mrs. woolf

2

11.11.16

Sorry if I’m being a little inactive lately… I think I wasn’t ready to work at the pace I had set, so now I have to adjust things for next week and I fell a little behind. I’m not disappointed, these things happen and I know I will catch up soon 💪🏻

Meanwhile, the only pics I’ve taken are of the books I’m reading 📖

10

Also important for this list: The Sound and the Fury by William Faulkner and “The Yellow Wallpaper” by Charlotte Perkins Gilman. 

Follow @monsieurbookshire and @alyssabooking for more classic literature shenanigans. Follow @adultbooklr for more general book shenanigans. Follow @thebooker because she’s great and does cool things like Read for Mental Health Week. 

Also, thanks to @obsessivegirlfan for our pretty new banner. We love you, mom!

2

[march study challenge] • 11/03/17

Day 11: Future goals

This photo has nothing to do with today’s prompt for the March study challenge, but it’s what I’m doing as I write this caption. I’m literally sitting in the library café with a beautiful cappuccino (look at that chocolatey froth!) and reading some good literature (Mrs Dalloway by Virginia Woolf - my English exam is next week), which sounds like something out of an aesthetic blogger fairytale but is honestly happening at this very moment. But here are my future goals, which I’m very excited for:

HSC ATAR goal: 95+ (for context, the highest score is 99.95)
Dream university: Australian National University, Canberra
Dream course: Bachelor of Science (Advanced Honours) or Bachelor of Psychology (Honours), both of which need an ATAR of 95 + I want to do further postgraduate study
Dream career: Science research in behavioural neuroscience/biopsychology or medical science/molecular biology (but apparently there are no jobs in science research, in which case I’d like to be a clinical psychologist!)

And I know this sounds like a cliché, but because career isn’t everything, I’d definitely like to get married and have a family in the future. I’m obviously not ready for anything like that now, but i’s definitely part of my future goals and probably more important than what I’ve listed above. After all, there is life beyond study and a career, and I’m excited for that too.

But her grief was silent. She shut the door behind her. When she was alone by herself she clenched her fists together, and began beating the back of a chair with them. She was like a wounded animal. She hated death; she was furious, outraged, indignant with death, as if it were a living creature. She refused to relinquish her friends to death. She would not submit to dark and nothingness. She began to pace up and down, clenching her hands, and making no attempt to stop the quick tears which raced down her cheeks. She sat still at last, but she did not submit. She looked stubborn and strong when she had ceased to cry.
—  Virginia Woolf, The Voyage Out

Mrs. Dalloway

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Londra. Sıcak bir yaz günü Clarissa Dalloway o akşam vereceği büyük partiye hazırlanmaktadır. Aynı gün Hindistan’dan beklenmedik bir ziyaretçi gelir: İlk aşkı Peter Walsh. Onun bu apansız gelişi uzak bir geçmişin anılarını, eski arkadaşlıkları ve Clarissa’nın gençliğinde yaptığı tercihleri canlandırır zihninde. Bütün yaşamı, ilişkileri ve sıradan, tekdüze evliliğine götüren olaylar bir bir geçer gözlerinin önünden.

Clarissa çevresinde sürüp giden hayata ve o hayatın içindeki sayısız insana odaklanırken, yazar da çeşitli karakterler arasında gidip gelir ve onların yaşadıklarını Mrs. Dalloway’in akıp giden gününün içine yerleştirir. Virginia Woolf, Clarissa Dalloway’in hayatında bir günü, en yetkin temsilcisi olduğu bilinçakışı tekniğiyle anlattığı bu romanında, erkekle kadın ve iki kadın arasındaki ilişkilere de bir pencere açıyor; karakterlerin her birinin iç dünyasına okuru da dahil ediyor; geçmişe ait benzersiz ama acı veren imgeleri bugünün imgelerine katıyor, toplumun dayattıklarının altında boğulan arzuları incelikle işliyor. Hayatı ve dış dünyayı her bir karakterinin gözünden ve zihninden muhteşem bir çözümlemeyle sunarken, zamanının ruhunu da başarıyla yansıtıyor.

“Sevmek insanı yalnızlaştırıyor, diye düşündü.”

“Bir kitap duygusaldı; hayata karşı bir tavır duygusaldı.”

“Sonra insanın içinde (daha bu sabah hissetmişti) korku oluyordu, kahredici bir yetersizlik; insanın ana-babası bu hayatı eline sonuna kadar yaşansın, serinkanlılıkla yaşansın diye veriyorlardı; yüreğinin ta içinde büyük bir korku vardı.”

“Çünkü söylemeye değer tek şeyin insanın hissettikleri olduğunu hissediyordu. Zekâ saçmalıktı. İnsan hissettiğini söylemeliydi.”