murat karaca

Sırt portreleri yapan bir adam vardı. Onun yüz çizemediğini söylerlerdi. Derlerdi ki: “O yüz çizemez. Tek bildiği saç çizmek” Çizdiği saçlar sanki canlı gibiydi, parlaklıkları, kıvrımları, hatta kırıklıkları. Bir gün yanına gidip dedim ki: “Benim bir portremi yap” “Yaparım ama biliyorsun beni, sadece bana sırtın dönükse”  “Peki” dedim “Ama ben bir aynaya bakıyorsam ve portrede karşımdaki ayna gözüküyorsa?” “Ayna?.. Olmaz… Tamam… Olur” diye tereddütlü biçimde kabul etti. Çizmeye başladı. Birkaç saat sonra: “Bitti” dedi “Bakabilirsin” Portremi elime aldım ve bakmaya başladım. Aynadaki yüz? Yüzde bir gariplik vardı. Saç gibiydi. Aşırı kıllı bir surat sanki… “Bu yüzü?” dedim portreyi tutarken ressamın suratına kuşkuyla bakarak, “Neden?” Ressamın gözleri doluydu, “Sana söyleyeyim neden böyle ve ben neden hep saç çiziyorum” Kafasındaki saçı çekti ve komple çıkardı: “İşte bu yüzden!” dedi gözlerinden yaşlar dökülerek. Geri çekildim. “Saç!” dedi parlayan kafasıyla üzerime yürüyerek, “Bunun kıymetini bilmiyorsunuz! Bu-bu çok önemli! Hayatın, canlılığın göstergesi!” “Kafayı yemiş” diye düşündüm dışarı çıkmak için hızla kapıya yönelirken. “Bilmiyorsunuz!” diye bağırıyordu, apartmanın merdivenlerinden aşağıya inerken. ”Görmüyorsunuz!” diye haykırıyordu pencereden, ben sokağın ucundan dönerken…