazıyorum. yanıtlarsın belki. umutsuzca ya. yani sanaldan böyle bir şey. mantıksızca. yani görmüyosun ama hissediyosun. saçma ama. kelimeleri sıraya bile dizemiyorum ya. sadece tanışmalıyız belki?'' yazıyordu. Önce bu çocuk hep böyle saçma şeyler mi yazıyo ki ya diye düşündüm, daha sonra blogunda biraz gezindim ve yazdıklarını okudum. Belki de gördüğüm en romantik erkeklerden biriydi. Şiirleri çok seviyordu. Şiir yazıyordu, şiir okuyordu. Kendini şiirlerle anlatıyordu. Ve bu kadar mükemmel cümleler kuran o insanın bana yazdığı cümleye tekrar baktım. İstemsizce sırıttım. Baya komik geldi bana. Daha sonra cevap verdim, konuşmaya başladık. 1 hafta geçmeden internette onu beklemeye başladım. Bazen arkadaşıyla dışarı çıkıyordu, girmesini bekliyordum. Bazen ben çıkıyordum, geldiğimde 15 20 tane mesajını birden okuyordum. Çok mutlu hissediyordum onunla konuşurken. Sonra benim kalbimi cızlatan, içimde tuhaf bi titreme hissettiren her cümlesini arşivlemeye başladım. Bir keresinde ''anladım. özlüyosun sen,ben de özlüyorum. çok ^^'' yazmıştı. Her gün twitter'ına bakıyordum. Daha birbirimizi takip etmiyorduk ama ben sürekli onun profilinde geziyordum. Beraber kalkıyorduk, beraber uyuyorduk. Aynı saatte, aynı şeyleri izliyorduk. Aynı anda yemek yiyorduk. Bana her gece uyumadan önce ''yanında olduğumu hisset. çünkü oradayım'' diyordu. İnanılmaz derecede mutlu gidiyordu her şey. Ben yattıktan 5 dakika sonra hep ''İyi geceler bitanem. Seni çok seviyorum kedicik.'' diye tweetler atıyordu. Her şey mükemmel gidiyordu, gerçekten. Sonra buluşmaya karar verdik. Buluştuk, yine her şey mükemmel gitti. Birlikte tahmin edemeyeceğim kadar çok yer gezdik, hiç bilmediğim yerlere gittik. Eve gitme zamanı geldi. Sarıldık. Kokusunu içime çektim. Sanki dünyanın en huzurlu anı gibiydi. Çok klişe olacak ama o an cidden dünya dursun istedim. Bırakmak istemedim. Benim olsun istedim, hep yanımda kalsın. Başka hiçbir insana bakmasın, birbirimize yetelim istedim. Çok sevdim gerçekten. Aradan 1 ay geçmeden her şeyin büyüsü bozuldu, kavga ettik. Haftalarca kavga ettik. En sonunda dayanamadık, bitirdik. Hala her gün twitter ve tumblr profiline bakıyorum, hala yazdığı şeylere anlam yüklemeye çalışıyorum. Hala beni özlesin, eskisi gibi olalım istiyorum. Biliyorum hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama ben çok özlüyorum ya.

işler içinden çıkılmaz bir hal alırsa
dünya diyorum bin yıllardır böyle
senin için mi değişecekti yani şu düzen
sen ki değiştiremiyorsun yanlış almışsan bile bir bileti
tutup bambaşka bir şehre gidiyorsun mesela
ve hayret dahi etmiyorsun
kıyısı olmayan bir şehre nasıl gidilir vapurla

kimseye ayıp olmasın diye biraz daha yaşıyorum
aman zahmet olmasın diye kimseye
kendimi seviyorum biraz
beni sevmeyen herkesin yerine
konuşuyorum karşıma alıp kendimi
sen de olmasan kim severdi beni diyorum
bak koyamıyorsun yerine başka birini

düşündüğünde her şey ne kadar zor
oysa ne kadar kolay kıyıyor insan birine
ben kimseye kıymayayım diye ellerimi cebimde saklıyorum
çarpmasın diye örneğin elim, diğer elime

kim sevmiş şimdiye kadar birini
beni çok seviyor diye bir düşün
ama yine de insan olmayacağını bildiğinin peşini,
olmadığını görmeden bırakmıyor
gerçi görünce de bırakmıyor, kendime hak veriyorum
çünkü haksızlık etmem kimseye
bu yüzden adınla başlıyorum adımı söylemeye

deli gönül diyor bakkala ekmek almaya
gidiyorum diye çık, bir daha da gelme
sonra bakıyorum “ekmek almaya gidiyorum”
diyecek kimse yok, oturuyorum yerime

ne yapsam da gelsen
ya da ne yapsam da seni aklıma getirmesem
aslında hiç doğru bulmuyorum böyle şeyleri
sabah sabah öğle sonrası akşam üzeri ve gece yarısı
uluorta tekrar tekrar söylemeyi

çok sevdiğim bir adamın hatırası, çok sevdiğim bir kadının
öyle narin örüyor ki saçlarını
kim diyorum böyle dikkat eder bir saç teline
ve kim diyorum böyle rahat arkasını döner birine
ben çekilip bir köşeye onları seyrediyorum
o eski elleri alıp ve taptaze bir acemilikle
sonra oturup senin saçlarını örüyorum

cevabını bildiğim sorularla yoruyorum aklımı
kabul edemiyorum bazısı için her şey nasıl bu kadar açık
nasıl bu kadar keskin dönüşleri
hiç mi vazgeçmezler vazgeçmekten demiyorum
ama ağırdan alamazlar mı bazı çekip gitmeleri

bardaklara su veriyorum, güneşlendiriyorum pencereyi
radyoyu açıp oralı olmuyorum
kitapları indiriyorum raflardan
şuraya bir mektup sıkışmıştır belki diyorum
belki bir not benim için yazılmış
içinde bir buluşma tarihi, hem de bu yüzyıl içerisinde
bu bekleyiş diyorum bana yeter
artık hiçbir şeyle meşgul olmuyorum

yatmadan önce köstekli bir saati kuruyorum
alıp kulağıma götürüyorum
başımı dizlerine yaslamışım gibi bir his kaplıyor her yanımı
her tik-tak sesinde bir kez daha
babam, bir de o mavi matarayla kırlara gidiyorum
ellerinin çayırını çimenini özlüyorum

sokak lambaları odamı aydınlatıyor
sen ışıkların altından geçiyorsun, gülüşün de geçiyor
hayalin parmak uçlarına basa basa yürüyor
gelip yanıma uzanıyorsun, ömrüm uzuyor
üzerini örtüyorum gözlerimle
önce ben diyen bütün şeytanlarımı taşlıyorum
yeni bir alfabeye adınla başlıyorum.

7

GAWATT Emotions Cup by Backbone Studio

Art director: Stepan Azaryan
Graphic Designer: Karen Gevorgyan
Illustrator: Narine Manvelyan

GAWATT Emotions Customize the faces by your mood or let them lead your emotions! The Challenge: Above the main identity of the Gawatt take-out coffee-shop, we had a task of creating a limited series of souvenir cups. The Solution: We came up with an idea of cups with altering emotions. Customers can change the face expression of their cup personage by turning the exterior sleeve.